diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Dışarıda yemek yiyenler daha fazla kimyasala maruz kalıyor!

Dışarıda sıklıkla yemek yiyenler, zararlı kimyasal maddelere daha yüksek seviyede maruz kalıyor.

Medicaldaily internet sitesinde yayımlanan habere göre, Silent Spring Enstitüsündeki araştırmacıların, ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi’ne (NHANES) katılan 10.100 kişinin verileri üzerinden yaptığı araştırma, dışarıda yemek yiyenlerin PFAS olarak da adlandırılan zararlı kimyasal maddelere daha fazla maruz kaldıklarını ortaya koydu.

Araştırma kapsamında katılımcılara, son bir gün, hafta ve yılda içinde yedikleri öğünler soruldu. Kan tahlilleri yapılan katılımcılardan evde beslenenlerin kanlarında, dışarıda yemek yemeyi daha çok tercih eden bireylere oranla daha az seviyede kimyasal maddeye rastlandı.

Evde hazırlanan yemekler daha sağlıklı

Uzmanlar, evde hazırlanan yemeklerin restoranda hazırlananlardan daha sağlıklı olduğunu ve daha az PFAS içerdiğini kaydetti. Restoranlarda bulunan gıdaların özellikle depolanma aşamasında bu zararlı kimyasallara yüksek düzeyde maruz kaldıkları belirtildi.

PFAS’lar kanser gibi rahatsızlara yol açıyor

PFAS’ların kanser, üreme, tiroit sorunları ve düşük doğum ağırlığı gibi rahatsızlıklara yol açtığına vurgu yapıldı.

Araştırma ekibinden Laurel Schaider, PFAS’lar ve tüketilen yiyeceklerin hazırlandığı yerler arasındaki bağı ortaya koyan bir araştırmanın ilk kez yapıldığını ifade etti. Paketlenerek depolanan gıda malzemelerinin BPA ve fitalat benzeri başka kimyasal maddeleri içerdiği de kaydediliyor. Çalışmanın ayrıntıları Environmental Health Perspectives dergisinde yayımlandı.

https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-disarida-yemek-yiyenler-daha-fazla-kimyasala-maruz-kaliyor-11-681-83594.html
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-disarida-yemek-yiyenler-daha-fazla-kimyasala-maruz-kaliyor-11-681-83594.html
çay kahve kanser

Çay ve kahve akciğer kanseri riskini artırabilir!

ABD’de yapılan araştırma, yaşam süresini artırdığı, depresyon, kalp krizi ve bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını azalttığı bilinen kahve ve çayın, günde en az iki fincan içildiğinde sigara tiryakisi olmayanlarda bile akciğer kanseri riskini artırabileceğini ortaya koydu.

LiveScience‘nin haberine göre, ABD’de Vanderbilt Üniversitesi‘nde görevli bilim insanı Jingjing Zhu liderliğinde yürütülen araştırma, yaşam süresini artırdığı, depresyon, kalp krizi ve bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını azalttığı bilinen kahve ve çayın, günde en az iki fincan içildiğinde sigara tiryakisi olmayanlarda bile akciğer kanseri riskini artırabileceğini ortaya çıkardı.

Araştırma kapsamında ABD ve Asya’da 1,2 milyon kişinin katıldığı 17 farklı araştırmanın verileri incelendi. Katılımcıların ortalama 8,6 yıl boyunca takip edildiği ve 20.500’den fazlasının süreç içinde akciğer kanserine yakalandığı belirtildi. Uzmanlar, sigara içmeyenler için günde iki ya da daha fazla fincan kahvenin, akciğer kanseri riskini %41, iki ya da daha fazla bardak çayın da %37 oranında artırdığı sonucuna vardı. Risk oranında, kişinin yaşı, ırkı ve içtiği kahvenin türüne göre önemli bir değişiklik gözlenmediği, bilhassa kafeinsiz kahvenin, kafeinli olandan %15 daha yüksek risk oranıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Zhu, araştırmalarının gözleme dayalı olduğuna, kahve ile akciğer kanseri arasındaki neden sonuç ilişkisini tam olarak bilmediklerine işaret ederek, kavurma aşamasında ortaya çıkan bir durumun riski artırıyor olabileceğini aktardı. Araştırmanın bulguları, Amerikan Kanser Araştırma Derneği‘nin 31 Mart’ta düzenlenen yıllık toplantısında sunuldu. Levine Kanser Enstitüsü’nden doktor Julie Fisher, bulguları “ilginç ve merak uyandırıcı” sözleriyle nitelendirirken, bu bağlantıya ilişkin daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ifade etti.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/cay-ve-kahve-akciger-kanseri-riskini-artirabilir/1441630
diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Türkiye’deki diyetisyen sayısı ve kamu kurumlarında diyetisyen istihdamı!

1962 yılından beri var olan Beslenme ve Diyetetik bölümü ilk mezunlarını 1966 yılında vermiştir. Günümüzde ise 76 üniversite bulunan Beslenme ve Diyetetik bölümü diyetisyen yetiştirmeye devam etmektedir.

Her yıl mezun sayısı artarken sağlık bakanlığının 2012-2018 yılları içindeki diyetisyen istihdamı1

1.656 Diyetisyen olup şu anda Sağlık Bakanlığı bünyesinde toplamda 1.957 diyetisyen bulunmaktadır2. Elde ettiğimiz verilere göre son 7 yılda 4. sınıf öğrencileri baz alınmadığında toplamda 15.300 mezun diyetisyenin 1.656’sı Sağlık Bakanlığı tarafından istihdam edilmiştir. Dolayısıyla mezunların yalnızca %10.8’i devlet tarafından istihdam edilmiştir. Mevcut 15.300 diyetisyen sayısının  bu yıl ve önümüzdeki yıl mezunları da eklendiğinde 23.204′ ü  bulması öngörülüyor. Yani 2018-2019 ve 2019-2020 mezunlarıyla birlikte mezun diyetisyen sayısının 7.904  kişi artması beklenmektedir.3

WHO, DSÖ, Dünya sağlık örgütü

Türkiye’ de diyetisyen istihdamı bu denli düşük oranlarda iken Dünya sağlık Örgütü ( WHO) 2018 Avrupa Sağlık Raporu’na göre Türkiye, Avrupa’nın en obez ülkesi olarak kayıtlara geçmiştir.4

Türk diyabet cemiyeti

Türkiye Diyabet Cemiyeti’nin yapmış olduğu TURDEP-1 çalışmasından 10 yıl sonra yapılan TURDEP-2 ‘ye göre diyabet oranının %90 arttığı görülmüştür.5

Aynı zamanda TURDEP-1 çalışmasında Türkiye’de prediyabet prevalansı %6.7 iken TURDEP-2 çalışmasında %30.4’e yükseldiği saptanmıştır.5

Son 20-25 yıllık süreçte yetişkinlerde olduğu gibi çocukluk çağı obezitesinde de  eş zamanlı artışların görüldüğü ve epidemiyolojik boyutlara ulaştığı çalışmalarla gösterilmiştir. Şişmanlık/obezite oranı çocuklarda 2020’lerde %30-50 oranında artacağı tahmin edilmektedir. Yakın gelecekte bu sorunun çok büyük sosyoekonomik ve halk sağlığı yükü oluşturacağı bildirilmiştir.6

obez çocuk spor, diyet

Beslenme tedavisinin doğrudan etkilediği hastalıkların prevalasındaki bu artışa rağmen Türkiye’de bulunan 851 hastanenin 650 tanesinde diyetisyen bulunmaktadır.

Kamu bünyesinde hizmet veren diyetisyen sayısının azlığı insanların doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmasını yetersiz kılmaktadır.

Bilgi kirliliği giderek artmaktadır. Bu durum zayıflama hapları, zayıflama çayları, yanlış detokslar vs…  gibi insan sağlığını hiçe sayan gayriresmi yolların önünü açmaktadır.

