obezite diyetisyeni

Günümüzde 1000’den fazla zayıflama diyeti yaklaşımı var!

Prof. Dr. Şeref Zileli’yi Anma ve Hacettepe İç Hastalıkları Günü’nde multidisipliner yaklaşım ile obezite ele alındı. Endokrinoloji, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, beslenme, spor hekimliği, psikiyatri, ve genel cerrahi alanlarında yapılan sunumlar ile obezite masaya yatırıldı.

Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Açıkgöz obeziteye multidisipliner olarak yaklaşılan günde obezite ve beslenme ilişkisini şu sözlerle aktardı:

Obezite; genel olarak genetik, metabolik ve çevresel faktörlerle etkileşimde olan ciddi ve kompleks bir hastalıktır. Obezite sıklığındaki artışa paralel olarak, literatürde ve medyada da zayıflama diyeti yaklaşımlarında da artış görülmektedir. Günümüzde 1000’den fazla zayıflama diyeti yaklaşımının olduğu bildirilmiştir. Belirtilen diyet yaklaşımlarının bazıları bilimsel kanıtlara dayansa da, bazıları destekleyici kanıtları olmasa da, bir veya birkaç besin grubunun diyetten çıkarılmasına veya sadece tek bir besinin diyette tüketimine dayanmaktadır. Bilimsel kanıtlardan yoksun bu diyetler moda veya popüler diyetler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki ağırlık kaybının sağlanmasında veya sürdürülmesinde her bireye önerilebilecek evrensel olarak kabul gören tek bir diyet yaklaşımı bulunmamaktadır. Bireye yapılacak önerilerde obezitenin derecesi, beslenme alışkanlıkları, yandaş diğer hastalıklar, laboratuvar bulguları vb göz önünde bulundurulması gereken çok sayıda faktör söz konusudur. Aynı zamanda obezitenin diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser vb çok sayıda hastalığın riskini artırıcı bir faktör olduğu da unutulmamalıdır. Örneğin; yapılan çalışmalar ağırlık kaybı amacıyla uygulanacak düşük karbonhidrat ve yüksek protein içerikli diyet yaklaşımlarının yüksek doymuş yağ içerikleri ve yüksek miktarda tüketilen kırmızı et nedeniyle kardiyovasküler hastalıklar ve kanser riskinde artışa neden olabileceğini göstermektedir. Literatürde Akdeniz tipi beslenme tarzı, bireyler tarafından uygulanabilirliğinin daha kolay olması ve alınan sonuçların olumlu ve sürdürülebilir olması nedeniyle öne plana çıksa da, her birey bireysel olarak değerlendirilmeli ve bireye uygun diyet yaklaşımı seçilmelidir.

Obezite ve egzersiz

Egzersizin obezite üzerine etkilerini katılımcılar ile paylaşan Prof. Dr. Haydar Demirel şunları kaydetti:

Egzersizin kolesterol ve kan basıncını düşürmesi, kalp krizlerini önlemesi, meme ve kolon kanserleri başta olmak üzere çeşitli kanser risklerini azaltması, anksiyete ve depresyonu önleyerek kişinin kendini daha iyi hissetmesi gibi 35 farklı hastalık veya hastalık risk faktörü üzerine olumlu etkisi olduğu bilinmektedir. Bunlar içerisinde en önemlilerinden birisi de egzersizin metabolizma üzerine etkisidir. Egzersiz metabolizmayı hızlandırarak daha fazla kalori harcamamıza neden olarak kilo kontrolüne yardımcı olur. Obezite ilgili genetik eğilimi olan bireylerde bile düzenli egzersiz obezite görülmesini yüzde 40 civarında düşürmüştür.

Egzersiz tek başına kilo vermekte yeterli midir?

