çay kahve kanser

Çay ve kahve akciğer kanseri riskini artırabilir!

ABD’de yapılan araştırma, yaşam süresini artırdığı, depresyon, kalp krizi ve bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını azalttığı bilinen kahve ve çayın, günde en az iki fincan içildiğinde sigara tiryakisi olmayanlarda bile akciğer kanseri riskini artırabileceğini ortaya koydu.

LiveScience‘nin haberine göre, ABD’de Vanderbilt Üniversitesi‘nde görevli bilim insanı Jingjing Zhu liderliğinde yürütülen araştırma, yaşam süresini artırdığı, depresyon, kalp krizi ve bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını azalttığı bilinen kahve ve çayın, günde en az iki fincan içildiğinde sigara tiryakisi olmayanlarda bile akciğer kanseri riskini artırabileceğini ortaya çıkardı.

Araştırma kapsamında ABD ve Asya’da 1,2 milyon kişinin katıldığı 17 farklı araştırmanın verileri incelendi. Katılımcıların ortalama 8,6 yıl boyunca takip edildiği ve 20.500’den fazlasının süreç içinde akciğer kanserine yakalandığı belirtildi. Uzmanlar, sigara içmeyenler için günde iki ya da daha fazla fincan kahvenin, akciğer kanseri riskini %41, iki ya da daha fazla bardak çayın da %37 oranında artırdığı sonucuna vardı. Risk oranında, kişinin yaşı, ırkı ve içtiği kahvenin türüne göre önemli bir değişiklik gözlenmediği, bilhassa kafeinsiz kahvenin, kafeinli olandan %15 daha yüksek risk oranıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Zhu, araştırmalarının gözleme dayalı olduğuna, kahve ile akciğer kanseri arasındaki neden sonuç ilişkisini tam olarak bilmediklerine işaret ederek, kavurma aşamasında ortaya çıkan bir durumun riski artırıyor olabileceğini aktardı. Araştırmanın bulguları, Amerikan Kanser Araştırma Derneği‘nin 31 Mart’ta düzenlenen yıllık toplantısında sunuldu. Levine Kanser Enstitüsü’nden doktor Julie Fisher, bulguları “ilginç ve merak uyandırıcı” sözleriyle nitelendirirken, bu bağlantıya ilişkin daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ifade etti.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/cay-ve-kahve-akciger-kanseri-riskini-artirabilir/1441630
Dokuz Eylül Tıp

Margarin tüketenlerde depresyon riski yüksek!

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi’nde bir grup bilim insanı, deney hayvanlarıyla yaptığı çalışmada, yayık tereyağının öğrenmeyi olumlu etkilediğini, margarinin ise depresyonu tetiklediğini tespit etti.

  1. Ayçiçek yağı tüketenlerde karar verme sıkıntısı
  2. Zeytinyağı ile beslenenler relaks
  3. Margarinle beslenenler pes etti
  4. En iyi sonuç tereyağında

DEÜ Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Uysal Harzadın, hindistan cevizi, ayçiçek, zeytinyağları ile margarin ve tereyağı ile beslenenlerde depresyon, kaygı ve öğrenme düzeyine ilişkin yaptıkları Sıçanlarda farklı yağlarla zenginleştirilmiş beslenmenin öğrenme-bellek, anksiyete ve depresyon üzerindeki etkileri adlı araştırmanın sonuçlarını, AA muhabirine anlattı.

Yetişkin sıçanları, deney kapsamında yüzde 10 oranla farklı yağlarla zenginleştirilmiş yemlerle beslediklerini ifade eden Harzadın, bu yağların hayvanların davranışlarına etkisini araştırdıklarını anlattı. Öğrenme ve bellek düzeyini ölçmek için yer yön bulma modülünü kullandıklarını kaydeden Harzadın, depresyon düzeyini ise su tankında deney hayvanlarının hayatta kalma çabasıyla değerlendirdiklerini anlattı. Harzadın, kaygı düzeyini ise hayvanların hareketliliği ve anksiyete alanında geçirilen zamanla ölçtükleri bilgisini verdi.

1. Ayçiçek yağı tüketenlerde karar verme sıkıntısı

Ayçiçek yağının Türk mutfağında sıkça kullanıldığını hatırlatan Harzadın, Bilimsel çalışmada bizi en çok şaşırtan yağlardan biri de ayçiçek yağı oldu. Ayçiçek yağı tüketenlerde depresyon düzeyi de kaygı düzeyi de yüksek ancak asıl ilginç olanı, bu yağ, deney hayvanlarının karar verme yetilerini etkiledi. Hayvanları düzeneğe koyduğumuzda nereye gideceğine karar veremedi. Dolayısıyla, ayçiçek yağının beynin karar verme bölümü olan prefrontal korteksi olumsuz etkilediğini düşünüyoruz. diye konuştu.

2. Zeytinyağı ile beslenenler relaks

Harzadın, tüm yağ çeşitleri arasında en olumlu sonuçlarından birini zeytinyağında aldıklarını anlatarak, ekstra sızma zeytinyağı ile beslenen deney hayvanlarındaki depresyon seviyelerinin oldukça düşük çıktığını vurguladı.

Sıçanlarda deney süresi olan 2 ayın, insan yaşamında 10 yıla tekabül ettiğini vurgulayan Harzadın, Zeytinyağı ile beslenen hayvanların anksiyete düzeyi son derece düşük. Bu hayvanlar rahat, son derece relakstı. Öğrenme kapasitesi de gayet iyiydi. dedi.

3. Margarinle beslenenler pes etti

Margarin tüketen hayvanlardaki sonuçların vahim olduğuna işaret eden Harzadın, şu bilgileri verdi:

Margarinle beslenenler ve ayçiçek yağı ile beslenenler benzer anksiyete düzeyine sahip. Onlar çok hareketli ve düzeneğin anksiyete alanında çok vakit geçirdiler. Karar verme yeteneği de bozuldu. Daha da fenası depresyon belirtileri bu grupta en yüksekti. Depresyon düzeneğimizde bir kavanoz içinde su var. Bu suda hayvanın boğulmaması, yaşama tutunması için hareket etmesi gerekiyor. Yani suyun üzerinde kalması için çaba sarf etmeli. Margarin grubu son derece hareketsizdi. Hatta bazı hayvanları deneyi tamamlayabilmek için biz kurtardık.

4. En iyi sonuç tereyağında

Harzadın, serbest gezen inekten geleneksel yöntemle elde edilen yayık tereyağında en iyi sonuçlardan birini elde ettiklerini ifade ederek Geleneksel yöntemle elde edilen yayık tereyağından mucize sonuç aldık. Tereyağı ile beslenenlerde kaygı düzeyi düşük, depresyon belirtisi yok ve öğrenme seviyeleri de son derece olumlu, dedi.