Hükümetimiz Türkiye’yi Avrupa ve Batı Asya’nın sağlık üssü haline getirmek için girişimlerde bulunma kararı aldı. Bu noktada AB Ülkelerinde 100 bin kişiye düşen diyetisyen sayısı 16-24 arasında değişiyorken bu oran ülkemizde 100 bin kişiye 5 diyetisyene kadar düşmektedir. Bu girişimlerde diyetisyen sayısındaki yetersizlik göz ardı edilmemelidir.

Obezite ile mücadelede açılacak olan obezite merkezi sayısının artırılmasını ve buralarda aktif hizmet verecek olan diyetisyenlerin kamudan bulunan diyetisyenlerin kaydırılması ile değil atanmayı bekleyen diyetisyenlerin istihdam edilmesiyle karşılanmasını talep ediyoruz.

Ayrıca  Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) sağlık taraması testi getirilerek güzel bir adım atılmıştır. Fakat bu sistemden tam anlamıyla verim alınabilmesi için sonuçlar hekim tarafından değerlendikten sonra bireyin tedavisine uygun doğru beslenme programı diyetisyenler tarafından hastaya uygulanmalıdır. Herkesin mahallesinde bir aile diyetisyeni olması artık bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Buna karşın ASM’lerde gebelere, emziklilere eğitimler anne çocuk hastalıklarındaki her türlü beslenme tedavisini  ve yaklaşımını 4 yıllık lisans eğitimiyle tamamlamış olan diyetisyenler tarafından değil ebeler veya hemşireler tarafından verilmeye çalışılmaktadır.

Kamu bünyesinde çalışan diyetisyen yetersizliği sebebiyle polikliniklerde tıkanıklık yaşanmaktadır. Çoğu zaman 4-5 hastaya aynı anda bakılmak zorunda kalınması sebebiyle hasta ve diyetisyen için verim düşmektedir. Randevular bazen 1-2 ay sonraya verilmek zorunda kalındığı için hastanın diyete uyumunun takibi zorlaşmaktadır.

Oysa Sağlık Bakanlığı diyetisyen el kitabında hastanın motivasyonunun, diyete uyumunun sağlanması ve değerlendirilmesi için mümkün olduğu kadar sık görüşme yapılması önerilmektedir.12

Centers For Medicare & Medicate Services önerilerine göre ilk ay için haftada bir, 2-6. ay için 15 günde bir 7-12. aylarda ayda bir yüz yüze görüşme önerilmektedir. İlk görüşmede genel olarak 1 saate ihtiyaç duyulduğu sonraki görüşmelerde 20-30 dakikaya ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir.11  

diyetisyenler, beslenme uzmanları, diyet doktorları, beslenme ve diyet uzmanları

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda Aile Sağlığı Merkezlerinde diyetisyen bulunması obezite tablosunun düzeltilmesi, kalp damar hastalıkları, inme, hipertansiyon, tip2 diyabet, kanser, osteoartirit, safra hastalıkları , reflü, solunum yetmezliği gibi hastalıkların prevalansının azaltılması özetle halk sağlığının iyileştirilmesi için etkili bir adım olacaktır.8

tbs hijyen mutfak aşçı

Aynı zamanda palyatif, onkoloji, hematoloji, kalp damar, yanık ünitesi, diyaliz, nefroloji servislerinde diyetisyen bulunması gerekirken kamu bünyesinde bulunan diyetisyenler mutfak ve polikliniklerdeki görevlerinden ötürü servise yetişememektedir. Oysaki ASPEN çalışmalarında paranteral beslenmede diyetisyenin etkin görev alması hataları ve komplikasyonları azaltmıştır. ASPEN enteral paranteral beslenme yapılan her birimde en az bir diyetisyen bulunmasını önermektedir.9

beslenme uzmanı iş ilanları

Diyetisyenler daha çok obezite, ağırlık denetimi konusunda anılıyor olsa da, kardiyovasküler aterosklerotik hastalıklarda beslenme tedavisi, hipertansiyonda beslenme tedavisi, metabolik sendrom beslenme tedavisi, diabetes metillus beslenme tedavisi, kanserden korunma ve kanserde beslenme tedavisi, gastrointestinal sistem hastalıkları beslenme tedavisi, böbrek hastalıklarında beslenme tedavisi, Karaciğer hastalıkları beslenme tedavisi, romatizmal hastalıklarda beslenme tedavisi, enfeksiyon hastalıklarında beslenme tedavisi, nörolojik hastalıklarda beslenme tedavisi, psikiyatrik hastalıkların beslenme tedavisi,  cilt  hastalıkları beslenme tedavisi, enteral paranteral beslenme, preamatüre bebeklerde beslenme, protein- enerji malnutrüsyonu (PEM) beslenme tedavisi, emilim bozuklularında beslenme tedavisi, gastroenteritler beslenme tedavisi, doğuştan metabolizma hastalıkları tedavisi, doğumsal kalp hastalıkları beslenme tedavisini gerçekleştiren meslek grubudur. Aynı zamanda toplu beslenme kurumlarında beslenme programını hazırlayan besin güvenliğini sağlayan meslek grubudur.

diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Bunlara ek olarak Milli Eğitim Bakanlığının Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı 9 sayılı kurul kararı gereğince yiyecek içecek hizmetleri öğretmenliği branşı istihdamında besin teknolojisi öğretmenliği, aile ekonomisi ve beslenme öğretmenliği, gastronomi ve mutfak sanatları bölümü, yiyecek içecek işletmeciliği bölümü ve beslenme ve diyetetik bölümüne tercih hakkı verilmiştir. Ancak bu 5 bölüm arasından sadece beslenme ve diyetetik bölümü mezunu ve pedagojik formasyona da sahip kişilere öncelik koşulu koyulmuştur. Bu öncelik koşuluna göre beslenme ve diyetetik bölümü mezunu biz diyetisyenler KPSS genel kültür genel yetenek ve eğitim bilimleri sınavlarından yüksek puan alsak dahi diğer 4 bölüm mezunlarının ataması yapılmadan bizim başvurumuz değerlendirmeye alınmamaktadır. Milli eğitim bakanlığı 2018 kasım sözleşmeli öğretmenlik atamasında yiyecek içecek hizmetleri öğretmenliğine 20 kadro açmıştır Yiyecek içecek hizmetleri branş sıralamasında Türkiye derecesi yapan ilk 20 de olan birçok diyetisyen ise bu öncelik koşuluna takılarak mağdur olmuş ve ön başvuruları değerlendirmeye alınmamıştır. Ön başvurular sonucu yiyecek içecek hizmetleri öğretmenliği 77 taban puanıyla kapanırken 88 puan alan ve başvuran  diyetisyenler açıkta bırakılmıştır.10

ösym kpss diyetisyen atamaları 2017

Beslenme her canlının yaşamının devamı için elzemdir. Doğru beslenme tedavisinin bütün hastalıklarda doğrudan veya dolaylı olarak olumlu etkisi vardır.

sınav eş anlamlısı, sınav diyet, sınav dönemi beslenme, sınav sonuçları,

Bizler öğrencilik eğitimimiz boyunca hep çalışan emek veren başarılı öğrenciler olduk

Diyetisyenler olarak yüksek puanlarla bölüme yerleşerek lisans eğitimimizi tamamladık. Hepimiz ciddi emekler verdik. Emeklerimizin karşılığını almak istiyoruz.

Dikkat, ünlem

En dinamik genç yaşlarımızda işsizlik nedeniyle evlerimizde boş boş oturmaya mahkum olduk

Bu durum hepimizin psikolojisini yıprattı.

Ailelerimize karşı mahcup haldeyiz

Özel sektör tıkanmış durumda asgari ücretin altında maaşlarla bile iş bulamıyoruz. Ülkenin eğitimli çalışkan gençleri vatanına hizmet etmek yerine işsizlik nedeniyle boşluğa bırakılmış ve bizler maddi ve manevi olarak yıkılmış durumdayız. Bakanlığın dinamik ve nitelikli gençlere sahip çıkmasını ve alım sayımızı artırmasını talep ediyoruz.

Toggle Title

Yararlanılan kaynaklar

1)ÖSYM 2012-2018 yılları tercih kılavuzlarından derlenmiştir.

2)Cumhurbaşkanı İletişim Merkezi BİLGİ İŞLEM DAİRE BAŞKANLIĞI tarafından yanıtlanmıştır

3)Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi Sağlık İnsan Gücü Planlama Dairesi tarafından yanıtlanmıştır.

4)Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2018 Avrupa Sağlık Raporu

5)Satman I, Yılmaz T, Sengül A et al. Population-based study of diabetes and risk characteristics in Turkey:results of the turkish diabetes epidemiology study (TURDEP) Diabetes Care 2002;25:1551-6

6) Branca, F. Nikogosian, H. Lobstein, T. (2007). The Challenge of Obesity in the WHO European Region and The Strategies for Response; WHO Regiobal Office for Europe, Denmark. 1-70.

7) Beto, A. J., Fand, L. D., Ramirez, E. W., & Bansal, K. V. (2014). Medical Nutrition Therapy in Adults with Chronic Kidney Disease: Integrating Evidence and Consensus into Practice for the Generalist Registered Dietitian Nutritionist. J Acad Nutr Diet.; 114:1077-1087

8) Karasalihoğlu, S. (2005). Çocukluk Çağı Obezitesi, Türkiye Klinikleri Journal International Medical Scinces, 1(37),66-71.

9)ASPEN, Influence of Dietitians in Preventing Paranteral Nutrition Prescription Errors in Childrens

10) Milli egitim bakanligi Talim Terbiye kurulu Başkanlığı ogretmenlik alanlari atama ve ders okutma esaslari 20/02/2014 tarihli 9 sayılı kurul kararı

11)Sağlık Bakanlığı Diyetisyen El kitabı syf. 150

12)Centers for Medicare&Medicate Services’s advices

nobel tıp ödülü 2016

Nobel Tıp Ödülü kanser tedavisine gitti!

Nobel Tıp Ödülü, kanser tedavisi araştırmaları için Nobel Tıp Ödülü James P. Aliison ve Tasuku Honjo ‘ya verildi.

Nobel Tıp Ödülü, bu yıl kanser alanındaki çalışmalarıyla tıp dünyasına yaptıkları katkılardan ötürü ABD’li James P. Allison ile Japon Tasuku Honjo arasında paylaştırıldı. Nobel Komitesinden yapılan açıklamada, 2018 Nobel Tıp Ödülü’nün bu yıl kanser alanındaki çalışmalarıyla tıp dünyasına yaptıkları katkılardan ötürü ABD’li James P. Allison ile Japon Tasuku Honjo’ya verildiği belirtildi.

Açıklamada, bilim insanlarının negatif bağışıklık düzenlemelerini önleyen kanser tedavi yöntemini keşfettikleri için ödüle layık görüldüğü ifade edildi. Açıklamada,

2018 Nobel Ödülü sahiplerinin yaptığı keşiflere kadar kanser tedavisi konusunda sınırlı bir klinik gelişme kaydedilmişti. Bağışıklık kontrol noktası olarak adlandırılan terapi yöntemi kanser tedavisinde çığır açarak kansere olan bakışımızı biçimimizi kökten değiştirdi, denildi.

Her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine yol açan kanserin, insanlığın en büyük sorunlarından biri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, bu yılın Nobel Tıp Ödülü’nün kazananları bağışıklık sistemimizin kanserli hücrelerle savaşma kabiliyetini uyararak kanser tedavisinde yepyeni bir ilke ortaya koydu, değerlendirmesinde bulunuldu.

Tasuku Honjo kimdir?

1942 yılında Japonya’nın Kyoto şehrinde doğan Tasuku Honjo, 1992’de bağışılık hücrelerinde PD-1 adını verdiği bir proteinin bir tür fren işlevi gördüğünü keşfetti. Söz konusu keşifte hareketle ilgili proteini bastırarak bağışık hücrelerini kanserli hücrelere karşı harekete geçirmeye yönelik terapiler geliştirildi.

James P. Allison kimdir?

1948 yılında ABD’nin Houston şehrinde doğan James P. Allison ise bağışıklık hücrelerinin çalışmasına ket vuran CTLA-4 adlı bir başka proteinin varlığını keşfederek, bağışıklık sistemini kanser hücreleriyle savaşmaya teşvik edecek terapi yöntemleri geliştirilmesinin yolunu açtı.

Nobel tıp ödülü

1901’den bu yana verilen Nobel Tıp Ödülü’ne bugüne dek 211 bilim insanı layık görüldü. Ödül, 39 kez tek kişiye verilirken, 32 ödül 2’şer kişi, 36 ödül de 3’er kişi arasında paylaştırıldı.

32 yaşındaki Frederick G. Banting, Nobel Tıp Ödülü’nü alan en genç bilim adamı oldu. İnsülini keşfeden Banting, ödüle 1923 yılında layık görülmüştü. 1966 yılında “tümöre neden olan virüsleri” bularak Nobel Tıp Ödülü’nü alan 87 yaşındaki Peyton Rous ise ödülü alan en yaşlı bilim adamı olarak tarihe geçmişti.

Nobel Tıp Ödülü’nü kazananlara para ödülünün yanı sıra İsveçli heykeltıraş ve gravürcü Erik Lindberg tarafından tasarlanan madalya da takdim ediliyor. Madalyada kucağında açık bir kitap tutan bir kadın ve yanında su verdiği kız çocuğunun bulunduğu bir kabartma bulunuyor.

Madalyaya Vergilius’un Aeneid adlı eserinden bir alıntı, “Inventas vitam juvat excoluisse per artes” ifadeleri yer alıyor. İfade Latincede, “Yeni buluşlar, sanatla güzelleşen hayatı daha da zengin kılar” anlamına geliyor.

Star
http://www.star.com.tr/saglik/nobel-tip-odulu-kanser-tedavisine-gitti-haber-1390841/
kayseri erciyes üniversitesi beslenme ve diyetetik

Onkoloji hastalarına “zeytinyağlı propolis ile besin desteği” uygulanıyor

Prof. Dr. Sibel Silici, arıların kovanı kapladığı propolis maddesini zeytinyağında çözdürüp, özellikle kanser tedavisinde kullanılan etkili bir gıda takviyesi elde ettiklerini söyledi. Prof. Dr. Sibel Silici, zeytinyağlı propolisin ERÜ hastanelerinin Onkoloji ve Pediatri bölümlerinde binin üzerindeki hastada başarıyla kullanıldığına dikkati çekti.

Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sibel Silici, arıların kovanı kapladığı propolis maddesini zeytinyağında çözdürüp, özellikle kanser tedavisinde kullanılan etkili bir gıda takviyesi elde ettiklerini söyledi.

25 yıldır üzerinde çalışılıyor

25 yıldan beri propolis üzerinde çalışan, 300’den fazla uluslararası ödül, TÜBİTAK ve TUBA ödülleri sahibi Prof. Dr. Sibel Silici, tamamen yerli ve milli zeytinyağı ile propolisi buluşturup, patentini aldı. Piyasada alkol ve suyla çözdürülen propolisi zeytinyağı ile bütünleştiren ürünü Erciyes Üniversitesi Teknokent’te geliştiren Prof. Dr. Sibel Silici, zeytinyağlı propolisin ERÜ hastanelerinin Onkoloji ve Pediatri bölümlerinde binin üzerindeki hastada başarıyla kullanıldığına dikkati çekti.

