karın, mide, göbek

Siz de “bu göbek nasıl gidecek” diyenlerden misiniz?

Pek çok danışanımın sorduğu aynı zamanda sosyal medyada ve televizyon programlarında sıkça konuşulan “göbek eritme, yağ yakma ve karın kaslarını ortaya çıkarma” konularını birlikte inceleyelim.

Karın yağlarınızı azaltmanızın iki yolu var

  1. Daha az enerji almak
  2. Metabolizma hızını artırmak

Karın yağlarınızı azaltmanız için ya günlük aldığınız enerji miktarını azaltmalı ya da metabolizmanızı hızlandırmalısınız. Yazının devamı burada yer alıyor.

dışarda ev dışında sağlıklı beslenme diyet

Diyete gerek kalmadan yeni obezite tedavi yöntemleri geliştirilecek mi?

ScienceDaily’nin haberine göre, Georgia Üniversitesi’nden Emily Noble liderliğindeki ekip, fareler üzerindeki çalışmaları sırasında hipotalamusta melanin yoğunlaştırıcı hormon (MCH) olarak adlandırılan bir tür iletkeni üreten hücre kümesine odaklandı.

Amaç

Diyete gerek kalmadan yeni tedavi yöntemleri geliştirmek.

Sonuçları Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmada, daha önce beyinde yüksek seviyelerde bulunmasının gıda tüketimini artırabileceği keşfedilen MCH’nin, ilk kez dürtüsel davranışta rol oynadığı ortaya koyuldu. Emily Noble, beyinde MCH üreten hücreler etkinleştirildiğinde farelerin yemek konusundaki tutumlarının daha dürtüsel hale geldiğini belirterek, şunları söyledi:

Beyninizde dürtüsel yemeye hayır deme kapasitenizin düzenlenmesinin temelinde yatan bir fizyoloji var.

Bulgunun, bilim insanlarının gelecekte aşırı yemeğe karşı iştahın azaltılması ya da lezzetsiz yemeklerle diyete gerek kalmadan yeni tedavi yöntemleri geliştirmesini sağlaması ümit ediliyor.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-beyinde-yeme-durtusunu-degistiren-ozel-bir-devre-kesfedildi-11-681-84679.html
Kilosu 78 olmasına rağmen mide küçültme ameliyatı olan ve sonra enfeksiyon kaparak 36 yaşında hayata veda eden Özge Şeker, estetik amaçlı operasyonları tartışmaya açtı. Kamu hastanelerinde mide küçültme ameliyatları için vücut kitle indeksinin 40 ve üzeri olması gerekiyor Özel hastanelerde ise vücut kitle endeksi 30’un üstünde olan kişilere ameliyat olabilecekleri söyleniyor ve telefonla pazarlık yapılıyor. Kilosu 78 olmasına rağmen mide küçültme ameliyatı olan ve sonra enfeksiyon kaparak 36 yaşında hayata veda eden Özge Şeker, estetik amaçlı operasyonları tartışmaya açtı. Türkiye’deki kadınların %20,9’u erkeklerin ise %13,7’si obez Dünya sağlık Örgütü (WHO) obeziteyi en riskli 10 hastalıktan biri olarak kabul ediyor. Sağlık Bakanlığı’na bağlı kamu hastanelerinde yapılacak mide küçültme ameliyatları için vücut kitle indeksinin 40 ve üzeri olması gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ise, yan hastalığı bulunan kişilerin vücut kitle indeksi en az 35, yan hastalığı bulunmaya kişilerde ise bu değer 40 ile sınırlandırılıyor. Obezite git gide yayılırken arama motorlarına mide küçültme ameliyatı yazdığımızda birçok reklam karşımıza çıkıyor. Bazı cerrah ve hastaneler de, bu ameliyatları birkaç dakikalık telefon görüşmesinin ardından yapılıp yapılamayacağını söylüyor. Reklamlarda çıkan numaraları aradığımızda telefonu açan doktor veya asistanları vücut kitle indeksi 30’un üstünde olan kişilerin ameliyat olabileceklerini söylüyor. Sınırımız 30 Gaziosmanpaşa’da özel bir hastanede C.O adlı bir cerrahın asistanı olarak görev yaptığını ve isminin A.G olduğunu söyleyen kişiye boyumuzun 172cm, kilomuzun 114 ve yaşımızın da 37 olduğunu söylüyoruz. Vücut kitle indeksimizin 38.5 çıktığını ve ameliyat olmak istediğimizi söylüyoruz. Doktor asistanı, 30’un üstünde mide küçültme ameliyatı olabiliyorsunuz. 38 de gayet uygun. 36 kilo fazlanız var, diyor. Ameliyat için vücut kitle indeksinin en az 40 olması gerekip gerekmediğini sorduğumuz kişi, Öyle bir durum söz konusu değil. Yaşınız müsait. Kronik bir rahatsızlığınız yoksa ameliyat olmanızda hiçbir sakınca yok. İşlem zaten yarım saat kadar sürüyor. Ücreti 12.500₺. Ameliyattan sonra üç günde normal hayatınıza dönebileceksiniz. Doktorumuz da bu işin üstadı. 9 ayda 266 vakaya baktı, diye konuşuyor. Tüp yerine balon İzmir Karşıyaka’da obezite ameliyatları gerçekleştiren T.E adlı bir doktorun asistanı ise önce boyumuzu ve kilomuzu soruyor. Boyumuzun 170 santim kilomuzun ise 90 olduğunu söylediğimiz kişi, daha önce spor ve diyet yapıp yapmadığımızı soruyor. Vücut kitle İndeksiniz 31 çıkıyor. Herhangi bir sağlık sorununuz yoksa ameliyat olabilirsiniz. Bizim sınırımız 30. Bu ameliyatın ücreti 16 bin ₺ diyor. Avcılar’da özel bir hastanede genel cerrahi uzmanı E.O.Y ise, Ameliyat için sınır vücut kitle endeksi 40. Sizinki 33. Size ameliyat olmaz. İsterseniz balon ameliyatı yapalım. Bu operasyonla midenize bir balon koyuyoruz. Bu balonlar ayarlanabiliyor, diyor. Uçana kaçana ameliyat yapmaya çalışıyorlar Bazı cerrahların: Tüp mide ameliyatıyla her şeye son, diyerek bu işin reklamını yapmaya başladıklarını dile getiren Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı Başkanı Prof. Dr. Alper Çelik, şöyle konuştu: Mide küçültme ameliyatı göreceli olarak daha basit olduğu için bazı cerrah arkadaşlarımız tarafından her şeye sonmuş gibi lanse ediliyor ama bu doğru değil. Uçana kaçana mide ameliyatı yapmaya çalışan cerrahlar var. Şeker hastalarına da tüp mide ameliyatıyla diyabete son diye tanıtımlar yapmaya başladılar. Bu doğru değil. Tüp mide ameliyatı düşünüldüğü kadar etkili bir ameliyat da değil. Tüp mide ameliyatlarının uzun dönemdeki sonuçları da o kadar etkili değil. Bu insanlar birkaç yıl iyi gidiyorlar. Daha sonra verilen kiloları geri almaya başlıyorlar. Bir yılda 15 bin mide ameliyatı! Türk Obezite Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Taşkın da Türkiye’de yılda yaklaşık 15 bin mide küçültme ameliyatı yapıldığını belirterek, Bu rakamın içine şeker ameliyatları ve diğer operasyonlar da dahil. Dünyada mide küçültme ameliyatlarında ölüm oranı %o 1 olarak telaffuz edilirken Türkiye’de bu oran %o 5’lere kadar yükselmiş durumda, dedi. İl Sağlık Müdürlüğü inceleme başlattı Özge Şeker’i ölüme götüren ameliyatı yapan Op. Dr. Hasan Erdem, Adli tıp raporu gelmeden açıklama yapmayacak. Erdem’in çalıştığı Medical Park Bahçelievler Hastanesi yetkilileri ise, ölümün resmi makamlarca araştırıldığını ve gerekli raporlar tamamlandıktan sonra açıklama yapacaklarını ifade etmişti. İl Sağlık Müdürlüğü de ölüme dair inceleme başlatmıştı.