Araştırma sonuçlarının uluslararası kamuoyuna duyurulacağı bilgisini veren Harzadın, beslenmede önce tereyağı ve zeytinyağının tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-dokuz-eylul-tip-arastirmasi-margarin-tuketenlerde-depresyon-riski-yuksek-11-681-80448.html
Sindirim, barsak, probiyotik

Probiyotik Derneği Başkanı: “Probiyotik her şeye şifa değil”

Probiyotik Prebiyotik Derneği Başkanı Prof. Dr. Tarkan Karakan, Probiyotikler her şeye şifa değildir. Kullanılacağı birkaç yer vardır. Bilimsel çalışmalara kanıt olanları kullanmak lazım. Her şeye iyi gelir, algısı yanlıştır, dedi.

Prof. Dr. Karakan, AA muhabirine yaptığı açıklamada,

Sindirim sistemini düzenlemeye yardımcı olarak bağışıklığı güçlendiren mikroorganizmalara probiyotik dendiğini ifade etti.

Bağırsak düzeninin bozulduğu durumlarda ve bağırsak hastalıklarının tedavisinde kullanılan probiyotiklerin faydalı bakteriler olduğunu dile getiren Karakan, şikayete yönelik doğru tipte bakteri seçmenin büyük önem taşıdığını vurguladı.

Karakan,

Bağırsak florasını korumak için probiyotik takviyesi alacak insan grubu, özel bir gruptur. Herkesin kendi kendine bunu alıp kullanması çok doğru değil. Sağlıklı beslenmek de bağırsak bakterilerini iyileştiriyor. Akdeniz diyetinin dünyada en çok bağırsak bakterilerini koruyan diyet olduğu bilinmektedir. Akdeniz diyeti, Türk beslenmesine çok yakındır, ifadelerini kullandı.

Antibiyotikler faydalı bakterileri kaybetmeye neden oluyor

Bağırsakların vücudun merkezi kabul edildiğini belirten Karakan, sindirim sistemi ve ruhsal durum bozukluklarının da bağırsak bakterileriyle yakından ilişkili olduğunu söyledi.

Gluten, gıda alerjileri, iltihaplı bağırsak, huzursuz bağırsak hastalığı, depresyon, panik atak, kaygı bozukluğu, otizm, parkinson ve alzaymır gibi rahatsızlıkların da bağırsakla ilişkisi olduğuna işaret eden Karakan,

Bağırsak bakteri yapısı hem zararlı hem de dost bakterilerden oluşuyor. Bu denge iyi korunursa sağlıklı oluyorsunuz. Bu dengeyi neler bozuyor? En başta antibiyotik bozuyor. Bağırsakta faydalı bakterileri ebedi olarak kaybetmemize sebep olabiliyor. O yüzden mümkün olduğu kadar antibiyotik içmememiz lazım, dedi.

Bağırsak rahatsızlıklarında da sıklıkla başvurulan antibiyotiklerin etkilerinin uzun süre vücutta kaldığına işaret eden Karakan,

Çocukken alınan antibiyotiğin etkileri çok fazla oluyor. Antibiyotiğin zararlı olduğu, az kullanmamız gerektiği anlatılıyor ancak bağırsak bakteri tarafı, yeni bulgular arasındadır, ifadelerini kullandı.

Probiyotikler uzun süre gündemde olacak

Probiyotiklerin uzun süre daha gündemde olacağına dikkati çeken Karakan, şunları kaydetti:

Probiyotikler her şeye şifa değildir. Kullanılacağı birkaç yer vardır. Bilimsel çalışmalara kanıt olanları kullanmak lazım… Medyada yer alan ‘Her şeye iyi gelir’ algısı yanlıştır. Bağırsak bakterilerimizin önemi giderek artıyor. Bağırsak florasını iyileştiren tedaviler gelecekte gündeme gelecek. O zaman birçok hastalığa faydası olacaktır. Daha çok iltihaplı bağırsak hastalığı, otizm gibi ruhsal sorunlara karşı tedaviler geliştirilmeye çalışılıyor. Antibiyotiğe bağlı bağırsak hastalıklarında çalışmalar var. Gelecekte bu çalışmalar artacak gibi görünüyor.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-probiyotik-dernegi-baskani-probiyotik-her-seye-sifa-degil-11-681-80068.html
obezite hakkında gerçekler

Araştırma: “Fazla kilolu olmak depresyona neden olabilir”

Araştırmacılara göre, fazla kilolu olmak, büyük ölçüde psikolojik nedenler yüzünden depresyona neden olabilir.

Önceki araştırmalar obez kişilerin depresyona girme riskinin daha fazla olduğu sonucuna varmış olsa da depresyon mu kilo değişimine yol açıyor yoksa kilo değişimi mi depresyona sorusu belirsiz kalmıştı.

The Guardian’da yer alan habere göre; türünün en büyük çalışması olan bir araştırmada uzmanlar, kişinin uzunluğunun kilosuna oranı olan, yüksek Vücut Kitle İndeksi ile (BKİ) bağlantılı genetik varyasyonlara sahip olmanın depresyona neden olabileceğini ve buna bağlı depresyon riskinin kadınlarda erkeklerden daha fazla olduğuna dikkat çektiler. Daha da fazlası, araştırmaya göre, bu etki beden imajı gibi unsurlara indirgenebilir.

500.000 gönüllü üzerinde araştırıldı

Uluslararası Epidemiyoloji Dergisinde yazanlara göre, 2006-2010 aralığında araştırmaya katılan 37-73 yaş aralığındaki 500.000 gönüllü ile yapılan çalışmada toplanan veriler (Biyo banka), Birleşik Krallık ve Avusturalyalı araştırmacılar tarafından kullanıldı.

Araştırma ekibi depresyonda olduğu konusunda emin olan 49 bin kişi belirledi. Aynı zamanda ekip, genel olarak yüksek BKİ’si olan kişilerin depresyona girme riskinin daha fazla olduğunu, genetik olarak yüksek BKİ’ye yatkın olmanın depresyonla ilişkilendirildiğini ve bu etkinin kadınlarda, erkeklerden daha fazla olduğunu ortaya çıkardı.

Yaş ve cinsiyet unsurlarını da göz önünde bulundurarak, 73 genetik varyasyona odaklanarak yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, her 4.7 puanlık BKİ artışında genel olarak depresyona girme olasılığı %18, kadınlarda ise %23 arttı.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-arastirma-fazla-kilolu-olmak-depresyona-neden-olabilir-11-681-79264.html
migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Botoks tedavisinin ilk uygulaması bile migren şiddetini azaltabiliyor!

Nöroloji uzmanları Doç. Dr. Pınar Yalınay Dikmen, Doç. Dr. Elif Ilgaz Aydınlar ve Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman’ın botoks tedavisinin etkinliğini yansıtan araştırmaları, uluslararası saygın dergilerden Acta Neurologica Belgica’da yayınlandı. Acıbadem Maslak Hastanesi Migren Tedavi Merkezi‘nde gerçekleştirilen araştırma, botoks uygulaması yapılan kronik migren hastalarının %82.8’inde tedaviden etkin sonuç alındığını ortaya koydu. Yapılan araştırmaya göre; kronik migrende tek bir botoks uygulaması bile ağrının sıklığı ile şiddetini azaltabiliyor! Üstelik botoks uygulaması sayesinde hastalar aşırı ağrı kesici almaktan da kurtuluyor.

