canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Karatay: “Korona virüsten korunmak için ev sirkesi, ev yoğurdu, ev turşusu, turşu suyu tüketin”

Canan Karatay, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) ve firmaların desteğiyle KSÜ’de düzenlenen Maraş Paçası ve Gastronomisi konulu konferansta, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Acil Durum Komitesinin uluslararası kamu sağlığı acil durumu ilan ettiği, Çin’de ortaya çıkan ve daha sonra çok sayıda ülkeye yayılan yeni tip koronavirüs salgınının yanı sıra doğru ve dengeli beslenme konularında bilgiler verdi.

Korona, bir viral enfeksiyondur, korkulacak bir şey yoktur

Görüşünü ileri süren Karatay, koronavirüsün akciğerlerdeki hücrelerin içine girdiğini, solunum yoluyla bulaşmanın da bu anlama geldiğini belirtti. Bundan korunmanın mümkün olduğunu anlatan Karatay, şunları savundu:

Teknoloji ilerlemesine rağmen asırlardan beri daha virüsleri halledemedik. Virüslerin hücre içine girmesini bizim engellememiz lazım. Hücre içine girmezse hastalık olmuyor. Onun için de bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz lazım. Hücre güçlü olursa virüsler kapıları açıp içeri giremezler. Vücudumuzun direncini kırmazsak hastalanma olmaz, bütün mesele budur. Korona ve enfeksiyonlardan korunmak için ev sirkesi, doğal probiyotiktir, vücudumuzdaki dost bakterileri besler, ev yoğurdu, ev turşusu ve turşu suyu tüketin. Bağırsaklardaki dost bakterileri çoğaltır. Korona diye çıkardılar ama merak etmeyin gripten farkı yok.

Türkiye’deki ekmek tüketiminin fazlalığına ve bazı gıdalarda mısır şurubu kullanımına değinen Karatay, özellikle çocukların bu tür maddeleri tüketmesinin sakıncılarına işaret etti.

Gribe karşı kelle paça tüketilmesini öneren Karatay, bu yemekte protein, dengeli yağ ve vitaminlerin bulunduğunu belirtti.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/prof-dr-canan-karataydan-yeni-tip-koronavirus-degerlendirmesi/1725639
doktor mehmet öz

Kahvaltı, Dr. Mehmet Öz’ün alanı değil, konuşmasın!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, Beslenme konusunda uzman olan diyetisyenlere kulak vermek gerekiyor. Kahvaltı Dr. Mehmet Öz’ün alanı değil, konuşmamalı. Dr. Öz, uzmanlığını kullanarak sağlığa ve tedaviye katkı sağlayabilir, dedi.

İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, Dr. Mehmet Öz’ün, ‘kahvaltı yasaklansın’ çıkışına yönelik açıklama yaptı. İnsanları beslenme konusunda korkutmamak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Elmacıoğlu, kahvaltının bilişsel ve fiziksel gelişimi desteklediğini söyleyerek, günün en önemli öğünü olduğunu da vurguladı.

Alanı değil

Prof. Dr. Mehmet Öz’ün ABD’de iyi bir kalp-damar cerrahı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Elmacıoğlu,

Kahvaltı Dr. Mehmet Öz’ün alanı değil, bilmediği bu konuda konuşmamalı. Dr. Öz, hekimliğini kullanarak sağlığa ve tedaviye katkı sağlayabilir. Ancak uzmanlık alanı dışına çıkarak diyete ve alternatif tıbba yöneldi. Bunun üzerine Amerikan halkını yanlış bilgilendirdiği ve Amerikan toplumunun sağlığını tehlikeye soktuğu için yargılandı ve yüklü miktarda tazminat ödedi. Colombia Üniversitesi’ndeki işine son verildi. Bunları hatırlatmak gerekir, diye konuştu.

Diyetisyenlere kulak verin

Toplumumuzun, gıda ve beslenme ile ilgili bu tür açıklamalara her zaman sorgulayıcı ve dikkatli yaklaşması konusunda uyarılarda bulunan Prof. Dr. Elmacıoğlu,

Beslenmedeki aldatmacaların farkına varmalıyız. Artık insanları gıda korkusu ile rahatsız etmemeliyiz. Beslenmeye yönelik bilgileri lütfen diyetisyenlerden alın. Türkiye, gıda kaynakları konusunda oldukça zengin. Ülkemizin, sütüne, meyvesine, sebzesine, toprağında yetişenlere kötülük etmeyelim, dedi.

Çocuklar mutlaka kahvaltı yapmalı

Kahvaltının günün en önemli öğünü olduğunu aktaran Prof. Dr. Elmacıoğlu,

10-12 saatlik açlıktan sonra vücudun enerji almasını sağlayan ilk öğün kahvaltıdır. Kahvaltı yapmamak fiziksel ve zihinsel olarak sağlığımızı olumsuz etkiler. Özellikle çocukların mutlaka kahvaltı yapması gerekiyor. Vücudumuzun günlük alması gereken enerji ve besin ögelerini uzun aralıklarla bir ile iki öğünde tüketmek protein dokularının azalmasına, yağ dokusunun ise artmasına neden olur, diye konuştu.

Sabah uyanan birey, kahvaltı öncesi aç olduğu için kandaki glikoz düzeyinin en düşük seviyede olduğunu söyleyen Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, “Beyin enerji ihtiyacını glikozdan sağlar; çünkü enerji için bir tek glikozu kullanır. Kan şekerinin düşmesi durumunda beyin yeterli enerjiyi sağlayamaz. Kahvaltı, kan şekeri olarak bilinen glikozu sağlamak için önemli bir kaynaktır ve beyine bu yolla enerji sağlanır; kısacası beyinin süper benzini glikozdur. Kan şekerinin yeterli düzeyde olması sadece beynin çalışmasını değil ruhsal ve bilişsel gelişimi de destekler, dedi.

Akademik başarıyı artırıyor

Sağlıklı bir kahvaltının özellikle çocuklarda akademik başarıyı artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Elmacıoğlu, yaratıcılık, matematik ve çözüm gerektiren bir çok konuda da çocukların ve gençlerin performansını yükselttiğini kanıtlandığını belirtti.

Kavaltıda neler olmalı?

Kahvaltının yumurta, peynir çeşitleri gibi protein ağırlıklı olması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Elmacıoğlu,

Türk toplumunun kahvaltısına geleneksel olarak çayın eşlik ettiğini biliyoruz; ama içilen çayın açık olmasını ve katılan şekerin de en aza indirilmesi gerekiyor. Bal, reçel, marmelat, sınırlı tüketilmelidir. Pekmez, antioksidan kaynağıdır mutlaka yenilmelidir. Açma, börek, poğaça, kek gibi hamur işlerinden uzak durup, 1-2 dilim tam tahıllı ekmek yemeliyiz. Tere, roka gibi mevsim sebzelerini kahvaltıda bulunduralım, diye konuştu.

Yağın gereksiz kullanımından kaçınalım

Kahvaltıda gereğinden fazla yağ tüketiminin, şişmanlık, tip 2 diyabet, hipertansiyon, kroner kalp hastalıkları ve bazı kanserlerin oluşma riskini artırdığını söyleyen Prof. Dr. Elmacıoğlu, kahvaltıda gereksiz yağ tüketiminden uzak durulması uyarısında bulundu.

Çorba geleneğini hatırlayalım

Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu,

Anadolu’da en eski geleneklerimizden olan sabah çorba içme alışkanlığımızı unutmayalım. Hem pratik hem besleyici hem de ruhumuza iyi gelir, motivasyonumuzu artırır. Yiyecek ve içeceklerin çoğu birden fazla besin ögesi içerir ama hiçbiri hepsini tek başına yeterli olmaz, o yüzden beslenmede çeşitlilik gereklidir, şeklinde konuştu.

Meyve ve sebze ihmal edilmemeli

Vücuttaki zararlı maddelerin atılmasında en önemli detoks kaynağının sebze ve meyveler olduğunu belirten Prof. Dr. Elmacıoğlu,

Meyveleri her gün abartmadan ama mutlaka 2-3 porsiyon tüketmeliyiz. Eğer yeteri miktarda tüketmiyorsak, immün sistem problemleri, alzheimer, katarakt ve yaşa bağlı vücut fonksiyonlarında azalma görülebilir. Kahvaltıda mevsimine göre meyve ve sebze tüketmeliyiz. Çocuk ve gençler kahvaltı yaparken özellikle süt tüketimini unutmamalıdır; zira hayat boyu kemik yoğunluğunun en önemli garantisi süt ve süt ürünleridir. Ayrıca, sebze ve tam tahıllı ekmek çeşitleri de sağlıklı kahvaltının en önemli ögeleridir. Yeterli ve dengeli bir kahvaltı ile güne canlı başlayabilirsiniz. İş verimini yükseltebilirsiniz; sağlıklı düşünmeyi artırabilir, sağlıklı yaşayabilirsiniz, dedi.

Memurlar.net
https://www.memurlar.net/haber/880439/kahvalti-dr-mehmet-oz-un-alani-degil-konusmasin.html
diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Sağlık çalışanlarının %60’ı meslek değiştirmek istiyor!

Sağlık-Sen Genel Başkanı Semih Durmuş; ankette, sağlık çalışanlarının %60’ının şu anda bir fırsatım olsa mesleğimi değiştiririm noktasına geldiğini görüyoruz.

Bunun sebebini araştırdığımızda, sağlıktaki çalışma sürelerinin uzun olmasına, iş yükünün ağır olmasına ve şiddet gibi dış etkenlere bağlıyoruz. Durmuş, 1 Ağustos’ta başlayacak 5’inci Dönem Toplu Sözleşmesi süreci öncesinde sağlık çalışanlarına yönelik düzenledikleri anketin sonuçlarını AA muhabirine değerlendirdi. Sağlık çalışanlarının durumlarının ve çalışma koşullarının tespit edildiği Durum Analizi Anket Çalışmasına 6.694 sağlık çalışanının online olarak katıldığını belirten Semih Durmuş, katılımcıların 2.951’inin kadın, 3.743’ünün erkek olduğunu söyledi.

Durmuş, anketle çalışanların mesleki durumlarını, çalışma hayatındaki sıkıntıları, gelir durumlarını, iş hayatının aile hayatına uyumunu tespit etmeyi amaçladıklarını belirtti. Sağlık çalışanların %91,4’ünün kredi kartı kullandığını ve harcamalarını kredi kartı ile yaptığını, kart kullananların 53,8’ini borçlarını düzenli olarak ödediğini, 42,1’inin ise borçlarının sadece asgari tutarını ödeyebildiğini, %4,1’lik kesiminin ise kredi borcunu ödeyemediğini tespit etmiş olduk. Bu çalışmada, sağlık çalışanlarının gelir düzeyinin düştüğünü tespit edebiliyoruz, diyen Semih Durmuş, ankette çıkan sonuçlara göre sektör çalışanlarının gelir düzeylerinin her geçen gün düştüğünün ortaya çıktığını ifade etti.

Kadın sağlık çalışanı, eğitim ve konut ihtiyacı için kredi çekiyor

Durmuş, kadın sağlık çalışanlarının çoğunlukla eğitim ve konut harcamaları, erkeklerin ise bireysel harcamalar için kredi çektiğini, çalışanların önemli bir kısmının altın ve döviz cinsinden borcu olduğunu dile getirdi. Sağlık çalışanlarının çalışma sürelerinin çok uzun olduğunun ankete yansıdığını belirten Sağlık-Sen Genel Başkanı Durmuş, şunları kaydetti:

Sağlık çalışanı aylık 180 saat çalışması gerekiyorken, sağlıktaki istihdamın yetersiz olmasına bağlı olarak ekstra 130 saate yakın nöbet tutmak durumunda kalıyor. Sağlık çalışanının yeterli düzeyde istihdamı olmuş olsaydı hem iş yükü, hem çalışma süreleri azalmış olacaktı. Buna bağlı olarak sağlık hizmeti daha nitelikli olacaktı. İstihdamın şiddeti de azaltacağını düşünüyoruz. Çünkü insanların sağlıktaki şiddete yönelik göstermiş oldukları gerekçe, ‘benimle ilgilenilmedi’ noktasında bir eleştiridir. Yeteri düzeyde istihdam yapıldığında, sağlıktaki şiddetin de azalacağına inanıyorum.

24 saat esaslı kreş talebi

Durmuş, ankette sağlık çalışanlarının çocuklarının bakımı için kreş ve bakıcı sorunu yaşadıklarının gözler önüne serildiğini de dile getirdi. Yeni yapılan şehir hastanelerinde binlerce kişinin çalıştığını belirten Semih Durmuş, Milletimiz adına yapılmış güzel bir hizmet şehir hastaneleri ama sağlık çalışanları açısından bakıldığında geceleri çocuklarını bırakacakları ortam yok. Çalışanların geceleri çocuklarını bırakacakları 24 saat esaslı kreş uygulamasını istiyoruz. Sağlık çalışanları geceleri nöbetteyken aklı çocuğunda kalmamalı. Onun için biz 24 saat esaslı kreşin uygulamaya geçmesini talep ediyoruz. diye konuştu.

Sağlık çalışanlarının boşanma oranlarının ciddi boyutta olduğunu, boşananlara sorulduğuna ise bu sonucun yaşanmasında mesleğinin etkili olduğunun ifade edildiğini belirten Durmuş, şöyle konuştu:

Boşananların %35,6’sı mesleğinin boşanmada etkili olduğunu söylüyor. Bunu söyleyenlerin %73,5’i de bayramlarda nöbet tuttuğunu söylüyor. Bayram tadında bir bayram yaşayamıyor olmalarından dolayı gerginlikler oluşuyor aile içerisinde. Sağlık çalışanları bu kadar yoğun çalıştıklarında psikolojileri de bozuluyor. Bizim çalışanların çalışma ortamlarının geliştirilmesine yönelik taleplerimiz var. Mutlu çalışan, nitelikli sağlık hizmeti sunar. Verimli ve faydalı olur diye düşünüyoruz.

%60’ı mesleği bırakmayı düşünüyor

Semih Durmuş, ankete katılanların %74,4’ünün mesleğini severek seçtiğini, bir süre sonra yoğun çalışma ortamlarından dolayı mesleklerinden çeşitli sebeplerle soğuduklarını belirtti. Durmuş, Ankette, sağlık çalışanlarının %60’ının şu anda bir fırsatım olsa mesleğimi değiştiririm noktasına geldiğini görüyoruz. Bunun sebebini araştırdığımızda, sağlıktaki çalışma sürelerinin uzun olmasına, iş yükünün ağır olmasına ve şiddet gibi dış etkenlere bağlıyoruz. Bu etkenler de aile yaşantılarını etkiliyor. şeklinde konuştu.

Toplu sözleşmelerde işin maddi boyutunu ve maddi geliri önemsediklerini belirten Sağlık-Sen Genel Başkanı Durmuş, sağlık çalışanlarının çalışma saati uzunluğunun ortadan kaldırılması gerektiğini, mevcut şartlar altında çalışan insanların mutluluğunun ve memnuniyetinin sağlanamayacağını dile getirdi.

İş yükünden boşanıyorlar

Sağlık çalışanlarının çalıştığı kurumlarda da birtakım şikayetleri olduğunu, fırsatı olduğunda hastane veya çalıştığı kurumu değiştirmek istediklerini ankete yansıttıklarını kaydeden Durmuş, yoğun çalışma süresinde idarecilerin ve amirlerin baskısı altında çalıştıklarını da ifade etti. Durmuş, şöyle devam etti:

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Türkiye’deki 1 hemşire 3 hemşirenin yapması gereken işi yapıyor. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Uzun yıllardır sağlıkta istihdamın yetersiz olmasına bağlı olarak çalışanların yükü her geçen gün artıyor. Yine Sağlık Bakanlığı verilerine göre, sağlıkta erişim 2’den 9’a çıkmış. Yani 4,5 kat artmış. Yani sağlık çalışanın iş yükü 4 kat artmış oluyor. Sağlık çalışanlarının iş yaşamıyla aile yaşamlarının uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Ankette, sağlık çalışanlarında boşanmanın en fazla hemşire ve ebelerde olduğunu görüyoruz. Sağlık sisteminin, hizmetin en çok yükünü çeken doktorlardan sonra ebeler ve hemşireler. 740 saatlik bir ayın 310 saatini çalışan, yani yarısını çalışan bir insandan siz ne bekleyebilirsiniz? %18’inin, sonradan boşandıkları eşleriyle evlendiklerini görüyoruz. Aslında eşlerini seviyorlar, boşanmak istemiyorlar ama iş yükünden dolayı boşanıyorlar.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-saglik-calisanlarinin-yuzde-60i-meslek-degistirmek-istiyor-11-681-82568.html
Canan Karatay

Karatay: “Yemekten sonra çay tüketilecekse tereyağı konulması faydalı olur”

Karatay, Yemekten sonra çay tüketilmemesi, tüketilecekse de tereyağı konulması faydalı olacaktır. Yemekten sonra çay içmeyin derim çünkü çay, yemekte yediğimiz demirin emilimini engeller. Şeker koymayınca nasıl içelim denildiğinde tereyağı koyun diyorum, dedi.

Karatay, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından Uluslararası Fuar Merkezi‘nde düzenlenen 11. Kocaeli Kitap Fuarı kapsamında gerçekleştirilen Gerçek Tıbbın 10 Şifresi konulu söyleşiye katıldı. Dinleyicileri zararlı yağlar konusunda uyaran Karatay, tereyağının faydalarından bahsetti. Tereyağının kilo aldırmayacağını belirten Karatay, bozulmadığı sürece bol bol yenilmesini tavsiye ederek, şunları kaydetti:

Yemekten sonra çay tüketilmemesi, tüketilecekse de tereyağı konulması faydalı olacaktır. Yemekten sonra çay içmeyin derim çünkü çay, yemekte yediğimiz demirin emilimini engeller. Şeker koymayınca nasıl içelim denildiğinde tereyağı koyun, diyorum

İngiltere’de, kuzey ülkelerinde çaya krema diye atılır. Ülkemizde de şeker konmadan önce büyüklerimiz tereyağı koyarlardı. Hala uygulayanlar var, bu adettir, yeni bir şey değil.

Yeni yetmeler yeni bir şey gibi gördüğü için kıyamet koptu

Everest’e çıkan dağcılara yol gösteren Tibetli kılavuzlar enerjilerini nereden alıyor? Tereyağlı çaydan alıyor çünkü tereyağının verdiği enerji süreklidir, sizi dinç ve genç tutar.

Bol bol tereyağı yiyebilirsiniz

Günde 20 dakika yürümek çok önemli. Kardiyoloji ve kalp damar sağlığının korunması üzerine yaptığı sunumda damarlarda yangın olduğunu, bu yangını söndürmek için de sağlıklı beslenmenin ve fiziksel aktivitelerin önemine dikkati çeken Karatay, şöyle devam etti: Yangını kim söndürüyor? Sağlıklı sebzeler, doğal zeytinyağı, fındık, fıstık, badem, ceviz…

Hem kan yapar hem ısıtır diyorum

Yağlı peynir, yağlı yoğurtlar ve çok az şeker var. Bunlar yangını söndürür, 7’den 70’e. Yangını söndürenler bir de muntazam fiziki aktivitelerdir. Günde 20 dakika yürümek ama her gün yürümek çok önemli. Bir de tabii sigaranın bırakılması lazım.

İnsülin direncim var ama şeker hastası değilim diyemezsiniz

İnsülin direnci tansiyonu yükseltir, şeker hastalığı yapar. Yağları alt üst eder. İşte ‘sistemik inflamasyon’ dediğimiz, sistemik alevlenme dediğimiz olay budur. Bakın burada kolestrol yok çünkü kolesterol de yangını söndürenlerdir.

Prof. Dr. Canan Karatay, konuşmasının ardından kitaplarını imzaladı.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/prof-dr-karatay-yemekten-sonra-cay-tuketilecekse-tereyagi-konulmasi-faydali-olur/1464712#

Şeyda Coşkun’un beraatine Sağlık Bakanlığı’ndan itiraz!

Beslenme ve Diyetetik lisans diploması olmadan uygulattığı diyet programına beraat kararına Sağlık Bakanlığı itiraz etti. Şeyda Coşkun, diploması olmadığı halde diyet programı uygulattığı iddiasıyla yargılanmış ve beraat etmişti. Sağlık Bakanlığı, beraat kararının kaldırılmasını talep etti.

Sabah Gazetesi’nden Atakan Irmak‘ın haberine göre, ünlü isimlere diyet programları uygulayan Şeyda Coşkun, Sağlık Bakanlığı’nın kriterlerine uygun Beslenme ve Diyetetik lisans diploması olmadığı için diyetisyenler tarafından eleştiriliyordu. Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi‘ne şikayet edilen Coşkun’un izinsiz ve yetkisiz sağlık hizmeti verdiği ileri sürülmüş ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘nca soruşturma başlatılmıştı.

Ünlülerle çalışıyor

Coşkun hakkında, Sağlık Hizmetleri Kanunu’na muhalefet suçundan dava açılmıştı. Coşkun, mahkemede Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü diplomasından başka sağlık hizmeti vermeye yönelik bir yetki belgesi ortaya koyamamıştı. Kendisini yaşam koçu olarak tanıtan Coşkun; Gülben Ergen, Hacı Sabancı, Derya Baykal, Gülşen, Hadise ve Büşra Pekin gibi isimlerle çalıştı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmada ifade veren Derya Baykal, Coşkun sayesinde spor alışkanlığı edindiğini söylemişti.

Sağlık Bakanlığı müdahale etti

Yargılamanın ardından, yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle Coşkun’un beraatine karar verilmişti. Davaya müdahil olan Sağlık Bakanlığı, avukatı aracılığıyla mahkemeye başvurarak Coşkun’un beraatinin kaldırılmasını talep etti.

Beden eğitimi mezunu Diyet uzmanı ya da Sağlık Profesyoneli değildir!

Sağlık Bakanlığı tarafından sunulan dilekçede; delillerin net incelenmediği, beden eğitimi mezunu olan Coşkun’un insanlara sağlık konusunda fikir önerisinde bulunduğu ve her beden eğitimi mezununun sağlık mensubu niteliğinde olmadığı belirtilerek Coşkun’un cezalandırılması gerektiğini kaydedildi. Dosya, Bölge İstinaf Mahkemesi‘ne gönderildi.

Kaynak: Memurlar.net + Sabah Gazetesi
https://www.memurlar.net/haber/821008/diplomasiz-uygulattigi-diyet-programina-beraat-kararina-bakanlik-itiraz-etti.html

Canan Karatay

Karatay ile Altaylı tartışması sürüyor: “Hadi ordan”

Damarlar tıkandığı için anjiyo olan Fatih Altaylı geçen günlerde köşe yazısında, Bu durumumla ilgili olarak bir minik tavsiye vermek isterim. Canan Karatay Hanımefendi’nin önerdiği diyetleri uygulamayın. Bu diyetler kulağa hoş ya da işinize gelebilir. Belki birkaç kişiye de yaramış olabilir. Ama çok daha fazla insanın başına dert açtığından ve hatta ölümüne neden olduğundan şüpheniz olmasın, demişti.

Fatih Altaylı

Habertürk canlı yayınında konuşan Karatay da Fatih Altaylı’ya geçmiş olsun dileklerini iletti. Karatay,

Fatih Bey bana iftira attı, sağlıklı yediği için o krizi atlattı. Fatih Bey’e çok geçmiş olsun, doktorlar biraz onu şey yapmış, diye konuştu. İzlediği diziden örnek veren Karatay, Fatih Altaylı’yı dizinin dedikoducu karakterinden bahsederek eleştirdi. Karatay, Şimdi Fatih Altaylı da ben demiyorum doktorlar dedi diyor, hadi ordan, ifadelerini kullandı.

 

Öte yandan Altaylı, bugün bir köşe yazısı kaleme aldı ve şu ifadeleri kullandı:

Hafif de olsa bir kalp rahatsızlığı geçirmemden sonra “Canan Karatay’ın diyet önerilerini uygulamayın” tavsiyemin kopardığı gürültü hala sürüyor. Bir yanda bana hakaret ve hatta beddua eden Canan Karatay fanları, diğer yanda ise bana destek veren ve “Biz söylesek duyan olmuyor, elinize ağzınıza sağlık” diyen bir tıp camiası. Her fırsatta bana saldırmayı kendine görev edinmiş, alanı dışında her şeyin uzmanı bazı küçük profesörümsüler de var ama onlar kayda değer değil. Adlarını anarak onları sevindirme niyetinde değilim. Benim önerime düzeyli yanıt veren tek kişi ise Sevgili Canan Karatay. Canan Hoca bana iki e posta yolladı ve “Canan Karatay, bu konuda bilimsel makale yazmadı, yayını yok, eleştirime yanıt verdi.

Fatih Altaylı

Ancak Canan Karatay Hoca’nın yanıtlarında da açık söylemek gerekirse bir bilimsellik bulamadım.

İlk yolladığı şey 2014 yılında Londra’da yapıldığını söylediği bir sunum. Ancak sunum bir bilimsel toplantıda mı, yoksa bir 5 çayında mı yapılmış bir bilgi yok. Genel olarak kolesterolün zaten bilinen yararlı yönlerini anlatıyor, vücuttaki işlevlerini gösteriyor. Şeker ve doymuş yağlardan uzak durulması gerektiğini söyleyerek bitiriyor. Karatay’ın yolladığı diğer yayınlar ise Dr. Zoe Harcombie adındaki bir doktorun yazdıkları. Ancak bunların yazıldığı saygın bir tıp dergisi falan değil. Bir blog. Aynı zamanda Dr. Harcombie’nin de diyet kitabının reklamının yapıldığı bir blog. Altta da okurlarla soru cevaplar var. Oysa Canan Karatay, bilimsel bir derginin, bilimsel bir yayının ne olduğunu benden daha iyi bilir. Sevgili Hocam, bana gerçekten bilimsel birkaç şey yollayın lüften.

Hatta bu kadar insanın sağlığı ile ilgili konuştuğunuza göre, bu konudaki yayınlanmış ve atıf almış makalelerinizi yollayın Allah aşkına. Tuncer Bahçıvan, sizin kitaplarınızdan alıp, size güvenerek uyguladığı diyetten ötürü şu an hala hastanede olduğunu ve ciddi bir enfarktüsü zor atlattığını söylüyor. Bilmem haberiniz var mı hocam!

Tüm bunlardan sonra Canan Karatay hocamıza çok açık bir teklifim var.

İsterse benim programımda, istemezse başka bir yerde, hatta belki bir üniversite salonunda ve herkese açık bir şekilde bu konudaki uzman hekimlerle karşı karşıya gelip tartışsınlar. Bu işler sağlık işleri. Ciddi işler. İnsan hayatı söz konusu. Eğitimi meçhul, tıp bilgisinin yetersizliği aşikar bir televizyon sonucusu karşısında atıp tutmakla insanların sağlığı ile oynananmaz. Oturun tartışın. Millet de faydalansın. Ölmesinler… En azından önce dinlesinler…

HaberTürk, Memurlar.net, Yurt Gazetesi
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/canan-karatay-dan-fatih-altayli-ya-hadi-ordan-dedikoducu-h120556.html
TBV Türk Böbrek Vakfı

3 milyon morbit obezin 1,8 milyonu çocuk yaşta

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, Türk Böbrek Vakfı’nca Kanyon AVM’de, Şeker ve tuzu azalt, hayatını uzat sloganıyla gerçekleşen ve Çocuklarda Obezite temasını ele alan programda, AA muhabirine yaptığı açıklamada, etkinlikte, Bilgi Üniversitesi Gastronomi Bölümü Başkanı Dr. Dilistan Shipman moderatörlüğünde, oyuncuların katılımıyla, çocukların sağlıklı atıştırmalıklar yapacağını söyledi.

Türk toplumunda, beslenmede en önemli etkenin anne olduğunu vurgulayan Erk,

Dolayısıyla burada iki hedef kitlemiz var. Birincisi beyinleri sünger gibi olup, her işi çok çabuk kavrayan 9-12 yaş arası çocuklar, ikincisi de annelerdir, diye konuştu. Annelere, neyin doğru neyin yanlış olduğunu, yanlış beslenme alışkanlıklarının neyle değiştirilebileceğini yani alternatiflerin nasıl ve ne olduğu konusunda bilgi verebilirsek ne mutlu bize. Hedef burada bir ortam oluşturmak ve çocuklara uzmanımız eşliğinde bir takım örneklerle onların çok daha iyi alternatiflere kolayca erişeceklerini göstermektir. Bana göre en önemli hedef anneler çünkü onlar kendi annelerinden öğrendikleri yanlışları devam ettiriyorlar ve bizim o yanlışları düzeltmekle işe başlamamız gerekiyor.

Yiyeceklerin raf ömrünü artırmak için aşırı tuz ve nişastalı ürünlerle desteklemeye ihtiyaç yok. Eskiden anneannelerimizin tel dolapları vardı ama şimdi artık derin dondurucular var ve her şeyi günlük halledebiliyoruz. Teknoloji gelişmişken teknolojiyi kullanıp, imkanları seferber etmemiz lazım aksi taktirde 82 milyon nüfusta 3 milyon morbit obez varsa, 3 milyon morbit obezin de 1,8 milyonu çocuk yaşında, yani 18 yaş altında ise bir sıkıntı var demektir. En büyük sıkıntı da bunun yüzde 8 artış sağlamasıdır. Bizler bu artışı yüzde 4’lere çekebilirsek, ne mutlu bizlere…

Türkiye’de obezite artıyor

Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Olcay Evliyaoğlu da gerçekleştirilen etkinliğin önemine dikkati çekerek,

Obezite, ülkemiz için artık çok ciddi bir problem çünkü bu konuda Avrupa’da birinciyiz. Bu durumun neden böyle olduğunu irdelemek lazım. Obezite çok önemli bir sorun ve birçok hastalığa yol açıyor, şeklinde konuştu.

Annelerin mutfaklarında alacağı küçük önlem ve değişiklikler sayesinde obeziteyi önlemek için çok büyük adımların atılabileceğini ifade eden Evliyaoğlu, şöyle devam etti:

Obezite sorunu tek bir nedene bağlı değil, birçok nedenden dolayı obezite Türkiye’de artıyor bunlardan bir tanesi beslenmedir. Burada annelere çok büyük görev düşüyor mutfaklarında yapabilecekleri ufak tefek değişiklerle ve ayrıntılara dikkat ederek, çok önemli yol alabilirler. Obeziteyi tek bir şeye bağlamak mümkün değildir. Hareket azlığı ve okullardaki yemekhanelerin ele alınması ve hatta sosyal sorumluluklar çerçevesinde devlet politikası şeklinde de ele alınması gerekiyor. Herkesin elinden geleni, ucundan biraz tutarak, yapması gerekiyor o yüzden buradaki etkinliğin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Türk Pediatri Kurumunun da bu konuyla ilgili çalışmalarının olduğunu özellikle söylemek istiyorum. Web sitelerinde sağlıklı atıştırmalıklarla ilgili güzel çalışmaları var, anneler buralardan istifade edebilirler.

Şeker yerine hurma, keçi boynuzu unu ve pekmezini tercih ediyorum

Çocuklarla mutfağa girip sağlıklı atıştırmalıklar yapan oyuncu Ayça Erturan ise sağlıklı beslenmeyi çok küçük yaşlarda öğrendiğini belirterek,

Şimdi bahçemde ekip-diktiklerimle doğal tohumlar elde ettim ve hatta bu yüzden Buğday Derneği’ne üye olup orada eğitimler aldığım için çok şanslı olduğumu düşünüyorum, dedi. Dışarıdan bir şey yememeye çalışıyorum çünkü neyle yapıldığını, hangi yağların kullandığını ve nasıl hijyenik şartlarda hazırlandığını bilmediğim için yiyeceklerimi yanımda taşımaya gayret ediyorum. Çevremdeki arkadaşlarıma alternatif yiyeceklerin hazırlanması ve teşvik etmek için hazırladıklarımdan ikram ediyor ve öğretmeye çalışıyorum. Evimde beyaz un ve şeker kullanmıyorum. Şeker yerine hurma veya keçi boynuzu unu ve pekmezini tercih ediyorum. Böylece küçük devrimi kendi mutfağından başlattım, arkadaşlarıma da bu konuda örnek olmaya çalışıyorum.

Doğanın bozulmasından dolayı üzgün olduğunu dile getiren Erturan,

Keşke doğamız, kendi ürünlerimiz bozulmasaydı da anneannelerimiz ve ninelerimizden kalan adetleri devam ettirebilseydik. Hırslarımıza yenik düşmeseydik ve daha çok üreteceğiz diye doğal tohumlarımızı berbat etmeseydik. Annelere mesajım hazır gıdalardan uzak dursunlar. Evdeki alternatif-eğlenceli içerikler üreterek çocuklarına ikram etsinler, önerisinde bulundu.

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk ev sahipliğinde ve Dr. Dilistan Shipman moderatörlüğünde gerçekleştirilen etkinliğe, oyuncu Ayça Erturan‘ın yanı sıra Aslı Bekiroğlu ve Almila Ada da katıldı.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/3-milyon-morbit-obezin-1-8-milyonu-cocuk-yasta/1414695
Fatih Altaylı

Altaylı: “Gaza gelip kokoreç, tereyağ yedim; iki damar tıkalı”

HaberTürk yazarı Fatih Altaylı, dün yazdığı yazıda Canan Karatay’la ilgili bir uyarıda bulunmuştu, bu gün ise gelen tepkileri yazdı:

Hangisine kızmalıyım acaba!

Bilemedim doğrusu. Dün yazımın sonuna:

Canan Karatay Hanımefendi’nin önerdiği diyetleri uygulamayın. Bu diyetler kulağa hoş ya da işinize gelebilir. Belki birkaç kişiye de yaramış olabilir. Ama çok daha fazla insanın başına dert açtığından ve hatta ölümüne neden olduğundan şüpheniz olmasın diye yazdım.

Abuk sabuk internet siteleri “Canan Karatay diyeti yaptı ölüyordu” gibi söylemediğim şeyleri manşet attılar. Şuursuzluk mu desem sorumsuzluk mu? Canan Karatay’ın önerdiği bir diyeti falan uygulamadım çok şükür. Peki yazımın sonuna niye böyle bir cümle koydum? Tek maksadım vardı. Beni okuyan ve yazdıklarıma değer veren insanları korumak. Bir yazar kendi deneyim ve bilgilerini okurları ile paylaşır, ben de öyle yaptım. Niye mi? Çok basit. Kalp rahatsızlığım nedeniyle hastanelik olup, iki stentle durumu atlattım ama ortada ilginç bir durum vardı. Geçen yıl yaptırdığım çekapta o iki damarda hiçbir sorun, hiçbir tıkanma yoktu. Bir yılda ne olmuştu da bu damarlar tıkanmıştı? Olan şuydu, ben iyiyim diye gaza gelip, hiç yemediğim kadar tereyağ, hiç yemediğim kadar kırmızı et, kokoreç, sakatat yemiştim. Yani Canan Karatay’ın herkese önerdiği tarz bir beslenme. Büyük ihtimalle ortaya çıkan sorunun nedeni buydu ve doktorlar kırmızı eti haftada en fazla iki kez tüketmemi, tereyağından uzak durmamı, sebze tüketimine ağırlık vermemi, zeytinyağını da abartmadan tüketmemi önerdiler. Daha doğrusu emrettiler.

Ben de doktorlara “Canan Karatay tam tersini öneriyor” dediğimde…

Canan Karatay’ın önerdiği beslenme türü ile ilgili yayınlanmış tek bir bilimsel makalesini getirirseniz biz de bu diyeti uygulamanızı isteriz elbette. Saygın bir bilimsel dergide yayınlanmış ve atıf almış tek bir makale…

Canan Karatay’ın diyetlerini uygulamak isteyenler var ise benim yazdığım bir yazının, Canan Hanım’ın katıldığı onlarca programın yanında lafı bile olmaz. İsteyen elbette uygular. Sonuna kadar da uygular. Bana ne? Ama mesela bazen toplumun büyük bölümünün onayladığı bir şeye “Aman dikkat” diyoruz, uyarıyoruz, eleştiriyoruz. Demeyelim mi! Sonra iş işten geçince “Madem biliyordun niye uyarmadın” demeyin diye. Yoksa bildiğinizi okumanızda benim için hiçbir sakınca yok…

Bu yazı aşağıda kaynağı açıkça belirtilmiş olan web sitesinden alınmıştır:

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-fatih-altayli-canan-karatay-yazisina-devam-etti-gaza-gelip-kokorec-tereyag-yedim-iki-damar-tikali-11-681-80693.html
Fatih Altaylı

Fatih Altaylı: “Canan Karatay’ın önerdiği diyetleri uygulamayın”

Geçtiğimiz günlerde anjiyo olan ve 2 damarına stent takılan Habertürk yazarı Fatih Altaylı, birkaç gün aranın ardından yazılarına başladı.

Kolundaki bir ağrıdan şüphelenip hastaneye gittiğini yazan Altaylı’dan Canan Karatay’a uyarısı geldi. Altaylı,

Önerdiği diyetleri uygulamayın. Belki birkaç kişiye de yaramış olabilir. Ama çok daha fazla insanın başına dert açtığından ve hatta ölümüne neden olduğundan şüpheniz olmasın, dedi.

Altaylı’nın Habertürk’te yer alan ‘Bana ne oldu‘ başlıklı yazısı şöyle:

Birkaç gün önce bir sağlık sorunu yaşadığımı biliyorsunuz. Binlerce geçmiş olsun mesajı için hepinize teşekkür ederim. Olan biteni kısaca anlatayım. Pazartesi akşamı gece 1:00 civarı televizyon programından çıkıp eve gittim, yazılarımı yazdım ve 3:00 gibi yattım.

Saat 5.30 gibi sol kolumda bir ağrıyla uyandım. Yatış pozisyonumdan dolayı olabileceğini düşündüm. Ancak ağrı sürdü. Açıkçası çok da dayanılmaz bir ağrı olmamasına ve ben de pek evhamlı biri olmamama rağmen saat 06.30 gibi giyinip bir taksiye bindim ve çok güvendiğim doktor dostlarımın olduğu bir hastaneye gittim.

Acilden giriş yaptım ve acildeki görevliye ‘Bir kalp sorunum olabilir ama olmayabilir de. Şüphelendim geldim’ dedim. Acile aldılar. Önce acildeki bir doktor, sonra nöbetçi kardiyolog ilgilendiler. İlk testlerde bir şey çıkmadı. Daha sonra bir sorun olabileceğine dair bir kanaat oluştu. Kalp krizi falan geçirmemiştim ama damarlarımda bir sorun vardı. Hemen anjiyo yaptılar. Söylediklerine göre bayağı zorlu bir anjiyo olmuş. İki damarıma birer stent takarak kalp kriz geçirmeden, kalp damarlarımı onartmış oldum. Doktorların dikkatleri sayesinde çok önemli bir riski atlatmış oldum. Şimdi iyiyim. Bir sıkıntı yok. Sadece birkaç gün seyahat etmem yasak. Açıkçası bu durumla ilgili sizi rahatsız etmek istemezdim. Bu yüzden hastaneye kimseye haber vermeden tek başıma gittim. Anjiyo yapılacağı kesinleşince sadece sevgili sekreterim Gülay’a haber verdim. O sırada yurt dışında bulunan eşime bile sonradan haber verdim ki, durduk yerde kaygılanmasın. Ama yine de bu basit olay gündeme gelmiş. Ben de açıklayayım dedim. Bu durumumla ilgili olarak bir minik tavsiye vermek isterim…

Canan Karatay Hanımefendi’nin önerdiği diyetleri uygulamayın.

  • Bu diyetler kulağa hoş ya da işinize gelebilir.
  • Belki birkaç kişiye de yaramış olabilir.
  • Ama çok daha fazla insanın başına dert açtığından ve hatta ölümüne neden olduğundan şüpheniz olmasın.

Bu haber, aşağıda ismi ve açık adresi yazılı olan web sitesinden alınmıştır:

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-fatih-altayli-canan-karatayin-onerdigi-diyetleri-uygulamayin-11-681-80688.html
canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Sporun tanımını bile bilmeyenler “sporcu beslenmesi uzmanı” oldular

Futbolcuları karbonhidratla beslemeyin diyerek Fenerbahçe’ye her gün bir kuzu önerisinde bulunan Prof. Dr. Canan Karatay’a Haluk Saçaklı’dan cevap geldi.
Sporcuda başarı kuzu eti ile değil, doğru bilgi ve çalışma ile sağlanır diyen Saçaklı, Sporun tanımını bile bilmeyenler sporcu beslenmesinde uzman oldular. Bilmediğiniz konularda susmak en doğrusu… Tüm bedensel işlevlerde, bedenimizin zorunlu olmadıkça proteinleri yakıt olarak kullanmadığını belirten Saçaklı, Beden proteini yapıtaşı olarak konumlandırır. Bir sporcu koşarken karbonhidrat ve yağ asitlerini değişik oranlarda karışık olarak kullanır. Sağlıklı bir insanda 80.000 kalori yağ deposu varken, buna karşılık 1480 kalorilik karbonhidrat depomuz vardır. Spor yapmayanlar günde kilo başına 4,5 gram karbonhidrat tüketirken, sporcuların kilo başına 8-12 gram karbonhidrat gereksinimleri vardır, dedi.

Haluk Saçaklı

Glikoz şart

Proteinlerin asla depolanmayacağını belirten Saçaklı, Beden günlük ihtiyacımız kadarını kullanır, fazlası yağ olarak depo edilir. Bir sporcu müsabaka anında sprint koşu yapıyorsa bu karbonhidratla yani glikoz ile olur. Yağdan gelen enerjinin kullanılması için karbonhidrat metabolizmasının ara ürünlerine yani yine glikoza ihtiyacımız vardır. Sadece yağ yakarsak koşamayız şeklinde konuştu.
Metodik olarak yorgunluğu belirleyen şey yağların değil karbonhidratların tükenmesidir diye konuşan Saçaklı, Çünkü yağ depoları neredeyse sınırsızdır. 90 dakika değil günlerce futbol oynasanız da tüketemezsiniz ifadesini kullandı. Dr. Saçaklı konuşmasına şöyle devam etti:
Teorik olarak bir sporcunun 150 kilometreyi hiç durmadan koşması gerekirken koşamaz yorulur. Çünkü kas içindeki karbonhidratlar tükenir ve artık yağı enerji kaynağı olarak kullanamaz hale gelir. Karbonhidratlar yağı tutuşturan çıra gibidir. Kaslarımız çok fazla miktarda yağı yakabilir, yeter ki kas içindeki glikojen tükenmemiş olsun.

Karbonhidrat, vücutun temel enerji kaynağı

Etin sindiriminin 12-24 saat olduğunu ifade eden Saçaklı, O nedenle sporcuların kuzu eti ile değil müsabaka öncesi karbonhidrattan zengin beslenmesi gerekir ki glikojen depolarının doygunluğu sağlansın. Et ağırlıklı beslenme diyeti uzun süre uygulanırsa yaşam tehlikeye girebilir. Kalp krizi geçirme riski artabilir ve sizi ölüme sürükleyebilir. Yüksek proteinli beslenme kemik erimelerine neden olur. Çünkü aşırı protein, kemiklerden kalsiyum çekilmesine neden olur. İyi kaliteli karbonhidratı yeterince almazsanız beyin fonksiyonları iyi çalışmaz. Yüksek proteinli diyetler karaciğer ve böbreklerin aşırı çalışmasına ve yorulmasına neden olur. Kısaca, vücut enerji kaynağı olarak karbonhidratları bulamadığında, kendisinden beslenerek proteinleri yani kaslarınızı yakar dedi.
Personel Sağlık Haber
https://www.personelsaglikhaber.net/guncel/fenerli-futbolcular-hergun-1-kuzu-yesin-h77041.html
canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Canan Hoca size neler oluyor?

Prof. Dr. Temel Yılmaz Habertürk’teki yazısıdır

Bir süre önce Canan Karatay ve bir konukla yapılan bir programı arkadaşlarımın uyarısı üzerine videodan izledim. Programın bir bölümü genel sağlık konuları diğer bölümü ise iki konuşmacının siyaset üzerine yaptıkları kişisel yorumlarıyla ilgiliydi. Siyaset, programdaki konuşmacıların hazır mikrofonu almışken bir yerlere vermeye çalıştıkları politik mesajlar vs. benim ilgi ve uzmanlık alanım dışında… Ancak programda benimle ilgili söylenen sözlerin olduğu bir bölüm vardı. Bu bölümde benimle ilgili iddialar ama daha önemlisi de bilimsel tartışma etiği üzerine birkaç sözüm olacak.

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Bilimsel tartışma ciddiyet ister

İster televizyon programında ister bir sempozyum ya da kongrede olsun bilimsel tartışmalar önemli… Tarih öncesinden bu yana, evrensel bilim her çağda bilimsel tartışmalar ve bu tartışmalardan çıkan sonuçlarla gelişti ancak bilimde tartışmanın bir kültürü ve etik kuralları vardır.

Bilimsel tartışma, bilimin herhangi bir alanında, ortaya atılan bir düşüncenin ya da hipotezin, konunun uzmanları arasında kanıta dayalı bulgular ışığında karşılıklı değerlendirilmesi demektir. Sonuçta tartışan kişiler, her iki taraf kanıtları ortaya koyar, kanıtlar tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirilir, taraflar karşılıklı ikna olur, konsensus (uzlaşı) oluşur.

Dünya tarihi boyunca bilim hep bu yöntemle kendini geliştirmiş, bilimin yasaları bu bilimsel tartışmalardan çıkan sonuçlarla yazılmıştır. Bir tartışmanın bilimsel tartışma olması için iki kıstas gereklidir: Bilgi birikimi ve karşılıklı saygı

Bilgi birikimi olmadan bir hipotez ya da antitez oluşturulamaz. Karşılıklı saygı olmadan da o konuda karşılıklı tartışma olmaz. Bu kriterden biri eksikse, bir bilimsel tartışma kültüründen bahsetmek mümkün değil. Etik dışı davranışlar ise bilimsel tartışma ortamını yok eder.

Ego ile etik dışı davranışlar tartışmayı bilimsel tartışmanın dışına bir mahalle kavgasına dönüştürür.

Bunun en somut örneği de o günkü açık oturumda yaşanmıştır.

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Bilimsel bir soruya tuhaf bir yanıt

Açık oturumdaki konu kolesterol değerleridir. Sunucuyla konuşmacı arasında şöyle bir soru cevap diyaloğu geçiyor. Sn. Didem Arslan Yılmaz soruyor:

Sizin iddialarınıza karşıt görüşler de var, bu görüşlerden biri de ‘Kolesterol vücut için çok gerekli ve önemli bir madde ama bunu kendi normalleri içinde değerlendirmek gerekir, özellikle LDL değerleri yükseldikçe kalp koroner riskinin arttığını gösteren yüzlerce çalışma var. Kolesterol yüksekliğinin zararsız ve faydalı olduğunu söyleyen bir takım kişiler insan hayatıyla oynadıklarını unutmamalıdır’ deniyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Bir bilimsel tartışma kültüründe bu sorunun iki yanıtı vardır.

Ya “Buna katılmıyorum, bu görüş yanlış” der kendi düşüncelerinizi anlatırsınız, kanıtlarınızı ortaya koyarsınız, ya da “Doğrudur” der onaylarsınız. Ama yanıt öyle değil, çok öfkeli ve tepkisel. Canan Hoca cevap veriyor:

Bu soruyu soran bana çok hücum ediyor. Bu kişi çok önemli un fabrikalarının yönetim kurulunda görev yapıyor, onun söylediği hiçbir şeye inanmamak lazım…

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Bilimde “hücum etmek” ne demek?

Yanıtta üç önemli iddia var. Birincisi “Bana hücum ediyor” diyor. Bu doğru değil. Açık oturumda sorulan soru sadece bir bilimsel karşı görüş. Soruda rencide edici, kırıcı, hücum edici bir ifade yok. İddia daha öncesi ile mi ilgiliydi, bu da doğru değil. Şimdi hocaya soruyorum: Benimle ilgili böyle bir kaygıya nereden ulaştınız?

Evet, halk sağlığını ilgilendiren konularda yanlış bulduğum görüşlerinizi eleştirdiğim doğru… Gebelik diyabetinde tanı kriterlerinizin yanlış olduğu, sınırsız kırmızı et yemenin sağlığa zararlı olduğu, tüm ekmeklerin suçlanmaması gerektiği ve lahmacunun öyle çok da faydasının olmadığı, kaya tuzu da olsa fazlasının tansiyonu artıracağı ve küçük çocuklara kahve vermenin faydadan çok zararı olduğu konusunda size katılmadığımı söylediğim, bu konulardaki açıklamalarınıza karşı çıktığım ve itiraz ettiğim doğru…

Ancak bu itirazlarımın hiçbir yerinde size karşı en küçük saygısız, saldırgan bir ifade ya da sizi incitecek tek söz yok.

Yazılarımın tamamında sizden tek bir talebim oldu. Sizden şunu istedim;

Bu iddialarınız çok ciddi, toplumun sağlığını doğrudan ilgilendiriyor. İddialarınızla ilgili bir kanıtınız,bir araştırmanız ya da uluslararası ciddi güvenilir çalışmalar var mı, varsa siz zahmet etmeyin ben gelip sizden alayım, dedim; yanıt vermediniz. Yüzlercesinden bahsettiğiniz yayınlardan bir örnek verin, dedim; onu da vermediniz. Yine, Halk sağlığını ilgilendiren konularda kanıtı belli olmayan fikirleri tartışmanın yeri medya değil, konunun uzmanlarının olduğu bilimsel toplantılar ve kongrelerdir, buyurun sizi davet ediyoruz diyabet kongresine gelin, diye teklif ettim; gelmediniz.

Daha önemlisi şu, sizin hücum ediyor diye suçladığınız kişi olarak, sizin zor zamanınızda yanınızda oldum. Hatırlarsanız, bir süre önce bir meslek kuruluşu tarafından size verilen cezaya ilk karşı çıkan oldum ve yazdığım yazıda:

Hocanın bazı görüşlerine katılmıyorum, ama verilen cezaya karşıyım, hekimlikte apolet sökülmesi doğru değil, diyerek kararı eleştirdim.

Hocam şimdi soruyorum, neden size eleştirel bir soru gelince insanlara kızıp bağırıp çağırıp azarlarken her konuşmanızda “Bana hücum ediyorlar” mesajı veriyorsunuz, yeni bir iletişim yöntemi midir? Hedefiniz hem size karşı kimse bir şey söyleyemesin, ki bunu başardınız, kimse sizinle konuşmaya cesaret edemesin, bilim dünyası sus pus olsun hem de seyirciye:

Bana saldırıyorlar, diye mağduriyet edebiyatı yapmak mı? Eğer amacınız buysa çok başarılı oldunuz.

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Ekmeği savunsanız ne olur?

Buradan programa dönelim. Programda size sorulan bilimsel bir soruya, pat diye cevap veriyorsunuz “O çok önemli un fabrikalarının yönetim kurulunda görev yapıyor”.

Size böyle bir soru sorulmamış, cevabın konu ile ilgisi yok, ayaküstü söylenmiş bir iddia, nereden aklınıza geldi hocam çok merak ediyorum.

Çok düşündüm, muhtemelen birkaç hafta önce katıldığım Habertürk’teki bir açık oturumla ilgili olabilir. Programda, sizin ekrana yansıyan konuşmanızın bir bölümünde:

Ekmek afyondur, uyuşturucudur, deyince ben de yapmayın hoca, ekmek tohumdan yapılır, tohum hem protein hem karbonhidrat birçok mineral ve vitamin içerir. Sizin söylediğiniz işlenmiş ekmek, bütün ekmekleri suçlamanız yanlış, Türk halkı için ekmek kutsaldır, ekmeği yerde görünce öpüp başına koyar, ekmeği bu kadar suçlamanız yanlış” diye sizi eleştirmiştim.

Siz de muhtemelen “Bu adam, ekmeği bu kadar savunduğuna göre olsa olsa un fabrikalarında yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyor” diye düşünmüş olabilirsiniz. Başka bir izahı yok bu lafınızın… Hoca, hemen belirtmek isterim ki iddianız doğru değil, yalan. Belli ki araştırılmadan kişisel karalama amacıyla alelacele uydurulmuş bir söz, ithamlar etik dışı, tıbbi deontolojiden uzak… Bir bilim insanı doğru olup olmadığını bilmeden, kaynağı araştırılmadan bilgi veriyorsa bu çok endişe vericidir. Bu, o insanın bilgileri doğru dürüst araştırma yapmadan aklına geldiği gibi çala kalem verdiği noktasına getirir ve söylediklerini tartışmalı hale sokar. Siz düşüncelerinize karşı çıkan herkese kızıp, iftira mı atarsınız?

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

“Hiçbir şeye inanmayın” sözünün altındaki anlam ne?

Üçüncü iddianızda “Onun söylediği hiçbir şeye inanmamak lazım” diyorsunuz. Bilmenizi isterim ki, bu söz ciddi ve analitik düşünce ürünü bir söz değil. Üstelik “Hiçbir şeyine inanmayın” diye söylediğiniz insan, bilim alanında 40 yıl çalışmış, yüzlerce araştırma yapmış, uluslararası ödüller almış, on binlerce hastayı tedavi etmiş bir kişi. Yaptığı tedaviler ya da söyledikleri yanlış olsaydı, hakkında onlarca dava açılırdı değil mi hoca?

Oysa sizin için ben bir kere bile böyle bir söz söylemedim. Doğru söyledikleriniz için doğru, hatalı bulduğum konular için hatalı dedim, bilimde tartışma kültürü de bunu gerektirir ama benim için böyle bir söz kullanmaya neden ihtiyaç duyduğunuzu düşündüm. Gerçekten öğrenmek istiyorum.

Dikkat ettim, eleştiriye hiç tahammülünüz yok. Tek doğru sadece sizin söyledikleriniz. Tek kural var: Karatay kanunları tartışılmaz. Bilimdeki tüm bilinmeyenlerin cevabı Karatay kitaplarında yazar ve Karatay’ın sözünün üstüne söz söylenmez!

Hiç kimsenin söylediğine inanmayın, sadece benim söylediğim doğru” diyorsunuz. Bu mümkün mü? Tıbbın bütün alanlarında, kolesterolden depresyona, tuzdan bor madenine her konuda tek doğru siz olabilir misiniz? Bilimde böyle bir şey mümkün mü?

Yaptığınız her şeye neden ilahi bir misyon vermeye çalışıyorsunuz? Buna niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Hoca size neler oluyor?

hubris sendromu

Medyada çok ünlü olmak ve hubris sendromu

Hocam, sizden iki ricam var. Birincisi, sizinle ilgili. Medyada tanınır olmak için çok çabaladınız, çok uğraştınız ve bunu başardınız. Çok ünlü oldunuz.

Biliyorsunuz medyada ünlü olmak zordur ama ünü korumak daha zordur. İnsanlarımız çabuk unutur, gündem için her defasında daha ilginç şeyler söylemek, daha sansasyonel işler yapmak gerekir, bunları da yaptınız tamam da, lütfen buradan daha ilerisine geçmeyiniz. Çünkü fazla ün insanın doğasını değiştirir, hep daha fazlası istenir, sizin için endişeleniyorum.

İkincisi, size bir makale okumanızı öneriyorum. Makale Brain dergisinde yayınlanmış. Konu Hubris Sendromu. Hubris Sendromu’nun başka bir adı güç ya da şöhret zehirlenmesi… Yazıda bu sendromun 14 kriteri var. Zaman ayırın, okuyun, bir değerlendirin, çok ilginç sonuçlar bulacaksınız.

Bu yazı, aşağıda kaynağı açıkça yazılmış olan web sitesinden alınmıştır. Yazarın bireysel görüşünü içerebilir. Web sitemizde yalnızca bilgilendirme amacıyla paylaşılmıştır.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-canan-hoca-size-neler-oluyor-11-681-79949.html
2019

2019 tatil takvimi! 2019’da kaç gün tatil var?

Yoğun mesai koşulları da olsa 2019 tatil takvimini paylaşıyoruz.

2019 yılı resmi tatilleri

  • 01 Ocak 2019 Salı, Yılbaşı
  • 23 Nisan 2019 Salı, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
  • 01 Mayıs 2019 Çarşamba, Emek ve Dayanışma Günü
  • 19 Mayıs 2019 Pazar, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
  • 15 Temmuz 2019 Pazartesi, Demokrasi ve Direnme Hakkı Günü
  • 30 Ağustos 2019 Cuma, Zafer Bayramı
  • 28 Ekim 2019 Pazartesi, Cumhuriyet Bayramı Arefesi
  • 29 Ekim 2019 Salı, Cumhuriyet Bayramı

2019 yılı dini tatilleri

  • 03 Haziran 2019, Pazartesi Ramazan Bayramı Arefesi
  • 04 Haziran 2019, Salı Ramazan Bayramı (1.Gün)
  • 05 Haziran 2019, Çarşamba Ramazan Bayramı (2.Gün)
  • 06 Haziran 2019, Perşembe Ramazan Bayramı (3.Gün)
  • 10 Ağustos 2019, Cumartesi Kurban Bayramı Arefesi
  • 11 Ağustos 2019 Pazar, Kurban Bayramı (1.Gün)
  • 12 Ağustos 2019 Pazartesi, Kurban Bayramı (2.Gün)
  • 13 Ağustos 2019 Salı, Kurban Bayramı (3.Gün)
  • 14 Ağustos 2019 Çarşamba, Kurban Bayramı (4.Gün)

2019 YILI TATİL TAKVİMİ

Medimagazin
Takvim, aşağıda bağlantı adresi bulunan MadiMagazin Sitesi’nden alınıp düzenlenmiştir. https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-2019-tatil-takvimi-2019da-kac-gun-tatil-var-11-681-79889.html
yılbaşında beslenme, yeni yılda beslenme, yıl başında beslenme ve diyet, yeni yıl menüleri, yeni yıl zayıflama önerileri, 2017 zayıflama tiyoları

2019’a sayılı günler kalmışken: “Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi”

2018 yılını acısıyla tatlısıyla geride bırakıyoruz ve gerçekleşmesini arzuladığımız tüm dilekler için 2019 yılının bir şans kapısı olacağına inanıyoruz. Umarız hayalinizdeki gibi bir yıl geçirirsiniz.

1.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Dekoratif objeler”

yılbaşı hediyeler - dekoratif objeler ile ilgili görsel sonucu

2.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Ahşap kalemlik”

yılbaşı hediyeler - ahşap kalemlik ile ilgili görsel sonucu

3.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel defter / günlük”

hediye - defter günlük ile ilgili görsel sonucu

4.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Masa isimliği”

hediye - diyetisyen masa isimliği ile ilgili görsel sonucu

5.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel ajanda”

hediye - ajanda ile ilgili görsel sonucu

6.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Şövale takvim”

hediye - ŞÖVALE TAKVİM ile ilgili görsel sonucu

7.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel kahve fincanı”

hediye - KAHVE FİNCANI ile ilgili görsel sonucu

8.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Kalem seti”

hediye - KALEM SETİ ile ilgili görsel sonucu

9.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel bitter çikolata”

hediye - ÖZEL ÜRETİM BİTTER ÇİKOLATA ile ilgili görsel sonucu

10.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Metal su matarası”

hediye - METAL SU MATARASI ile ilgili görsel sonucu

11.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel cam duvar saati”

hediye - ÖZEL CAM DUVAR SAATİ ile ilgili görsel sonucu

12.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Doğal taşlar”

hediye - DOĞAL TAŞLAR ile ilgili görsel sonucu

13.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel ofis yastığı”

hediye - OFİS YASTIĞI ile ilgili görsel sonucu

14.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Termos bardak”

hediye - TERMOS BARDAK DİYETİSYEN ile ilgili görsel sonucu

15.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “iPad kılıfı”

hediye - İPAD KILIFI ile ilgili görsel sonucu

16.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel baskı kupa”

hediye - DİYETİSYEN KUPA ile ilgili görsel sonucu

17.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel bardak altlığı”

hediye - DİYETİSYEN BARDAK ALTLIĞI ile ilgili görsel sonucu

18.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “USB Flash bellek”

hediye - FLASH BELLEK ile ilgili görsel sonucu

19.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel kalemlik”

hediye - KALEMLİK ile ilgili görsel sonucu

20.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Masa saati”

hediye - MASA SAATİ ile ilgili görsel sonucu

21.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Renkli kağıtlar”

hediye - RENKLİ FOTOKOPİ KAĞIDI ile ilgili görsel sonucu

22.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel anahtarlık”

hediye - DİYETİSYEN ANAHTARLIK ile ilgili görsel sonucu

23.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Iphone kılıfı”

hediye - IPHONE XR KILIF ile ilgili görsel sonucu

24.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Hesap makinesi”

hediye - hesap makinesi ile ilgili görsel sonucu

25.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Özel kaplama kartvizitlik”

hediye - kartvizitlik ile ilgili görsel sonucu

26.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Kapı süsü”

hediye - kapı süsü yılbaşı ile ilgili görsel sonucu

27.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Filtre kahve”

filtre kahve ile ilgili görsel sonucu

28.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Atkı / fular”

hediye - atkı fular ile ilgili görsel sonucu

29.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Doğal oda kokusu”

hediye - doğal oda kokusu ile ilgili görsel sonucu

30.Diyetisyene alınabilecek 30 yeni yıl hediyesi: “Metal saklama kabı”

metal saklama kabı ile ilgili görsel sonucu

Sağlıklı, başarılı ve mutlu yıllar dileriz…

ŞOK: “Şeyda Coşkun yasadışı diyetisyen davasından beraat etti!”

Şeyda Coşkun hakkında diploması olmadığı halde insanlara diyet programı uygulattığı iddiasıyla, Sağlık Hizmetleri Kanunu’na muhalefet suçundan İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı. Geçtiğimiz günlerde görülen davada Coşkun, delil yetersizliği nedeniyle beraat etti.

Ünlü isimlere diyet programları uygulayan Şeyda Coşkun, Sağlık Bakanlığı’nın kriterlerine uygun Beslenme ve Diyetetik lisans diploması olmadığı için diyetisyenler tarafından eleştiriliyordu. Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi‘ne şikayet edilen Coşkun’un izinsiz ve yetkisiz sağlık hizmeti verdiği ileri sürülmüş ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘nca soruşturma başlatılmıştı.

Belge sunamadı

Coşkun hakkında, Sağlık Hizmetleri Kanunu’na muhalefet suçundan dava açılmıştı. Şeyda Coşkun; mahkemede Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü diplomasından başka sağlık hizmeti vermeye yönelik bir yetki belgesi ortaya koyamamıştı. Kendisini yaşam koçu olarak tanıtan Şeyda Coşkun; Gülben Ergen, Hacı Sabancı, Derya Baykal, Gülşen, Derya Şensoy, Hadise ve Büşra Pekin gibi isimlerle çalıştı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmanın ardından, yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle Coşkun’un beraatine karar verildi.

Derya Baykal

Derya Baykal tanık oldu

Duruşmada, oyuncu Derya Baykal da tanık sıfatıyla ifade verdi. Baykal, 8-9 yıldır tanıdığı Şeyda Coşkun’un hiçbir zaman diyetisyen olduğu iddiasında bulunmadığını ifade ederek onun sayesinde spor alışkanlığı edindiğini söyledi. Baykal, Coşkun’un kendisinin istediği yemekleri gönderdiğini ve aralarında spor aktivitesi dışında diyetisyen ilişkisi olmadığını ifade etti.

Ünlülere kilo verdirerek isim yaptı

Şeyda Coşkun, ünlü müşterilerine Bebek sahilinde yaptırdığı yürüyüşler ve kapılarına kadar gönderdiği diyet yemeklerle tanınıyor.

Sabah
https://www.sabah.com.tr/magazin/2018/11/13/yasadisi-diyetisyen-davasindan-beraat-etti
ONKOLOG YAVUZ DİZDAR

Yavuz Dizdar: “Hekimler, ellerine hasta düşmüşse yolma mantığındalar”

Bodrum’da bir dizi etkinliğe katılan Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, hakkında disiplin incelemesi başlatan İstanbul Tabipler Odası (İTO) yönetim kurulu üyelerine ve meslektaşlarına tepki göstererek açıklamalarda bulundu.

Dizdar, kitabında tıbbı değil, sistemi eleştirdiğini ifade etti. Kanser olmayan hastalara kanser teşhisi koyulduğunu da iddia eden Dizdar, Hipokrat yemininin doktorlukla bir alakası kalmadığını açıkladı.

Rasim Küçükusta ve Yavuz Dizdar’a disiplin soruşturması!

Kanser olmayan hastalara kanser teşhisi koyulduğunu da iddia eden Dizdar, Hipokrat yemininin doktorlukla bir alakası kalmadığını açıkladı.  Yazdığı kitap ile gündeme gelen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, İstanbul Tabipler Odası (İTO) yönetim kurulunun kendisi hakkında disiplin incelemesi başlatmasıyla ilgili olarak çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bodrum’da bir dizi etkinliğe katılan Dizdar, kitabında kanser olmayan insanlara kanser teşhisi koyulduğunu ve paralarının alındığını iddia etmişti. Yazdığı kitap nedeniyle İstanbul Tabip Odası tarafından hakkında inceleme başlatılan Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar’a, meslektaşlarından da tepki gelmişti. Dernekten yapılan yazılı açıklamada isim verilmemekle birlikte Yavuz Dizdar’ın Vicdan Hayat Kurtarır adlı kitabındaki ifadelere gönderme yapılarak, hastalarının doğru tedavi alamamasına, hekim hasta ilişkisinde güvenin bozulmasına, meslektaşlarının itibarsızlaştırılmasına yönelik ifadeler eleştirilmişti.

Ben tavuk yiyip yemeyeceğimi Yavuz’a sormam, o bir radyasyon onkolojisi uzmanı!

Ellerine hasta düşmüşse yolma mantığındalar

Dizdar, İstanbul Tabip Odası’na ve Türk Radyasyon Onkoloji Derneği’ne yanıt vererek Kılıç kılıftan çıktı dedi. Konuyla ilgili olarak İHA muhabirinin sorularını yanıtlayan Dizdar, bazı özel hastanelerin ve özel kliniklerin ellerine hasta düşmüşse yolma mantığında ilerlediklerini ifade ederek şu sözlere yer verdi:

Kanseri özel tetkikler yapıp saptıyorsak ve hastanın bir şikayeti yoksa ileride kanser olup olmayacağını bilmediğimiz ama kanı olarak cam üstünde kansermiş gibi görülen tanılar oluyor. Kanser dediğiniz zaman kilo kaybı olur, iştahsızlık olur, hasta bitkinleşir. Bir şekilde hastalığın kendini göstermesi lazımdır. Elimizdeki teşhis imkanı çok hassaslaştı. MR’lar artık her yerde var, PET her yerde var. Eğer önlerinde kanser tanısına yakın bir hasta varsa bu metastaz diyorlar. Çünkü buna artık kafa yormak, bunun gidişatını kimse araştırmak istemiyor. Elimizde hasta varken biz bunu yolalım, çekelim, alalım. Aksi takdirde nasıl olsa başkası yapacağa geliyor iş. Bu yüzden iş köpürmeye başlıyor. Kendi kendini köpürten sistemden bahsediyoruz, ifadelerini kullandı.

Hekimlikte vicdan tartışması!

Kendinizi çok fazla kurcalatmayın

Kanser olup olmadığını bilmeden tiroit alıyorlar diyerek sözlerine devam eden Dizdar,

Tanılarının önemli bir kısmı genç yaştaki vatandaşlar. Öyle genç yaşta tiroit falan olunmaz, bu tanılar ileride bir hastalık tablosuna dönüşür mü bilinmeden tiroidin alınmasıyla sonuçlanıyor. Bu durumu tiroit cerrahları da söylüyor. Bu durumun tiroidi, prostatı ve meme kanseri var. 3 ana hastalık gurubu var kanser açısından. Diğer taraftan gidiyorsunuz doktora işine geldiği gibi değerlendirmek gibi bir şey var. Hastalara genel uyarımız kendinizi çok fazla kurcalatmayın. Gerçekten şikayetiniz varsa gidin, şikayetiniz yoksa ve giderseniz orada çarpılma ihtimaliniz çok yüksektir, şeklinde konuştu.

Doktorlar vicdanlarını kaybetti!

Hastanelerde birilerinin kesilmesi lazım

Dizdar, hastanelerin bu şekilde kazanç elde ettiğini ifade ederek,

Siz hastaneyi kuruyorsunuz, muayene kuruyorsunuz bu yerler bir şekilde dönecek. Bunlar birbirine bağlı olarak dönecek şeyler. Sen olmasan, sen kesilmesen, birinin kesilmesi lazımdır. Çünkü şişmiş bir sistemden bahsediyoruz. GDO meselesi kongre çerçevesinde hiç tartışılmadı. Hep medyada biz tartıştık. Bunun gibi birçok konu var. Mesela tarım ilaçları kanser yapar mı diye? Bir oturum yapılmadı. Bütün kongreler tedaviye yönelik yapılan toplantılardır. Bir hastalığın nedenini anlamazsanız siz sürekli artığını görüyorsunuz bu hastalığı tedavi ederek nereye kadar gidebilirsiniz ki. Bir portakaldan 3 adam birer dilim yiyor ve zehirleniyor. Portakalı adli tıpa gönderiyorsun ve 20 çeşit ilaç çıktı. Bunun gibi bir olayın içinden çıkma şansınız yok. Bu portakalı bir anne çocuğuna sıkıp içirebilirdi. Çocuğum sağlıklı besleniyor diyebilir. Bunun sorumluluğunu vicdanen nasıl taşıyabilirsin ki… Bunu açıklayın dedim, açıklamayacağız dediler. O üründen numune alınması için bir sürü işlem gerekiyormuş dediler. Bunlar hikaye uğraşmak istemiyorlar, dedi.

Ekmek kavgası!

Kılıç kılıftan çıktı

Meslektaşları tarafından eleştirilmesi konusuna da cevap veren Yavuz Dizdar

Bir kitap yayınlandı. 2 kişi karşılıklı oturduk konuştuk, ağzımdan çıkanlar deşifre edildi. Belli bir mantık içerisinde birleştirildi. Ama kimsenin ismi zikredilmedi. Birçok şey anlatıldı. Orada anlatılanlar sistem eleştirisiydi, tıp eleştirisi değildi. O kadar konunun üzerine gittiler ki, bir televizyon, gazete söyleşisini sosyal medyada öyle bir abarttılar ki, sonunda kaldırılamaz hale gelince soruşturma açarak bunu örtmeye çalıştılar. Onlara haklılık paylarını da veriyorum. Çünkü vatandaşta uyanan imaj küçük bir tıpa güven vardıysa, o da gitti ekrandaki 3 saatlik bir programda. Onu seyreden vatandaşlar artık tbba güvenmez. Bunu bitirmenin soruşturmayı açmış olmaktı. Bizde onların söylemine uyduk bir şey söylemedik. Bir öğreniyoruz ki dernek bu konuda kınama yayınlamış. Sen kimsin ya, nasıl böyle bir şey yapabiliyorsun. Senle ilgili bir durum yok ki ortada. Daha ileriye gidecek bu durum, başladı artık durulmaz. Kılıç kılıfından çıktı bir kere, diye konuştu.

Basın mensuplarına açıklamalarını sürdüren Dizdar,

Kanser olmayan bir insana kanser teşhisi koyma tabi ki var. Mesela tiroitten örnek alıyorsunuz, şüpheli diye bir sonuç çıkıyor. Şüpheli durumunu isteyen cerrah kullanarak burada da bir şüpheli durum var yarın bir gün kansere dönüşmeyeceğini kimse söyleyemez der. Biz de buna hayır diyemeyiz. O yüzden şüpheli gibi lafları etmemeleri gerekiyor. Madem şüpheli bir daha alınsın örnek takip edeceksin. Biz bunu kansere kadar götürüp gerekenlerin hepsini yapabiliriz. Hastaların, küçük bir meme modülü ile başlayan hikayeleri kemoterapi, radyoterapi, cerrahi işlemin hepsini almalarıyla bitiyor. Sonra hastaya diyorsun ki çok şanslıymışsın erken evre. Erken evrenin ne alakası var ki. Zaten bütün tedaviyi almış oluyor bütün evrelerini tamamlamış oluyor. Bütün masraflar da yapılmış oluyor” şeklinde konuştu.

Dr.Ümit Aktaş “ürün pazarlama” iddiasına sinirlendi

Hipokrat yemini tarihte kaldı

Doktorluğun Hipokrat yeminiyle bir alakası olmadığını ileri süren Dizdar,

Artık bir meslek dalı olarak görülüyor. Bu bir yaşam biçimidir aslında. Hipokrat yemini tarihte kalmıştır. Bir bakıma baktığınızda iyi niyet, temenni şeklinde Hipokrat’ın bize öğütleridir. Ama bunu şu an tutan hekim sayısında azalma var. En azından bazıları kırılmasın azalma var diyelim. Vatandaş zaten doktorların ne kadar Hipokrat yeminine sadık olduğunu değerlendirme kapasitesine sahip, ifadelerini kullandı.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-yavuz-dizdar-kilic-kilifindan-cikti-bir-kere-dedi-ve-yine-hekimlere-yuklendi-ellerine-hasta-dusmusse-yolma-mantigindalar-11-681-79658.html
Rasim Küçükusta, Ahmet Rasim, Doktor Rasim, Küçükusta, Göğüs doktoru (1)

Rasim Küçükusta ve Yavuz Dizdar’a disiplin soruşturması!

Yaptıkları açıklamalar ve yazdıkları kitaplarla hekimlik mesleğini rencide edici, hasta-hekim ilişkisini zedeleyici ve hasta sağlığını olumsuz yönde etkileyecek sözleri nedeniyle radyasyon onkoloğu Dr. Yavuz Dizdar ve göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta hakkında, İTO (İstanbul Tabip Odası) disiplin incelemesi başlattı.

(TARTIŞMA) Diyetisyenlerin doktormuş havasında ofis açmalarında tuhaflık var!

İTO Yönetim Kurulu konuyla ilgili duyurusunda,

Bazı basın yayın organlarında ve sosyal medyada yer alan, meslektaşlarımızın büyük tepkileri ve şikayetlerine yol açan; hekimlik mesleğini rencide edici, hasta-hekim ilişkisini zedeleyici ve hasta sağlığını olumsuz yönde etkileyecek sözleri nedeniyle tabip odamız tarafından disiplin incelemesi başlatıldı, dendi.

Ben tavuk yiyip yemeyeceğimi Yavuz’a sormam, o bir radyasyon onkolojisi uzmanı!

Kanser olmayanlara da ‘kanser’ tanısı konduğunu öne süren Dizdar’a bir tepki de Avrupa Üroonkoloji Derneği’nden geldi. Dernek son günlerde medyada kanserli hastaların tanı ve tedavi süreçleriyle ilgili yanlış anlamalara neden olabilecek ve çok ciddi sonuçlar doğurabilecek haberlerin yer aldığını belirtti.

Hürriyet
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/odadan-sorusturma-41044724
mobbing

Sağlıkta mobbing arttıkça öfke düzeyi de artıyor!

İş yerinde psikolojik taciz ve yıldırma olarak tanımlanan mobbing ile mücadelede Türkiye’nin geldiği son nokta, İzmir’deki Yaşar Üniversitesi’nde düzenlenen 4’üncü Forum Mobbing etkinliğinde ele alındı.

Dördüncü Boyut Akademi ve Geleceği Paylaş Sivil İnisiyatifi iş birliği ile düzenlenen etkinlikte açıklanan verilere göre, kurumların %63’ünde psikolojik tacizi önlemeye yönelik herhangi bir yaptırımın uygulanmadığı, çalışanların %90,7’sinin ise gereksiz görevler, olumsuz eleştiri, küçümseme ve iğneleme gibi uygunsuz davranışlara maruz kaldıkları belirtildi.

Türkiye’de mobbingi derinlemesine ele almak için 2012 yılından bu yana kapsamlı anket araştırmalarına imza attıklarını belirten 4’üncü Boyut Akademi Kurucusu Çağlar Çabuk, kurumların mobbing algısını dikkat çeken verilerle birlikte açıkladı. Çabuk, “2012’de 244 kurum temsilcisine ulaşmıştık. Bu sayı bugün 331’e ulaştı. Görüşülen kurumların %57’sinde etik yönetmeliğinin olmadığını, %63’ünde ise psikolojik tacizi önlemeye yönelik yaptırımların olmadığını gördük. Çalışanların sorunlarını veya şikayetlerini insan kaynakları birimi dışında iletebilecekleri ayrı bir birimin varlığı ise ancak %19 oranında çıktı. Mobbing ile ilgili bir başvuru geldiğinde kurumların %40’a yakını ‘taraflarla görüşmeyi aynı anda’ yapmayı, %36’sı ise ‘önce şikayetçi tarafla görüşmeyi’ tercih ediyor. Görüşme yapmayan kurumların oranı da bu yıl %19 olarak çıktı” dedi.

Haklıya da haksıza da iş akdi feshi

Yapılan şikayetlerin kurumlar tarafından nasıl değerlendirildiğini de ele alan Çağlar Çabuk, 

Şikayetin haklı bulunması halinde kurumların yarıdan fazlası iş akdi feshini tercih ediyor. Yapılan şikayetin haksız bulunması halinde ise kurumların yarısı yine şikayetçi tarafa iş akdi feshi uyguluyor. Görev yeri değişikliği %37,5 oranında tercih edilirken, kurumların %33’ü, sorunu yazılı uyarı ile çözmeye çalışıyor. Görüşülen kurumların %35’inde işverene karşı mobbing davası açıldığı belirtilirken, %47’si ise böyle bir dava açılmadığını belirtti. Çalışana karşı açılan mobbing davası oranı ise bu yıl, önceki yıllara oranla %21 ile en yüksek seviyesine ulaştı, bilgisini verdi.

Türkiye’deki mobbing olgusunun çalışanlar nezdindeki algısını değerlendiren Araştırma ve İleri Analiz Danışmanı Özge Tarakçı Özkurt ise “Kurumsal araştırmaya ek olarak 23 ilden 375 çalışan ile de görüşme gerçekleştirildi. Bu kişilerin %91’i özel sektör, %5’i ise kamu çalışanlarından oluşuyor. Görüşülen kişilerin %90,7’si çalıştıkları iş yerinde herhangi bir uygunsuz davranışa maruz kaldıklarını, %9,3’lük bir kesim ise çalıştıkları yerde böyle bir şey yaşamadıklarını kaydetti. Çalışmada yönetim kurulu üyesi ya da CEO düzeyi çalışan 6 kişinin 4’ü, genel müdür veya koordinatör düzeyi çalışan 26 kişinin 23’ü uygunsuz bir duruma maruz kaldıklarını belirttiler. En yüksek sayıdaki memur, eleman, uzman statüsündeki çalışanların %90’ı ile ikinci en yüksek sayıdaki şef, müdür, proje yöneticisi konumundaki şef, müdür, proje yöneticisi konumundaki çalışanların %93’ü de bu duruma maruz kalmış” diye konuştu.

Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Evrim Güleryüz ise Türkiye’de gerçekleştirilen mobbing çalışmalarından örnekler verdi. Dr. Güleryüz, 2005 ve 2018 yılları arasında 447 yüksek lisans ve doktora araştırmasına, 2016 ve 2018 yılları arasında ise 130 yüksek lisans ve doktora araştırmasına imza atıldığını söyledi. Dr. Güleryüz, Türkiye’de farklı meslek grupları ile yürütülen mobbing çalışmalarından şu örnekleri sundu:

  • 108 hemşirenin katıldığı bir çalışmada hemşirelerin %43,8’i mobbinge maruz kaldığını belirtti. %28,6’sı meslektaşlarından, %22,8’si hekimden, %14,3’ü yöneticisinden, %34,3’ü hepsinden mobbing gördüğünü ifade etti.
  • 379 doktorun katıldığı bir çalışmada ise mobbing algısı arttıkça öfke düzeyinin arttığı ve öfke kontrol sorunlarının ortaya çıktığı saptandı.
  • 395 ilkokul öğretmenin katıldığı bir çalışmada, erkeklerin kadınlara kıyasla ve daha az süredir kurumda çalışanların daha uzun süredir çalışanlara göre daha yüksek mobbing algısı olduğu bulundu.
  • 244 öğretmenin katıldığı araştırmada mobbing algısı ile kurumsal bağlılık arasında olumsuz bir ilişki olduğu bulundu.
  • 211 bankacı ile yapılan bir çalışmada mobbing algısı ve performans arasında olumsuz bir ilişki olduğunu ortaya kondu.
  • 220 hemşire ve 220 mühendis arasında yapılan araştırmada hemşirelerde mobbing algısının mühendislere göre daha yüksek olduğu ortaya çıktı.
  • Mühendislerde yöneticinin kadın olduğu durumda erkek olduğu duruma kıyasla mobbing algısının daha fazla olduğu,
  • Erkek hemşirelerin mobbing algısının ise kadın hemşirelere göre daha fazla olduğu ortaya çıktı.
Medihaber
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-saglik-sektorunde-mobbing-verileri-mobbing-arttikca-ofke-duzeyi-artiyor-11-681-79592.html
canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Veganlar tarafından Canan Karatay’a suç duyurusu!

Türkiye Vegan Derneği, Vegan demek tahıl beyinli demek ve Veganlık misyonerliktir, diyen Prof. Dr. Karatay için suç duyurusunda bulundu.

Diyetisyen olmamasına karşın beslenme üzerine hazırladığı kitapları ve açıklamalarıyla gündemde olan iç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay hakkında Vegan Derneği tarafından suç duyurusunda bulunuldu. Sabah Gazetesi’nden Atakan Irmak’ın haberine göre katıldığı bir televizyon programında veganlar hakkında eleştirilerde bulunan Prof. Dr. Karatay,

Tahıl hayvan yemidir. İnsan vücudu tahılları kullanmaya programlanmamıştır. Tahıl yersek koyun gibi oluruz. Tahıl yersek tahıl beyinli oluruz. Vegan demek tahıl beyinli demek. Veganlar kısa ömürlüdür. Veganlar yalnız tahıl yiyor tavşan ve koyun gibi. Veganlık hastalıktır, dedi.

Karatay’ın ayrıca,

İthal kuruyemiş yenmemeli. Kuru baklagiller çok önemli. Mutlaka yenmeli. Kuru baklagiller tahıl değildir, şeklindeki ifadeleri de şikayet konusu oldu. Veganlığın haram olduğunu dile getirdiğine ve fıtrata aykırı olduğuna yer verilen şikayet dilekçesinde şu ifadelere yer verildi:

Halkı kin ve nefrete sürüklüyor

Prof. Dr. Canan Karatay çıktığı bir başka televizyon programlarında ise misyoner kelimesini kullanarak veganları adeta ‘din tüccarı’ olarak betimlemiştir. Gündeme gelmek amacıyla veganlar hakkında kullanmış olduğu cümlelerle hayvansal ürünleri kullanmayanları hedef göstermiştir, Dernek Başkanı Ebru Arıman tarafından yapılan suç duyurusunda Prof. Dr. Canan Karatay’ın, Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, suçunu işlediği gerekçesiyle yargılanması talebinde bulundu. Şikayet üzerine Prof. Dr. Karatay hakkında soruşturma başlatıldı.

Oysa ki vegan ya da veganlık, beslenme ihtiyacını hayvansal besinlerden sağlamama anlamını taşımakta. Vegan yaşam tarzına göre hayvandan gelen et ve süt ile birlikte, yine hayvansal yağlarla üretimi gerçekleştirilen ürünlerin kullanımı doğru bulunmamakta.