Obezitede cerrahi müdahale, ideal bir tedavi yöntemi değil!

TÜ Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Tuğrul Demirel de obezitede cerrahinin hiçbir zaman ideal bir tedavi olmadığını söyledi.

Tabii ki obezitenin kontrolünde cerrahi çok etkili, kısa sürede çok büyük bir sonuç alınıyor ama arada çok büyük bir ama var. Asla ideal bir tedavi değil, çünkü cerrahi dediğimiz şey bir ameliyat. En hafifinden bir mide ameliyatı yapıyoruz. Daha farklı hasta gruplarında ince bağırsağı da içine alan ameliyatlar yapıyoruz ve bunlar çok büyük risk taşıyan işler. Burada işin temelini kaçırmamamız gerektiğini düşünüyorum. Bir kere obezitenin önlenebilir bir hastalık olduğu tam olarak anlatabilmiş değiliz.

Obezite çocukluk çağında eğer önlem alınırsa, eğitim programlarında buna öncelik verilirse, erişkin çağında çok ciddi anlamda önlem alabileceğimiz bir sorun, diye konuştu.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-prof-dr-sibel-guldiken-turkiyenin-yuzde-65i-kilolu-sinifinda-11-681-83611.html
obezite, obezite nedenleri, obezite ile mücadele, obez, obezite vakfı, obez kadın, obezite cerrahisi, Her dört erkekten biri obez, erkeklerde obezite oranı, erkekler şişmanlıyor, türk erkekleri şişmanlıyor,

Obezite sıklığı her geçen gün artıyor!

Prof. Dr. Güldiken, obezite ile mücadele programlarının önemine değindi.

Obezite ile mücadele programları önemli. Neden bu noktaya geldiğimiz noktasında aslında sebebi sıklığının artıyor olması. Sadece Türkiye’de değil dünyada sıklık giderek artıyor ve yarattığı sorunlar hem maliyet hem de maneviyat açısından hem hastalarımızı, hem de sağlık ideallerini zorlamaya başladı.

Bu nedenden dolayı çocukluk zamanından itibaren aslında obezitenin gelişmemesi ve bu konuda aile ve çocuklarının ortamlarının sağlanması ve ona göre de eğitim planlamalarının yapılması gerekiyor, diye konuştu.

obezite diyetisyeni

Türkiye’nin %65’i kilolu sınıfında

Prof. Dr. Sibel Güldiken: Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin %65’inin kilolu sınıfına girdiğini ve bu tabloya göre normal kiloda olan kesimin %35’te kaldığını belirtti.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sibel Güldiken, Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin %65’inin kilolu sınıfına girdiğini ve bu tabloya göre normal kiloda olan kesimin %35’te kaldığını belirtti. Prof. Dr. Güldiken,

Bu tabloya baktığımızda normal dediğimiz kesim yüzde %35’te kaldığını belirtti.

Dr. Tuğrul Demirel ise obezitede cerrahinin hiçbir zaman ideal bir tedavi olmadığını söyledi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-prof-dr-sibel-guldiken-turkiyenin-yuzde-65i-kilolu-sinifinda-11-681-83611.html

obezite hakkında gerçekler

Bugün 11 Ekim Dünya Obezite ile Mücadele Günü

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde, 11 Ekim Dünya Obezite ile Mücadele Günü kapsamında bilgilendirme ve farkındalık toplantısı düzenlendi.

Prof. Dr. Sibel Güldiken ve Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Tuğrul Demirel‘in katıldığı toplantıda obezite ile mücadelenin önemine dikkat çekildi. Prof. Dr. Sibel Güldiken, Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin yüzde 65’inin vücut kitle endeksi rakamlarına göre kilolu sınıfına girdiğini ifade etti. Obezitenin görsel bozukluk ve psikolojik rahatsızlığı dışında metabolik rahatsızlıkların da temelini oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Güldiken,

Obezite görselliğin ve kişinin psikolojik yapısının ötesinde kişinin metabolik hastalıklarının da temelini oluşturuyor. Bunlar, diyabet, hipertansiyon, mekanik bazı yürüme problemleri, astım gibi hastalıklar, safra kesesi taşı gibi sorunlar, hatta günümüzde yapılan çalışmalar bazı kanser türlerinin dahi temelinde obezitenin yattığını göstermekte, dedi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-prof-dr-sibel-guldiken-turkiyenin-yuzde-65i-kilolu-sinifinda-11-681-83611.html

Prof. Dr. Murat Baş

Probiyotikler kilo kontrolüne destek oluyor!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Prof. Dr. Murat Baş, uygun probiyotik kullanımının ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bağırsak sağlığını desteklediğini belirterek, bunun da yiyecek alımıyla iştahın azalmasını sağladığını söyledi.

Prof. Dr. Baş, kilo kontrolü ve sağlıklı mikrobiyata ilişkisinin, sindirim ve bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olan probiyotiklerin kilo kontrolündeki etkisinin ele alındığı toplantıda, aşırı kilonun artık küresel bir problem olduğunu ve obeziteye bağlı ölümlerin sayısının her geçen yıl arttığını belirtti.

Baş, 1980’den beri obezite ve fazla kilonun yetişkinlerde %27,5, çocuklarda %47,1 oranında artış gösterdiğini, dünyada obez veya aşırı kilolu olan yetişkin nüfus oranı %37 iken, son 33 yılda obezite oranı düşen ülkenin tespit edilmediğini vurgulayarak, bu durum karşısında sağlık örgütleri, araştırma kuruluşları ve bilim dünyasının sağlıklı kilo kontrolüne ilişkin tedbirler almaya başladığını kaydetti.

Bağırsak/bağırsak bariyerinin yaklaşık 400m2 bir yüzeyi kapladığını dile getiren Baş, vücudun enerji harcamasının yaklaşık %40’ını kullandığını ve hemen hemen her 5 günde bir yenilendiğini söyledi.

Probiyotikler, tokluk hormonlarının salınımını destekler

Bağırsak mikrobiyotası ve vücut ağırlığı arasındaki bağlantının kapsamlı olarak birçok çalışmada incelendiğini kaydeden Baş, probiyotiklerin sindirim sağlığını düzenlediğinin altını çizerek, normal ağırlıktaki kişilere göre, kilolu ve obez kişilerin mikrobiyotalarının bozulduğunu söyledi.

Prof. Dr. Murat Baş, probiyotiklerin yağ depolanmasını azalttığına ve dışkı ile yağ atımına destek olduğuna işaret ederek, yapılan çalışmalarda probiyotik takviyesinin, sürekli açlık ve yemek yeme isteği hisseden kişilerde ağırlık kaybını artırdığını ifade etti. Bağırsaklarda üretilen glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) hormonunun kan şekeri seviyesini düzenlemede etkili olduğunu anlatan Baş, şunları kaydetti:

GLP-1

Besinler bağırsaklara girdiğinde, bağırsaklarda üretilen bir hormondur. GLP-1 hormonu kan şekeri seviyesini sabit tutmada önemli bir rol oynar ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Vücut ağırlığı kaybından hemen sonra meydana gelen iştahtaki azalma, kısmen GLP-1’in artmasından kaynaklanmaktadır. Bağırsak sağlığı bozulduğunda GLP-1 hormonu seviyesi azalır ve beraberinde iştah artar. Bu nedenle, bağırsak sağlığı bozulmuş kişilerin vücut ağırlığı artma eğilimindedir. Uygun probiyotik kullanımı ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları, bağırsak sağlığını destekleyerek GLP-1 hormonu seviyelerini yükseltir ve bu da yiyecek alımının ve iştahın azalmasını sağlar.

Bilim insanı Henna Maria Uusitupa da 2007’de başlayıp 2018’e kadar devam eden klinik çalışmada Bifidobacterium Animalis Lactis B420 probiyotik suşunun düzenli kullanımında total vücut yağ kitlesini düşürdüğünü gözlemlediklerini belirtti. Uusitupa,

Gastrointestinal sistemin kilit fonksiyonu epitel bütünlüğü korumak. Epitel doku bozulduğunda obezite gibi metabolik hastalıklar ortaya çıkıyor. Araştırmamızda Bifidobacterium Animalis Lactis B420’nin epitel bütünlük üzerindeki geliştirici etkisi nedeniyle kilo kontrolüne cevap verdiğini, sağlıksız beslenme ile biriken yağ kütlesinde azalma sağladığını gördük, ifadelerini kullandı.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/probiyotikler-kilo-kontrolune-destek-oluyor/1593877
obezite ölçüm, obezite doktoru diyetisyen

Obeziteyi çözerek diğer hastalıklardan kurtulmak mümkün!

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Alper Sönmez, obezitenin çeşitli kanser türlerinin yanı sıra çok sayıda hastalığın sebebi olduğunu belirterek, Obeziteyi çözdüğümüz zaman bu hastalıkların pek çoğundan hastalarımızı kurtarmamız mümkün, dedi.

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi de olan Sönmez, Beslenme Okuryazarlığını Öğrenelim, Obeziteyi Önleyelim Projesi kapsamında düzenlenen konferansa katılmak için geldiği Bartın’da, AA muhabirine yaptığı açıklamada, obezitenin dünyanın ve ülkenin giderek büyüyen en önemli sağlık sorunlarından olduğunu söyledi.

Obezitenin en yoğun ABD, İngiltere ve Körfez ülkelerinde görüldüğünü aktaran Sönmez, Türkiye’deki 57 milyon erişkin nüfusun %30’unun obezite hastası olduğunu kaydetti. Dünya Sağlık Örgütünün 2018 verilerine değinen Sönmez,

Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’nin, Avrupa’da en yüksek obezite oranına sahip ülke olduğunu duyurdu. Bu durum, ülkemizin çok ciddi bir obezite sorunuyla karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Ülkemizdeki obezite oranı erkeklerde %29, kadınlarda ise %40’a ulaşmış durumda. Türkiye’de diyabet hastalarının %90’ı, aynı zamanda kilo fazlası olan insanlar. Ülkenin sağlık bütçesinin %25’i diyabete harcanıyor. Bir başka deyişle obezite olmasaydı, diyabet diye bir hastalığımız da olmazdı. Sağlık bütçemizin de dörtte biri başka yerlere harcanırdı, diye konuştu.

Obezitede ailesel yönelmenin yanında çevre faktörleri de önemli

Sönmez, obezitenin ortaya çıkmasındaki en önemli faktörlerin de sağlıksız beslenme ve yetersiz fiziksel aktivite olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

Obezitede, ailesel yönelmenin yanında çevre faktörleri de önemli. Çocuklarımızı kendi ellerimizle bir yere bırakıyoruz ama onlara sağlıklı gıdayı vermediğimiz için sağlıksız ürünlere yöneliyorlar. Yine yerel yönetimlerin insanları yürümeye teşvik edecek yürüyüş ve bisiklet yolları yapması gibi önlemler alması lazım. Obezite pek çok kanserin yanı sıra alzaymır, şeker hastalığı, tansiyon, uyku apnesi, depresyon, infertilite, göz tansiyonu, karaciğer yağlanması, reflü, varis, kadınların baş belası topuk dikeni de dahil çok sayıda hastalığın sebebi. Obeziteyi çözdüğümüz zaman bu hastalıkların pek çoğundan hastalarımızı kurtarmamız mümkün. Günde en az yarım saatlik bir yürüyüşle kilonuzun %5-10’u kadar kilo verseniz bile çok ciddi sağlık sorunlarınızı, 60 kadar hastalığı bertaraf edebilirsiniz.

İlaç dışı ürünlerin medya ve ünlü kişiler üzerinden pazarlanmasını da eleştiren Sönmez, bu şekilde geniş halk kesimlerinin kandırıldığını savundu.

Sağlıklı beslenme, sağlıklı fiziksel aktivite için en doğru kaynağın Sağlık Bakanlığı, Türkiye Endokrin ve Metabolizma Derneği ile Türkiye Obezite Araştırma Derneği internet sitelerinin olduğunu vurgulayan Sönmez,

Diyet ile ilgili söylenecek en güzel söz; diyet yapmamanızdır. Yaptığınız şey bir yaşam biçiminiz olmalı. Fazla kalori almamanız, sağlıklı beslenmeniz ve fiziksel aktiviteli bir yaşam, sürdürülebilir ve en sağlıklı yoldur, diye konuştu.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/obeziteyi-cozerek-diger-hastaliklardan-kurtulmak-mumkun/1591404
salata, yeşillik, sebze, popüler diyetler, akdeniz diyeti

Akdeniz diyeti ile sağlıklı ağırlık kaybı

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlıklı bir yaşamın ön koşullarından birinin doğru beslenme alışkanlığı olduğunu söyledi.

Sağlıklı beslenmek ve sağlıklı bir yaşam sürmek için 50’den fazla besin ögesine gereksinim duyulduğunu belirten Özel, Bu besin ögelerinin miktarının kişinin yaşına, cinsiyetine, vücut ağırlığına, boy uzunluğuna ve hastalık durumuna bağlı değiştiğini anlattı.

Özel, herhangi bir besinin veya besin ögesinin diyetten tamamen çıkarılması, aşırı miktarda kısıtlanması veya çok fazla tüketilmesinin vücudun dengesini bozduğunu ve ileri dönemde sağlık sorunlarına yol açtığını söyledi.

Yeterli, dengeli beslenme ve aktif bir yaşam ile ideal vücut ağırlığına ulaşılması ve bunun devamlılığının sağlanmasının kısa vadede fazla miktarda ağırlık kaybından çok daha önemli olduğunun altını çizen Özel, Akdeniz diyeti gibi sebze, meyve, tam tahıl ve zeytinyağı tüketimine dayanan bir beslenme ile hem ağırlık kaybının sağlanabildiğini hem de obezite, diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları gibi hastalıkların oluşumunun önlenebildiğini söyledi.

Özel; şok diyet, detoks diyetleri veya yalnızca belirli besinlerin tüketildiği popüler diyetler yerine, kişinin cinsiyet, yaş, sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzına göre beslenmesini ve ayrıca düzenli egzersiz programını planlaması en doğrusudur, dedi. Yoğun çalışma hayatına sahip kişilerin evde yemek hazırlamaya vakit bulamamalarının diyet yemek hizmetleri sektörünün gelişmesine neden olduğunu anlatan Özel, Bu hizmetlerin diyetisyenler tarafından bireylerin günlük ihtiyaçları doğrultusunda planlanması ve yemeye hazır bir şekilde bireye ulaştırılması, sağlıklı besinlere ulaşımı kolaylaştırmaktadır, diye konuştu.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/populer-diyetler-hasta-edebilir-uyarisi/1497300
Kilosu 78 olmasına rağmen mide küçültme ameliyatı olan ve sonra enfeksiyon kaparak 36 yaşında hayata veda eden Özge Şeker, estetik amaçlı operasyonları tartışmaya açtı. Kamu hastanelerinde mide küçültme ameliyatları için vücut kitle indeksinin 40 ve üzeri olması gerekiyor Özel hastanelerde ise vücut kitle endeksi 30’un üstünde olan kişilere ameliyat olabilecekleri söyleniyor ve telefonla pazarlık yapılıyor. Kilosu 78 olmasına rağmen mide küçültme ameliyatı olan ve sonra enfeksiyon kaparak 36 yaşında hayata veda eden Özge Şeker, estetik amaçlı operasyonları tartışmaya açtı. Türkiye’deki kadınların %20,9’u erkeklerin ise %13,7’si obez Dünya sağlık Örgütü (WHO) obeziteyi en riskli 10 hastalıktan biri olarak kabul ediyor. Sağlık Bakanlığı’na bağlı kamu hastanelerinde yapılacak mide küçültme ameliyatları için vücut kitle indeksinin 40 ve üzeri olması gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ise, yan hastalığı bulunan kişilerin vücut kitle indeksi en az 35, yan hastalığı bulunmaya kişilerde ise bu değer 40 ile sınırlandırılıyor. Obezite git gide yayılırken arama motorlarına mide küçültme ameliyatı yazdığımızda birçok reklam karşımıza çıkıyor. Bazı cerrah ve hastaneler de, bu ameliyatları birkaç dakikalık telefon görüşmesinin ardından yapılıp yapılamayacağını söylüyor. Reklamlarda çıkan numaraları aradığımızda telefonu açan doktor veya asistanları vücut kitle indeksi 30’un üstünde olan kişilerin ameliyat olabileceklerini söylüyor. Sınırımız 30 Gaziosmanpaşa’da özel bir hastanede C.O adlı bir cerrahın asistanı olarak görev yaptığını ve isminin A.G olduğunu söyleyen kişiye boyumuzun 172cm, kilomuzun 114 ve yaşımızın da 37 olduğunu söylüyoruz. Vücut kitle indeksimizin 38.5 çıktığını ve ameliyat olmak istediğimizi söylüyoruz. Doktor asistanı, 30’un üstünde mide küçültme ameliyatı olabiliyorsunuz. 38 de gayet uygun. 36 kilo fazlanız var, diyor. Ameliyat için vücut kitle indeksinin en az 40 olması gerekip gerekmediğini sorduğumuz kişi, Öyle bir durum söz konusu değil. Yaşınız müsait. Kronik bir rahatsızlığınız yoksa ameliyat olmanızda hiçbir sakınca yok. İşlem zaten yarım saat kadar sürüyor. Ücreti 12.500₺. Ameliyattan sonra üç günde normal hayatınıza dönebileceksiniz. Doktorumuz da bu işin üstadı. 9 ayda 266 vakaya baktı, diye konuşuyor. Tüp yerine balon İzmir Karşıyaka’da obezite ameliyatları gerçekleştiren T.E adlı bir doktorun asistanı ise önce boyumuzu ve kilomuzu soruyor. Boyumuzun 170 santim kilomuzun ise 90 olduğunu söylediğimiz kişi, daha önce spor ve diyet yapıp yapmadığımızı soruyor. Vücut kitle İndeksiniz 31 çıkıyor. Herhangi bir sağlık sorununuz yoksa ameliyat olabilirsiniz. Bizim sınırımız 30. Bu ameliyatın ücreti 16 bin ₺ diyor. Avcılar’da özel bir hastanede genel cerrahi uzmanı E.O.Y ise, Ameliyat için sınır vücut kitle endeksi 40. Sizinki 33. Size ameliyat olmaz. İsterseniz balon ameliyatı yapalım. Bu operasyonla midenize bir balon koyuyoruz. Bu balonlar ayarlanabiliyor, diyor. Uçana kaçana ameliyat yapmaya çalışıyorlar Bazı cerrahların: Tüp mide ameliyatıyla her şeye son, diyerek bu işin reklamını yapmaya başladıklarını dile getiren Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı Başkanı Prof. Dr. Alper Çelik, şöyle konuştu: Mide küçültme ameliyatı göreceli olarak daha basit olduğu için bazı cerrah arkadaşlarımız tarafından her şeye sonmuş gibi lanse ediliyor ama bu doğru değil. Uçana kaçana mide ameliyatı yapmaya çalışan cerrahlar var. Şeker hastalarına da tüp mide ameliyatıyla diyabete son diye tanıtımlar yapmaya başladılar. Bu doğru değil. Tüp mide ameliyatı düşünüldüğü kadar etkili bir ameliyat da değil. Tüp mide ameliyatlarının uzun dönemdeki sonuçları da o kadar etkili değil. Bu insanlar birkaç yıl iyi gidiyorlar. Daha sonra verilen kiloları geri almaya başlıyorlar. Bir yılda 15 bin mide ameliyatı! Türk Obezite Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Taşkın da Türkiye’de yılda yaklaşık 15 bin mide küçültme ameliyatı yapıldığını belirterek, Bu rakamın içine şeker ameliyatları ve diğer operasyonlar da dahil. Dünyada mide küçültme ameliyatlarında ölüm oranı %o 1 olarak telaffuz edilirken Türkiye’de bu oran %o 5’lere kadar yükselmiş durumda, dedi. İl Sağlık Müdürlüğü inceleme başlattı Özge Şeker’i ölüme götüren ameliyatı yapan Op. Dr. Hasan Erdem, Adli tıp raporu gelmeden açıklama yapmayacak. Erdem’in çalıştığı Medical Park Bahçelievler Hastanesi yetkilileri ise, ölümün resmi makamlarca araştırıldığını ve gerekli raporlar tamamlandıktan sonra açıklama yapacaklarını ifade etmişti. İl Sağlık Müdürlüğü de ölüme dair inceleme başlatmıştı.

Obez hastalar için ilk tedavi şekli ameliyat değildir

Prof. Dr. Özgür Fırat, “Obez hastalar için ilk tedavi şekli ameliyat değildir. Hastalar yapılan tedavilere rağmen kalıcı başarı sağlayamıyorsa böyle hastalara cerrahi seçeneklerin de sunulması gerek, dedi.

Ege Üniversitesi () Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özgür Fırat, obezitenin sigaradan sonra önlenebilir ölüm sebepleri arasında ikinci sırada yer aldığını belirterek

Obez hastalar için ilk tedavi şekli ameliyat değildir. Hastalar yapılan tedavilere rağmen uzun yıllar kalıcı başarı sağlayamıyorsa, kilo vermeyi başarsa bile verdiği kiloları geri alıyorsa böyle hastalara cerrahi seçeneklerin de sunulması gerek, dedi.

Fırat, EÜ ile Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Derneği işbirliğiyle düzenlenen obez hastalarla cerrahları bir araya getiren Avrupa Obezite Günleri etkinliğinde yaptığı konuşmada, Türkiye’de obez hasta sayısının son yıllarda yeme kültürünün değişmeye başlamasıyla arttığını, artık her 4 kişiden birine obez teşhisi konduğunu söyledi.

Obezitenin dünyada da savaşılması gereken bir çeşit salgın hastalık olduğunu vurgulayan Fırat, “Obezite, sigaradan sonra önlenebilir ölüm sebepleri arasında ikinci sırada yer alıyor. Obeziteden hayatını kaybedenlerin sayısı açlık yüzünden tüm dünyada kaybedilen insan sayısından daha fazla. Artık bazı kanser türlerinin de obeziteyle artış gösterdiğini biliyoruz.” şeklinde konuştu.

Fırat, Sağlık Bakanlığının obeziteyle mücadele konusunda çok önemli çalışmalara imza attığını, açılan obeziteyle mücadele merkezlerinde çok sayıda hastanın bilgilendirilip tedavi edildiğini aktardı.

Obeziteyle mücadele konusunda cerrahi tekniklerin de son yıllarda tercih edildiğine dikkati çeken Fırat, şunları kaydetti:

2003 yılında tüm dünyada obezite cerrahisi olan hasta sayısı 150 bin iken, 2015 yılında bu rakam 450 bini bulmuş durumda. Obez hastalar için ilk tedavi şekli ameliyat değildir. Hastalar yapılan tedavilere rağmen uzun yıllar kalıcı başarı sağlayamıyorsa, kilo vermeyi başarsa bile verdiği kiloları geri alıyorsa böyle hastalara cerrahi seçeneklerin de sunulması gerek. Bilimsel verilere göre seçilmiş hastaların, bu işte uzman ve deneyimli hastane ve sağlık ekipleri tarafından ameliyat edilmesi gerekir.

Etkinlikte, cerrahlar ile obezite hastaları, ameliyathanedeki bir obezite ameliyatını canlı olarak izledi.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/obez-hastalar-icin-ilk-tedavi-sekli-ameliyat-degildir/1484546

diyetisyenler, beslenme uzmanları, diyet doktorları, beslenme ve diyet uzmanları

İdeal obezite tedavisi için multidisipliner yaklaşım!

Dünyada ve Türkiye’de birçok hekimin obeziteyi yeterince önemsemediğini ifade eden Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alper Sönmez, obezitenin, teşhisi en kolay hastalık olduğunu işaret ederek; “Tüm dünyada toplam sağlık harcamalarının büyük kısmı obeziteye bağlı gelişen hastalıklar için kullanılıyor. Sıradan bir poliklinik gününde pek çok hekim hastalarının kan basıncına, lipit düzeyine, kan şekerinin ne olduğuna bakar ve önerilerde bulunur.

Pek az hekim hastalarının vücut ağırlığını ölçer

Gerçekte, tüm bu sorunların merkezinde fazla kiloluluk ve obezite durmaktadır. Farkında olunmayan, tanı almayan bir hastalığın tedavisi için de gerekli çaba gösterilmiyor elbette. Boy ve vücut ağırlığı ölçümü ile büyük ölçüde tanı koymak mümkündür.

Türkiye’de yaklaşık 20 milyon obezite hastası bulunduğunu ve buna karşın

  • 500 endokrinolog,
  • 5.000 iç hastalıkları uzmanı,
  • 25.000 aile hekimi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sönmez, bu rakamların obezite ile mücadelenin birinci basamak sağlık kuruluşlarından başlaması gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu belirtiyor.

Bu denli sık görülen kronik bir hastalıkla mücadele edebilmek için her sağlık teşkilinde aşamalı olarak yaklaşımda bulunulması gereklidir diyen Prof. Dr. Sönmez, obezite ile mücadele için görev alan personelin ne yapacağını bilmesi, yeterli beceri, deneyim ve donanıma sahip olması gerektiğini belirterek şu uyarılarda bulundu:

Obezite tedavisinde başarı için bir ekip olarak hastaya yaklaşılmalı

Bu ekip, hastayı sık ve düzenli olarak takip etmeli, olumsuz yaşam alışkanlıklarını değiştirecek şekilde motive etmeli, hastaya hedefler koymalı ve her kontrolde bu hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını kontrol etmelidir.

İdeal bir obezite tedavi ekibi için de en azından:

  • bir doktor,
  • hemşire,
  • diyetisyen,
  • psikolog,
  • egzersiz uzmanı yer almalıdır. Bu kişiler obezite hastasını birlikte izlemeli, tedavi hedeflerine uyup uymadıklarını tespit etmeli, gerekli durumlarda tedavi değişiklikleri için ortak karar almalıdırlar.

Egzersiz uzmanı, hastanın fiziksel kapasitesine en uygun egzersiz reçetesini düzenlemelidir. Egzersiz reçetesi düzenlenirken hastanın mekanik sorunları, eşlik eden hastalıkları ve komplikasyonları göz önüne alınmalıdır.

Bazı hastalarımız umut tacirlerince maalesef kandırılıyorlar

Türkiye’de obezite hastalarının başvurabileceği uygun donanım ve kapasiteye sahip obezite merkezi bulunmadığını belirten Prof. Dr. Sönmez, hastaların çoğu defa devlet kurumlarında yeterli tedavi alamadığını, bu nedenle pek çok obezite hastasının sorunlarının çaresini doktorların veya diyetisyenlerin özel ofislerinde aradığını veya ameliyat olmak için doğrudan bariatrik cerrahlara başvurduklarını kaydetti.

Yeterli sistematik değerlendirme ve takip yapılmadan gerçekleştirilen cerrahi girişimlerin önemli komplikasyonlara neden olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sönmez;

Yazılı ve görsel basında ve internet ortamında mucize tedaviler pazarlanıyor, bazı hastalarımız umut tacirlerince maalesef kandırılıyorlar, dedi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/var/www/html/mbeta/guncel/genel/tr-saglik-profesyonelleri-obezite-hastasina-daha-fazla-onem-vermeli-11-681-81775.html
7 maddede insülin direnci - kilo ilişkisi, insülin direnci, ensülin direnci, insülin direbci diyeti, insülin direncini kırmak, gıda gündemi, gıdagundemi.com

Obezite tedavisinde enjeksiyon yöntemi!

Obezite tedavisinde mevcut ilaçlara göre çok daha yüksek oranda sağlıklı kilo kaybı sağlayan ve her gün yerine haftada bir enjeksiyon şeklinde yapılan yeni ürün geliştirildi.

İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen Avrupa Obezite Kongresi’nde, dünya genelinde ciddi bir sağlık sorunu olan obezite tedavisine ilişkin yeni tedavi seçenekleri ve yürütülen bilimsel çalışma sonuçları özel oturumda ele alındı. Obezite tedavisinde kullanılan ve yeni geliştirilen ilaç çalışmalarının sonuçlarına ilişkin AA muhabirine açıklama yapan Novo Nordisk Obezite Araştırma Terapötik Alan Başkanı ve Kurumsal Başkan Yardımcısı Dr. Mads Tang-Christensen, obezitenin dünya genelinde her geçen gün artan bir sağlık sorunu olduğunu söyledi.

Dünya genelinde obezite oranlarının 1980’den bu yana iki misli arttığını ve 600 milyondan fazla kişinin obez olarak sınıflandırıldığını ifade eden Christensen,

Veriler, obezitenin yol açtığı eşzamanlı hastalıklara bağlı olarak dünya genelinde önde gelen ölüm nedenleri arasında beşinci sırada olduğunu göstermektedir, dedi.

Obezite ile mücadelede yeterli fiziksel aktivitenin, doğru beslenme alışkanlığı geliştirilmesinin çok önem taşıdığının altını çizen Christensen, davranış değişikliğine gidilerek bunun yaşam biçimi haline getirilmesi gerektiğini vurguladı. Bilimsel kanıtı olmayan ve içeriğinin ne olduğu bilinmeyen bitkisel ürünlerin kullanımından kesinlikle kaçınılması gerektiğinin de altını çizen Christensen, mutlaka tedavinin hekim bilgisi dahilinde medikal seçeneklerle gerçekleştirilmesi gerektiğini bildirdi.

Doğrudan obezite tedavisinde kullanılacak

Obezitede etkin medikal tedavi geliştirilmesine yönelik önemli bilimsel çalışmaların yürütüldüğünü anlatan Christensen, bu kapsamda üzerinde çalışılan yeni bir ürüne ilişkin önemli sonuçlar elde edildiğini anlattı. Diyabet tedavisi için geliştirilen ancak kilo kaybı da sağladığı için obezite tedavisinde 2 yıldır kullanılan ilaçtan olumlu sonuçlar elde edildiğini belirten Christensen, sağlıklı kilo kaybında daha etkili olan ve doğrudan obezitede kullanılacak yeni bir ürün geliştirildiğini söyledi.

Yürütülen yeni ilaç araştırmasında önemli bir aşamaya gelindiğini anlatan Christensen,

Faz iki sonuçları tamamlandı ve faz 3 çalışmasına başlandı. Elde edilen veriler son derece umut verici, diye konuştu.

Çalışma sonuçlarına göre, obezitesi bulunan kişilerde mevcut medikal ürünlere göre sağlıklı kilo kaybı oranının çok daha yüksek olduğuna dikkati çeken Christensen,

Çalışma ile obezitesi bulunan kişilerde 52 hafta içinde yüzde 10’dan fazla kilo kaybı elde edildi. Hatta yaklaşık yüzde 15-16 kilo kaybına ulaşıldı. Şu anki veriler oldukça başarılı ancak sonuçların tutarlı olup olmadığını görmek için daha fazla bir hasta grubu üzerinde çalışmalar yürütülecek, bilgisini verdi.

Enjeksiyon şeklinde yapılacak

Dr. Christensen, yeni ilacın da daha önceki medikal ilaç gibi enjeksiyon yöntemiyle uygulandığını anlatarak, şu değerlendirmede bulundu:

Yeni ilaç, doğrudan obezite tedavisinde kullanılacak. Ürününün kullanıma girmesiyle birlikte obezitesi bulunan kişilerde çok taha fazla sağlıklı kilo kaybı elde edilecek. Diğer ürünlerde enjeksiyon her gün yapılırken artık yeni ürünün haftada bir kullanılması yeterli olacak. Yani yeni ilaç, hem etkinlik hem de kullanışlılık açısından farklı olacak.

Christensen, tüm aşamaların tamamlanmasının ardından ürünün 2021’in sonunda kullanıma girmesinin öngörüldüğünü söyledi. Öte yandan Christensen, insülin tedavisinde enjeksiyon yerine hap formu üzerinde yürütülen çalışmaların da devam ettiğini belirtti.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/var/www/html/mbeta/hekim/tibbi-gelismeler/tr-obezite-tedavisinde-yeni-donem-her-gun-yerine-haftada-bir-enjeksiyon-2-19-81740.html

Türkiye’de erişkin nüfusun %30’u obez!

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yusuf Alper Sönmez, Türkiye’de 57 milyon erişkin nüfustan 17 milyonunun obezite hastası olduğunu belirtti. TBMM Dilekçe Komisyonu Obezite İle Mücadele Yöntemleri ve Cerrahi Uygulamalardaki Malpraktis İddialarının Araştırılması ve Alınabilecek Önlemlerin Belirlenmesi Alt Komisyonu, AKP İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır başkanlığında toplandı.

Satır, toplantının başında komisyonun çalışmaları hakkında kısa bilgi verdi. Satır’ın konuşmasının ardından komisyon üyelerine bilgi veren Sönmez,

Erişkin nüfusumuzun %30’u obezite hastası. 57 milyon erişkin nüfusumuzdan 17 milyonu obezite hastası. Erkeklerde obezite %21 kadınlarda ise bu oran %41 oranında. Genel olarak her üç kişiden birinde kilo fazlası var. Her doğan 4 çocuktan birinin kilo fazlası veya obeziteye sahip olduğunu görüyoruz, diye konuştu.

Sönmez, Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa’da en yüksek obezite oranına sahip ülkenin Türkiye olduğunu duyurduğunu, bu durumun Türkiye’nin çok ciddi bir obezite sorunu ile karşı karşıya kaldığını gösterdiğini dile getirdi. İlaç dışı ürünlerin medya ve ünlü kişiler üzerinden pazarlanmasını da eleştiren Sönmez, bu şekilde geniş halk kesimlerinin kandırıldığını ifade etti. Daha çok onaylı ilaçların kullanılması gerektiğini dile getiren Sönmez,

Piyasadaki obezite ilaçlarının bazı yan etkileri olsa da iyi bir tedavi uygulanması durumunda obeziteye karşı etkili olabilirler, dedi.

TDD, Diyetisyenler derneği, türkiye diyetisyenler derneği

Türkiye Diyetisyenler Derneği Genel Sekreteri Uzman Diyetisyen Banu Süzen de Türkiye’de 850 kamu hastanesinde 650 diyetisyenin olduğunu belirterek,

Sağlık Bakanlığı verilerine göre 25 yatağa 1 diyetisyenin düşmesi gerekir. Şu anda 134.682 yatak var. Nitelikli yatak sayısı ise 72.608 civarında. Ülkemizde diyetisyen açığı var. 25 yatağa bir diyetisyenin düştüğünü varsaydığımızda 2.905 diyetisyene ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Bu da çok ciddi bir rakam, şeklinde konuştu.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/turkiyede-eriskin-nufusun-yuzde-30u-obez/1479076
Türkiye obezite araştırma derneği

Obez hastaların kilo vermesinde en büyük rol sağlık profesyoneline düşüyor!

Beş kıtada 11 ülkede 14.500 obez hasta ve 2.800 sağlık mesleği mensubunun katıldığı ACTION IO adlı çalışmanın sonuçları İskoçya’da Glasgow’daki Avrupa Obezite Kongresi’nde (ECO) açıklandı.

Söz konusu çalışmaya göre, pek çok sağlık çalışanı obeziteyi bir hastalık olarak kabul etse de pek çok obeziteli birey hala tedavi edilemiyor. Obezite hastalığına dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla Türkiye Obezite Araştırma Derneği’nin (TOAD) desteğiyle yayınlanan “Obeziteye Meydan Okuyanlar” isimli kitap da kongrede sunuldu. Kitabın yazarı Yeşim Sert Karaaslan, obezite hastası Kezban Akkurt ile birlikte kongrede deneyimlerini uluslararası katılımcılarla paylaştı.

Yeşim Sert Karaaslan ECO’da yaptığı sunumda, Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) ve obezite tedavisinin dünya lideri Novo Nordisk’in desteğiyle yayınlanan kitabında obezite hastalığına dikkat çekmek ve farkındalık yaratmayı amaçladığını vurguladı. Yeşim Sert Karaaslan, yola çıkış noktasını şöyle anlattı:

Gücümün yettiğince obeziteyle mücadele eden, çocukken bu hastalığın esiri olan, umutsuzluğa düştükleri bir dönemde yanlış beslenme sonucunda obezite ile tanışan ama kabullenmeyerek sağlıklı günler için savaşma kararı alan kahramanların hayatlarını yazmak istedim. Direnen, kendiyle, toplumla savaşan, önyargıları kıran, korkan ama kaçmayan, ürken ama üstüne giden savaşçıların duygularını kaleme almaya çalıştım. İstedim ki, yola çıkmaya karar verdikten sonra ancak başardığında durulabileceğini başkaları da görsün. İstedim ki mücadele etmek için umut ve kararlılığın ne kadar itici bir güç olduğunu kitabı her eline alan hissetsin…

Obez hasta Kezban Akkurt da sunumda obezite hastalığıyla tedavi sürecini ve başarıya nasıl ulaştığını anlattı. Akkurt, obezite ile mücadelesini ve sonunda ulaştığı başarıyı şöyle özetledi:

Kilo verme sürecinde en büyük avantajım beni sürekli motive eden, pozitif enerji veren bir çevreye sahip olmamdı. Her zaman benim bu işi yapabileceğimi söyleyen, sabrımı ve başarımı takdir eden ve yanımda olan çok güzel insanlar vardı. Zaten bu süreçte, çevremizde aksini yapan, kilo verme sürecinde bizi yolumuzdan saptırmaya, moralimizi bozmaya çalışanları hiç düşünmeden hayatımızdan çıkarmamız lazım. Çünkü, en kıymetli olan biziz, hayatımızın baş rolü biziz! Başarımın sırrı ne miydi? Elbette doğru tedavi ve sabır… Her şey bu iki sözcükte saklıydı.

Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Başkanı Prof. Dr. Volkan Yumuk, bu yıl Glasgow’da gerçekleşen Avrupa Obezite Kongresi’nde (ECO) TOAD olarak “Obeziteye Meydan Okuyanlar” kitabını sundukları için mutlu olduklarını belirterek, şunları söyledi:

Obezite ve komplikasyonları dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı problemi olma özelliğini koruyor. Obezite hastalığının tedavisinde diyetisyenden psikoloğa, egzersiz uzmanından hekime tüm disiplinleri barındıran bir ekip birlikte görev yapmalıdır. Obeziteyle mücadele, hükümetler, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, endüstri ve medya gibi bileşenlerin ortaklığıyla hızlanarak devam etmelidir. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de obeziteli bireyler önyargılarla karşılaşıyor. Biz doktorlara bu noktada çok önemli görevler düşüyor. ECO’da da obeziteli bireyler konusundaki deneyimlerimizi paylaştığımız için mutluyuz.

Tedavinin önündeki engeller ortaya çıkarılıyor

Her 10 obez hastadan 8’i kilo verme sorumluluğunun kendilerine ait olduğunu düşünüyor. Bu yüzden de kilo vermeye çalışmaya başladıktan ancak 6 yıl sonra bir sağlık çalışanına başvuruyor. Bu bulgular, dünyada ve Avrupa’da pek çok tıp derneğinin obeziteyi bir hastalık olarak kabul etmeye başladığı bir dönemde ortaya çıksa da obezitenin tedavi edilme şekli ve tedavinin sonuçları hala büyük değişkenlik gösteriyor.

ACTION IO çalışmasıyla algılar, tavırlar, davranışlar ve obezitenin etkili şekilde tedavi edilmesinin önündeki olası engellerin tespit edilmesi amaçlandı. Çalışmanın sonuçlarının bugün Avrupa Obezite Kongresi (ECO) sırasında açıklanmasıyla obezite tedavisinin önündeki temel engeller ilk defa gerçek anlamda uluslararası bir ölçekte incelendi. Çalışmanın sonuçlarında öne çıkan başlıklar şunlar oldu:

  • Sağlık mesleği mensuplarının %71’i obez hastaların kilo vermeye ilgi duymadıklarını beyan etmiş, buna karşılık bu obez hastaların yalnızca %7’si kilo vermeye ilgi duymadıklarını bildirmiştir. Buna göre kilo vermeye ilgi duyma algısında net bir fark bulunmaktadır.
  • Obez hastaların %81’i geçmişte en az bir defa kilo vermek için ciddi çaba göstermişse de sağlık mesleği mensupları, hastalarının yalnızca %35’inin böyle bir çabaları olduğuna inanmaktadır.
Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/var/www/html/mbeta/guncel/genel/tr-obez-bireylerin-kilo-vermesinde-en-buyuk-rol-saglik-calisanina-dusuyor-11-681-81693.html
öksürük, öksürüğe ne iyi gelir, öksürük nasıl geçer, öksürüğe faydalı gıdalar

Obezite ve sigara astım kontrolünü zorlaştırıyor

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Füsun Şahin, yapılan araştırmaların, sigarayı bırakmanın ve obez hastaların kilo vermesinin, astımın kontrolünü kolaylaştırdığını gösterdiğini bildirdi.

Doç. Dr. Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan ve alevlenmelerle seyreden astımın kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Şahin, hastalığın genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıktığını vurgulayarak, ebeveynlerde alerjik hastalık bulunmasının çocuklarda astım gelişme riskini artırdığını dile getirdi.

Hastalığın tekrarlayan nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı, hışıltı, ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterdiğini aktaran Şahin, astımda görülen öksürüğün inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha da belirginleşen ve uykudan uyandırabilen kuru öksürük şeklinde görüldüğünü kaydetti.

Doç. Dr. Şahin, tetikleyici olarak kabul edilen alerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliğinin semptomların ortaya çıkmasına neden olabildiğine işaret ederek, hastalığın görülme sıklığının yıllar içinde giderek arttığını anlattı.

Hastalığın tedavisindeki amacın, astım semptomlarının iyi kontrolünün sağlanması ve sağlanan bu durumun idame ettirilmesi olduğunu belirten Doç. Dr. Şahin, hastalığın kontrolünün temel göstergelerinin krizlerin, acil başvurularının olmaması, gece ve gündüz semptomlarının kaybolması, hastanın günlük aktivitelerini zorlanmadan yapması gibi unsurlar olduğunu kaydetti.

Özellikle çocukluk yaş grubunda fiziksel aktivite artırılmalı

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Füsun Şahin, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hastalığın tedavisiyle ilgili gerekli her türlü ilaç ve malzemenin bulunduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

Uygun ilaç tedavisiyle astımlılar iş ve okul dahil günlük yaşamlarına, hastalık nedeniyle herhangi bir kısıtlanma olmadan devam edebilirler. Astım pek çok kronik hastalıktan farklı olarak, hastadan hastaya veya aynı hastada farklı zamanlarda farklı seyir gösterebildiği için astım tedavisinde ‘bireyselleşmiş tedavi’ dediğimiz kişiye özgü ve zaman içinde değişkenlik gösterebilen bir tedavi uygulanması büyük önem taşımaktadır. Bu da ancak iyi bir hekim-hasta iş birliği ile mümkündür. Üst solunum yollarının viral enfeksiyonları astımı tetikleyebilir, bu nedenle astımlı hastalara her yıl grip aşısı yaptırmaları önerilmektedir. Ülkemizde astımlı hastaların yüzde 10’undan fazlasının hala sigara içmekte olduğu ve yüzde 30-40’nın obez olduğu bildirilmiştir. Yapılan araştırmalar, sigarayı bırakmanın ve obez hastaların kilo vermesinin, astımın kontrolünü kolaylaştırdığını göstermiştir.

Astımda özellikle çocukluk yaş grubunda fiziksel aktivitenin artırılmasının, mümkünse düzenli sporun hastalığın seyrine olumlu katkıları olduğu gösterilmiştir. Bu sayede günlük kullanılan ilaç dozları, randevusuz hekim başvuruları, astım nedeniyle hastaneye yatışlar ve acile başvuruların azaltılabildiği saptanmıştır, diyen Şahin, astımın korkulacak değil, kontrol altına alınabilecek bir hastalık olduğunu sözlerine ekledi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/var/www/html/mbeta/guncel/genel/tr-obezite-ve-sigara-astim-kontrolunu-zorlastiriyor-11-681-81601.html
Ordu Diyetisyen Seda Demetgül

Diyetisyenlerden zayıflatma çayı uyarısı

Diyetisyenler piyasada ve sosyal medyada sürekli göze çarpan zayıflatma çayları ve bilinçsiz diyetlerin geri dönülmez sağlık sorunlarına yol açtığı konusunda uyardı. Medical Park Ordu Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Seda Demetgül, Diyet sağlık için yapılmalıdır, daha güzel görünmek uğruna aç kalıp kaslarınızı kaybetmeyin, dedi.

Haftada 5 kilo verdiren karışım, ayda 15 kilo verdiren meyve, bir hafta da 7 kilo zayıflatan çay gibi reklamların aldatıcı olduğunu belirten Medical Park Ordu Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Seda Demetgül, Bilinçsiz yapılan şok diyetlerle verilen kilolar genellikle kas kayıplarına neden olur ve fazlasıyla kilo olarak geri döner. Sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirip, su tüketimine dikkat ederek ve hayatımıza fiziksel aktiviteyi yerleştirerek daha sağlıklı olmak için sadece yaşam şekli değişiklikleri sağlayarak, herkes için belirlenmiş ideal kilolarda olmayı hedeflemeliyiz, diye konuştu.

Demetgül, şu tavsiyelerde bulundu:

Güzel görünmek için mi? Fit olmak için mi? Aslında burada çok büyük yanılgıya düşüyoruz. En başta sağlıklı olmak için diyet yapmalıyız. Sağlıklı olmak başta kendimizi iyi hissetmektir, bunun yanında kan değerlerimizin normal aralıklarda olması, psikolojik ve fiziksel olarak iyi olma halidir. Diyeti daha sağlıklı olmak için yapmalıyız. Diyet sözlük anlamıyla; sağlığı korumak ya da düzeltmek gereğiyle uygulanan beslenme düzenidir. Diyet dediğimizde aklımıza ilk olarak kısıtlanmış sınırlandırılmış besinler hatta aç kalmak bile geliyor. Size özel hazırlanan hiçbir diyette aç kalmazsınız, zaten kalmamalısınız da. Diyet kesinlikle aç kalmak değildir. Sadece hangi besinleri ne zaman, ne sıklıkla ve ne kadar tüketmemeniz gerektiğini planlanmaktadır. Aç kaldığınız diyet programları size uygun bir program değildir ve sağlıklı kilo kaybı sağlamanızı önleyecektir. Bu yüzden her bireyin diyet programı birbirinden farklıdır ve bireye özgüdür.

Mutlaka diyetisyenle beraber günlük beslenme programınızı konuşun

Diyet listenizi beraber planlamalısınız. Unutmayalım ki diyet programlarının ilk amacı sağlıklı olmaktır. Sağlığımız için bazen kilo almak bile gerekiyor olabilir. Kilo vermeye ihtiyacımız olma sebepleri ise kan şekerlerinin daha uygun seviyede tutulması, tansiyonun daha düzenli seyretmesi gibi sebepler olabilir. Aslında tüm bireyler günlük beslenme şekillerini bir beslenme uzmanı ile değerlendirmeli, mutlaka günlük beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeli ve yaşam şeklinde nasıl değişiklikler yapması gerektiğini, bunları nasıl yapabileceğini danışmalıdır. Diyet dönem dönem yapılması gereken bir iş gibi değil de hayatımızın sürekli alışkanlığı olan bir sağlıklı beslenme programı olmalıdır.

Memurlar.net
https://www.memurlar.net/haber/827081/diyetisyenlerden-zayiflatma-cayi-uyarisi.html
obezite, obezite nedenleri, obezite ile mücadele, obez, obezite vakfı, obez kadın, obezite cerrahisi, Her dört erkekten biri obez, erkeklerde obezite oranı, erkekler şişmanlıyor, türk erkekleri şişmanlıyor,

Türkiye’de her üç kişiden biri obez

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkanı Saygılı, Türkiye’de her üç kişiden birinin obez olduğunu söyleyebiliriz, dedi.

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) Başkanı Prof. Dr. Füsun Saygılı, bireylerin vücut kitle endeksi 30’un üzerindeyse obez, 40’ın üzerindeyse ileri derece obez kabul edildiğini belirterek, Türkiye’de her üç kişiden birinin obez olduğunu söyleyebiliriz, dedi.

TEMD tarafından Belek turizm merkezinde düzenlenen “41. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi” çok sayıda bilim insanın katılımıyla başladı. Prof. Dr. Saygılı, kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında, dernek olarak ilgilendikleri hastalıkların toplumda sık görüldüğünü söyledi.

Sık görülen hastalıklarla ilgili doğru bilinen yanlışların yaygın olduğuna işaret eden Saygılı, “Bu hastalıkların bilinen yanlışlarını düzeltmek için buradayız. Diyabet, D vitamini eksikliği, tiroid hastalıkları ve obezite en sık görülen önemli hastalıklar. Obezite dünyada hızla artıyor ama Türkiye’de bunun daha hızlı olduğunu söyleyebiliriz.” diye konuştu.

Türkiye’de 2000 ve 2010 yıllarında yapılan bir araştırmada, obezite hızının yüzde 50 arttığının ve erkeklerde ikiye katlandığının ortaya konulduğunu bildiren Saygılı, “Obeziteyi vücut kitle endeksiyle hesaplıyoruz. Bireylerin vücut kitle endeksi 30’un üzerindeyse obez, 40’ın üzerindeyse ileri derece obez kabul ediliyor. Türkiye’de her üç kişiden birinin obez olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.

Ülkedeki obezite hastası oranının yüzde 32 olduğunu dile getiren Saygılı, hastalığın tanısını bel çevresi ölçümünü alarak da koyabildiklerini, endeksin kadınlarda 90, erkeklerdeyse 100 santimetre olduğunu ifade etti.

Her 8 kişiden birinde diyabet görülüyor

TEMD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alper Sönmez de Türkiye’de her 8 kişiden birinin diyabet hastalığına yakalandığını ve ülkenin sağlık bütçesinin 4’te 1’inin buna harcandığı söyledi.

Türkiye’de diyabetin kontrolünün sıkıntılı olduğunu belirten Sönmez,

Kadınların durumu daha kötü. İşin zemininde obezite hastalığı var. Türkiye’de her 100 diyabet hastasından 90’ı kilolu veya obezite hastası, dedi.

Obezlerde kan şekeri kontrolünün zor olduğunu dile getiren Sönmez, şunları kaydetti:

TEMD çalışması sonuçlarına göre, eğitim düzeyi düşük olan, egzersiz yapmayan, sigara içen ve sık hipoglisemi yaşayan diyabetlilerin kan şekerleri daha kötü durumda. TEMD çalışmasının bir başka çarpıcı verisi de özel sağlık kurumlarında takip edilen diyabet hastalarının devlet veya üniversite hastanelerindekine göre daha iyi metabolik kontrollerinin olduğudur. Bu durumun özel merkezlerde hastalara ayrılan zamanın daha fazla olması ve bu hastaların daha yüksek gelir ve eğitim düzeyleri olmasıyla ilgili olduğunu düşünüyoruz.

Sönmez, sivil toplum kuruluşları, basın, Sağlık Bakanlığı ve meslek örgütlerinin el ele verip Türkiye’de diyabet yönetiminin daha iyi hale getirilmesi için doğru adımları atması gerektiğini ifade etti. Kongre, 1 Mayıs’ta sona erecek.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/turkiyede-her-uc-kisiden-biri-obez/1464215