Egzersizi obezitenin önlenmesi ve tedavisinde sadece kilo kontrolündeki rolü açısından değil kardiyometabolik risk faktörleri üzerindeki etkileri açısından da ele almak gerekir. Haftada 5 gün, günde 30 dakikalık orta şiddette yapılacak egzersizler kilo alınmasının engellenmesinde ve kronik hastalıkların önlenmesi ile risk faktörlerinin azaltılmasında oldukça önemli rol oynarken, diyet kısıtlaması olmaksızın kilo verilmesinde sınırlı etki gösterirler. Bu nedenle Egzersizin önemli ölçüde bir kilo kaybına yol açması isteniyorsa önerilen egzersiz her seferde 60 dakika civarında yapılan ve haftada toplamda süresi 300 dakikaya ulaşan egzersizlerdir. Diğer yandan morbid obezlerin egzersiz programına başlamadan önce diyet yolu ile vücut ağırlıklarını belirli bir seviyeye düşürmeleri Egzersizin kilo kontrolündeki en önemli etkisi, sadece diyetle verilen kiloya göre çok daha sağlıklı kilo verilmesini sağlaması ve verilen kilonun yeniden kazanılmasını engellemesine ilişkindir. Diyete egzersiz ekleyen morbid obezlerde aynı miktarda kilo kaybı söz konusu olsa da karın çevresi genişliği ve karaciğer yağlanmasında daha ciddi bir azalma görülmüştür. Sonuç olarak,obezite tedavisi mutlaka fiziksel aktivite ve egzersizleri içermelidir.

Aerobik egzersiz mi? Kuvvet Egzersizleri mi?

Kuvvet egzersizlerinin aerobik egzersiz programına eklenmesi vücut kompozisyonunu yağın azaltılması ve yağsız kütlenin artırılması yönünde değiştirir. Böylece kas kütlesinin arttırılması bir yandan gün içerisinde daha fazla enerji harcanmasını sağlarken diğer yandan insülin direnci ve diyabet gelişiminin engellenmesinde de önemli rol oynar. Bu nedenle aerobik egzersizlere haftada 2-3 gün ana kas gruplarını içeren 8-10 kuvvet egzersiz programını da ilave etmek gerekir.

Obezitede ilaç tedavisi

Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, obezitede ilaç tedavisinin ayrıntılarını toplantıda şu sözlerle aktardı:

İnsan vücudunda enerji dengesi ve iştah, beyin önderliğinde, mide-barsak, karaciğer, yağ ve kas dokularının yer aldığı hormonal ve sinirsel mekanizmalarla çok sıkı bir şekilde kontrol edilir. Bu mekanizmalar, kilo kaybı durumunda kilonun geri kazanılmasını tetiklemektedir. Yaşam tarzı ve davranış değişiklikleri obezite tedavisinin temelini oluşturur. Bu değişikliklerin kilo kaybı ve uzun dönem idamesinde başarısız olduğu durumlarda tedaviye ilaçlar eklenebilir. Bu ilaçlarla sağlanan %5-10 kilo kaybı, obeziteye eşlik eden metabolik riskleri azaltır.

Obezitegelişiminde rol oynayan çok sayıda faktör kişiden kişiye farklılık gösterebileceği için bir ilaç her hastada etki göstermeyebilir. Yeni genetik ve kan belirteçleri yakın gelecekte obez hastalarda ilaç tedavisinin bireyselleştirilmesine olanak sağlayabilir.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-obeziteyi-multidisipliner-degerlendirme-gozardi-edilip-ameliyat-turu-ticari-urun-gibi-pazarlaniyor-11-681-80675.html
hemipleji, inme, parapleji, felç, stroke, felç hastalığı, inme beslenme tedavisi, felçli hasta beslenmesi

Spor hekiminin görev ve yetkileri nelerdir?

Spor Hekimliği, spora bağlı ortaya çıkan yaralanmalar ve bunların engellenmesi, teşhisi ve tedavisi ile ilgilenen bir tıp alanıdır. Yaralanmanın engellenmesi ve tedavisi ile sporcunun sağlığını en uygun şekilde idame ettirmek ve performansını en üst düzeye çıkarmak amaçlanmıştır.

  • Sporcu sakatlanmaların önlenmesi, sakatlık gerçekleşmiş ise tanısı, tedavisi ve rehabilitasyonunun sağlanması.
  • Sporcu performansının antrenman, beslenme ve psikoloji yolları ile artırılmasına destek olunması. Beslenme desteği için Beslenme ve Diyet Uzmanı ile çalışılır ya da konsültasyon yapılır. Psikolojik destek için ilgili hekimin görüşü alınır.
  • Diğer hastalıkların tedavisi ve yönetiminin sağlanması.
  • Kronik hastalığı ya da fizyolojik durum değişikliği olan veya sağlıklı kişilerde egzersiz reçetelenmesinin yapılması.
  • Özel gruplarda (yaşlılar, çocuklar, gebeler) egzersiz ihtiyaçlarının karşılanır.
  • Değişik iklim ya da derinlik koşullarında tıbbi destek sağlanır.
  • Doping gibi biyoetik konularla ilgilenir.