Prof. Dr. Silici, sadece eczanelerde satılan oldukça yararlı bu gıda takviyesiyle ilgili şunları söyledi:

Son yıllarda propolise ilgi arttı ve tabiki de Türkiye’de bir sektör oluştu. Farklı çözücülerle hazırlanan değişik propolis tipleri var. Bu konuda tüketiciler son derece endişeli. Acaba hangi propolisi kullanmalıyım, ne kadar kullanmalıyım. Hangi hastalık için kullanmalıyım. Propolisin faydaları çok fazla. Her şeyden önce güçlü antioksidan, antimikrobiyel özellikleri var. Biz, 2 yıl önce farklı bir propolis hazırlamak istedik. Zaten çalışmalarımızda kanser için kullanılan kemoterapi ilaçlarının yan etkilerini azaltmak için çok sayıda projemiz vardı ve bu projelerde propolisi kullanmıştık. Biz de bir ürün hazırlayalım istedik. Yalnız bu üründe alkol ve kimyasal içermemesi, bizim için öncelikti. Çünkü, pek çok hastalıkta alkolün kullanılmaması gerektiği için alkolsüz bir ürün yapmak istedik. Tabii bir de dini gerekçelerle alkol içeren propolis kullanmak istemeyenler vardı. Biz bunu tamamen yerli ve milli olma düşüncesi ile ülkemizde de çok önemli üretim potansiyeli olan zeytinyağında hazırladık. Özel üretim bir eczacı tarafından hazırlanan zeytinyağını biyoteknolojik yöntemlerle çözdük. Son üründeki aktif madde olan kafeik asit fenetil ester’i elde ettik. Buna göre de dozlama yaptık. Koruyucu ve tedaviye destek amaçlı kullanılıyor. Birçok hastanenin onkoloji servisindeki hastalar kemoterapi öncesi bu ürünü kullanıyorlar ve son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Kemoterapiden önce kullanılması, bu tür ilaçların yan etkilerini ortadan kaldırması anlamında da çok başarılı. Pediatride çocuklarda da kullanılabiliyor. Zaten Propolis’in antimikrobiyel özelliği nedeniyle antibiyotik kullanmaya bağımlı kalmış çocuklarda, çocukların antibiyotik kullanmaması gerekiyor. Bunun yerine kimyasal ürün içermeyen propolis ürün başarı ile kullanılıyor.

13 proje var

Prof. Dr. Sibel Silici, propolis konusunda Ziraat Fakültesi’nde 13 proje üzerinde çalıştıklarını belirterek, ‘

Ben, 25 yıldır propolis konusunda çalışıyorum. Türkiye’deki ilk doktoralı araştırmacıyım. Şu an laboratuvarda ve Erciyes Üniversitesi’nde araştırma ekibimizle ikisi TÜBİTAK olmak üzere 13 proje yürütüyoruz. Çoğunluğu kemoterapi üzerine. Çünkü kemoterapi ağır ve önemli bir süreç. Hastalık yaşam kalitesini çok etkileyen bir dönem. Bu nedenle doğal ve kimyasal ürün içermeyen ürünlerle takviye sağlamak gerekiyor. Propolisi zeytinyağında hazırlayarak katkı sağladığımızı düşünüyorum. Umarım herkes için çok faydalı ürün olur, diye sözlerini tamamladı.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-erciyes-universitesinde-onkoloji-hastalarina-zeytinyagli-propolis-ile-gida-takviyesi-uygulaniyor-11-681-77893.html
obezler için spor

Obeziteye egzersiz reçetesi!

Obezite, vücudun aşırı yağlanması olarak ifade edilebilir.

Obezite aynı zamanda; tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon,  kanser, uyku apnesi ve respirituar hastalıkları beraberinde getirebilen önemli ve günümüzde çok sık karşılaşılan en büyük sağlık problemlerinden biri haline gelmiştir. Obezite durumunun tespiti adına çoğu kez vücut ağırlığı kullanılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) , BMI (Body Mass Index) yani vücut kütle indeksini hastanın obezite durumunu değerlendirmek için formülize etmiştir. Bu formül hastanın kilogram biriminden ağırlığının, metre birminden boy uzunluğunun karesine oranı ile tespit edilir.

WHO, BMI’in 30 ve üzerinde olmasının obezite tanısı için yeterli olduğunu ve erişkinlerde riskli kilolu grubunun 25 ve üzerindeki değerlerden itibaren olduğunu belirtiyor.

Egzersiz, kilolu ve obez bireylerde en iyi sonuç alınan uygulamadır. Ancak obez hastalar ne yazık ki, egzersizi cezalandırcı veya kötü duruma düşürücü olarak ifade etmektedirler. Bundan dolayı hastalara önce yaşam şekillerini değiştirmeleri için küçük önerilerde bulunmalı ve egzersize daha pozitif yaklaşmalarını sağlamalıyız. Obez bireylere başlangıçta ağır egzersiz programları uygulamak mümkün değildir. Yavaş yavaş başlamalı ve doktorları tarafından obez bireyin sedanter yaşamı ile oldukça aktif yeni yaşamı arasında hastaya uygun egzersiz ile başlangıç yapmaları daha olumlu sonuçlara götürecektir.

Egzersiz reçetesi olarak ifade ettiğimiz, ‘’maksimum egzersiz minimum hasar ile tamamlanmalı’’ prensibi Amerikan Spor Hekimliği Kolejinin önerisi ile her gün ortalama 30 dakika egzersizden geçmektedir. Obez bir hasta aktif yaşam tarzına geçiş yaparken,

  • Egzersiz reçetesine dikkat etmeli,
  • Haftada maksimum 1 kilogram kaybetmeli,
  • Ağırlık kaybı için uygulaması gereken programı haftada 1000 – 2000 kalorilik olmalı,
  • Çok sedanter bir hasta çok hafif egzersizlerle başlangıç yapmaya dikkat etmelidir.
  • Muhakkak bir diyetisyen ile görüşülmelidir.

Aktif yaşama geçiş süresinde orta yoğunlukta egzersizlere; 30 dakika bisiklet sürme, 35 dakika hızlı tempoda yürüyüş, 15 dakika merdiven çıkma, 20 dakika yüzmeyi örnek olarak verebiliriz.

Obezite ve egzersiz

Glutamin

Sporcu beslenmesinde: “Glutamin”

Glutamin insan vücudunda en çok bulunan aminoasittir.

Yoğunluğu en çok iskelet kasında sentezlenir. Travma, kanser ve yaralanma gibi durumlarda yoğunluğu azalmaktadır. Glutaminin bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri tespit edilmiştir. Cerrahi müdahaleler sonrası veya yaralanmalarda yaranın hızlı iyileşmesi yani doku onarımının hızlanmasını, kas onarımının hızlanmasını sağladığı bildirilmiştir. Yoğun egzersiz ve spor durumunda kaslarda meydana gelen ağrının azalmasını, oluşan kas yırtık onarımının hızlanmasını sağladığı bildirilmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda glutaminin kaslara olumlu etkisinden dolayı egzersiz veya sporda performansı arttırdığını bildirirken bazı çalışmalar glutamin kullanımın performansa etki etmediğini bildirmiştir. Standart günlük alınması gereken bir glutamin miktarı yoktur ancak, beslenme ile glutamin ihtiyacı karşılanabilmektedir. Gerekli durumlarda doktor ve diyetisyen tarafından önerilmektedir.

Glutamin oranı yüksek besinler

  • Et kaynakları; kırmızı et, tavuk eti, balık,
  • Kurubaklagiller
  • Sebze kaynakları; maydanoz, pancar, ıspanak
homeopatik ilaç

ABD’de kanser gelişimini durduran ilaç geliştirildi

ABD’deki Oregon Üniversitesi uzmanları dört tip kanserin gelişimini durduracak bir ilaç geliştirdi.

ABD’deki Oregon Üniversitesi uzmanları 4 tip kanserin gelişimini durduracak bir ilaç geliştirdi. KBU2046 isimli ilacın; meme, prostat, kolon ve akciğer kanserlerinin gelişimini durduğu öne sürüldü.

Bilim insanları erken teşhis yapıldığı durumlarda ilaçla bu kanser türlerine yakalanan kişilerin hayatlarının kurtulabileceğini söyledi. Genetik olarak değiştirilmiş kanserli farelerle yapılan araştırmalarda KBU2046 ilacının tümör metastazlarını bastırdığı gözlemlendi.