Migren, günlük yaşamı kısıtlayan ve hastayı karanlık bir odada yatmaya mecbur bırakabilen ciddi bir baş ağrısı tipi… Ataklar son 3 aylık süre içinde ayda 15 gün geliyorsa, bu tablo “kronik migren” olarak adlandırılıyor. Genellikle depresyon, kaygı bozuklukları ve uyku sorunlarının da eşlik ettiği kronik migren, tedavi edilmezse yaşam kalitesini önemli derecede bozan bir hastalık. Mevcut ilaç tedavileri ve yaşam alışkanlıklarında yapılan değişiklikler migren ataklarının sıklığı ile şiddetini azaltma konusunda etkili olsa da, kronik migren hastalarında bu yeterli olmuyor. Sürekli ağrı çeken kronik migren hastaları aşırı miktarda ağrı kesici kullanmanın riskleri ile şiddetli ağrının yol açtığı psikolojik sorunla yaşamak zorunda kalıyorlar. Yüreklere su serpen gelişme ise yapılan araştırmalar sonucunda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de 2010 yılında, Türkiye’de de 2011 yılında onaylanan “botoks” yönteminin kronik migrenin yarattığı olumsuz etkileri ortadan kaldırabilmesi. Üstelik tek bir botoks uygulaması bile kronik migren hastalarında migrenin yarattığı olumsuz etkileri azaltabiliyor.

Uluslararası önemli bir bilimsel dergide yer aldı

Botoks kronik migrenli hastalarda duysal sinir uçlarından salınarak ağrıyı başlatan kimyasal ileticileri bloke ederek etki gösteriyor. Bu kimyasal ileticilerin salınımının önlenmesi sonucunda, cilt altındaki sinir uçlarından santral sistemine ulaşan ağrı yolakları aktive olamıyor ve ağrı beyne ulaşmadan kontrol ediliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Migren Tedavi Merkezi’nde görevli ve aynı zamanda Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olan nöroloji uzmanları Doç. Dr. Pınar Yalınay Dikmen, Doç. Dr. Elif Ilgaz Aydınlar ve Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış olan botoks yöntemini 2012 yılından bu yana kronik migren hastalarına uyguluyorlar. Kendi hastalarının botoks tedavisiyle ilgili deneyimlerini araştıran uzmanların hazırladıkları bilimsel yayın, yayın kurulu tarafından kabul görerek uluslararası saygın bilimsel dergilerinden biri olan Acta Neurologica Belgica Dergisi’nde Temmuz ayında yayınlandı. A single-center retrospective study of onabotulinumtoxinA for treatment of 245 chronic migraine patients: survey results of a realworld experience adlı makalede, kronik migrende botoks tedavisinin ağrının şiddetini ve sıklığını belirgin düzeyde azalttığı ve hastaların %82.8’sinde tedaviden etkin sonuç alındığı belirtildi.

Aşırı ilaç kullanımını da önlüyor

Acıbadem Maslak Hastanesi Migren Tedavi Merkezi’nde yapılan bilimsel çalışmada, botoks tedavisi olan 245 hastada, uygulama öncesi migrenin yarattığı olumsuz etkilerin (işe gidememe, işteki performansın bozulması, ev işlerini yapamama, çocuklarla ilgilenememe, arkadaş ve aile toplantılarına katılamama) tek bir botoks tedavisi sonrası bile azaldığı ortaya kondu. Botoks tedavisinin hastaların sadece kronik migrenlerini değil, migrenin kronikleşmesinde rol oynayan aşırı ağrı kesici ilaç kullanımlarını önlemede de son derece etkin bir yöntem olduğu aynı çalışmada gösterildi. Ancak hastaların tedavilerine uzmanların önerdiği süre ve biçimde devam etmemeleri durumunda kronik migrenin etkin bir şekilde tedavi edilemeyeceği de çalışmada vurgulandı.

İlk bir yıl 3 ay aralıklarla yapılmalı

Araştırmayı yürüten nöroloji hekimlerinden Nöroloji Uzmanları Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, Doç. Dr. Pınar Yalınay Dikmen ve Doç. Dr. Elif Ilgaz Aydınlar botoks tedavisinin etkisinin geçici olması nedeniyle enjeksiyonların ilk bir yılda 3 ay aralıklarla yapıldığını, bir yıl sonrasında da enjeksiyon sürelerinin hasta özelinde planlandığını belirttiler. Ayrıca yaptıkları bilimsel çalışmada, botoks tedavisinin etkinliğinin yurt dışındaki meslektaşlarının deneyimleriyle benzer olduğunu gösterdiklerini söyleyerek,

Ekip olarak uzun yıllardır edindiğimiz tecrübeler ışığında, kronik migren hastalarımızda botoks tedavisinin etkinliğiyle ilgili çalışmamızın, yayın kurulu tarafından kabul görüp “Acta Neurologica Belgica” dergisinde yayınlanması bizim için gurur verici bir durum. Hastalarımızdan aldığımız geri dönüşlerle yapmış olduğumuz bu çalışmanın kronik migren nedeniyle günlük yaşam kaliteleri olumsuz etkilenen diğer hastalara da katkı sağlayacağı görüşündeyiz, dediler.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/hekim/genel/tr-arastirma-botoks-tedavisinin-ilk-uygulamasi-bile-migren-siddetini-azaltabiliyor-2-12-78262.html
panik atak agorafobi

7 maddede: “Panik atak”

Panik atak endişe, korku (ölüm korkusu gibi) sıkıntı duygularını içinde bulunduran, nöbetler şeklinde ortaya çıkan bir rahatsızlıktır.

1.Panik atak sırasında hasta

Psikolojik sorunlarla ya da bazı hastalıklarla birlikte görülebilir. Hasta ani bir nöbette tamamen korku içindedir. Öleceğini, kalbinde bir sorun olduğunu, kalp krizi geçireceğini düşünür. Atak on dakika içinde en şiddetli halini alır. Hasta panik içinde doktora başvurur. Bayılacağını, çok kötü şeyler olacağını düşünür. Yarım saat kadar sonra atak geçmeye başlar. Kişi kendini çok yorgun ve bitkin hisseder. Hiç bir şey yapmak istemez. Tahammülü kalmamıştır, yalnız kalmak istemez. Birinin yanında kendini güvende hisseder.

2.Panik atak belirtileri

Panik atağın 13 belirtisi vardır. Bunlardan en az 4 tanesi varsa panik ataklı olma ihtimali fazladır.

  • Çarpıntı, kalbin sert ve fırlayacakmış gibi atması,
  • Terleme (ateş basması, üşüme),
  • Titreme,
  • Nefes almada güçlük, boğulma korkusu, tıkanma,
  • Baş dönmesi, bayılacağını düşünme,
  • Bulantı, geğirme, karın ağrısı çekme,
  • Nefesi kesilmek, aldığı havanın yetmediğini düşünerek derin nefes alma,
  • Göğüs sıkışması, ağrı,
  • Kendini hissedememe,kendine yabancılaşma, algılama güçlüğü (depersonalizasyon),
  • Çevrenin gerçek olmadığını düşünme (derealizasyon),
  • Ölmekten korkmak,
  • Çıldıracağını düşünmek, başkasına zarar verme korkusu,
  • Vücutta uyuşma, karıncalanma.

3.Panik atak tetikleyicileri

Çoğunlukla nedensiz bir şekilde ortaya çıkar. Beyindeki kimyasal maddelerden ya da beynin yan kısmının fonksiyonunu yitirmesi sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Tek başına ya da çeşitli hastalıklarla birlikte ortaya çıkabilir. Hastada belirtiler görülmeye başlar. Stresli bir hayat sürme panik atağı tetiklemektedir.

Bunlar dışında şu durumlar panik atağın ortaya çıkmasına neden olabilir:

  • Sara hastalığı (epilepsi), akciğer- kalp hastalıkları,
  • Vitamin eksikliği, kafeinli besinlerle beslenme,
  • Tiroid bezindeki sorunlar, fazla adrenalin salgılanması,
  • Kan şekeri düşmesi, kansızlık, beyinde oluşan tümör,
  • İlaçların yan etkisi sonucu,
  • Kapalı yerlerde bulunma, kalabalık yerler,
  • Depresyon, sinirsel bozukluklar,
  • Uyarıcı madde kullanımı ve bu maddenin aniden kesilmesi sonucu ortaya çıkabilir.

4.Panik atak kimlerde görülür, kimler risk altındadır?

Toplumda görülme sıklığı %1-3 arasında değişmektedir. Genelde yirmili yaşlarda olmak üzere her yaşta ortaya çıkabilir. Kadınlarda görülme ihtimali biraz daha fazladır. Genetik özellikler de etkilidir. Yakın akrabalarında panik bozukluk olanlarda görülme sıklığı daha çoktur.

Bazı insanlar kendilerini toplumda ifade etmekten çekinirler. Sürekli baskı altında yaşayanlar, içine kapanık, sorunlarını kimseyle paylaşmayanlar asosyal bir hayat süren kişilerde görülebilir. İnsanın kendi dürtülerini baskılaması yanlıştır. Öfkesini, üzüntüsünü, cinselliğini dışa vurmak zorundadır. Bunların baskılanması ya da başkaları tarafınfan engellenmesi panik bozukluğa neden olur.

Bağımlılık yapan maddeleri kullanan kişiler, kendini suçlu hissedenler, sorunları kafasına çok takan kişiler, mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olanlarda panik bozukluk görülebilir.

5.Panik atak ve panik bozukluk

Panik atakla panik bozukluk aynı değildir. Panik bozukluk kalp krizi geçireceğini, öleceğini, atakların tekrar olacağını, felç geçireceğini düşünerek sürekli endişe, korku içinde bulunma şeklindedir. Başka bir rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkmaz. Bu bozukluk iki şekilde bulunabilir: agorafobili ya da agorafobisiz. Agorafobi yalnız kalma korkusudur. Kapalı yerlerden kalabalık yerlerden uzak durma, evde tek başına kalmak istememe gibi durumlar görülür. Dışarıya yalnız çıkmaktan korkar ve sosyal olmaktan çıkar.

6.Panik atak tedavisi

Öncelikle muayene ve testler yapılıp herhangi bir kalp ve damar ya da solunum rahatsızlığı olup olmadığı araştırılır fakat bu hastalıkların olması panik atak olmadığını göstermez. Panik atak bunlarla birlikte de olabilir. Tedavideki amaç panik atağı yok etmek, hastanın endişe korku duygularını kontrol altına almak, sosyal hale getirmek ve bu hastalık sonucu oluşan psikolojik sorunları önlemektir. Bunun için ilaç tedavisi yanında hastaya terapi de uygulanmalıdır. Hastayı rahatlatmak gerekirse egzersiz yaptırmak gerekebilir.

Tedavi için depresyonu engelleyici (antidepresan) ilaçlar kullanılır. Bunun yanında yatıştırıcı, gevşetici, sakinleştiriciler de kullanılabilir. İlaç yeni kullanılmaya başlandığında sorunlar gözükse de, bunlar zamanla azalır. İlacı bırakmamak gerekir. Hastalık geçse bile tekrarlamaması için bir müddet daha ilaca devam edilmelidir. İlacın dozunu ve kullanım zamanını doktorun önerdiği şekilde gerçekleştirmelisiniz. Atak sırasında alınan ilaç işe yaramaz.

7.Panik atak sırasında hastanın durumu

Bir yere oturmalı ya da uzanmalısınız. Kendi kendinize bunun sadece bir atak olduğunu, korkulacak bir durum olmadığını söyleyin ve atağın geçmesini bekleyin. Atak sırasında üzücü, heyecanlandırıcı tartışmalardan kaçmak gerekir. Kafeinli içecekler, sigara ve alkol kullanımından uzak durmalısınız. Kendinizi kontrol etmeye çalışın. Atak sırasında derin nefes almayın çünkü şikayetler artar. Nöbet geçene kadar bir torbaya soluk alıp verilebilir.

Sağlık.net
http://www.xn--salk-1wa3i.net/panikatak.html

Her 10 kişiden 9’u bu vitaminden muzdarip!

Özel Hayat Hastanesi Diyetisyeni Dilara Süngü Bulut, Türkiye’de 10 kişiden 9’unun D vitamini eksikliği çektiğini söyledi.

Dünyada D vitamini eksikliğinin sürekli gündemde olduğunu ifade eden Bulut, D vitamininin %80’inin vücudumuza sentezlenen %20’sinin de dış kaynaklarla alınabilen bir vitamin olduğunu belirterek,

Türkiye’de 10 kişiden 9’unda D vitamini yetersizliği tespit edilmiştir. D vitamini ölçümünü yaptırmak ise oldukça kolaydır. Sağlık ocaklarında, devlet hastanelerinde veya herhangi bir klinikte bu ölçüm yapılmaktadır. Eğer değer 30’un altındaysa yetersizlik sınırında çıkmaktadır. Eğer 10’un altındaysa, ileri derece eksiklik tespit edilmiş olunuyor. Bunun için D vitamini desteği alınması gerekiyor ancak bunu sadece güneş ile almak mümkün değildir. Güneşin yanı sıra preparat desteği lazım, diye konuştu.

D vitamini seviyesi iyi ise bunu koruyabilmek için kış günlerinde 11.00 – 15.00 saatleri arasında güneş ile derinin buluşması gerektiğini ifade eden Bulut,

Bu durumda günlük D vitamini sentezini sağlamış olabiliriz. Aynı zamanda yumurta sarısı, tereyağı, peynir, uskumru, somon gibi besinlerle de D vitamini eksikliğini gidermemiz kısmen mümkün olabiliyor, dedi.

D vitamininin bütün hastalıklarla ilişkili olduğu için çok önemli olduğuna işaret eden Bulut,

Depresyon, diyabet, bağışıklık sistemi, halsizlik, kas ve kemik erimeleriyle yakından alakası olduğu tespit edilmiştir. Özellikle kış aylarında çok sık hastalanıyorsak, halsizlik hissediyorsak, bunun tek sebebi D vitamini eksikliği olabilir, diye konuştu.

Bulut, D vitamini fazlalığında da ishal, kusma, zehirlenme hissi, böbrek ve safra kesesinde taş oluştuğunu sözlerine ekledi.

Memurlar.net
https://www.memurlar.net/haber/714736/her-10-kisiden-9-u-bu-vitaminden-muzdarip.html

Depresyon ve beslenme ilişkisi

Depresyon; keyif kaybı, kendini halsiz hissetme, özgüven eksikliği, bozulmuş iştah ve uyku düzeni ve sürekli üzüntü haliyle karakterize bir hastalıktır. Günlük hayattan keyif almadan yapılan işlerden dolayı verim de düşmektedir. Bu durum daha da ciddileşip intiharla bile sonuçlanabilir.

psikoloji, psikolog, psikiatri, psikologlar derneği

Bu hastalık tarihte ilk defa Hipokrat tarafından adlandırılmış ve tanımı yapılmıştır. Burton tarafından ise beslenme kısmıyla ilgili bölümleri araştırılmıştır.

Günümüzde çok yaygın olarak görülen bir psikiyatrik hastalık olan depresyon tüm yaş gruplarında görülür. Cinsiyetler arasında ise kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür.  WHO’ya göre 2020 yılında depresyonun stres ve kardiyovasküler sistemle ilgili komplikasyonlarda dolayı ölüme neden olan ikinci hastalık olacağı ileri sürülmüştür.

Depresyon tanısı koyulurken hemen antidepresan tedavisine başlanmak yerine psikoterepi ve tıbbi beslenme tedavisi teşvik edilirse daha olumlu ve kalıcı sonuçlar alınabilir. Çünkü alınan antidepresanlar genelde iştah açtıkları için vücudu olumsuz etkilemektedir. İştah kapatan ilaçlar ise vitamin ve mineral yetersizlikleriyle sonuçlanabilir.

[irp]

Depresyon oluşumuna etki eden nedenler

1. Genetik nedenler
2. Psikolojik nedenler
3. Biyolojik etmenler

Depresyon ve beslenme

Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar glikoz metabolizması üzerine olumsuz etkilere neden olabilmektedir. İştah artışıyla birlikte vücut ağırlığında artışlar da meydana gelebilir.

Son yıllarda beslenme ve depresyon ilişkilendirilmektedir. Mikro ve makro besinler arasından özellikle folat, tiamin, magnezyum ve omega 3 gibi bileşenlerden eksiklikler görülmektedir. Ayrıca yetersiz balık tüketimi ve düşük posa alımı yüksek miktarda işlenmiş ve hazır gıdaların tüketimi yaygınlaşmıştır. Bu durum ise depresyona yatkınlığı artırmaktadır. Batılı tarzda beslenme yerleştikçe geleneksel diyetten uzaklaşılmıştır. Bu durumda mental hastalıklarda görülme sıklığı da artmıştır. Rafine gıdalar ve basit şeker tüketimi depresyon üzerine olumsuz etkiler göstermektedir. Ayrıca depresyon serotonin düzeyinde düşme ile ilgilidir. Yeterli kadar B6 vitamini, C vitamini, folat, kalsiyum, magnezyum ve D vitamini alınmadığı takdirde depresyona yakalanma riski de artıyor. Ayrıca triptofan düzeyinin azalması da depresyona neden olmaktadır. Kompleks karbonhidrat alımı ise serotonin salınımı artırmaktadır. Beslenme beyni etkiler beyin de ruhsal durumu. Bu nedenle yakın beslenmeyle ruhsal durumun yakın ilişkisi vardır.

Yeme düzeni değişen depresyondan şüphelensin, beslenme ve psikoloji, psikoloji ve diyet

Basit Karbonhidratlar

6 ülkenin katıldığı bilimsel bir araştırmada basit şeker tüketiminin depresyon riskini arttırdığı ve mevcut depresyon durumunu olumsuz etkilediği bulunmuştur.

[irp]

Besin yetersizliği

Depresyonlu bireylerde D, C, B1, B3, B6, Folat ve B12 yetersizlikleri sık görülmektedir. Bu nedenle beslenmemizi batılı tarzda değil de geleneksel beslenme tarzında yapmalıyız ve balık tüketimini arttırmamız gerekmektedir.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

Omega 3

Omega 3 ten fakir besinlerle beslenen kişilerin depresyona daha yatkınlığı daha fazladır. Omega 3 alınması ise depresyon üzerine olumlu etkiler sağlamaktadır. Gebelik sonrası oluşan depresyon üzerine de olumlu etkileri olduğu yapılan çalışmalarla ortaya koyulmuştur. Mesela Eskimolarda depresyon görülmemektedir. Beslenmelerinde balığa sık sık yer verdikleri için depresyona karşı korunmaktadırlar.

vitamin d, d vitamini, d vitamini kilo, d vitamini diyet, d vitamini beslenme

D vitamini

Güneşlenme süresi ülkemizde fazla olmasına rağmen D vitamini yetersizliği sık görülmektedir. Bu da farketmeden bizi depresyona sürüklüyor olabilir. D vitamini düşük olan bireyler depresyona daha çabuk ve sık yakalanıyor. Ek D vitamini alınması yapılan çalışmalarda olumlu etkiler göstermiştir.

çay diyet, çay zararlı mı, diyette çay içilir mi, kahvaltıda çay, çay kaç kalori, yeşil çay, siyah çay kalorisi

Kahve ve çay tüketimi

Ülkemizde özellikle çay, sudan sonra en çok tüketilen içecektir. Kahve serotonin salınımını arttırarak hiç kahve içmeyenlere göre depresyona yakalanma riskini %70 oranında azaltıyor. Çay tüketimi de serotonin salınımı üzerine etki ederek depresyona karşı koruma sağlıyor.

[irp]

Depresyon ve beslenme sorunları

  • Tat olma duyusu değişir.
  • İştah artabilir veya azalabilir.( genellikle artar.)
  • Basit karbonhidrata yönelme yaşanabilir.
  • Yeme krizleri oluşabilir.
  • Yeme düzeni ve saatleri değişebilir.

[irp]

Genel beslenme önerileri

  • Az az, sık sık beslenme planı uygulanmalıdır.
  • Yağ kaynağı olarak doymuş yağ yerine doymamış yağ tüketilmelidir.
  • Trans yağ alımı azaltılmalıdır hatta hiç tüketilmemelidir.
  • İşlenmiş ve hazır gıdalar diyetten çıkarılmalıdır.
  • Bol miktarda sebze, meyve ve kurubaklagil tüketilmelidir.
  • Tam tahıl ve yağlı tohumlar tüketilmelidir.
  • Kaliteli protein kaynaklarına diyetimizde yer vermeliyiz.(et, süt, yumurta gibi)
  • Haftalık omega 3 alımımıza dikkat etmeli ve 2-3 kez balık tüketmeliyiz.
  • Yeterli sıvı alımı yapmalıyız. (Günde en az 1.5 – 2 litre)
  • Alkol tüketiminden kaçınılmalıdır.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

mate çayı (HAKKI KARACA)

5 madde ile: “Mate çayı”

Mate, Güney Amerikalı yerlileri tarafından uzun zamandır bilinen uyarıcı faaliyetinin yanı sıra, fonksiyonel bir besinin gerekliliklerini yerine getiriyor gibi görünüyor…

mate çayı zayıflatır mı, mate kilo verdirir mi

1. Antidiyabetik

Mate ileri glikasyon son ürünlerinin oluşumunu inhibe etmektedir ve yapılan bazı çalışmalarda matenin anti-diyabetik etkisinin olduğu ortaya konulmuştur.

mate çayı zayıflatır mı, mate kilo verdirir mi

2. Safra akışını ve barsak geçişini hızlandırır

Arjantin’de mate üzerine yapılan bir araştırmada matenin safra akışını ve barsak geçişini hızlandırdığı bulunmuştur.

mate çayı zayıflatır mı, mate kilo verdirir mi

3. Uzun süreli egzersizlerde kalori yakımını artırır

Matenin metabolik etkileri, uzun süre egzersiz sırasında karbonhidratların aerobik dağılımını sürdürme kabiliyetini içermektedir. Uzun süreli egzersizlerde daha fazla kalori yakılır, böylece kalp verimliliğini artırır ve laktik asit oluşumunu geciktirir.

mate çayı zayıflatır mı, mate kilo verdirir mimate çayı zayıflatır mı, mate kilo verdirir mi

4. MAO enzimini azaltır

Bir ABD patenti matenin monoamin oksidaz enzimini %40-50 oranında azalttığını keşfetmiştir. Antidepresanlar da bu enzimin işlevini engellemek suretiyle noradrenerjik aşırımı kuvvetlendirmektedir ve matenin:

  • depresyon,
  • dikkat ve odaklanma bozuklukları,
  • Parkinson hastalığı,
  • hipertansiyon,
  • yeme bozuklukları gibi çeşitli bozuklukların tedavisinde yararlı olabileceği düşünülmektedir.

mate çayı zayıflatır mı, mate kilo verdirir mi

5. Serum kolesterol ve trigliserit düzeyini düşürür

Danimarka’daki Charlottenlund Tıp Merkezi‘nde obezite üzerine çalışan bir araştırma ekibi mateyi gastrik boşalma ve daha sonraki kilo kaybı için test etti. Matenin serum kolesterol ve trigliserit düzeyini düşürdüğü yapılan araştırmalarda ortaya çıktı. Yapılan çalışmalar matenin, aterosklerozun ilerlemesini inhibe edebildiğinide ortaya koymuştur.

Mate çayının günde 2-3 kupadan fazla içilmemesi önerilmektedir. Dahası için diyetisyeninize başvurabilirsiniz.

Yararlanılan Kaynak
Daniela Moura de Oliveira ET AL. Yerba maté: Pharmacological Properties, Research and Biotechnology Medicinal and Aromatic Plant Science and Biotechnology 1(1), 37-46 ©2007 Global Science Books

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Hakkı Karaca

GAPS kitap Ön Kapak

4 soru ve 4 yanıt: “GAPS™”

Çoğu kişinin çaresiz hastalık sandığı psikolojik ya da psikiyatrik hastalıkların ve fizyoloji sendromlarının nedeni hasarlı, geçirgen bağırsak duvarı ve an​​ormal bağırsak florası nedeniyle beynin ve bedenin toksinlenmesidir.

Bağırsak florasının tedavi edilmesi sonucunda, beyin ve beden toksin yükünün etkisinden kurtulur ve bağırsakların kaynaklık ettiği bu hastalıklar da tamamen iyileşir.

1.GAPS™ nedir?

​Kitabın yazarı Nöroloji ve Beslenme Uzman Doktoru Natasha Campbell-McBride’ın oğluna üç yaşındayken otizm teşhisi konmuştur. Kendi geliştirdiği beslenmeye dayalı doğal bir tedavi yöntemiyle oğlunun bağırsak florasını ve böylece otizmini radikal olarak iyileştirir. Ardından İngiltere Cambridge’de açtığı klinikte, psikolojik sendromlu yüzlerce hastayı, geliştirdiği bu beslenme yöntemiyle sağlığına kavuşturur. Zamanla geliştirdiği bu tedavi GAPS Tedavisi, psikolojik sendromlu hastaları da GAPS hastaları olarak adlandırılır.

GAPS kitap Ön Kapak

2.GAPS™ kitabı nasıl ortaya çıktı?

2004 yılında, yazdığı GAPS – Gut and Psychology Syndrome (Bağırsak ve Psikoloji Sendromu) kitabı yayımlanır.

Bugün ise GAPS Tedavi kitabı, 7 dile çevrilmiş olup 11. baskısını yapmıştır ve kitabın satış rakamı 500.000’leri bulmuştur.

GAPS hayatımın eseridir, diyen Dr. Natasha Campbell-McBride, GAPS’ın dünyaca tescilli markasını almıştır.

Bağırsak ve Psikoloji Sendromu yani GAPS (Gut And Psychology Syndrome); Dr. Natasha Campbell-McBride’ın tescilli markası olarak bilinen bir tanımdır ve kendi geliştirdiği doğal tedavinin adıdır.

3.GAPS™ kitabının içeriği nasıldır?

​​​Kitap tam anlamıyla bir tedavi kitabıdır. Kitabı alan bir anne; GAPS hastalığı (otizm, disleksi, dispraksi, DEB, DEHB, gelişme geriliği, öğrenme bozukluğu, yeme bozukluğu, epilepsi, depresyon, şizofreni…) olan çocuğunu, sadece kitabı okuyup uygulayarak iyileştirebilir veya bir GAPS hastası, kitapta anlatılan tedavinin adımlarını uygulayarak kendini iyileştirebilir.

​​Dünyanın her bir köşesinden GAPS (Bağırsak ve Psikoloji Sendromu) hastaları, bu kitaptaki GAPS Tedavisiyle bağırsak floralarını tedavi ederek psikiyatrik hastalıklarından tamamen iyileştiler! Otizm, Şizofreni, Epilepsi, Depresyon, Anksiyete, Bipolar Bozukluk, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), Panik Atak, Dikkat Eksikliği Bozukluğu (DEB) ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Disleksi, Dispraksi, Yeme Bozukluğu (Anoreksiya, Bulimia Nervosa) hastaları… (detaylar için tıklayınız: Yaşanmış GAPS Hikayeleri )

4.GAPS™ kitabının Türkiye’deki durumu nedir?

​​Türkiye’den iki yetişkin kız kardeşin, bu kitaptaki GAPS Tedavisini uygulamaları ve böylece uzun yıllar süren ağır psikiyatrik hastalıklarını iyileştirmeleri; Türkiye’deki GAPS hastalarına da GAPS Tedavisini duyurmak istemelerine neden olmuştur. Böylece Adalin Yayıncılık kurulmuş ve GAPS kitabı Türkçeye kazandırılmıştır. Bu kitabın, Türkiye’deki GAPS hastalarının da umudu ve ışığı olacağına inanıyoruz! ​​Geri getirdiğin tüm hayatlar için teşekkürler, Dr. Natasha Campbell-McBride!

pelin güloğlu probiyotik depresyon

Probiyotikler ve depresyon arasındaki bağıntı

Probiyotikler ve depresyon arasındaki bağıntı: Bilim mi, yoksa bilim kurgudan mı ibaret?

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Probiyotikler

Probiyotikler, bilindiği üzere bağırsak florasında yer alan ve dışarıdan da alabildiğimiz yararlı bakterileri (sağlık dostu bakterileri) ifade eder. Daha çok süt grubu besinlerde bulunan probiyotikler, bunun yanı sıra probiyotik mamalar ve tabletlerde de alınabilmektedir.
probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Probiyotiklerin tanımlanması

Probiyotikler ilk kez; 1908 yılında Nobel ödüllü Metchnikoff tarafından yaşayan mikroorganizmalar olarak fermente bir süt ürünü olarak tanımlanmıştır.Son zamanlarda süpermarket raflarında ve sağlıklı yiyecek dükkanlarında probiyotik etiketli birçok ürünle karşılaşmaktayız.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Probiyotiklerin yararlarına göz atılacak olunursa; başta laktoz intoleransı ve bağırsak mikroorganizmasının dengesi için immun sistemin gelişmesini sağlamak; kolesterol( yoğurt total kolesterolün ve LDL’nin azalmasını sağlar) ve tansiyon yüksekliğinin önlenmesinde yardımcı olmak; menapoz sonrası etkileri ve diyareyi ve kanser prevalansını azaltmak olarak söylenebilir. Bunun dışında son yapılan çalışmalarda probiyotiklerin, deri ve ağız hastalıklarının gelişmesini engellenmesine de dikkat çekilmiştir.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Probiyotiklerin, gözlenen bir diğer etkisi ise bazı psikiyatrik ve nörolojik davranışların etkilerini azaltmasıdır. Bunların başında obsesif kompulsif bozukluk, depresyon, anksiyete, otizm spektrum bozukluğu gibi hastalıklar gelmektedir.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Probiyotiklerin bu kadar etkili olmasının nedeni; insandaki sinir sistemi mekanizmasının biri merkezi sinir sistemi –yani beyin- diğeri ise bağırsağı da içine alan çevresel sinir sistemidir. Probiyotikler bağırsak ve beyin arasındaki çift yönlü iletimin hızlanmasını sağlar, bu duruma yardımcı olur. Yapılan çalışmalarda probiyotik tüketen insanların depresyon taramalarında önemli bir azalma ve ilerleme görülmüştür. Bunun yanı sıra, stres kaynaklı kortikosteroidlerin ve kaygı durumunun azaldığını da not edilmiştir.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Buradan da anlaşıldığı üzere, probiyotikler yararlı bakterilerdir ve hayatımızdan eksik etmememiz gerekmektedir.

Kaynaklar:
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27688852, http://anp.sagepub.com/content/45/12/1023.extract, https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5031164/pdf/tlsr-27-2-73.pdf, https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27509521, https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4997396/pdf/nutrients-08-00483.pdf
D vitamini ve depresyon - Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Pelin GÜLOĞLU

D vitamini ve depresyon

D vitamini, vücudun sağlıklı kalması için gereken en önemli vitaminlerden biridir.

d vitamini, vitamin d

D vitamininin vücuttan emilmesi için iki yol var

Bunlardan birincisi bilindiği üzere güneş ışığına çıkmaktır fakat bazı insanlarda güneşe çıksa dahi D vitamini almadım gibi şikayetler işitilebilir. İşte bu tip insanlarda ortaya çıkan tehlike ise D vitamini eksikliğidir. D vitamini eksikliği, duygu durum bozukluğu gibi çok sayıda hastalığın tetikleyicisi olabilir.

D vitamini ve depresyon arasındaki ilişki nedir? Basit bir D vitamini eksikliği benim depresif ruh halime nasıl neden olabilir? Bu inanın, göründüğünden çok daha karmaşık…

d vitamini, vitamin d

D vitamini ve ruh hali

Depresyon ve D vitamini ile ilgili birçok çalışma mevcuttur. Gözlemsel çalışmalarda ne yazık ki aralarındaki ilişki saptanamamıştır. (örneğin, düşük D vitamini düzeyi, depresyonu tetikler veyahut tam tersi) Gözlemsel çalışmaların on üçü, D vitamini ve duygu durum bozuklukları ile ilgili birkaç veri elde etmiştir; fakat bu yeterli olmamıştır.
2014 yılında yapılan büyük bir çalışmada, kadınlarda D vitamini eksikliğinin küçük bir oranda depresyonu etkilediği gözlemlenmiştir.

vitamin d, d vitamini, d vitamini kilo, d vitamini diyet, d vitamini beslenme

Bunlar özetlenecek olunursa

Yaygın kanaatin aksine, depresyon ve D vitamini arasında küçük, hatta ince bir şerit halinde adlandırılabilecek bir ilişki gözlenmiştir. En son yapılan çalışmalarda, küçük bir grubu etkilediği de ortaya çıkarılmıştır.
Ne olursa olsun, D vitamini genel sağlık için önemlidir.

  • kan basıncı, hipertansiyon,
  • multiple skleroz(MS) gibi hastalıkların risklerini azalttığı ve hatta
  • tip 1 diyabete olumlu yönde etkilediği de yapılan araştırmalar sonucunda ortaya konulmuştur.

Aynı zamanda genel kemik sağlığı için önemli görülmekte ve D vitamini eksikliği osteoporoz yani kemik erimesi riskini de arttırmaktadır.

vitamin d ve kalsiyum

Sadece her gün açık havada birkaç saatinizi harcayarak D vitamini alabilmeniz mümkün ancak soğuk mevsimlerde veya iklimlerde bu her zaman mümkün olmayabilir. Böyle zamanlarda dozunu aşmadan, doktor kontrolünde D vitamini desteği alabilirsiniz ancak az önce bahsedildiği gibi D vitamini eksikliği ile duygu durum bozuklukları arasında çok küçük bir bağıntı vardır. Bu da alınan ilaçlarla beraber istenilirse D vitamini desteği alınabileceğini bizlere açıklar…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Pelin GÜLOĞLU

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor

Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz:

kasım ayında beslenme, kasım besin listesi, kasımda sağlık, kasım sağlık, kasım diyet

Kasımda sağlık başkadır

Aşk, kahve, kitap, şarap, yağmur, battaniye, deri ceket… ‘Sonbaharda başlayan aşklar bitmez.’ diye yazıyordu bir kitapta. 

Hem aşık olmak istersin hem de yalnız kalmak… Ancak sonbaharın gelmesiyle birlikte güneş ışınlarından yararlanma süresi kısalır, iş temposu yoğunlaşır, evde geçirilen zaman uzar ve hastalılara yakalanma riski artar. Işıl ışıl geçen yaz mevsiminden sonra bunlar depresyona sebep olabilir. Sonbahar yoğunluğu ve stresi ile geliyor. Peki hazır mıyız? Yaz tatili bitti diye karamsarlığa kapılıp depresyona girmek yerine ‘Nasıl sağlıklı geçirebiliriz?’sorusuna cevaplar aramalıyız. Sonbaharı depresyondan uzak geçirmek istiyorsanız beslenme düzeninize ve fiziksel aktivitenize dikkat etmeniz gerekir. Böylece sonbaharın keyfini doya doya çıkarabilirsiniz.

Sabah sihri

Sabah biraz daha fazla uyumak için kahvaltıyı atlamak kolay bir seçenek haline geliyor. Ancak uyurken bile çalışan vücut gece boyunca aç kaldığı için güne kahvaltı ile başlamak oldukça önemlidir. Özellikle beynin temel enerji kaynağı glikozdur. Bu nedenle beyin fonksiyonları için glikoza ihtiyaç duyar. Kahvaltı yapmadan güne başlamak kan şekerinde dengesizlik, yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve baş ağrısına neden olabilir. İşte size kolay hazırlayabileceğiniz sabah sihri; chia tohumu !

chia tohumu

Chia tohumu

Maya dilinde ‘güç’ anlamına gelen Chia tohumunun besin değeri de oldukça yüksektir. Kalsiyum: RDA’ nın %18’i, magnezyum: RDA’ nın %30’u karşılar. Protein ve omega-3 içerir. Ancak bitkisel kaynaklar, hayvansal kaynaklar kadar iyi emilemez. Bu nedenle et, tavuk, balık gibi hayvansal ürünlerin yerine geçmediği unutulmamalıdır.

1 porsiyon (28 gram) chia tohumunda yaklaşık 11 gram lif bulunur. Bu da günlük alınması gereken lif ihtiyacının %40-42’sini karşılar. Lifin, karbonhidrat emilimini azaltıcı ve kan şekerini daha kontrollü yükseltici etkisi vardır. Lif içeriği fazla olan besinler daha düşük kalorili ve midede hacim kaplayarak doygunluk hissini arttırır. Böylece kilo kontrolünü kolaylaştırır. Chia tohumu su veya süt ile karıştırılıp bekletildiğinde jöle kıvamına gelir. Kahvaltıda veya ara öğünlerde tercih edebilirsiniz.

28 gr Chia tohumu

  • 137 kcal
  • 11 g lif
  • 4 g protein
  • 5 g Omega-3

chia pudingi diyet tarifi

Chia pudingi ile hem doyurucu hem lezzetli kahvaltı!

Malzemeler

  • 2-3 yemek kaşığı Chia tohumu
  • 1 bardak hindistan cevizi sütü
  • 50 gr yaban mersini
  • 5-6 tane badem
  • 1 tatlı kaşığı bal
  • Vanilya ekstresi

Yapılışı

Küçük bir kase veya cam kavanoz içine chia tohum, hindistan cevizi sütü, vanilya, balı koyun ve karıştırın. Bir gece boyunca buzdolabında bekletin. Sabah karışımın puding gibi jöle kıvamını aldığını göreceksiniz. Üzerine yaban mersini ve bademleri ekleyip servis edebilirsiniz. Afiyet olsun…

Stafilokokus aureus , Gıda Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Besin Güvenliği Uzmanlar Komitesi, intoksikasyon, intoksikasyon nedir, intoksikasyon ne demek, Besin güvenliği, Besin güvenliği nedir, Besin güvenliği diyetisyen, gıda ve Besin güvenliği, hijyen ve Besin güvenliği, diyetisyen ve Besin güvenliği,

Besinlerin ruhumuza etkisi…

Besinler duygu durumumuzu etkiler. Bazı besinler mutlu ederken bazılarının yetersiz tüketimi bizi endişeli veya sinirli yapabilir. Aynı zamanda açlık ve tokluk durumumuzun da psikolojik olarak etkisi vardır. Uzun süre aç kaldığımızda kan şekeri düşer, sinirli ve halsiz olabiliriz. ‘Ne yiyeceğim? sorusuna mantıklı cevap veremeyebiliriz. Ara öğün ve glisemik indeks bu durumda oldukça önemlidir. Beyaz ekmek, beyaz un, pirinç gibi glisemik indeksi yüksek besinler kan şekerinde dengesizliklere neden olur.

Magnezyum içeriği yüksek besinler daha sakin hissetmemizi sağlar ve bizi rahatlatır. Kabak çekirdeği, badem, koyu yeşil sebzeler ve chia tohumu magnezyumdan zengindir.

Selenyum ve B vitaminleri yetersiz tüketildiğinde huzursuz ve endişeli hissedebiliriz. Bu nedenle kuru yemişleri, tam tahılları ve koyu yeşil sebzeleri tüketmeye dikkat etmemiz gerekir.

Tirozin içeren besinler ise daha enerjik ve hareketli olmamızı sağlar. Et, tavuk, balık ve yumurta tirozin içerir.

Hastalıklardan korunmak için bağışıklık sisteminin güçlü olması gerekir. Beslenme programına eklenen antioksidan besinler oksidatif stresten korunmaya yardımcı olur. A,C, E vitaminleri ve selenyum içeren besinler bağışıklık sistemini güçlendirir.

Mutluluk hormonu olarak adlandırılan serotonin iştahı, uyku düzenini ve ruhsal durumu etkiler. Kanda düşük miktarda bulunması açlığa neden olabilir. Serotonin miktarının arttırılmasını da çinko, omega-3, magnezyum ve tripptofen içeren besinler sağlar. Kakao da triptofan içerir. Yapılan son araştırmalara göre kakaonun vücuda yararlı olduğu saptanmıştır. Günde %70 oranında kakao içeren 20 g bitter çikolata tüketebilirsiniz. Sağlıklı beslenmeye ek olarak egzersiz yapmak mutluluk hormonu olan serotonin salgılanmasını sağlar. Bu nedenle haftada 2-3 gün egzersiz size iyi gelecektir. Gün ışığından yararlanmak için dışarıda zaman geçirmeyi de deneyebilirsiniz.

Son olarak…

Sonbahar stres değil sağlık getirsin! 

perihan kılıç, diyetisyen perihan kılıç, dyt perihan kılıç, beslenme uzmanı perihan kılıç, uzman diyetisyen perihan kılıç, doktor perihan kılıç

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor

Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz: