diyaliz diyetisyeni, renal diyetisyenlik, nefroloji diyetisyeni, diyaliz merkezinde diyetisyen

Diyetisyenin diyaliz merkezinde çalışması hakkında!

Web sitemize gelen soruların başında Diyetisyenin diyaliz merkezinde çalışması hakkında olmaktadır.

2019 tarihinde kabul edilerek Resmi Gazete’de yayımlanan Diyaliz Merkezleri Yönetmeliği bu durumu açıklamıştır:

Her hemodiyaliz merkezi, hastalarına programlı diyalizin başlangıcında ve daha sonra uzman hekimin denetiminde olmak üzere bir diyetisyenle danışmanlık hizmeti almak üzere sözleşme yapar veya ücreti hasta adına merkez tarafından karşılanmak kaydıyla hizmet satın alır. Yeni açılan merkez, faaliyet izin belgesi tarihinden itibaren en fazla üç ay içerisinde diyetisyen ile sözleşme yapar veya hizmet satın alır. Diyaliz merkezleri, ihtiyaç duymaları halinde psikiyatri uzmanı, psikolog, sosyal hizmet uzmanı unvanını haiz personeli, mesleklerine uygun görevlerde istihdam edebilir veya bunlardan hizmet satın alabilir.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca

Sağlık personellerinin nerede nasıl çalışabilirliğini çözeceğiz!

CNNTürk’te yayımlanan Hafta Sonu programına katılarak gündeme dair pek çok konuda açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yardımcı sağlık çalışanlarının nerede nasıl çalışabilirliğinin net olmadığını biliyoruz diyerek, 14 Mart tıp bayramında yaptığı unvan tanımları ile branşa dayalı görev yeri belirlenmesi konusuna değindi.

Diyaliz Teknikerlerinin nerede nasıl çalışmaları gerektiği konusunda yönetmelik düzenlemesi yaptıklarını hatırlatan Sağlık Bakanı Koca, Diyaliz teknikerlerinin yerine özellikle hemşirelerin sertifika alarak devam ettirdikleri diyaliz teknikerliği hizmetini, diyaliz teknikerlerinin bulunması durumunda, öncelikle diyaliz teknikerlerinin bu işte görevlendirilmelerini belirten yönetmelik çıkardıklarını, benzer şekilde diğer branşlarda çalışan yardımcı sağlık personelleri için de yönetmelik hazırlığının devam ettiğini açıkladı.

Diyetisyenlere yönelik nasıl bir yönetmelik çıkarılacağını ve içeriğini şimdiden merak ediyoruz.

Sağlık Personeli Haber Kaynağı
https://www.saglikpersonelihaber.net/saglik-bakanligi/saglik-bakani-koca-saglik-personellerinin-nerede-nasil-calisabilirligini-h2577.html?fbclid=IwAR3fE5bQRc7QS4Je2SNKjPVMQjXQ45mE3qNDcfyH7msip9guTE5Xp6GUqC4

Sağlık Bakanı Koca

Sağlık Bakanı: “Kimse sağlık verilerini paylaşmaya zorlanamayacak”

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, yaptığı yazılı açıklamada, vatandaşların kişisel sağlık verilerinin en güvenli şekilde kaydedilmesi, işlenmesi ve korunması için hazırlanan Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelik’in Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini belirtti.

Koca,

Yönetmelikle, sağlık hizmeti sunumu için zorunlu olan durumlar dışında hiç kimsenin sağlık verilerini paylaşmaya zorlanamayacağını garanti altına aldık. Ayrıca sağlık tesislerini, tahlil ve tetkikler dahil olmak üzere hastaya ait tüm verilerin mahremiyetini korumak için gerekli her türlü tedbiri almakla yükümlü kıldık, ifadelerini kullandı.

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da e-Nabız hesaplarındaki verilere, kullanıcının gizlilik tercihleri çerçevesinde erişim sağlanacağını ve kişilerin gizlilik tercihleri konusunda daha detaylı bilgilendirileceğini aktaran Koca, mahremiyet düzeyi yüksek olan sağlık verilerinin erişimine kısıtlamalar getirilebileceğini bildirdi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şunları kaydetti:

Ebeveynler, çocuklarının sağlık kayıtlarına herhangi bir onaya ihtiyaç duymaksızın erişebilecek. Boşanma halinde, velayet hakkı üzerinde bırakılmayan taraf da çocuğunun sağlık verilerine ölçülü kısıtlarla erişebilecek. Bakanlığımızda kullanılan sistemlerde yer alan veriler anonim hale getirilerek sağlık sisteminde şeffaflığı ve hesap verilebilirliği temin etmek, sağlık hizmeti sunumuna ilişkin politika ve stratejilere yön vermek, sağlık alanında yapılacak bilimsel araştırmalara destek olmak ve sağlığa ilişkin ürün ve hizmetlerin geliştirilmesini sağlamak amaçlarıyla kullanılabilecek. Vatandaşlarımızın kişisel sağlık verilerini en güvenli şekilde korumak adına her türlü önlemi alacağız, tüm sağlık kuruluşları ile veri alışverişini siber saldırılara karşı güvenli bir sanal ağ olan KamuNET ile sağlayacağız. Yeni yönetmeliğimizin hayırlı olmasını diliyorum.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-saglik-bakani-hic-kimse-saglik-verilerini-paylasmaya-zorlanamayacak-11-681-82112.html
Düzce Üniversitesi

Hemşirelik Tarihi ve Etik Ana Bilim Dalı kuruldu!

Üniversiteden yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’de “ilk ve tek” olan Hemşirelik Tarihi ve Etik Ana Bilim Dalı’nın DÜ bünyesinde kurulduğu belirtildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen DÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğr. Gör. Dr. Şerife Yılmaz Gören, hemşireliğin, insan gereksinimlerinden doğmuş, başlangıcı insanın varoluşuna kadar uzanan bir meslek olduğunu kaydetti.

Türkiye’de, kurulan ana bilim dalına oldukça ihtiyaç duyulduğunu aktaran Gören,

Bu eksikliğin giderilmesi konusunda üniversitemiz önemli bir adım atmıştır. Kurulan ana bilim dalı, hemşirelik adına bir prestij ve sağlık camiası adına önemli bir kazanımdır. Ayrıca öğrencilerin hemşireliğin tarihsel gelişimini kavramasını, mesleğin toplumsal ve statü özelliklerini, hemşirelikle ilgili yasa ve yönetmelikler, etik kavramlar, hasta hakları konusunda bilgi edinmesini, her geçen gün teknolojik gelişmelere paralel ortaya çıkan değer sorunlarının farkında olmasını ve etik karar verebilme becerisini kazanmasını sağlayacağı öngörülmektedir, ifadelerini kullandı.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/var/www/html/mbeta/guncel/genel/tr-turkiyede-ilk-ve-tek-olan-hemsirelik-tarihi-ve-etik-ana-bilim-dali-duzce-universitesi-bunyesinde-kuruldu-11-681-81369.html

Şeyda Coşkun’un beraatine Sağlık Bakanlığı’ndan itiraz!

Beslenme ve Diyetetik lisans diploması olmadan uygulattığı diyet programına beraat kararına Sağlık Bakanlığı itiraz etti. Şeyda Coşkun, diploması olmadığı halde diyet programı uygulattığı iddiasıyla yargılanmış ve beraat etmişti. Sağlık Bakanlığı, beraat kararının kaldırılmasını talep etti.

Sabah Gazetesi’nden Atakan Irmak‘ın haberine göre, ünlü isimlere diyet programları uygulayan Şeyda Coşkun, Sağlık Bakanlığı’nın kriterlerine uygun Beslenme ve Diyetetik lisans diploması olmadığı için diyetisyenler tarafından eleştiriliyordu. Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi‘ne şikayet edilen Coşkun’un izinsiz ve yetkisiz sağlık hizmeti verdiği ileri sürülmüş ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘nca soruşturma başlatılmıştı.

Ünlülerle çalışıyor

Coşkun hakkında, Sağlık Hizmetleri Kanunu’na muhalefet suçundan dava açılmıştı. Coşkun, mahkemede Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü diplomasından başka sağlık hizmeti vermeye yönelik bir yetki belgesi ortaya koyamamıştı. Kendisini yaşam koçu olarak tanıtan Coşkun; Gülben Ergen, Hacı Sabancı, Derya Baykal, Gülşen, Hadise ve Büşra Pekin gibi isimlerle çalıştı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmada ifade veren Derya Baykal, Coşkun sayesinde spor alışkanlığı edindiğini söylemişti.

Sağlık Bakanlığı müdahale etti

Yargılamanın ardından, yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle Coşkun’un beraatine karar verilmişti. Davaya müdahil olan Sağlık Bakanlığı, avukatı aracılığıyla mahkemeye başvurarak Coşkun’un beraatinin kaldırılmasını talep etti.

Beden eğitimi mezunu Diyet uzmanı ya da Sağlık Profesyoneli değildir!

Sağlık Bakanlığı tarafından sunulan dilekçede; delillerin net incelenmediği, beden eğitimi mezunu olan Coşkun’un insanlara sağlık konusunda fikir önerisinde bulunduğu ve her beden eğitimi mezununun sağlık mensubu niteliğinde olmadığı belirtilerek Coşkun’un cezalandırılması gerektiğini kaydedildi. Dosya, Bölge İstinaf Mahkemesi‘ne gönderildi.

Kaynak: Memurlar.net + Sabah Gazetesi
https://www.memurlar.net/haber/821008/diplomasiz-uygulattigi-diyet-programina-beraat-kararina-bakanlik-itiraz-etti.html

Sosyal medya beslenme diyet sağlık zayıflama

İzinsiz paylaşım yapan hekim ve diyetisyenler, hapis cezası alabilir!

Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Dr. Candide Şentürk, sosyal medyadaki fotoğraf ve video paylaşımlarına dikkat çekerek, Başkasına ait fotoğraf ya da bilgiler, kişisel veri kapsamındadır. Eğer kişilerin izni olmadan paylaşım yapılırsa Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında hapis cezasına varan cezai yaptırımları bulunmaktadır, dedi.

Kimliği belli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin isimden fotoğrafa kadar her türlü bilginin ‘kişisel veri’ olarak tanımlandığını kaydeden Dr. Candide Şentürk, bunların izinsiz ele geçirilmesinin ya da paylaşılmasının, cezai yaptırımları olduğunu söyledi.

Hekim, diyetisyen, kuaför ve güzellik uzmanı gibi meslek grupları

Bu kişilerin, sosyal medyada hastalarının ya da müşterilerinin fotoğraf veya görüntülerini paylaştıklarına sıklıkla rastlandığını belirten Şentürk, izinsiz paylaşım durumunda nelerle karşılaşabileceklerini anlattı. Dr. Şentürk,

Paylaşılan veriler tamamıyla kişisel veri olarak kabul edilecek bilgi ya da belgelerdir. Bu itibarla fotoğraf vb. sahibi kişinin, KVKK ve Türk Ceza Kanunu (TCK) bağlamında hakları ihlal edildiğinde başvurabileceği yollar bulunmaktadır. İzinsiz paylaşım yapan gerçek ya da tüzel kişilerin eylemlerinin TCK kapsamında cezalandırılması öngörülmektedir, diye konuştu.

İşte bu cezalar

İzin almadan paylaşım yapılması halinde hukuksal olarak cezalarla karşılaşılabilineceğine dikkat çeken Şentürk, şunları söyledi:

Kanunun verdiği bir yetki ya da kişisel veri sahibinin rızası söz konusu olmadıkça, kişilerin TCK 135 ile 140. maddelerinden birisi ya da birden fazlası ile ilgili cezai sorumlulukları yoluna gidilebilecektir. TCK’nın 135. maddesinde kişisel verilerin kaydedilmesi suçu, 136. maddesinde verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu, 137. maddede bu suçların nitelikli halleri, 138. maddede verilerin yok edilmemesi suçu 140. maddede ise bu suçlara ilişkin olarak tüzel kişiler hakkında uygulanacak güvenlik tedbirleri düzenlenmiştir. Madde 135’e göre, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesi, Madde 136’ya göre ise kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişilerin, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları öngörülmektedir. Yalnızca sosyal medyada değil kişisel verilerin elden ya da posta yoluyla verilmesi veya sanal ortamda taşınabilir bellek üzerine kaydedilerek ya da internet üzerinden elektronik posta ekinde gönderilmesi yoluyla verilmesi de suç kapsamındadır.

Ceza 6 yılı bulabilir

Bu suçların nitelikli hallerinde ceza oranının arttığını kaydeden Şentürk,

Madde 137’ye göre, kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesi halinde ise ceza yarı oranında artırılır. Bu da alınabilecek cezanın 6 yılı bulabilecek olması demektir, dedi.

Başkasının telefon numarasının izinsiz olarak paylaşılması da yasak

Benzer cezai yaptırımların pek çok durumda olabileceğini dile getiren Candide Şentürk, bir kişinin telefon numarasının, iletişim bilgilerinin izinsiz olarak başka biriyle paylaşılması halinde yaşanabilecekleri de aktardı. Şentürk,

Bir kişinin telefonu ve iletişim bilgileri de tamamıyla kişisel veri olarak kabul edilmelidir. Bu bağlamda, birisinin telefon numarasını hattın sahibinin ya da kullanıcısının izni olmadan verilmesi, somut olayın arz ettiği özelliklere göre TCK 135 ya da 136. maddeleri kapsamında cezalandırılabilecektir, diye konuştu.

Dr. Candide Şentürk, kendi izni dışında kişisel verileri paylaşılan kişilerin kolluk kuvvetleri ya da savcılığa başvurarak, paylaşım yapan kişiler hakkında suç duyurusunda bulunabileceğini kaydetti.

Memurlar.net
https://www.memurlar.net/haber/818087/izinsiz-paylasim-yapanlar-hapis-cezasi-alabilir.html
SGK, SGK Haber, prim borcu, SGK hastalıklar

Sosyal Güvenlik Kurumundan yeni hizmet: “Doktor arama”

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Sağlık Hizmet Sunucuları Uygulaması ekranına Doktor Arama özelliği ekledi.

Doktor Arama ekranında bilgilerine ulaşılmak istenen doktorun adı ve soyadı ile arama yapılabilecek. Arama sonucu düşen doktorun akademik unvanı, uzmanlık derecesi, branşı ve çalıştığı yerler listelenecek. Sahte diplomalı hekimliğin önüne geçeceği düşünülen uygulama vatandaşa doktoru hakkında bilgi alma imkanı sunuyor.

Doktor arama ekranına ulaşmak için tıklayınız. 

Ümit Aktaş ve Karatay ceza

Karatay ve Aktaş’a verilen ceza onandı!

Canan Karatay ve Ümit Aktaş’a uzmanlık alanları dışında ve etik olmayan söylemleri nedeniyle verilen ceza onandı.

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin başvurusu üzerine, İstanbul Tabip Odası tarafından Dr. Canan Karatay ve Dr. Ümit Aktaş katıldıkları bir televizyon programında:

Canan Karatay

  • uzmanlık alanları dışı konularda tartışmalı konuları kesin gibi sundukları,
  • doğru olmayan bilgiler verdikleri,
  • kendileri dışındaki tüm hekimleri olumsuzladıkları,
  • programı kişisel tanıtım ve reklam aracı haline getirdikleri,

TV programında verdikleri bilgilerin etik olmadığı, kusurlu olduğu ve halk sağlığına zarar verdiği anlaşılarak suçlu bulunmuş ve para cezasına karar verilmişti.

Ümit Aktaş

İtirazları üzerine Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu tarafından karar değerlendirilmiş ve ilgili bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda itiraz reddedilerek karar onanmıştır.

Saygılarımızla,

Türkiye Psikiyatri Derneği, Merkez Yönetim Kurulu

diyet dikkat, zayıflama uyarı

“Defansif tıp” nedir?

Hekimin malpraktis davalarına karşı kendini savunma amaçlı uyguladığı tıbbi uygulamalardır.

Defansif tıp, pozitif veya negatif olabilir

Pozitif defansif tıpta doktor hastası için her türlü tetkiki ister,

  • tıbben pek de kabul görmeyem konsültasyonlara başvurur,
  • ilaçların çeşidini ve sayısını artırır,

negatif defansif tıp da kaçıngan tavırdır.

  • hekim yüksek riskli ve invaziv uygulamalardan kaçarak kendini sağlama alma çabası içine girer.

dava açılma korkusu, medya, sağlık politikalarının hekime güven verememesi ve mükemmelliyetçilik hekimleri defansif tıbba yönelten nedenlerden birkaçıdır.

Tıbbiyeli Sözlük
https://tibbiyelisozluk.com/defansif-tip.html
Tıpta şarlatanlık

Tabip Odası: “Şarlatan hekimlerin hepsinin zayıflatan diyeti, mucizevi meyve ve sebzesi var”

İstanbul Tabip Odası (İTO), bazı tıp doktorlarının basın-yayın organlarında ezber bozan, tabu yıkan, şoke eden şeklinde verilen açıklamalarına tepki gösterdi. İTO, şarlatan olarak tanımladığı doktorların 10 özelliğini sıraladı.

Milliyet’ten Mert İnan‘ın haberine göre, bazı tıp doktorlarının hekimleri ve hekimlik mesleğini itibarsızlaştırmaya, hedef haline getirmeye dönük açıklama ve tutumlarına karşı Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve İstanbul Tabip Odasınca (İTO) bir basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısına İTO Başkanı Dr. Pınar Saip, TTB 2. Başkanı Dr. Ali Çerkezoğlu, İTO Genel Sekreteri Dr. Osman Öztürk ve İTO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Güray Kılıç katıldı. Toplantıda ilk konuşmayı yapan Dr. Ali Çerkezoğlu,

İnsanların daha iyi, daha mutlu, daha sağlıklı yaşama, ömür süresini uzatma beklentisini anlaşılabilir buluyoruz. Ancak toplumdaki bu beklentileri kullanarak hurafeler üreten anlayışlarla, dinbazlıkla, modern tıbbı ticari bir şekilde manipüle etmeye varan şarlatanlıklarla da karşı karşıya kalıyoruz. Bu alanın denetlenmesini toplum sağlığı açısından olmazsa olmaz bir durum olarak görüyoruz. Sağlık ortamının, hekimlik uygulamalarının denetlenmesi her zaman önemliydi ancak bu dönemde çok daha fazla önem kazanmış durumda, dedi.

Toplantıda İTO’ya kayıtlı 35.000 hekim olduğu, her yıl Onur kuruluna 700-800 doktor hakkında şikayet dosyası iletildiği, 2018’de 13 hekime meslekten men, 64 hekime de para cezası verildiği aktarıldı. Şarlatan olarak tanımlanan doktorların 10 ortak özelliği bulunduğu belirtilen bildiride,

Modern tıbba saldırmanın dayanılmaz hafifliği ile sanatlarını icra eden bu şarlatanlar çağlar boyunca olduğu gibi bugün de sadece hekimlere ve hekimliğe zarar vermekle kalmamakta; kişisel çıkarları için insanların modern tıbba güvenini zedeleyerek ve onları bazen ölümle sonuçlanacak kadar yanlış yönlendirerek aslında ve esasen toplum sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadırlar, denildi.

İTO, şarlatan doktorların 10 özelliğini şöyle sıraladı:

1- Her ne kadar modern tıbbı yerden yere vursalar da, bunu yaparken modern tıp eğitimi sonucu kazandıkları doktor unvanlarını ve akademik kariyerlerini kullanmaya özen gösterirler; özel muayenehanelerinde, kliniklerinde hasta bakmaya, ilaç yazmaya devam ederler.

2- Hemen her açıklamalarında bilimsel/tıbbi gerçekler/doğrularla bilim dışı yalanları/yanlışları birlikte harmanlayarak sunar, böylece yalanları/yanlışlarını gerçeklerin/doğruların arasında gizlemeye çalışırlar.

3- İleri sürdükleri ezber bozan, tabu yıkan, şoke eden iddiaların hiçbir bilimsel ispatı yoktur. Kendilerine soracak olursanız iddialarını ispatlamaları için bilimsel dayanağa ihtiyaç yoktur, kendilerinin söylemiş olmaları yeterlidir.

4- Ortaya attıkları iddiaların çürütülmesinde kendileri açısından hiçbir sıkıntı duymazlar; hemen yeni konular, yeni iddialar bulurlar. Hemen hepsinin kendince her derde deva bir meyvesi, sebzesi, insan yaşamını en az 30 yıl uzatacak bir diyet/tedavi kürü vardır.

5- Yaşam düsturları Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak taktikleri reklamın iyisi, kötüsü olmazdır. Bilimsel başarılarıyla değil, medyatik söylemleriyle kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışırlar.

6- Kendilerine uzatılan her mikrofona, yöneltilen her soruya, uzmanlık alanları olup olmadığına bakmaksızın mutlaka verilecek bir cevapları vardır. Bazıları daha da ileri gidip fırsatını yakalamışken derin sosyolojik tahlillerde bulunurlar.

7- Bugün zaten birçok doktorun ve tabip odalarının aşırı teşhisten aşırı teknoloji ve ilaç kullanımına, tanı/tedavi süreçlerine tıbbi teknoloji/ilaç tekellerinin müdahalesinden kapitalist tıbba kadar bir dizi uygulamayı son derece radikal eleştiriler yönelttiğini bilmezden/görmezden gelirler; kendilerini biricik kahraman ilan ederler.

8- Zihin dünyaları komplo teorileriyle doludur; kanserin çaresi bulunmuştur ama ilaç firmaları gizliyordur, şekerin zararı kendileri ifşa edene kadar toplumdan saklanmıştır, aşıların içinde alüminyum vardır ve otizme yol açıyordur, vb., ve de bütün bu komploların farkına varan biricik akıl sadece kendilerinde mevcuttur.

9- Açıklamalarında soyut bir tıbbi endüstri, sistem eleştirisi varsa da hiçbir zaman mevcut sağlık politikalarını ve o politikaların sahibi siyasi iktidarı eleştirmezler, iktidar partisi AKP’nin adını dahi ağızlarına almazlar; sonunda da faturayı doktorlara keserler.

10- Her ne kadar bütün bu faaliyetlerini kendileri için hiçbir karşılık beklemeden, toplum için/toplum yararına, uhrevi amaçlarla yaptıklarını iddia etseler de çabalarının meyvelerini daha çok tanınırlık/bilinirlik/kabul görme, hasta sayısı/kitap satışlarında artış gibi dünyevi nimetler olarak toplamaktan kaçınmazlar.

Personel Sağlık
https://www.personelsaglikhaber.net/guncel/tabip-odasi-sarlatan-doktorlarin-10-ortak-ozelligini-h76689.html

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Canan Hoca size neler oluyor?

Prof. Dr. Temel Yılmaz Habertürk’teki yazısıdır

Bir süre önce Canan Karatay ve bir konukla yapılan bir programı arkadaşlarımın uyarısı üzerine videodan izledim. Programın bir bölümü genel sağlık konuları diğer bölümü ise iki konuşmacının siyaset üzerine yaptıkları kişisel yorumlarıyla ilgiliydi. Siyaset, programdaki konuşmacıların hazır mikrofonu almışken bir yerlere vermeye çalıştıkları politik mesajlar vs. benim ilgi ve uzmanlık alanım dışında… Ancak programda benimle ilgili söylenen sözlerin olduğu bir bölüm vardı. Bu bölümde benimle ilgili iddialar ama daha önemlisi de bilimsel tartışma etiği üzerine birkaç sözüm olacak.

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Bilimsel tartışma ciddiyet ister

İster televizyon programında ister bir sempozyum ya da kongrede olsun bilimsel tartışmalar önemli… Tarih öncesinden bu yana, evrensel bilim her çağda bilimsel tartışmalar ve bu tartışmalardan çıkan sonuçlarla gelişti ancak bilimde tartışmanın bir kültürü ve etik kuralları vardır.

Bilimsel tartışma, bilimin herhangi bir alanında, ortaya atılan bir düşüncenin ya da hipotezin, konunun uzmanları arasında kanıta dayalı bulgular ışığında karşılıklı değerlendirilmesi demektir. Sonuçta tartışan kişiler, her iki taraf kanıtları ortaya koyar, kanıtlar tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirilir, taraflar karşılıklı ikna olur, konsensus (uzlaşı) oluşur.

Dünya tarihi boyunca bilim hep bu yöntemle kendini geliştirmiş, bilimin yasaları bu bilimsel tartışmalardan çıkan sonuçlarla yazılmıştır. Bir tartışmanın bilimsel tartışma olması için iki kıstas gereklidir: Bilgi birikimi ve karşılıklı saygı

Bilgi birikimi olmadan bir hipotez ya da antitez oluşturulamaz. Karşılıklı saygı olmadan da o konuda karşılıklı tartışma olmaz. Bu kriterden biri eksikse, bir bilimsel tartışma kültüründen bahsetmek mümkün değil. Etik dışı davranışlar ise bilimsel tartışma ortamını yok eder.

Ego ile etik dışı davranışlar tartışmayı bilimsel tartışmanın dışına bir mahalle kavgasına dönüştürür.

Bunun en somut örneği de o günkü açık oturumda yaşanmıştır.

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Bilimsel bir soruya tuhaf bir yanıt

Açık oturumdaki konu kolesterol değerleridir. Sunucuyla konuşmacı arasında şöyle bir soru cevap diyaloğu geçiyor. Sn. Didem Arslan Yılmaz soruyor:

Sizin iddialarınıza karşıt görüşler de var, bu görüşlerden biri de ‘Kolesterol vücut için çok gerekli ve önemli bir madde ama bunu kendi normalleri içinde değerlendirmek gerekir, özellikle LDL değerleri yükseldikçe kalp koroner riskinin arttığını gösteren yüzlerce çalışma var. Kolesterol yüksekliğinin zararsız ve faydalı olduğunu söyleyen bir takım kişiler insan hayatıyla oynadıklarını unutmamalıdır’ deniyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Bir bilimsel tartışma kültüründe bu sorunun iki yanıtı vardır.

Ya “Buna katılmıyorum, bu görüş yanlış” der kendi düşüncelerinizi anlatırsınız, kanıtlarınızı ortaya koyarsınız, ya da “Doğrudur” der onaylarsınız. Ama yanıt öyle değil, çok öfkeli ve tepkisel. Canan Hoca cevap veriyor:

Bu soruyu soran bana çok hücum ediyor. Bu kişi çok önemli un fabrikalarının yönetim kurulunda görev yapıyor, onun söylediği hiçbir şeye inanmamak lazım…

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Bilimde “hücum etmek” ne demek?

Yanıtta üç önemli iddia var. Birincisi “Bana hücum ediyor” diyor. Bu doğru değil. Açık oturumda sorulan soru sadece bir bilimsel karşı görüş. Soruda rencide edici, kırıcı, hücum edici bir ifade yok. İddia daha öncesi ile mi ilgiliydi, bu da doğru değil. Şimdi hocaya soruyorum: Benimle ilgili böyle bir kaygıya nereden ulaştınız?

Evet, halk sağlığını ilgilendiren konularda yanlış bulduğum görüşlerinizi eleştirdiğim doğru… Gebelik diyabetinde tanı kriterlerinizin yanlış olduğu, sınırsız kırmızı et yemenin sağlığa zararlı olduğu, tüm ekmeklerin suçlanmaması gerektiği ve lahmacunun öyle çok da faydasının olmadığı, kaya tuzu da olsa fazlasının tansiyonu artıracağı ve küçük çocuklara kahve vermenin faydadan çok zararı olduğu konusunda size katılmadığımı söylediğim, bu konulardaki açıklamalarınıza karşı çıktığım ve itiraz ettiğim doğru…

Ancak bu itirazlarımın hiçbir yerinde size karşı en küçük saygısız, saldırgan bir ifade ya da sizi incitecek tek söz yok.

Yazılarımın tamamında sizden tek bir talebim oldu. Sizden şunu istedim;

Bu iddialarınız çok ciddi, toplumun sağlığını doğrudan ilgilendiriyor. İddialarınızla ilgili bir kanıtınız,bir araştırmanız ya da uluslararası ciddi güvenilir çalışmalar var mı, varsa siz zahmet etmeyin ben gelip sizden alayım, dedim; yanıt vermediniz. Yüzlercesinden bahsettiğiniz yayınlardan bir örnek verin, dedim; onu da vermediniz. Yine, Halk sağlığını ilgilendiren konularda kanıtı belli olmayan fikirleri tartışmanın yeri medya değil, konunun uzmanlarının olduğu bilimsel toplantılar ve kongrelerdir, buyurun sizi davet ediyoruz diyabet kongresine gelin, diye teklif ettim; gelmediniz.

Daha önemlisi şu, sizin hücum ediyor diye suçladığınız kişi olarak, sizin zor zamanınızda yanınızda oldum. Hatırlarsanız, bir süre önce bir meslek kuruluşu tarafından size verilen cezaya ilk karşı çıkan oldum ve yazdığım yazıda:

Hocanın bazı görüşlerine katılmıyorum, ama verilen cezaya karşıyım, hekimlikte apolet sökülmesi doğru değil, diyerek kararı eleştirdim.

Hocam şimdi soruyorum, neden size eleştirel bir soru gelince insanlara kızıp bağırıp çağırıp azarlarken her konuşmanızda “Bana hücum ediyorlar” mesajı veriyorsunuz, yeni bir iletişim yöntemi midir? Hedefiniz hem size karşı kimse bir şey söyleyemesin, ki bunu başardınız, kimse sizinle konuşmaya cesaret edemesin, bilim dünyası sus pus olsun hem de seyirciye:

Bana saldırıyorlar, diye mağduriyet edebiyatı yapmak mı? Eğer amacınız buysa çok başarılı oldunuz.

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Ekmeği savunsanız ne olur?

Buradan programa dönelim. Programda size sorulan bilimsel bir soruya, pat diye cevap veriyorsunuz “O çok önemli un fabrikalarının yönetim kurulunda görev yapıyor”.

Size böyle bir soru sorulmamış, cevabın konu ile ilgisi yok, ayaküstü söylenmiş bir iddia, nereden aklınıza geldi hocam çok merak ediyorum.

Çok düşündüm, muhtemelen birkaç hafta önce katıldığım Habertürk’teki bir açık oturumla ilgili olabilir. Programda, sizin ekrana yansıyan konuşmanızın bir bölümünde:

Ekmek afyondur, uyuşturucudur, deyince ben de yapmayın hoca, ekmek tohumdan yapılır, tohum hem protein hem karbonhidrat birçok mineral ve vitamin içerir. Sizin söylediğiniz işlenmiş ekmek, bütün ekmekleri suçlamanız yanlış, Türk halkı için ekmek kutsaldır, ekmeği yerde görünce öpüp başına koyar, ekmeği bu kadar suçlamanız yanlış” diye sizi eleştirmiştim.

Siz de muhtemelen “Bu adam, ekmeği bu kadar savunduğuna göre olsa olsa un fabrikalarında yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyor” diye düşünmüş olabilirsiniz. Başka bir izahı yok bu lafınızın… Hoca, hemen belirtmek isterim ki iddianız doğru değil, yalan. Belli ki araştırılmadan kişisel karalama amacıyla alelacele uydurulmuş bir söz, ithamlar etik dışı, tıbbi deontolojiden uzak… Bir bilim insanı doğru olup olmadığını bilmeden, kaynağı araştırılmadan bilgi veriyorsa bu çok endişe vericidir. Bu, o insanın bilgileri doğru dürüst araştırma yapmadan aklına geldiği gibi çala kalem verdiği noktasına getirir ve söylediklerini tartışmalı hale sokar. Siz düşüncelerinize karşı çıkan herkese kızıp, iftira mı atarsınız?

canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

“Hiçbir şeye inanmayın” sözünün altındaki anlam ne?

Üçüncü iddianızda “Onun söylediği hiçbir şeye inanmamak lazım” diyorsunuz. Bilmenizi isterim ki, bu söz ciddi ve analitik düşünce ürünü bir söz değil. Üstelik “Hiçbir şeyine inanmayın” diye söylediğiniz insan, bilim alanında 40 yıl çalışmış, yüzlerce araştırma yapmış, uluslararası ödüller almış, on binlerce hastayı tedavi etmiş bir kişi. Yaptığı tedaviler ya da söyledikleri yanlış olsaydı, hakkında onlarca dava açılırdı değil mi hoca?

Oysa sizin için ben bir kere bile böyle bir söz söylemedim. Doğru söyledikleriniz için doğru, hatalı bulduğum konular için hatalı dedim, bilimde tartışma kültürü de bunu gerektirir ama benim için böyle bir söz kullanmaya neden ihtiyaç duyduğunuzu düşündüm. Gerçekten öğrenmek istiyorum.

Dikkat ettim, eleştiriye hiç tahammülünüz yok. Tek doğru sadece sizin söyledikleriniz. Tek kural var: Karatay kanunları tartışılmaz. Bilimdeki tüm bilinmeyenlerin cevabı Karatay kitaplarında yazar ve Karatay’ın sözünün üstüne söz söylenmez!

Hiç kimsenin söylediğine inanmayın, sadece benim söylediğim doğru” diyorsunuz. Bu mümkün mü? Tıbbın bütün alanlarında, kolesterolden depresyona, tuzdan bor madenine her konuda tek doğru siz olabilir misiniz? Bilimde böyle bir şey mümkün mü?

Yaptığınız her şeye neden ilahi bir misyon vermeye çalışıyorsunuz? Buna niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Hoca size neler oluyor?

hubris sendromu

Medyada çok ünlü olmak ve hubris sendromu

Hocam, sizden iki ricam var. Birincisi, sizinle ilgili. Medyada tanınır olmak için çok çabaladınız, çok uğraştınız ve bunu başardınız. Çok ünlü oldunuz.

Biliyorsunuz medyada ünlü olmak zordur ama ünü korumak daha zordur. İnsanlarımız çabuk unutur, gündem için her defasında daha ilginç şeyler söylemek, daha sansasyonel işler yapmak gerekir, bunları da yaptınız tamam da, lütfen buradan daha ilerisine geçmeyiniz. Çünkü fazla ün insanın doğasını değiştirir, hep daha fazlası istenir, sizin için endişeleniyorum.

İkincisi, size bir makale okumanızı öneriyorum. Makale Brain dergisinde yayınlanmış. Konu Hubris Sendromu. Hubris Sendromu’nun başka bir adı güç ya da şöhret zehirlenmesi… Yazıda bu sendromun 14 kriteri var. Zaman ayırın, okuyun, bir değerlendirin, çok ilginç sonuçlar bulacaksınız.

Bu yazı, aşağıda kaynağı açıkça yazılmış olan web sitesinden alınmıştır. Yazarın bireysel görüşünü içerebilir. Web sitemizde yalnızca bilgilendirme amacıyla paylaşılmıştır.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-canan-hoca-size-neler-oluyor-11-681-79949.html
077 hızır acil

“077 Hızır acil servisi” nedir?

112 acil servisinin yalnızca büyük şehirlerde bulunan, belediyelere bağlı eski muadilidir.

Sağlık Bakanlığı’nın yalnızca sağlık memuru, hemşire ve doktor ataması yaptığı 1980’li yıllarda ülke çapında bir ilk yardım ağı bulunmadığından her belediyenin kendi altyapı ve ekipmanı ile destek verdiği ve 1990’ların başında Sağlık Bakanlığı’nın sahiplenip  geliştirdiği sistemdir.

112'nin tarihçesi

ŞOK: “Şeyda Coşkun yasadışı diyetisyen davasından beraat etti!”

Şeyda Coşkun hakkında diploması olmadığı halde insanlara diyet programı uygulattığı iddiasıyla, Sağlık Hizmetleri Kanunu’na muhalefet suçundan İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı. Geçtiğimiz günlerde görülen davada Coşkun, delil yetersizliği nedeniyle beraat etti.

Ünlü isimlere diyet programları uygulayan Şeyda Coşkun, Sağlık Bakanlığı’nın kriterlerine uygun Beslenme ve Diyetetik lisans diploması olmadığı için diyetisyenler tarafından eleştiriliyordu. Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi‘ne şikayet edilen Coşkun’un izinsiz ve yetkisiz sağlık hizmeti verdiği ileri sürülmüş ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘nca soruşturma başlatılmıştı.

Belge sunamadı

Coşkun hakkında, Sağlık Hizmetleri Kanunu’na muhalefet suçundan dava açılmıştı. Şeyda Coşkun; mahkemede Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü diplomasından başka sağlık hizmeti vermeye yönelik bir yetki belgesi ortaya koyamamıştı. Kendisini yaşam koçu olarak tanıtan Şeyda Coşkun; Gülben Ergen, Hacı Sabancı, Derya Baykal, Gülşen, Derya Şensoy, Hadise ve Büşra Pekin gibi isimlerle çalıştı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmanın ardından, yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle Coşkun’un beraatine karar verildi.

Derya Baykal

Derya Baykal tanık oldu

Duruşmada, oyuncu Derya Baykal da tanık sıfatıyla ifade verdi. Baykal, 8-9 yıldır tanıdığı Şeyda Coşkun’un hiçbir zaman diyetisyen olduğu iddiasında bulunmadığını ifade ederek onun sayesinde spor alışkanlığı edindiğini söyledi. Baykal, Coşkun’un kendisinin istediği yemekleri gönderdiğini ve aralarında spor aktivitesi dışında diyetisyen ilişkisi olmadığını ifade etti.

Ünlülere kilo verdirerek isim yaptı

Şeyda Coşkun, ünlü müşterilerine Bebek sahilinde yaptırdığı yürüyüşler ve kapılarına kadar gönderdiği diyet yemeklerle tanınıyor.

Sabah
https://www.sabah.com.tr/magazin/2018/11/13/yasadisi-diyetisyen-davasindan-beraat-etti
ONKOLOG YAVUZ DİZDAR

Yavuz Dizdar: “Hekimler, ellerine hasta düşmüşse yolma mantığındalar”

Bodrum’da bir dizi etkinliğe katılan Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, hakkında disiplin incelemesi başlatan İstanbul Tabipler Odası (İTO) yönetim kurulu üyelerine ve meslektaşlarına tepki göstererek açıklamalarda bulundu.

Dizdar, kitabında tıbbı değil, sistemi eleştirdiğini ifade etti. Kanser olmayan hastalara kanser teşhisi koyulduğunu da iddia eden Dizdar, Hipokrat yemininin doktorlukla bir alakası kalmadığını açıkladı.

Rasim Küçükusta ve Yavuz Dizdar’a disiplin soruşturması!

Kanser olmayan hastalara kanser teşhisi koyulduğunu da iddia eden Dizdar, Hipokrat yemininin doktorlukla bir alakası kalmadığını açıkladı.  Yazdığı kitap ile gündeme gelen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar, İstanbul Tabipler Odası (İTO) yönetim kurulunun kendisi hakkında disiplin incelemesi başlatmasıyla ilgili olarak çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bodrum’da bir dizi etkinliğe katılan Dizdar, kitabında kanser olmayan insanlara kanser teşhisi koyulduğunu ve paralarının alındığını iddia etmişti. Yazdığı kitap nedeniyle İstanbul Tabip Odası tarafından hakkında inceleme başlatılan Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar’a, meslektaşlarından da tepki gelmişti. Dernekten yapılan yazılı açıklamada isim verilmemekle birlikte Yavuz Dizdar’ın Vicdan Hayat Kurtarır adlı kitabındaki ifadelere gönderme yapılarak, hastalarının doğru tedavi alamamasına, hekim hasta ilişkisinde güvenin bozulmasına, meslektaşlarının itibarsızlaştırılmasına yönelik ifadeler eleştirilmişti.

Ben tavuk yiyip yemeyeceğimi Yavuz’a sormam, o bir radyasyon onkolojisi uzmanı!

Ellerine hasta düşmüşse yolma mantığındalar

Dizdar, İstanbul Tabip Odası’na ve Türk Radyasyon Onkoloji Derneği’ne yanıt vererek Kılıç kılıftan çıktı dedi. Konuyla ilgili olarak İHA muhabirinin sorularını yanıtlayan Dizdar, bazı özel hastanelerin ve özel kliniklerin ellerine hasta düşmüşse yolma mantığında ilerlediklerini ifade ederek şu sözlere yer verdi:

Kanseri özel tetkikler yapıp saptıyorsak ve hastanın bir şikayeti yoksa ileride kanser olup olmayacağını bilmediğimiz ama kanı olarak cam üstünde kansermiş gibi görülen tanılar oluyor. Kanser dediğiniz zaman kilo kaybı olur, iştahsızlık olur, hasta bitkinleşir. Bir şekilde hastalığın kendini göstermesi lazımdır. Elimizdeki teşhis imkanı çok hassaslaştı. MR’lar artık her yerde var, PET her yerde var. Eğer önlerinde kanser tanısına yakın bir hasta varsa bu metastaz diyorlar. Çünkü buna artık kafa yormak, bunun gidişatını kimse araştırmak istemiyor. Elimizde hasta varken biz bunu yolalım, çekelim, alalım. Aksi takdirde nasıl olsa başkası yapacağa geliyor iş. Bu yüzden iş köpürmeye başlıyor. Kendi kendini köpürten sistemden bahsediyoruz, ifadelerini kullandı.

Hekimlikte vicdan tartışması!

Kendinizi çok fazla kurcalatmayın

Kanser olup olmadığını bilmeden tiroit alıyorlar diyerek sözlerine devam eden Dizdar,

Tanılarının önemli bir kısmı genç yaştaki vatandaşlar. Öyle genç yaşta tiroit falan olunmaz, bu tanılar ileride bir hastalık tablosuna dönüşür mü bilinmeden tiroidin alınmasıyla sonuçlanıyor. Bu durumu tiroit cerrahları da söylüyor. Bu durumun tiroidi, prostatı ve meme kanseri var. 3 ana hastalık gurubu var kanser açısından. Diğer taraftan gidiyorsunuz doktora işine geldiği gibi değerlendirmek gibi bir şey var. Hastalara genel uyarımız kendinizi çok fazla kurcalatmayın. Gerçekten şikayetiniz varsa gidin, şikayetiniz yoksa ve giderseniz orada çarpılma ihtimaliniz çok yüksektir, şeklinde konuştu.

Doktorlar vicdanlarını kaybetti!

Hastanelerde birilerinin kesilmesi lazım

Dizdar, hastanelerin bu şekilde kazanç elde ettiğini ifade ederek,

Siz hastaneyi kuruyorsunuz, muayene kuruyorsunuz bu yerler bir şekilde dönecek. Bunlar birbirine bağlı olarak dönecek şeyler. Sen olmasan, sen kesilmesen, birinin kesilmesi lazımdır. Çünkü şişmiş bir sistemden bahsediyoruz. GDO meselesi kongre çerçevesinde hiç tartışılmadı. Hep medyada biz tartıştık. Bunun gibi birçok konu var. Mesela tarım ilaçları kanser yapar mı diye? Bir oturum yapılmadı. Bütün kongreler tedaviye yönelik yapılan toplantılardır. Bir hastalığın nedenini anlamazsanız siz sürekli artığını görüyorsunuz bu hastalığı tedavi ederek nereye kadar gidebilirsiniz ki. Bir portakaldan 3 adam birer dilim yiyor ve zehirleniyor. Portakalı adli tıpa gönderiyorsun ve 20 çeşit ilaç çıktı. Bunun gibi bir olayın içinden çıkma şansınız yok. Bu portakalı bir anne çocuğuna sıkıp içirebilirdi. Çocuğum sağlıklı besleniyor diyebilir. Bunun sorumluluğunu vicdanen nasıl taşıyabilirsin ki… Bunu açıklayın dedim, açıklamayacağız dediler. O üründen numune alınması için bir sürü işlem gerekiyormuş dediler. Bunlar hikaye uğraşmak istemiyorlar, dedi.

Ekmek kavgası!

Kılıç kılıftan çıktı

Meslektaşları tarafından eleştirilmesi konusuna da cevap veren Yavuz Dizdar

Bir kitap yayınlandı. 2 kişi karşılıklı oturduk konuştuk, ağzımdan çıkanlar deşifre edildi. Belli bir mantık içerisinde birleştirildi. Ama kimsenin ismi zikredilmedi. Birçok şey anlatıldı. Orada anlatılanlar sistem eleştirisiydi, tıp eleştirisi değildi. O kadar konunun üzerine gittiler ki, bir televizyon, gazete söyleşisini sosyal medyada öyle bir abarttılar ki, sonunda kaldırılamaz hale gelince soruşturma açarak bunu örtmeye çalıştılar. Onlara haklılık paylarını da veriyorum. Çünkü vatandaşta uyanan imaj küçük bir tıpa güven vardıysa, o da gitti ekrandaki 3 saatlik bir programda. Onu seyreden vatandaşlar artık tbba güvenmez. Bunu bitirmenin soruşturmayı açmış olmaktı. Bizde onların söylemine uyduk bir şey söylemedik. Bir öğreniyoruz ki dernek bu konuda kınama yayınlamış. Sen kimsin ya, nasıl böyle bir şey yapabiliyorsun. Senle ilgili bir durum yok ki ortada. Daha ileriye gidecek bu durum, başladı artık durulmaz. Kılıç kılıfından çıktı bir kere, diye konuştu.

Basın mensuplarına açıklamalarını sürdüren Dizdar,

Kanser olmayan bir insana kanser teşhisi koyma tabi ki var. Mesela tiroitten örnek alıyorsunuz, şüpheli diye bir sonuç çıkıyor. Şüpheli durumunu isteyen cerrah kullanarak burada da bir şüpheli durum var yarın bir gün kansere dönüşmeyeceğini kimse söyleyemez der. Biz de buna hayır diyemeyiz. O yüzden şüpheli gibi lafları etmemeleri gerekiyor. Madem şüpheli bir daha alınsın örnek takip edeceksin. Biz bunu kansere kadar götürüp gerekenlerin hepsini yapabiliriz. Hastaların, küçük bir meme modülü ile başlayan hikayeleri kemoterapi, radyoterapi, cerrahi işlemin hepsini almalarıyla bitiyor. Sonra hastaya diyorsun ki çok şanslıymışsın erken evre. Erken evrenin ne alakası var ki. Zaten bütün tedaviyi almış oluyor bütün evrelerini tamamlamış oluyor. Bütün masraflar da yapılmış oluyor” şeklinde konuştu.

Dr.Ümit Aktaş “ürün pazarlama” iddiasına sinirlendi

Hipokrat yemini tarihte kaldı

Doktorluğun Hipokrat yeminiyle bir alakası olmadığını ileri süren Dizdar,

Artık bir meslek dalı olarak görülüyor. Bu bir yaşam biçimidir aslında. Hipokrat yemini tarihte kalmıştır. Bir bakıma baktığınızda iyi niyet, temenni şeklinde Hipokrat’ın bize öğütleridir. Ama bunu şu an tutan hekim sayısında azalma var. En azından bazıları kırılmasın azalma var diyelim. Vatandaş zaten doktorların ne kadar Hipokrat yeminine sadık olduğunu değerlendirme kapasitesine sahip, ifadelerini kullandı.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-yavuz-dizdar-kilic-kilifindan-cikti-bir-kere-dedi-ve-yine-hekimlere-yuklendi-ellerine-hasta-dusmusse-yolma-mantigindalar-11-681-79658.html
Rtük, radyo televizyon üst kurulu, rtük ceza

RTÜK ve televizyonlar imzaladı: “Sağlık ile ilgili yayınlarda…”

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nca (RTÜK) güncellenen 20 maddelik Görsel-İşitsel Yayıncılık Etik İlkeleri, medya hizmet sağlayıcılar tarafından imzalanarak, kabul edildi.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, RTÜK Başkanı İlhan Yerlikaya ve medya hizmet sağlayıcılarının katılımıyla Ankara’daki bir otelde düzenlenen törende Televizyon İzleme Eğilimleri 2018 araştırmasının sonuçları açıklandı.

Ardından gerçekleştirilen Radyo ve Televizyon Yayın Etik İlkeleri töreninde

  • TRT,
  • FOX TV,
  • Akit TV,
  • Doğuş Yayın Grubu,
  • NTV,
  • Kanal D,
  • Habertürk,
  • Beyaz TV,
  • Bloomberg,
  • CNN Türk,
  • D Smart,
  • Digitürk,
  • Halk TV,
  • Kanal 7,
  • Ülke TV,
  • Show TV,
  • Star TV,
  • TGRT,
  • TV Net,
  • TV8,
  • TV5,
  • 24 TV,
  • 360 TV,
  • A Haber,
  • ATV,
  • Ulusal Kanal ile
  • Anadolu Yayıncılar Derneği,
  • Radyo ve Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği,
  • Televizyon Yayıncıları Derneği,
  • Güç Telekom, Reklam Verenler Derneği,
  • Türksat,
  • Turkcell,
  • Vodafone,
  • Türk Telekom,
  • Tivibu,
  • Ulusal Radyo Yayıncıları Derneği temsilcileri tarafından yeni etik ilkeler imzalandı.

Bakan Ersoy ve katılımcılar, imzaların atılmasının ardından aile fotoğrafı çektirdi. Dizilerde de şiddet ögelerinin ön plana çıktığına dikkati çeken RTÜK Başkanı İlhan,

Şiddetle birlikte toplumun genel ahlakını ve Türk aile yapısını olumsuz etkileyecek, çocuk ve gençlerimize olumsuz örnekler oluşturacak hususların artık dizilerimizden temizlenmesi gerekiyor. Kadın kuşak programlarında ise kişilerin özel hayatlarının ve mahremiyetlerinin ifşa edilmemesini önemle rica ediyoruz, şeklinde konuştu.

Bu noktada

Hamile hastanın karnında doktor ihmali sonucu bant unutulduğuna ilişkin geçen hafta yaşanan bir habercilik yanlışına değinen Yerlikaya, Üst Kurula gelen şikayetler doğrultusunda yapılan araştırmada, amniotik band sendromunun tıbbi bir hastalığın adı olduğunun tespit edildiğini aktardı. Yerlikaya, ancak editörlerimiz gelen haberi araştırmadan yayınlayınca kadının karnında bant unutuldu şeklinde büyük bir yanlışa imza atıldığını görüyoruz. Bu da iletişim alanı literatürüne habercilikte bant sendromu olarak geçecektir diye düşünüyorum, ifadelerini kullandı.

Etik ilkeler 20 maddeden oluşuyor

Bu kapsamda güncellenen Görsel-İşitsel Yayıncılık Etik İlkeleri, medya hizmet sağlayıcıların ortak imzasıyla kabul edildi. Medya hizmet sağlayıcıların “yayıncılığın toplumsal sorumluluk gerektirdiği bilinciyle izlenme/dinlenmeyi ‘tek ölçüt’ kabul etmeden yayınlarında uymayı taahhüt ettiğinin” aktarıldığı 20 maddelik etik ilkeler, şu şekilde sıralanıyor:

  1. İnsan onuruna, temel hak ve özgürłüklere saygılı olmak,
  2. Türkçe’nin doğru, güzel ve anlaşılır şekilde kullanılmasının yanı sıra dilin düzeysiz, kaba ve argo kullanımından kaçınmak,
  3. İfade özgürlüğü ve haber alma hakkı çerçevesinde, olay ve olguları doğru ve tarafsız vermek,
  4. Milli iradeye saygılı olmak,
  5. Toplumun inanç, değer ve hassasiyetlerini gözetmek,
  6. Irk, dil, din ve cinsiyet ayrımcılığına; aşağılama ve ön yargılara yer vermemek,
  7. Çocukların korunması ilkesini gözeterek, çocukların ve gençlerin fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimini olumsuz etkileyen yayınlar yapmamak,
  8. Ailenin bütünlüğünü ve sürekliliğini desteklemek,
  9. Kadını istismar eden içeriklere yer vermemek,
  10. Özel hayatın gizliliğini korumak,
  11. Şiddeti teşvik etmemek ve meşrulaştırmamak,
  12. Çok sesliliğe ve kültürel çeşitliliğe önem vermek,
  13. Kişilerin ve kurumların cevap ve düzeltme haklarına saygılı olmak,
  14. Terör örgütlerinin amaçlarına hizmet etmemek,
  15. Savaş, terör amaçlı saldırı, doğal afet ve benzeri olağanüstü durumların ortaya çıkardığı kriz zamanlarında sağduyulu ve sorumlu davranmak; toplumda korku ve infial oluşturabilecek yayınlardan kaçınmak,
  16. Alkol, tütün ürünleri ve uyuşturucu maddeler ile kumar başta olmak üzere, her türlü bağımlılıkla mücadele konusunda gereken hassasiyeti göstermek,
  17. Genel sağlığa zarar verecek yayınlar yapmamak, sağlık ile ilgili yayınlarda bilimselliği ve uzmanlığı ön planda tutmak,
  18. İzleyiciyi yanıltıcı ve zaaflarını istismar eden ticari iletişim yayınlarına yer vermemek,
  19. Çevrenin ve hayvanların korunması bilincini geliştirmek,
  20. Haksız amaç ve çıkarlara hizmet etmemek.
Rasim Küçükusta, Ahmet Rasim, Doktor Rasim, Küçükusta, Göğüs doktoru (1)

Rasim Küçükusta ve Yavuz Dizdar’a disiplin soruşturması!

Yaptıkları açıklamalar ve yazdıkları kitaplarla hekimlik mesleğini rencide edici, hasta-hekim ilişkisini zedeleyici ve hasta sağlığını olumsuz yönde etkileyecek sözleri nedeniyle radyasyon onkoloğu Dr. Yavuz Dizdar ve göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta hakkında, İTO (İstanbul Tabip Odası) disiplin incelemesi başlattı.

(TARTIŞMA) Diyetisyenlerin doktormuş havasında ofis açmalarında tuhaflık var!

İTO Yönetim Kurulu konuyla ilgili duyurusunda,

Bazı basın yayın organlarında ve sosyal medyada yer alan, meslektaşlarımızın büyük tepkileri ve şikayetlerine yol açan; hekimlik mesleğini rencide edici, hasta-hekim ilişkisini zedeleyici ve hasta sağlığını olumsuz yönde etkileyecek sözleri nedeniyle tabip odamız tarafından disiplin incelemesi başlatıldı, dendi.

Ben tavuk yiyip yemeyeceğimi Yavuz’a sormam, o bir radyasyon onkolojisi uzmanı!

Kanser olmayanlara da ‘kanser’ tanısı konduğunu öne süren Dizdar’a bir tepki de Avrupa Üroonkoloji Derneği’nden geldi. Dernek son günlerde medyada kanserli hastaların tanı ve tedavi süreçleriyle ilgili yanlış anlamalara neden olabilecek ve çok ciddi sonuçlar doğurabilecek haberlerin yer aldığını belirtti.

Hürriyet
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/odadan-sorusturma-41044724
mobbing

Sağlıkta mobbing arttıkça öfke düzeyi de artıyor!

İş yerinde psikolojik taciz ve yıldırma olarak tanımlanan mobbing ile mücadelede Türkiye’nin geldiği son nokta, İzmir’deki Yaşar Üniversitesi’nde düzenlenen 4’üncü Forum Mobbing etkinliğinde ele alındı.

Dördüncü Boyut Akademi ve Geleceği Paylaş Sivil İnisiyatifi iş birliği ile düzenlenen etkinlikte açıklanan verilere göre, kurumların %63’ünde psikolojik tacizi önlemeye yönelik herhangi bir yaptırımın uygulanmadığı, çalışanların %90,7’sinin ise gereksiz görevler, olumsuz eleştiri, küçümseme ve iğneleme gibi uygunsuz davranışlara maruz kaldıkları belirtildi.

Türkiye’de mobbingi derinlemesine ele almak için 2012 yılından bu yana kapsamlı anket araştırmalarına imza attıklarını belirten 4’üncü Boyut Akademi Kurucusu Çağlar Çabuk, kurumların mobbing algısını dikkat çeken verilerle birlikte açıkladı. Çabuk, “2012’de 244 kurum temsilcisine ulaşmıştık. Bu sayı bugün 331’e ulaştı. Görüşülen kurumların %57’sinde etik yönetmeliğinin olmadığını, %63’ünde ise psikolojik tacizi önlemeye yönelik yaptırımların olmadığını gördük. Çalışanların sorunlarını veya şikayetlerini insan kaynakları birimi dışında iletebilecekleri ayrı bir birimin varlığı ise ancak %19 oranında çıktı. Mobbing ile ilgili bir başvuru geldiğinde kurumların %40’a yakını ‘taraflarla görüşmeyi aynı anda’ yapmayı, %36’sı ise ‘önce şikayetçi tarafla görüşmeyi’ tercih ediyor. Görüşme yapmayan kurumların oranı da bu yıl %19 olarak çıktı” dedi.

Haklıya da haksıza da iş akdi feshi

Yapılan şikayetlerin kurumlar tarafından nasıl değerlendirildiğini de ele alan Çağlar Çabuk, 

Şikayetin haklı bulunması halinde kurumların yarıdan fazlası iş akdi feshini tercih ediyor. Yapılan şikayetin haksız bulunması halinde ise kurumların yarısı yine şikayetçi tarafa iş akdi feshi uyguluyor. Görev yeri değişikliği %37,5 oranında tercih edilirken, kurumların %33’ü, sorunu yazılı uyarı ile çözmeye çalışıyor. Görüşülen kurumların %35’inde işverene karşı mobbing davası açıldığı belirtilirken, %47’si ise böyle bir dava açılmadığını belirtti. Çalışana karşı açılan mobbing davası oranı ise bu yıl, önceki yıllara oranla %21 ile en yüksek seviyesine ulaştı, bilgisini verdi.

Türkiye’deki mobbing olgusunun çalışanlar nezdindeki algısını değerlendiren Araştırma ve İleri Analiz Danışmanı Özge Tarakçı Özkurt ise “Kurumsal araştırmaya ek olarak 23 ilden 375 çalışan ile de görüşme gerçekleştirildi. Bu kişilerin %91’i özel sektör, %5’i ise kamu çalışanlarından oluşuyor. Görüşülen kişilerin %90,7’si çalıştıkları iş yerinde herhangi bir uygunsuz davranışa maruz kaldıklarını, %9,3’lük bir kesim ise çalıştıkları yerde böyle bir şey yaşamadıklarını kaydetti. Çalışmada yönetim kurulu üyesi ya da CEO düzeyi çalışan 6 kişinin 4’ü, genel müdür veya koordinatör düzeyi çalışan 26 kişinin 23’ü uygunsuz bir duruma maruz kaldıklarını belirttiler. En yüksek sayıdaki memur, eleman, uzman statüsündeki çalışanların %90’ı ile ikinci en yüksek sayıdaki şef, müdür, proje yöneticisi konumundaki şef, müdür, proje yöneticisi konumundaki çalışanların %93’ü de bu duruma maruz kalmış” diye konuştu.

Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Evrim Güleryüz ise Türkiye’de gerçekleştirilen mobbing çalışmalarından örnekler verdi. Dr. Güleryüz, 2005 ve 2018 yılları arasında 447 yüksek lisans ve doktora araştırmasına, 2016 ve 2018 yılları arasında ise 130 yüksek lisans ve doktora araştırmasına imza atıldığını söyledi. Dr. Güleryüz, Türkiye’de farklı meslek grupları ile yürütülen mobbing çalışmalarından şu örnekleri sundu:

  • 108 hemşirenin katıldığı bir çalışmada hemşirelerin %43,8’i mobbinge maruz kaldığını belirtti. %28,6’sı meslektaşlarından, %22,8’si hekimden, %14,3’ü yöneticisinden, %34,3’ü hepsinden mobbing gördüğünü ifade etti.
  • 379 doktorun katıldığı bir çalışmada ise mobbing algısı arttıkça öfke düzeyinin arttığı ve öfke kontrol sorunlarının ortaya çıktığı saptandı.
  • 395 ilkokul öğretmenin katıldığı bir çalışmada, erkeklerin kadınlara kıyasla ve daha az süredir kurumda çalışanların daha uzun süredir çalışanlara göre daha yüksek mobbing algısı olduğu bulundu.
  • 244 öğretmenin katıldığı araştırmada mobbing algısı ile kurumsal bağlılık arasında olumsuz bir ilişki olduğu bulundu.
  • 211 bankacı ile yapılan bir çalışmada mobbing algısı ve performans arasında olumsuz bir ilişki olduğunu ortaya kondu.
  • 220 hemşire ve 220 mühendis arasında yapılan araştırmada hemşirelerde mobbing algısının mühendislere göre daha yüksek olduğu ortaya çıktı.
  • Mühendislerde yöneticinin kadın olduğu durumda erkek olduğu duruma kıyasla mobbing algısının daha fazla olduğu,
  • Erkek hemşirelerin mobbing algısının ise kadın hemşirelere göre daha fazla olduğu ortaya çıktı.
Medihaber
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-saglik-sektorunde-mobbing-verileri-mobbing-arttikca-ofke-duzeyi-artiyor-11-681-79592.html
Profesör Dr. Yağız Üresin

Ben tavuk yiyip yemeyeceğimi Yavuz’a sormam, o bir radyasyon onkolojisi uzmanı!

Radyasyon onkolojisi uzmanı Dr. Yavuz Dizdar’ın, Doktorlar aşırı derecede paraya meftun olmuşlar, bağlanmışlar. Önemli bölümü vicdanını kaybetmiş, bir kısmı daha imkan bulursa kaybedecek, demeçleriyle başlayan tartışma Habertürk ekranlarında Eren Eğilmez’in Gerçek Fikri Ne programında masaya yatırıldı.

Programa Dr. Yavuz Dizdar’ın yanı sıra Cerrahpaşa Tıp Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof.Dr.Hasan Yazıcı, Türk Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Seher Demirer, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji AD Başkanı Prof. Dr. Yağız Üresin ile Gögüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta katıldı.

Kitabımın okunmasını çok istiyorum

Dr. Yavuz Dizdar program başında hekimlerin vicdanıyla ilgili yaptığı açıklamalardan bu kadar tepki görmeyi beklemediğini ifade ederken, vicdanla kastın kediye köpeğe gösterilen vicdan olduğunu da belirtti. Daha önce de kitap çıkardığını ancak bu kitabının özellikle gençlerin okumasını çok önemsediğini belirten Dr. Yavuz Dizdar, kitabın çok okunması için elinden geleni yapacağını ifade etti.

Doktorlar vicdanlarını kaybetti!

Hekimler vicdanlarıyla hareket ederler

Prof. Dr. Seher Demirer ise konuşmasında hekimlerin her zaman vicdanlarıyla hareket ettiğini, medyaya yapılan açıklamarda daha duyarlı olması gerektiğini ifade ederken, malpraktis ve komplikasyon ayrımının önemine dikkat çekti. Hekimlerin öngörülebilir tıbbi sonuçlardan olan malpraktis konusunda sanki tıbbi hataymış gibi sorumlu tutulduğunu belirten Prof. Dr. Demirer, bu konuda hem medyanın hem de hukuk adamlarının daha dikkatli davranması gerektiğine işaret etti. Hekime şiddet konusunda ise Prof. Dr. Seher Demirer hastanelerdeki her şeyin sorumlusunun hekimlermiş gibi gösterilmesine tepki göstererek:

Hekimler sadece hizmet sunuculardır, hizmeti vereni yıpratırsanız hizmet alamazsınız, dedi.

Hekimlerin ilaç firmalarıyla çıkar münasebetleri var

Konuşmasına tüm kitaplarının tanıtımını yaparak başlayan Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ise

İlaç firmaları ve tıp endüstrisi ile alakası olmayan çıkar münasebeti olmayan hiçbir hekim olduğunu ben zannetmiyorum, derken, hekimlerin aşırı teşhis koyduğunu, bunun da tıbba güveni azalttığını vurguladı.

(TARTIŞMA) Diyetisyenlerin doktormuş havasında ofis açmalarında tuhaflık var!

Daha önce

Hasta olduğunuz zaman, mutlaka hemen, hiç gecikmeden doktora gidin, muayene parasını ödeyin; çünkü doktorunuzun yaşaması lazım. Reçetenizi alın, eczaneye gidin, ilaçları alın, parasını ödeyin; çünkü eczacının da yaşaması lazım. Eve gelin, ilaçların hepsini çöpe atın; çünkü sizin de yaşamanız lazım, diyerek hekimlerin tepkisini çeken Prof. Dr. Küçükusta, hasta olduğunda meslektaşlarına gittiğini ve ilaç yazdıklarında da kullandığını dile getirdi.

Tıp karşıtları gurularla çalışır

Prof. Dr. Yağız Üresin ise:

Tıbbın alternatifi yoktur, Tıp bilimsel ve bilim ile çalışır. Bilimsel metodlarla bu dünyayı anlarız, derken Türkiye’deki tıp karşıtı grupların tüm dünyada olduğunu belirtti.

Tıp karşıtı grupların gurularla çalıştığını, nasıl ilaç endüstrisi varsa tıp karşıtı kişilerin de arkalarında ekonomik olarak büyük motivasyonlar olduğunu vurguladı. Bilimsel temellerden yoksun popüler görüşleri savunan tıp karşıtı grupların, genel doğruları da belirterek büyük destekçi gruplara sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Yağız Üresin, Bizim derdimiz burada ne kadar iyi göründüğümüz, haftaya nereye çağırılacağımız, kitabın kaç satacağı değil, dedi. Her uzmanın kendi alanlarında yorum yapması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Üresin’in,

Ben tavuk yiyip yemeyeceğimi Yavuz’a sormam, o bir radyasyon onkolojisi uzmanı demesi de dikkat çekti.

Profesör Dr. Yağız Üresin

Hekimler verilerle konuşmalı

Prof. Dr. Hasan Yazıcı ise hekimlerin açıklamalarını yaparken bilimsel verilerle konuşması gerektiğini belirtti. Hem D vitamini hem de otizmle ilgili konuda özellikle Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta’ya ‘yüklenen’ Prof. Dr. Yazıcı, hastalıkların yüzde 60’ına sadece fizik muayene ve anamnezle teşhis konulduğunu ancak şu andaki sistemin buna izin vermediğini belirtti.

Programın sosyal medya yansımasında ise Dr. Yavuz Dizdar ve Prof. Dr. Küçükustanın tıp karşıtı gibi, Prof. Dr. Yağız Üresin, Prof. Dr. Hasan Yazıcı ve Prof. Dr. Seher Demirer’in de tıbbı savunanlar gibi algılanması dikkat çekti.