Üstelik ilacın yan etkisi olmadığı iddia ediliyor. Araştırmayı yürüten Dr. Raymond Bergan,

İlaç proteinle birleşiyor ve protein üzerinde negatif bir etki oluşturmaksızın hücrelerin hareket etmesini engelliyor.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-abdde-kanser-gelisimini-durduran-ilac-gelistirildi-11-681-77538.html
kanser, kanserde beslenme, onkoloji

Araştırmalar sonucu kanserin yayılmasında etkin genler tespit edildi

Kanadalı bilim insanları, kanserin yayılmasında kilit öneme sahip olabileceği düşünülen 11 geni tespit etti.

Nature Communications Dergisi’nde yayımlanan araştırma, yeni tespit edilen hedef genlere ket vurmanın, kanserin canlı hücrelerde metastaz yapmasını engellediğini gösterdi. Alberta Üniversitesi‘nden bilim adamlarının araştırması sırasında kanser hücrelerinin gerçek zamanlı yayılması ve büyümesini canlandıran eşsiz bir platform kullanıldı.

Bilim insanları, bu platformda kanser hücrelerine kısa kıvrımlı RNA taşıyıcılarını enjekte etmek için hücrelerde belirli genlere bağlanan ve bunların faaliyetini durduran moleküler bir araçtan faydalandı.

Daha sonra bu kanser hücreleri embriyonlara yerleştirildi ve kanser salkımları oluşturup oluşturmadıkları gözlendi. Araştırma ekibinin lideri Konstantin Stoletov,

Metastaza giden adımların tümü anlamına gelen yoğun (kanser) kolonilerinin engellendiğini keşfettik, dedi.

Alberta Kanser Vakfı‘ndan John Lewis, araştırmada tespit edilen 11 genin, kanser hücrelerinin yayılmasında önemli rol oynadığını söyledi. Bilim adamları bundan sonraki aşamada metastazla ilişkili genler ve kanserin yayılmasını önlemek için hedef ilaç gibi genetik ürünler üzerinde inceleme yapmayı planlıyor.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-arastirmalar-sonucu-kanserin-yayilmasinda-etkin-genler-tespit-edildi-11-681-77526.html
gözde bulat balkabağı

Balkabağının az bilinen yararları!

Kasım ayı ile beraber göz alıcı rengiyle bal kabağı tezgahlarındaki yerini aldı. Bu muhteşem renge sahip bal kabağının bir o kadar da faydası var.

balkabağı

Bal kabağı iyi bir A vitamini kaynağıdır. Günlük bir porsiyon tüketimi ihtiyacın tam iki buçuk katını karşılar. A vitamini deri ve hücre yapısı ayrıca göz ve görme sağlığı için çok faydalıdır. Bal kabağı içeriğindeki A vitamini sayesinde vücudumuza bu faydaları sağlar. Bunun yanı sıra antioksidanlardan karotoneidlerin iyi bir kaynağıdır.  Bağışıklı sistemi zayıf olan kişilerde oluşan enfeksiyolar kalp hastalıklarını tetikler. Virüsler bazı kanser türlerinin oluşumuna zemin hazırlar.

balkabağı

Karotoneidler ise bağışıklı sistemini güçlendirerek kalp hastalıkları ve kansere yakalanma riskini azaltırlar. Bal kabağının kalorisi oldukça düşüktür. 100 gramı yaklaşık 26 kaloridir. Bu yüzden diyetlerde tercih edilebilir. ancak bizler genelde bal kabağını tatlı olarak tüketmekte ve bunu yaparken de oldukça fazla şeker kullanmaktayız.

balkabağı

Adı üstünde bir meyve olan bal kabağını tüketirken fazla şeker kullanıp bu kadar sağlıklı bir besini sağlıksız hale getirmemeliyiz. Ayrıca bal kabağının lif içeriği yüksektir. Bu yüzden diyetlerimizde tükettiğimizde açlık süresini uzatarak tok tutar. Bunun yanı sıra bağırsaklarımızın dostudur. Bağırsak hastalıklarına karşı koruyucudur.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı

Gözlerinize ve cildinize iyi bakar: “Lütein”

Adı yeni yeni duyulan bir antioksidan; Lütein. Etkinliği hakkında daha çok çalışmaya ihtiyaç olan bu güzel bileşiğin yararları ciltle başlıyor, göz sağlığından, kansere kadar devam ediyor. Peki lütein nedir?

Plazmada var olan belli başlı karatoneidlerden biri lütein:

  • İyi bir antioksidan ve antiinflamatuardır.
  • Kanser başta olmak üzere birçok hastalığa karşı koruyucudur:
  1. Lütein göz sağlığının desteklenmesinde,
  2. Kolon veya meme kanseri,
  3. Tip 2 diyabet ve ilişkili kalp hastalıkları,
  4. Cilt bozuklukları gibi çeşitli sağlık sorunlarını önlemek için kullanılır.

Hangi besinlerde bulunur?

Doğal olarak:

  • yumurta sarısı,
  • brokoli,
  • Brüksel lahanası,
  • yeşil fasulye,
  • bezelye,
  • kabak,  
  • kırmızı üzüm,
  • kivi,
  • mısır,
  • narenciye,
  • ıspanak,
  • balkabağı,
  • lahanagiller (kara lahana) ve
  • sarı/turuncu meyveler (kavunda, kayısı) bol lütein vardır.

E vitamini ile birlikte alımı, görüş keskinliğinin iyileştirilmesinde ve kataraktın, sarı nokta hastalığının tedavisi ve önlenmesine destektir.

Yararlanılan Kaynaklar
Prostat kanseri için koruyucu beslenme özellikleri ‘chemoprevention-gıda’. ÜROONKOLOJİ BÜLTENİ. Mart 2005. Sayı 1. Sayfa 16-22. Beslenme ve Vitamin Destek Tedavisinin Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonunda Etkililiği: Güncel Yaklaşımlar. Turkiye Klinikleri J Ophthalmol 2016;25(2):112-6. ROLE OF ANTIOXIDANTS IN CANCER PREVENTION. Adnan Menderes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi C.1, S.2, s.15-22.

 

Obez onkolojik hastalarda riski artırıyor

Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları, obez veya aşırı kilolu hastalarda etkinliğini yitiriyor olabilir.

Obezitenin birçok kanser türü için daha kötü sonuçlar alınmasına neden olduğu çeşitli araştırmalarda belirtiliyor. Yeni yapılan bir çalışmada ise bilim insanları, ilk defa birikmiş yağ dokuları ile kemoterapi ilaçlarının etkinliği arasında bir ilişki buldu.

Molecular Cancer Research’teAdipocytes Sequester and Metabolize the Chemotherapeutic Daunorubicin” başlığıyla yayımlanan çalışmada, yağ dokularının kemoterapi ilaçlarının etkinliğini azaltabildiği ve tedavilerden kötü sonuç alınabildiği söylendi.

Yağ dokuları kemoterapi ilacını kanserli hücrelerden uzaklaştırıyor

Los Angeles Çocuk Hastanesi Pediatrik Endokrinoloji bölümünde klinik şef olan ve çalışmaya liderlik eden Doç. Dr. Steven Mittelman, antrasiklin ailesine mensup bir kemoterapik olan ve lösemi de dahil birçok kanserin tedavisinde kullanılan daunorubisinin etkinliğinin, adiposit yağ doku birikimi fazla olan bütün hücrelerde azaldığını ifade etti.

Araştırmaya göre, adiposit yağ dokuları kemoterapik daunorubisin’i emiyor ve kanserli çevrelerden uzaklaşmasına neden oluyor. Ayrıca adiposit yağ dokularında bulunan enzimler, kemoterapi molekül yapısında değişikliklere yol açarak kanserli hücrelere karşı daha az toksik olmasına yol açıyor.

Neden kilo veremiyorum?, kilo verememe nedenleri, kilo verememe sebepleri, zor kilo vermek, kiloyu zor vermek, kilo verme zorluğu, insülin direnci kilo vermeyi engelliyor, kilo verirken dikkat edilecekler, kilo verdiren diyet, kilo verdiren gıdalar

Obezler için yağ hücrelerine karşı daha dirençli ilaçlar üretilebilir

Araştırmacılar çalışmayla ilgili,

Sonuçlar insandaki yağ hücrelerinin kemoterapi ilaçlarında moleküler düzeyde değişikliklere yol açabileceğini ve hatta tamamıyla etkisiz hale getirebileceğini gösteriyor. Bu bulgular, omentum, göğüs ve kemik iliği gibi adiposit yağ dokusu açısından zengin kanser bölgeleri için oldukça önemli.

İfadelerine yer veriyor, obeziteli insanlarda standart kemoterapi ilaçlarına duyarlı enzimlere karşı daha dirençli olan ilaçların geliştirilebileceğini söylüyor.

Yağ dokularındaki kemoterapi ilaçlarına duyarlı enzimlerin daha detaylı incelemesinin gelecekteki tedaviler açısından oldukça önemli olduğunu söyleyen araştırmacılar, bu enzimlere karşı daha dirençli ilaçların üretilebileceğini ifade ediyor.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/hekim/tibbi-gelismeler/tr-kilolu-kanser-hastalari-daha-mi-fazla-risk-altinda-2-19-75232.html
kanser, cancer, kaner hastalığı

Türk araştırmacılardan kanseri önleyip yaşamı uzatan bir karışım!

Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde (AKÜ) bir grup bilim insanı, kanseri önleyen ve yaşamı uzatan tamamen doğal ve bitkisel olarak bir karışım yaptı.

AKÜ Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalında görevli Prof. Dr. İbrahim Demirkan çalışmanın sonucunun olumlu olduğunu anlattı. Prof. Dr. Demirkan, karışımın

  • Antep fıstığı reçinesi,
  • sumak reçinesi,
  • polen,
  • çörek otu tohumu,
  • nar kabuğu ve
  • zeytinyağı kombinasyonundan oluştuğunu ifade etti. Prof. Dr. Demirkan,

Çalışmamızda 100 adet fare kullandık. Bunları değişik gruplara ayırdık. Birinci grup, önce ürünü verdik tarafımızdan hazırlanan bu bitkisel kürü. İkinci gruba hem kanser tatbik ettik, hem de ürünü aynı anda verdik. Üçüncü gruba önce kanseri oluşturduk daha sonra bu ürünü tatbik ettik. Biz bunu kanseri önleyip önleyemeyeceği yönünde araştırma yapmak istedik. Neticede gördük ki önceden kullandığımızda bitkisel kürü kanser gelişmedi hiçbir şekilde ancak diğer gruplarda ikinci ve üçüncü grupta farelerin yaşam süresi %100 – 150 oranında arttı. Ayrıca farelerde yaşam kalitesi davranış bozukluğu diğer parametreler yönünden değerlendirildiğinde hiçbir yan etkisi olmadığını tespit ettik. Bu çalışma bilimsel camiada faz sıfır çalışması olarak değerlendirilir. Bundan sonra yapılacak çalışmalar insan üzerinde bu ürünün denenmesi gerekir. Buna da faz bir faz iki ve faz üç çalışması deriz. Klinik çalışmaları da kapsar, dedi.

Kanser hücreleri cerrahi girişimlerle azaltılabilir

Kanser tedavisinin en zor yanının kansere neden olan odağın yok edilmesindeki güçlüklerdir, diyen Prof. Dr. Demirkan konuşmasında,

Kanser hücreleri cerrahi girişimlerle uzaklaştırılabilir, zehirli kimyasallar veya radyasyon ile yıkımlanabilir. Ancak kanser hücrelerinin her birini bölgede bir tane kanser hücresi kalmayıncaya kadar yok etmek çok güçtür. Bir tek kanser hücresi bile tedaviden kurtulsa hastalık yeniden ortaya çıkar. Son yıllarda yapılan çalışmalarda hedefe yönelik akıllı ilaçlar geliştirilmiştir. Nano parçacıklara yüklenmiş modern anti-tumor ajanlar doğrudan hedefe ulaşıp kitlenin içine penetre olarak ilacı orada hedefine bırakıp odakları yok etmek amacıyla tasarlanmışlardır. Dolayısıyla hasta bu sağaltımda minimum komplikasyona maruz kalmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Yaşam süresindeki artık %100 – 150

Fareler üzerinden denenen karışımın olumlu sonuç verdiğini ve farelerin yüzde 100’ün üzerinde iyileşme gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Demirkan, şunları söyledi:

AK27 karışımının tümör oluşturulmasından önce verilmesi kanser gelişimini engellerken aynı anda veya tümör oluştuktan sonra verilmesi kanser kontrol grubu ile karşılaştırıldığında canlı kanser hücre sayısını anlamlı düzeyde azalttığı gözlendi. Dördüncü günden itibaren 12. güne kadar canlı ağırlık artışı bakımında gruplar arasında anlamlı farklar tespit edildi. AK27 uygulanan gruplarda ortalama yaşam süresi 24 ile 26 gün arasında artarken yaşam süresinde yüzde artış 100 ile 150 arasında değişti. Bu çalışmada AK27 doğal bitkisel bileşiminin meme tümörü hücresi ile oluşturulan kanserde dikkate değer oranda kanser önleyici etkisi ile yaşam süresini % 100’ün üzerinde uzattığını gösterdik. Çalışma sonuçları uluslararası SCI-EXP bir derginin Eylül 2017 sayısında yayınlanmıştır.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turk-arastirmacilardan-kanseri-onleyip-yasami-uzatan-bir-karisim-11-681-74847.html
diyetisyen gözde bulat yeşil çay

Yeşil çayın sağlığa katkıları

Çay; Çin, Japonya ve Hindistan gibi Asya ülkelerinde yetişen bir bitki türüdür.

Yaz – kış yaprağını dökmez. Dünya’da ve ülkemizde çok tüketilir. En çok tüketilen üç türü ise yeşil çay, siyah çay ve oolong çaydır.

Yeşil çay, çay bitkisinin yapraklarının kıvırma ile birlikte hemen bir ısıl uygulamaya maruz bırakılarak kurutulması ile oluşur. Kısaca çay bitkisinin fermente olmamış halidir. Oolong çay, çay bitkisinin yarı fermente olmuş haliyken siyah çay ise çay bitkisinin fermente olmuş halidir.

yeşil çay

Yapılan son çalışmalarla yeşil çayın yeşil çay, siyah çay ve oolong çayne ve kalp damar hastalıkları, iltihabi ve nörodejeneratif hastalıkları önleyici ve tedavi edici olduğu bildirilmiştir. Yeşil çayın antioksidan, antiinflamatuar, antimutajenik,antikanserojenik, antianjiyogenik, apoptotik, obezite önleyici, hipolipidemik, antiarterosklerotit, antidiyabetik, antibakteriyel antiviral ve yaşlanmayı geçiktirici etkileri vardır.

yeşil çay, yeşil çay kalorisi, yeşil çay zararlı mı, yeşil çay yararlı mı, doğadan yeşil çay, yeşil çay faydaları, tiroid için yeşil çay

Yeşil çayın kanser önleyici etkileri yapısındaki kateşinlerdendir. Bu etkiler ise şunlardır:

  • kanser hücrelerinin çoğalmasını engeller
  • kanser hücre döngüsünü durdurur
  • etken reseptörleri baskılar
  • sitokinlerin salınımını azaltır
  • mitotik uyarılmaları baskılar
  • mutojeniyi ve genetoksisiteyi önler
  • detoksifikasyon enzimlerini etkileştirir
  • serbest radikalleri temizler
  • kanser hücrelerinin apoptosisini hızlandırır ve anjiojenesini engeller
  • kanser yayılımını engelleyerek kanser ilerlemesini önler.

yeşil çay, yeşil çay kalorisi, yeşil çay zararlı mı, yeşil çay yararlı mı, doğadan yeşil çay, yeşil çay faydaları, tiroid için yeşil çay

Yeşil çay düzenli tüketildiğinde kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır. insanlara nakledilen dokunun bağışıklık sistemince reddedilmesini önler. Diş çürüğü, tartar, ağız kokusunu antibakteriyel özelliği ile önler.

Çayın yapısındaki kateşinlerin kanseri önleme özelliği dışında sindirim sisteminde demirle çözünmeyen kompleksler oluşturarak demirin emilimini önleme gibi olumsuz bir özelliği vardır. Çaya süt veya askorbik asit (C vitamini) ekleyerek veya çayı yiyeceklerle birlikte değilde öğünlerden en az bir saat sonra tüketerek bu etkiye azaltabiliriz.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
SICAK ÇAY DİYETİSYEN AKGÜL

Sıcak tüketilen çaydaki tehlike!

Dumanı üstünde tüten sıcacık çayınızdan bir yudum almak için sabırsızlanıyor olabilirsiniz fakat sadece beş dakika beklemek sağlığınız ve kendiniz için yapacağınız olumlu bir davranış olabilir…

[irp posts=”10227″ name=”Flavonoidlerin kanser üzerine etkileri”]

Kanser riski sekiz kat artıyor

British Medical Journal’da yayınlanan bir çalışmaya göre 70°C üzerinde sıcak içecek tüketimi özofagus yani yemek borusunda oluşabilecek kanser riskini sekiz kat artırabileceği bildirilmektedir.

çay zararlı mı, diyette çay içilir mi, kahvaltıda çay, çay kaç kalori, yeşil çay, siyah çay kalorisi

Çayın sıcak olarak tüketilmesi riski artırıyor

Dünya genelinde her yıl 500.000’den fazla bireyin ölmesine sebep olan özofagus kanseri genel olarak Asya, Güney Amerika ve Doğu Afrika’da görülmektedir. Yaygın olarak nedeninin alkol ve tütün kullanımı olabileceği belirtilmektedir. Aynı zamanda bu bölgelerde içeceklerin sıcak olarak tüketildiği bildirilmektedir. Özellikle Türkiye, Çin, İran ve Güney Amerika’da 70 derece ve üzerinde çay tüketilmektedir.

çay diyet, çay zararlı mı, diyette çay içilir mi, kahvaltıda çay, çay kaç kalori, yeşil çay, siyah çay kalorisi

Örneklem olarak İran alındı

İran’da sigara ve alkol tüketimi çok düşüktür çay tüketiminin fazla olması nedeniyle araştırmacılar çay içme alışkanlıklarıyla kanser riskinin arasındaki bağlantıyı anlayabilmek adına çalışmalar yapmışlardır. Bireylere hafif sıcak, (65 derece ya da daha az) sıcak ( 65-68 derece) ve çok sıcak (70 derece ve üzeri ) çaylar içirilerek karşılaştırmalar yapılmış ve görülmüştür ki; yüksek sıcaklıklarda çay tüketimi kanser riskini arttırmaktadır. Çalışmayı kaleme alan araştırmacılar:

Çalışmamız, sıcak ya da çok sıcak çay içmenin yemek borusunda skuamöz hücreli karsinom riskinde önemli bir artışa yol açtığını gösteriyor.”diyerek tüketilen çay miktarı ile kanser riski arasında herhangi bir ilişki olmadığını belirtmişlerdir.

Sıcak tüketilen yeşil çay da risk taşıyor

Çin’de yapılan farklı bir çalışmada da bireylere sıcak olarak yeşil çay verilmiş ve araştırmacılar yeşil çay tüketiminin kanser riskini olumsuz etkilemediğini fakat sıcak olarak tüketilen yeşil çayın kanser riskini artırdığını bildirmişlerdir.

[irp posts=”9890″ name=”Kanser ve beslenme ilişkisi ortaya konuldu!”]

İngiltere çayını 56 – 60 °C’de içiyor

İngiltere’de yapılan daha önceki çalışmalara göre, sağlıklı nüfusta ortalama sıcaklık tercihinin 56-60 derece olduğu bildirilmiştir.

Isıyla yaralanma epitelyum dokuda kansere neden olabileceğinden içeceklerinizi tüketmeden önce beş dakika beklemeniz sağlığınıza fayda sağlayacaktır. Gelenekselleşmiş çay/kahve keyiflerimizin daimi olmasını dileyerek sıcak yiyecek içeceklerin enazından 5 dakika bekledikten sonra, soğumasına izin vererek, sıcaklığını tolere edebileceğiniz haliyle tüketilmesini öneririm.

Keyfiniz bol, sağlığınız yerinde olsun…
Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Gizem çalışkan Akgül

beluga mercimek

4 maddede: “Beluga mercimeği”

Yeşil, sarı ve kırmızı mercimeğin yakın akrabası, güçlü bir diyet posası kaynağı olan beluga siyah mercimeği…

1️⃣ Beluga (siyah mercimek) nedir?

Mercimek, sofralarımızda sıkça tükettiğimiz ve vücut için yararlı baklagillerden biri. Yeşil, sarı ve kırmızı mercimeğin yanı sıra yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan bir mercimek türü daha var: Beluga beluga (siyah mercimek)… Beluga mercimeği ve beluga (siyah mercimek) olarak da biliniyor, öteki mercimek çeşitlerine göre daha ufak ve sert olan bu parlak siyah yüzeyli bakliyat, adını beluga havyarına olan benzerliğinden alıyor. Türkiye’de kaliteli süper marketlerde satışı yapılmakta…

beluga mercimek

2️⃣ Beluga siyah mercimeğin yararları nelerdir?

Beluga beluga (siyah mercimek), zengin bir lif kaynağı olmasıyla önem taşıyor. 110 gram beluga (siyah mercimek) tüketmek bir yetişkinin günlük lif gereksinimini karşılamaya yetiyor.

Beluga beluga (siyah mercimek), kırmızı meyvelerde ve pancarda bulunan antosiyanin maddesini içeriyor. Antosiyanin, serbest radikallerin hücrelere zarar vermesini engelleyen çok önemli bir madde. Örneğin onkolojik bireylerde, kanserli hücrelerin çoğalarak metastaz yapmasını önlüyor. Bu sebeple beluga (siyah mercimek), kanser hastalıklarını önlemeye yardımcı oluyor. Ayrıca kalp hastalıklarının da önüne geçen güçlü bir antioksidan.

Beluga mercimeğinin faydaları sadece bununla bitmiyor, diğer mercimekler gibi vitamin, mineral ve proteinlerin yanı sıra demir, fosfor ve folik asit içeriyor.

beluga siyah mercimek

3️⃣ Beluga (siyah mercimek) nasıl pişirilir?

Beluga beluga (siyah mercimek) 15 – 18 dk’da pişiyor. Siyah mercimeği pişirmeden önce ayıklayıp, üzerine gelene kadar su ekleyip kaynatmak yeterli. Siyah mercimeğin, diğer mercimekler gibi piştikten sonra formu değişmiyor, şekli bozulmuyor ve lapa gibi bir kıvam almıyor. Beluga (siyah mercimek) çorba ve meze olarak tüketilebiliyor. Salatalara katılabiliyor, somon veya kırmızı etlerin yanına eklenebiliyor.

beluga siyah mercimek

4️⃣ Diyette kullanımı

Beluga (siyah mercimek) diyet yapanlar için de çok uygun ve sağlıklı bir seçenek. 100 gram siyah mercimeğin tamamı 350 Kilokalori ve 28 gram protein, 2 gram yağ ve 9 mg demir içeriyor. Eğer diyet yapıyorsanız ve siyah mercimeği marketlerde bulamıyorsanız, yeşil mercimeği de deneyebilirsiniz…

flavonoidler, fatma yılmaz

Flavonoidlerin “kardiyovasküler hastalıklar ve kan lipidleri”ne etkileri

Ateroskleroz için risk faktörleri arasında hiperlipidemi ve oksidatif stres başta gelir.

Polifenollerin de bu mekanizma üzerine etkinliği çalışmalarla bildirilmiştir. Çalışmalarda myokard infarktüsü ve iskemik kalp hastalığına neden olan trombozis oluşumuna bitkisel fenolik bileşiklerin etkili olduğu saptanmıştır.

Kersetin ise kapiller geçirgenliği artırarak ve platelet kümeleşmeyi engelleyerek kardiyovasküler hastalıklara karşı etkilidir.  Besinlerle kuarsetin, miristein, kaempferol ve luteolin alımının artmasıyla plazmada total kolestrol ve LDL-K seviyelerinin düştüğü ve koroner mortalitede azalma gözlenmiştir.

Çay, çikolata ve kırmız şarap polifenol açısından zengindir ve antioksidan özellik göstererek kanser ve koroner kalp hastalıkları üzerine etkilidir. Yeşil çay, anjiyogenezisi engeller ve kolestrolü düşürür. Gastrointestinal sistemde lipidleri absorbe ederek kardiyovasküler hastalıklar üzerine etkilidir. Siyah çay ise koroner arter hastalıklarında endotel disfonksiyonunu önler.

kırmızı üzüm

Kırmızı üzümün kabuğunda antioksidan özellikte polifenoller yer almaktadır. Şarap içmek istemeyen bireyler üzüm suyu içtiğinde de aynı etkiyi elde ettikleri çalışmalarla ispatlanmıştır. Üzüm suyu tüketildiğinde trombosit agregasyonu da azalmaktadır. Kırmızı şarapta, beyaz şaraba göre 20 – 50 kat daha fazla polifenol bulunmaktadır. Bu polifenol bileşikleri LDL-K oksidasyonunu önlemektedir. Soya, kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi ve serum kolestrolünün düşürülmesi üzerine etkilidir.

Bir çalışmada çay tüketimi arttıkça serum kolestrol düzeyinde azalma olduğu ve sistolik kan basıncıyla arasında negatif korelasyon olduğu olduğu belirtilmiştir.

Nar suyunda bulunan delfinidin, siyanidin, pelargonidin gibi antosiyaninlerle pinikalin, ellagatin ve allagik asit yüksek antioksidan kapasite içerir ve bileşimindeki bu maddelerden damar hasarını engeller.

Cevizin kardiyovasaküler hastalıklara olan olumlu etkisi ise içeriğindeki protosiyanidinlerden kaynaklanmaktadır.

ceviz diyet kalori

Hipertansiyonla flovonoid ilişkisi arasında yapılan sayısız çalışmada olumlu etki gösterdiği ispatlanmıştır. Hipertansiyonun majör riski olan inmeye (stroke) karşı sebze, meyve ve çay tüketiminin koruyucu etki sağladığı ifade edilmiştir.

Flavonoid içeriği yüksek besinler tüketen bireylerin hipertansiyon oranının düştüğü görülmüştür. Yapılan bir çalışmada günde 120 ml yeşil veya oolong çayını en az bir yıl boyunca tüketen bireylerde hipertansiyon riski önemli düzeylerde azaldığı bildirilmiştir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

Flavonoidlerin kanser üzerine etkileri

Meyve ve sebze tüketmeyen bireylerde, tüketen bireylere göre kanser görülme riski iki kat daha fazladır…

Flavonoidlerin sağlığa etkileri – I

Özellikle akciğer, özefagus, ağız boşluğu, pankreas, mide, kolon, rektum, mesane ve larinks kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Bu hastalıkları önlemek için günde 5 porsiyon renkli sebze ve meyve tüketilmelidir.

Domateste bulunan likopen, A vitamini benzeri madde olup prostat, meme, sindirim sistemi, mesane, deri ve serviks kanserine karşı etkilidir ve bu etkisini antioksidan özelliğiyle yapmaktadır. Brokoli, karnabahar ve lahana gibi besinler de kansere karşı etkilidir. Bu etkiyi içerdikleri glukozinatlarla göstermektedir.

gmo, GDO, Genetiği değiştirilmiş organizma (1)

İndol, izosiyonat ve sulforan gibi fitokimyasallar ise DNA hasarını önleyen ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini arttıran yapılardır. Sarımsak ise yıllardır tıbbi amaçlı kullanılmaktadır. Etkisini yapısındaki allisin, allik sülfitler gibi organosülfür bileşikleri ile sağlamaktadır. Soğanda da bulunan allik sülfitler immün sistemi güçlendirir, karsinojen maddelerin atımını sağlar, tümör hücrelerinin oluşumunu baskılayan enzim sistemlerini uyarır.

bağışıklık sistemi immün sistem hiv aids
Flavonoidlerin büyük bir kısmı glutatyon-S-transferaz (GST) aktive ederek mutajenik etkiye sahip ksenobiyotikleri detoksifiye eder.  Östrojen gibi davranan bitkisel kimyasallara fitoöstrojen denilir ve bu fitoöstrojenler hormon bağımlı meme, hipospadias, testis ve prostat kanserleri üzerine etkilidir. Fitoöstrojen kaynağı olarak en başta soya ve ürünleri gelir ve etkisini fitosteroller, saponinler, fenolik asit, fitik asit, izoflavonlar, genistein ve diadzein gibi yapılarla gösterir.  Siyah çay tüketiminin kanser üzerine etkisi üzerine de araştırılmalar yürütülmektedir.

Antioksidant,B6 vitamini,bağışıklık hüreleri,bağışıklık sistemi,besin çeşitliliği,Çinko,folik asit,yeşil yapraklı sebzeler, Diyetisyen Sibel Mumcu, Diyetisyen Sibel Mumcu kimdir, Diyetisyen Sibel Mumcu yazıları, Diyetisyen Sibel Mumcu bağışıklık sistemi, gıda hattı, gıda gündemi, bağışıklığı yükselten besinler, bağışıklığa iyi gelen gıdalar,

İn vitro çalışmalarda çayın yapısında bulunan epigallokateşin-3-gallo (EGCG) ve theaflavin kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını engeller ankanserlerik insan çalışmalarında bu koruyuculuk henüz netleşmemiştir. Yeşil çay tüketimiyle ilgili yapılan çalışmalarda boğaz, prostat ve göğüs kanserlerine karşı koruyucu etki gösterdiği belirtilmiştir.

Ağız  kanserleri

Yeşil Çay 6 ay uygulamadan sonra lezyonlarda %37.9 kısmi azalma…

Yemek Borusu kanserleri

Yeşil ve siyah çay etkisiz…

Mide kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay Günde 7 finkanserlerin veya daha fazla yeşil çay tüketenlerde kanser riskinde %31’e varan azalma…

fitokimyasallar yazı dizisi

Pankreas kanserleri

Yeşil Çay 200 g/ay’a kadar tüketen erkeklerde kanser riskinde % 12, kadınlarda %53; 200 g/ay’dan fazla tüketen erkeklerde % 43, kadınlarda % 47 azalma…

Kolerektal kanserler

Siyah Çay Günde 2 veya daha fazla finkanserlerin çay tüketenlerde kolon kanser riskinde % 4, rektum kanseri riskinde % 44, kolorektumda % 21 azalma…

Deri kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, çay+UV ışın uygulanan grupta su+UV ışın verilen gruba göre % 30–42 daha az karetoakantoma ve % 26-33’den daha az squamus deri tümörü…

Akciğer kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, 4-tilnitrozamin–1(3-piridil)1-bütanon uygulanan grupta su+4–metilnitrozamin–1–(3–piridil)–1–bütanon uygulanan gruba göre tümör oluşumunda % 24 azalma, mevcut tümör boyutlarında % 38 küçülme…

Prostat kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay 2 finkanserlerin/gün’den çok çay tüketenlerde kanser riskinde % 30 azalma
Mesane Yeşil Çay Kadınlarda kanser riskinde % 50 azalma…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz