migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Migrende B2 vitaminin eksikliği mutlaka sorgulanmalı

Dünya Başağrısı Topluluğu 2019 toplantısında sunulan bildiriye göre riboflavin düzeyi düşük migren olgularında B2 vitamini-riboflavin kullanılmasının baş ağrısı şiddetini azaltabildiği belirtildi. Çalışmada besin desteği ile baş ağrısı şiddeti ve sıklığında en az % 50 azalma gözlendi. Ek olarak hastaların büyük kısmı tedavi sonrası 2 yıl boyunca migren ağrısı yaşamadı.

Migrende vitamin eksikliği mutlaka sorgulanmalı

Araştırmayla ilgili Medimagazin’e açıklama yapan Cerrahpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji AD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Derya Uludüz migren baş ağrısı olan kişilerde vitamin eksikliğine sıkça rastlanıldığını belirterek ‘Özellikle B vitaminlerinin eksikliği anamnezde mutlaka sorgulanmalıdır. Beyinde mitokondri enerji metabolizmasında bozukluk, migren baş ağrılarında sıklıkla ön plana çıkıyor. Riboflavin mitokondri solunum zincirinde flavoenzimlerin aktivitesini katalize eder. Migrenli olgularda mitokondriyal bozukluk olabileceği tartışmaları sürerken B2 vitamini proflaktik tedavide kullanılmakta ve tedavi kılavuzlarına göre Sınıf B düzeyinde etkili bulunmaktadır, dedi.

Başağrısı sıklığı % 50 oranında azalttı

Çalışmada 3 ay boyunca 200-400 mg riboflavin kullanan migren olgularında baş ağrısı sıklığı ve şiddetinin % 50 azaldığı gözlendi. Olgularda belirgin olarak B2 vitamini düşüktü, riboflavin desteği verildi ve vitamin düzeyleri 2 yıl boyunca aralıklı olarak takip edildi. Sonuçlara göre olgularda migren baş ağrısı ayda 14.4 günden 3.4 güne düştü ve % 81 olguda migren ağrıları 2 yıl boyunca kontrol altına alındı.

Pahalı olmayan ve iyi tolere edilebilien bir tedavi

Migren olgularında KoenzimQ10, magnezyum, çinko ve C vitaminin de destek olarak kullanılabileceğini belirten Prof.Dr.Derya Uludüz

Ancak riboflavini ön planda düşünmek gerekiyor. Bir grup olgu riboflavin tedavisinden belirgin fayda görüyor. Migren olgularında vitamin destek tedavileri pahalı olmayan ve iyi tolere edilebilen tedaviler. Bu açıdan göz önünde bulundurmak gerekiyor. B2 vitamini suda emilen bir vitamin ve vücutta fazlası kolayca atılıyor, dedi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/hekim/tibbi-gelismeler/tr-arastirma-migrende-b2-vitaminin-eksikligi-mutlaka-sorgulanmali-2-19-82592.html
migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyetmigren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Her 5 kadından birinde migren var!

Türk Nöroloji Derneği ve Beşiktaş Belediyesi tarafından 22 Temmuz Dünya Beyin Günü kapsamında Levent’teki Zübeyde Ana Kültür ve Sanat Merkezi’nde migren için farkındalık etkinliği düzenlendi. Programda konuşan Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, migren hastalığı hakkında bilgi verdi.  

Migrenin, kişinin tüm hayatını etkilediğini anlatan Öztürk,

Bazen hastalar tarafından üzerinde çok durulmuyor ve ciddi tedavi olanakları aranmıyor. Bunun üzerine de kişi yıllarca yaşam kalitesi düşmüş bir şekilde hayatını sürdürür. Migrenin kadınlarda görülme oranı erkeklere göre daha fazladır. Her 5 kadından birinde migren görülürken, erkeklerde bu oran 10’da 1’dir. Global olarak ise her 7 kişiden 1’inde ortaya çıkıyor, diye konuştu.

Öztürk, migrenin 4-72 saat süren, genellikle tek taraflı, zonklayıcı, orta veya şiddetli, fizik aktivite ile şiddetlenen bulantı, kusma veya ses-ışık hassasiyetinin eşlik ettiği ağrı ataklarıyla seyrettiğini kaydetti. Bu belirtilerin yanında bazen görme bozuklukları, kol bacakta uyuşukluk, güçsüzlük, konuşma bozukluğu gibi durumların da ağrıya öncülük veya eşlik ettiğini sözlerine ekledi.

Türkiye’de migren hastalığı oranı %16

Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu Moderatörü Prof. Dr. Sabahattin Saip, ebeveynlerinde migren olanların çocuklarında da migren görülme oranının yüksek olduğuna vurgu yaptı. Saip,

%60 gibi bir aileden geçiş oranı var. Yani birinci derecede akrabada, anne ve babada migren varsa çocukları da miras gibi almış durumdalar. Daha ergenlik çağında çocuklar ‘Annemde vardı, babamda vardı, bende de başladı, diyebilirler, ifadelerini kullandı.

Migrenin dünya çapında hemen hemen her ülkede görüldüğünü belirten Saip,

Migrenin ırksal farklılık yok. Dünyada şu toplumda az görülür gibi bir şey yok. Dünyanın her bölgesinde, tarihte hep var olmuş bir durum aslında. Mesela Japonya’da bu oran %8 ile düşük olmakla birlikte, dünyada ortalama %10’dur. Türkiye, %16 ile en sık görülen ülkeler arasında bulunuyor. İtalya %16, Fransa %12, İsviçre %13, Danimarka %10, bilgisini verdi.

Migren ataklarının farklı nedenleri olabileceğine değinen Saip, bir atağı açlığın başka bir atağı da uykusuzluğun tetikleyebileceğini ifade etti. Prof. Dr. Sabahattin Saip, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı yiyecekler özellikle mayalı yiyecekler, irite edici içecekler örneğin kötü kokulu bir içecek süreci tetikleyebilir ya da mayalı bir peynir. Çok yorgun ve stresli dönemler, hava değişimi, lodoslu havalar, gün içinde işe yetişme telaşı bu süreci başlatabilir. Çok uyumak, az uyumak veya çok yorulmak ağrıyı tetikleyebilir, birden sevinme ya da birden üzülme migreni başlatabilir. O gelgitlere karşı bir refleks olarak süreç başlıyor.

Nöroloji alanında emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Fethi İdiman ise hastaların ağrıyı hafifletmek amacıyla başa buz koyma, yorganın altına girme, tütsü koklama gibi farklı yöntemlere başvurduğunu söyledi. Migrenin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydeden İdiman, konuşmasını şöyle tamamladı:

Atakların önlenmesi ya da atakların hızla giderilmesi temeline dayanarak yapılır tedavi. Migren nöroloji uzmanlarınca yapılmalıdır. Hasta sağdan soldan duyduğu uydurma önerileri duymazdan gelmelidir. Migren tedavisinde sülük, hacamat gibi uygulamaların yeri yoktur, tehlikelidir. Migren tedavisi yalnızca hekim kararı ile gerçek anlamda bilimsel temelde yapılabilir.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/her-5-kadindan-birinde-migren-var/1538303
trans yağ yoktur, trans yağ nedir

Trans yağlar erken yaşta hastalık ve ölüm riskini artırıyor!

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Alpaslan Tanoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, trans yağların, vücut ve sağlık için gerekli ve vazgeçilmez yağ asitlerinden olmadığını belirterek, bu yağların, et ve süt ürünlerinde doğal halde eser miktarda bulunabildiğini ancak sağlığı tehdit edecek düzeyde hazır gıdalar içinde bulunabilenlere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Trans yağların en iyi bilinen zararlı etkisinin vücuttaki yağ dengesini bozarak LDL diye adlandırılan “kötü kolesterol” düzeyini arttırması olduğunu dile getiren Tanoğlu, aynı zamanda HDL denilen “iyi kolesterol” düzeyinin azaltarak başta kalp-damar sağlığının da tehdit altında olduğuna işaret etti. Tanoğlu, bu yağların damar sertliği gelişme sürecini hızlandırdığını vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

Bilimsel çalışmalarla ortaya konulan bir gerçek var ki trans yağ seviyesi yüksek olan bireylerde kalp krizi geçirme riski üç kat daha fazladır ve ne yazık ki bu durum, bireylerde daha erken yaşlarda kalp krizine ve daha genç yaşlarda artan ölüm riskine neden olmaktadır. Bu hayatı tehdit edici etkilerine ilave olarak trans yağların, obeziteye, karaciğer yağlanmasına, metabolik sendroma, diyabete, inme, alzaymır ve Parkinson gibi nörolojik hastalıklara, hamilelikte artan düşük riskine, kısırlığa ve hatta göğüs ve kolon kanserine neden olduğu bilimsel araştırmalarla ortaya konulmuştur.

Trans yağların kullanılmasının en önemli nedeni düşük maliyet

Sağlık üzerindeki zararlı etkilerine rağmen hali hazırda trans yağların kullanılmasının en önemli nedeninin düşük maliyet olduğuna dikkati çeken Tanoğlu, şöyle devam etti:

Özellikle de hazır patates kızartmalarında, bisküvi çeşitleri, kraker, çikolata çeşitleri, gofret ve benzeri gıdalarda trans yağlar kullanılabilmektedir. Diğer yağlara göre trans yağların ömürlerinin daha uzun olması da gıdalarda kullanılmasına yol açan etmenlerdendir. Bazı margarin türlerinde, fast food tarzı yiyeceklerde ve fırınlanmış besinlerde de trans yağların bulunabildiği akılda tutulmalıdır. Dünya çapında sağlık otoriteleri trans yağlarının tüketiminin mümkün olduğunca eser miktarlara azaltılması gerektiği konusunda hemfikirdir. Artan oranlardaki kalp-damar hastalıkları ve bunlara bağlı ölümler yasal düzenlemelerin yapılmasını zorunlu kılmıştır.

Doç. Dr. Tanoğlu, trans yağ konusunda dünyada ve Türkiye’de atılan adımlara da değinerek,

Trans yağların zararlı etkilerinin önlenebilmesi için, günlük tüketilen besinler ve özellikle de hazır gıdalarda kızartmalar yerine ızgara ve haşlamalar tercih edilmelidir. Yine gıdalarda margarin yerine zeytinyağı, soya yağı, mısır özü yağı gibi doğal sıvı yağlar ve tereyağı tercih edilmelidir. Ayrıca elbette ki beslenme ile ilişkili hastalık risklerini düşük oranlara indirgeyebilmek için, taze sebze ve meyve ağırlıklı beslenip, düzenli egzersizi ihmal etmemek gerekmektedir, tavsiyelerinde bulundu.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/doc-dr-tanoglu-trans-yaglar-erken-yasta-hastalik-ve-olum-riskini-artiriyor/1446441
Türk Nöroloji Derneği Başkanı Şerefnur Öztürk(fotoğraft

Çevre kirliliği alzeimer riskini artırıyor!

Türk Nöroloji Derneği’nce Antalya’da düzenlenen Ulusal Nöroloji Kongresi’nde çevre ve hava kirliliğinin alzaymır, demans, parkinson gibi dejeneratif hastalıklara yakalanma riskini artırdığı vurgulandı.

Türk Nöroloji Derneği Başkanı ve Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji AD Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çevre ve hava kirliliği faktörlerinin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin giderek artmaya başladığını söyledi.

Hava kirliliğinin son yıllarda daha ağır sağlık sorunlarına neden olduğunun belirlendiğini vurgulayan Öztürk, şunları belirtti:

Çevre ve hava kirliliği söz konusu olduğunda nefes almakta zorlanıyoruz, kendimizi kötü hissediyoruz. Ancak bunun da ötesinde daha ağır sorunlara neden olmaya başladığını görmeye başladık. Çevre ve hava kirliliği direkt olarak beyin sağlığını olumsuz yönde etkiliyor. Kirli hava içerdiği birtakım partikül maddeler, gazlar, ağır metallerle beyin ve sinir sağlığını direkt olarak etkiliyor. Beyinde zarar verici, yıkıcı etkiler bırakıyor.

Zararlı moleküllerin vücuda girmesiyle bedenin reaksiyon geliştirdiğini anlatan Öztürk, bu durumun beyinde hücrelerin ölmesine, fonksiyonlarını yapamaz hale gelmesine yol açtığını ifade etti. Yıllar içinde dejeneratif hastalıkların arttığını belirten Öztürk, şu değerlendirmede bulundu:

Artık pek çok çalışma hava kirliliğinin beyin fonksiyonlarının değişmesine neden olduğunu gösteriyor. Bir madde solunum yoluyla vücudunuza girdiğinde ve kan damarlarına geçtiğinde diğer organlarınız gibi beyine ve sinirlere de hemen yerleşiyor. Çevre ve hava kirliliği, özellikle alzaymır, demans, parkinson gibi dejeneratif hastalıklara daha fazla yol açıyor, bunların görülme sıklıkları giderek artıyor. Hava kirliliği anne karnındaki bebeğin beyin gelişimini de negatif yönde etkiliyor.

Katı yakıt kullanımından uzak durulmalı

Öztürk, bir an önce hava kirliliğine neden olan unsurların ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı. Katı yakıtların çevre kirliliğin oluşmasında en önemli nedenlerdin birisi olduğuna işaret eden Öztürk,

Katı yakıt kullanımı ne kadar ucuz görülse de getirdiği sağlık maliyeti aslında çok yüksek. Kaldı ki insan hayatı hiçbir değerle ölçülemeyecek kadar önemli, diye konuştu.

Türkiye’de özellikle bazı şehirlerde çevre ve hava kirliliğinin önemli oranda artış gösterdiğini dile getiren Öztürk, kış aylarında bu artışın daha belirgin hissedildiğini kaydetti. Kişilerin, yerel yöneticilerin temiz enerjiye yönelmeleri gerektiğini söyleyen Öztürk,

Sağlımız için temiz çevre oluşturmalıyız. Gerek bireysel, gerek yerel yönetimler gerekse devlet politikası olarak temiz çevre temiz hava oluşturmak hepimizin sorumluluğu ve görevi, ifadelerini kullandı.

Öztürk, bireysel olarak da hava kirliliğinin yoğun olduğu ortamlarda kaçınmak gerektiğini sözlerine ekledi.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/cevre-kirliligi-alzaymir-riskini-artiriyor/1342907, ANTALYA – HATİCE ÖZDEMİR TOSUN
migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Migreni frenleyecek yeni ilaç yolda!

Yaşam kalitesini büyük ölçüde düşüren migren hastalığına karşı geliştirilen ve koldan enjekte edildiği için migren aşısı olarak bilinen, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onaylı ilacın, Sağlık Bakanlığı’nca ruhsatlandırılması sonrası Türkiye’de 2020 yılında kullanıma girmesi öngörülüyor.

FDA

Antalya’da düzenlenen 54. Ulusal Nöroloji Kongresi‘ne katılan Türk Nöroloji Derneği Başkan Yardımcısı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Neşe Çelebisoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, baş ağrısı ile kendisini gösteren migrenin, kişinin iş ve sosyal yaşamında ciddi verim düşüklüğüne neden olduğunu anımsattı. Migrenin 20-65 yaşlarındaki kişilerde görülme sıklığının yaklaşık %16, çocuklarda ise %5 civarında olduğunu belirten Çelebisoy, hastalığın kadınlarda görülme sıklığının ise erkeklere göre 2,5-3 kat daha fazla olduğunu aktardı.

Çelebisoy, ataklarla seyreden olgularda yaklaşık %10, kronik migren hastalarında ise yaklaşık %20 iş gücü kaybı tanımlandığını ifade ederek

4-72 saat devam eden, orta şiddetli, zonklayıcı, sıklıkla tek taraflı, fiziki aktivite ile şiddetlenen, bulantı, kusmanın eşlik edebildiği, ışık ve sesten rahatsızlığın belirgin olduğu baş ağrısı atakları, migren tanısı koydurur. Migren hastalarında doğru teşhis konmayıp hastaların çok miktarda ağrı kesici alarak ağrılarını ortadan kaldırmaya çalışması, sık yapılan yanlış tedavi biçimidir, diye konuştu.

Migrende, atakların ortadan kaldırılmasını ya da sıklığını azaltıcı tedavilerin akla geldiğini dile getiren Çelebisoy, atak tedavisinde, sadece migren ağrısı için geliştirilmiş triptan diye bilinen ilaçların, atak önleyici olarak ise bazı antidepresan, antiepileptik ve bir grup antihipertansif ilaçların kullanıldığını kaydetti. Prof. Dr. Çelebisoy, daha etkin tedavi arayışlarının ise sürdüğünü anlattı.

Halk arasında migren aşısı olarak biliniyor

Migren ağrısının ortaya çıkışında rol alan unsurların kaldırılmasını amaçlayan araştırmalar olduğunu aktaran Çelebisoy, yaklaşık 3 yıldır yapılan çalışmalar kapsamında, migren hastalığının nedenine yönelik özel bir ajan geliştirildiğini bildirdi. Söz konusu ajanın, ağrının santral sinir sisteminde iletimini sağlayan aracı proteine karşı geliştirilen antikorlar içerdiğini ifade eden Çelebisoy, bununla ağrı atak sıklığının azaltılmasının hedeflendiğini vurguladı.

Bununla ilgili önce laboratuvar, ardından klinik hasta çalışmalarının gerçekleştirildiğini anlatan Çelebisoy, klinik çalışma havuzuna, Türkiye’den de 5 merkezden hastalar dahil edildiğini belirtti. Halk arasında “migren aşısı” olarak nitelendirilen ilacın, hastalar için bir umut olduğunu aktaran Çelebisoy, şunları söyledi:

Belirli aralıklarla aylık ya da 3 aylık enjeksiyonlarla uygulanarak migren hastalarında atak sıklığının azaltılması hedefleniyor. Söz konusu ilaçla atak sayısında %50 oranında azalma olduğu, hatta bir grup hastada atakların tamamen ortadan kalkmasını sağladığı görüldü. Bu açıdan önemli. Bu ilaç, daha spesifik, bu nedenle daha etkili olması bekleniyor. İlaç ABD’de FDA onayı aldı, Türkiye’de de başvuru süreci başladı. 2020 gibi bizde de kullanıma geçmesi hedefleniyor.

Geliştirilen ajan ile ilgili çalışmaların devam ettiğini dile getiren Çelebisoy, ilacın kimlerde nasıl yanıt verdiği, iyi yanıt verdiği hastaların da özelliklerine ilişkin analizler yapıldığını ifade etti. Migrenin ölümcül bir hastalık olmadığını ancak iş gücü kaybına, sosyal aktivitelerin engellenmesine, verimliliğin ciddi oranda düşmesine yol açtığını söyleyen Çelebisoy, ilacın önleyici özelliğe sahip olduğunu kaydetti.

Sağlık Bakanlığı 2017 personel alımı diyetisyen

Heyecanla bekleniyor

Mevcut tedavilerde kullanılanların, doğrudan migrenin oluşum mekanizmalarına yönelik ilaçlar olmadığına işaret eden Neşe Çelebisoy, sözlerini şöyle sürdürdü:

Biz tansiyon ilaçlarının bir bölümü, bir grup depresyon ilacı ve bazı epilepsi tedavisinde kullandığımız ilaçlarla migren ataklarının sıklığını azaltmaya çalışıyoruz ancak bunların hiçbiri direkt spesifik olarak hastalığın mekanizmaları üzerinden etki etmiyor. Yeni geliştirilen ilacın ayrıcalığı mekanizmalar üzerinden etki ediyor olması. Kişilerin yaşamını engelleyen bir hastalık olduğu için bu ilaç büyük bir özlemle heyecanla bekleniyor.

İlacın erişkin hastalar için planlandığını belirten Çelebisoy, Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırıldıktan sonra Türkiye’de de kullanılmasının hedeflendiğini sözlerine ekledi.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/migreni-frenleyecek-yeni-ilac-yolda/1330138
tere yağı, tereyağı, margarin, margarin kalorisi, margarin yasak mı, diyette margarin, margarinsiz kurabiye

Doymamış yağ asitleri düşük mortalite riski ile ilişkilidir!

Doymamış yağ asitleri düşük mortalite riski ile ilişkilidir.

Doymamış yağ asitleri ve mortalite

Yağ, organizma için elzemdir. Deri altı yağ tabakası vücut ısısının kaybını önler ve yağlar organları çevreleyerek dış etkenlerden korur, midenin boşalmasını geciktirir. Daha çok hayvansal yiyeceklerin bulunduğu diyetlerin yağ oranı tahıllara dayalı diyetlerden yüksektir. Amerika Diyet Kılavuzu’nda (2015-2020) total yağ miktarından daha çok, aldığımız yağ asidi tipine dikkat etmemiz gerektiği vurgulanmaktadır.

Harvard Halk Sağlığı Okulu’nda yapılan bir çalışmada; 126,233 katılımcının beslenme düzeni 2-4 yıl arası takip edilmiş, katılımcıların 33,304’ünün kardiyovasküler hastalıklar, kanser, nörodejeneratif ve solunum hastalıklarından ölmüş oldukları rapor edilmiştir. Araştırmada ölüm oranı, yüksek trans ve doymuş yağ asidi(tereyağı, hayvansal iç yağ, kırmızı et) alımı ile ilişkilendirilmiştir.

Doymamış yağ asiti ( zeytinyağı, fındıkyağı, bitkisel yağlar, kolza ve keten tohumu yağı, balık ) tüketenlerde ölüm oranı daha düşük bulunmuştur. Ayrıca doymamış yağ asitlerinin total ve LDL (kötü) kolesterol seviyelerini düşürdüğü gözlemlenmiştir. 

Yağ miktarını azaltıp yerine karbonhidrat alımı

Yapılan çalışmada, yağ yerine karbonhidrat alımının da ölüm oranını artırdığı gösterilmiştir. Çünkü; karbonhidrat ağırlıklı beslenmede rafine nişasta ve şeker içeriği, doymuş yağlar kadar mortalite riskine yol açar.

Daha sağlıklı bir yaşam için doymuş yağlar daha az tüketilmeli ve yerine doymamış yağ asitleri tüketimi artırılmalıdır.

Higher consumption of unsaturated fats linked with lower mortality rates
Harvard T.H. Chan School of Public Health, Higher consumption of unsaturated fats linked with lower mortality rates, 2016.

Beslenme
Baysal A. , Beslenme, 2014.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Botoks tedavisinin ilk uygulaması bile migren şiddetini azaltabiliyor!

Nöroloji uzmanları Doç. Dr. Pınar Yalınay Dikmen, Doç. Dr. Elif Ilgaz Aydınlar ve Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman’ın botoks tedavisinin etkinliğini yansıtan araştırmaları, uluslararası saygın dergilerden Acta Neurologica Belgica’da yayınlandı. Acıbadem Maslak Hastanesi Migren Tedavi Merkezi‘nde gerçekleştirilen araştırma, botoks uygulaması yapılan kronik migren hastalarının %82.8’inde tedaviden etkin sonuç alındığını ortaya koydu. Yapılan araştırmaya göre; kronik migrende tek bir botoks uygulaması bile ağrının sıklığı ile şiddetini azaltabiliyor! Üstelik botoks uygulaması sayesinde hastalar aşırı ağrı kesici almaktan da kurtuluyor.

Migren, günlük yaşamı kısıtlayan ve hastayı karanlık bir odada yatmaya mecbur bırakabilen ciddi bir baş ağrısı tipi… Ataklar son 3 aylık süre içinde ayda 15 gün geliyorsa, bu tablo “kronik migren” olarak adlandırılıyor. Genellikle depresyon, kaygı bozuklukları ve uyku sorunlarının da eşlik ettiği kronik migren, tedavi edilmezse yaşam kalitesini önemli derecede bozan bir hastalık. Mevcut ilaç tedavileri ve yaşam alışkanlıklarında yapılan değişiklikler migren ataklarının sıklığı ile şiddetini azaltma konusunda etkili olsa da, kronik migren hastalarında bu yeterli olmuyor. Sürekli ağrı çeken kronik migren hastaları aşırı miktarda ağrı kesici kullanmanın riskleri ile şiddetli ağrının yol açtığı psikolojik sorunla yaşamak zorunda kalıyorlar. Yüreklere su serpen gelişme ise yapılan araştırmalar sonucunda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de 2010 yılında, Türkiye’de de 2011 yılında onaylanan “botoks” yönteminin kronik migrenin yarattığı olumsuz etkileri ortadan kaldırabilmesi. Üstelik tek bir botoks uygulaması bile kronik migren hastalarında migrenin yarattığı olumsuz etkileri azaltabiliyor.

Uluslararası önemli bir bilimsel dergide yer aldı

Botoks kronik migrenli hastalarda duysal sinir uçlarından salınarak ağrıyı başlatan kimyasal ileticileri bloke ederek etki gösteriyor. Bu kimyasal ileticilerin salınımının önlenmesi sonucunda, cilt altındaki sinir uçlarından santral sistemine ulaşan ağrı yolakları aktive olamıyor ve ağrı beyne ulaşmadan kontrol ediliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Migren Tedavi Merkezi’nde görevli ve aynı zamanda Acıbadem Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olan nöroloji uzmanları Doç. Dr. Pınar Yalınay Dikmen, Doç. Dr. Elif Ilgaz Aydınlar ve Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış olan botoks yöntemini 2012 yılından bu yana kronik migren hastalarına uyguluyorlar. Kendi hastalarının botoks tedavisiyle ilgili deneyimlerini araştıran uzmanların hazırladıkları bilimsel yayın, yayın kurulu tarafından kabul görerek uluslararası saygın bilimsel dergilerinden biri olan Acta Neurologica Belgica Dergisi’nde Temmuz ayında yayınlandı. A single-center retrospective study of onabotulinumtoxinA for treatment of 245 chronic migraine patients: survey results of a realworld experience adlı makalede, kronik migrende botoks tedavisinin ağrının şiddetini ve sıklığını belirgin düzeyde azalttığı ve hastaların %82.8’sinde tedaviden etkin sonuç alındığı belirtildi.

Aşırı ilaç kullanımını da önlüyor

Acıbadem Maslak Hastanesi Migren Tedavi Merkezi’nde yapılan bilimsel çalışmada, botoks tedavisi olan 245 hastada, uygulama öncesi migrenin yarattığı olumsuz etkilerin (işe gidememe, işteki performansın bozulması, ev işlerini yapamama, çocuklarla ilgilenememe, arkadaş ve aile toplantılarına katılamama) tek bir botoks tedavisi sonrası bile azaldığı ortaya kondu. Botoks tedavisinin hastaların sadece kronik migrenlerini değil, migrenin kronikleşmesinde rol oynayan aşırı ağrı kesici ilaç kullanımlarını önlemede de son derece etkin bir yöntem olduğu aynı çalışmada gösterildi. Ancak hastaların tedavilerine uzmanların önerdiği süre ve biçimde devam etmemeleri durumunda kronik migrenin etkin bir şekilde tedavi edilemeyeceği de çalışmada vurgulandı.

İlk bir yıl 3 ay aralıklarla yapılmalı

Araştırmayı yürüten nöroloji hekimlerinden Nöroloji Uzmanları Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, Doç. Dr. Pınar Yalınay Dikmen ve Doç. Dr. Elif Ilgaz Aydınlar botoks tedavisinin etkisinin geçici olması nedeniyle enjeksiyonların ilk bir yılda 3 ay aralıklarla yapıldığını, bir yıl sonrasında da enjeksiyon sürelerinin hasta özelinde planlandığını belirttiler. Ayrıca yaptıkları bilimsel çalışmada, botoks tedavisinin etkinliğinin yurt dışındaki meslektaşlarının deneyimleriyle benzer olduğunu gösterdiklerini söyleyerek,

Ekip olarak uzun yıllardır edindiğimiz tecrübeler ışığında, kronik migren hastalarımızda botoks tedavisinin etkinliğiyle ilgili çalışmamızın, yayın kurulu tarafından kabul görüp “Acta Neurologica Belgica” dergisinde yayınlanması bizim için gurur verici bir durum. Hastalarımızdan aldığımız geri dönüşlerle yapmış olduğumuz bu çalışmanın kronik migren nedeniyle günlük yaşam kaliteleri olumsuz etkilenen diğer hastalara da katkı sağlayacağı görüşündeyiz, dediler.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/hekim/genel/tr-arastirma-botoks-tedavisinin-ilk-uygulamasi-bile-migren-siddetini-azaltabiliyor-2-12-78262.html

Kafein, dildeki tatlı algısını azaltarak tatlı isteğini artırabiliyor!

Evet son yapılan çalışmalara göre kafein içeren içeceklere acı, ekşi, tuzlu tatlandırıcılar eklenerek tükettirildiğinde tat algısında bir değişiklik gözlenmeksizin, sükroz ve tatlandırıcı eklenmiş içeceklerin denekler tarafından daha az tatlı bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Elde edilen verilere göre kafein, dilde bulunan adenosin adlı reseptörlerdeki tatlı tat algısının körelmesine neden olup, daha fazla tatlı besin tüketme isteğini arttırmakta ve obezite, diyabet gibi görülme sıklığı oldukça yüksek olan hastalıklara temel oluşturmaktadır.

kahve, kafein, kahvee, cofee, kave, diyet kahve

Kafein amfetaminlere benzer ancak amfetaminler kadar olumsuz etkisi olmayan bir uyarıcıdır yani vücudu harekete geçirir ve uyandırır. Bu etkiyi dopamin ve adrenalin salınımını arttırarak yapabildiği gibi aynı zamanda vücuttaki ‘adenosin reseptörlerini ‘bloke ederek de yapar. Ancak bu reseptörlerin sürekli bloke edilmesi reseptörlerdeki duyarlılığın ve kullanılabilirliğin azalmasına neden olur. Bu nedenle kafein bu etkisiyle tat algısının körelmesini hem de reseptörlerin duyarlılığının azalmasına neden olur.
Kafein sadece tat algısını etkilemiyor aynı zamanda bir çok olumlu ve olumsuz etki de gösteriyor;
Aşırı miktarda kafein tüketimi vücuttaki kalsiyum emiliminin ve metabolizmasının bozulmasına ve osteoporoz riskinin artışına neden olur.

kahve kaç kalori, kahvenin yararları, kahvenin faydaları, kahvenin zararları, kaç kupa kahve içmeli

  • American Diabetes Association tarafından yapılan çalışmaya göre kafein, glikoz metabolizmasının bozulmasına neden olarak Tip 2 diyabet riskini de arttırmaktadır.
  • Nevada Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan bir çalışmada ise kafeinin kadınlarda hamile kalma olasılığını %27 oranında azalttığı sonucuna ulaşılmıştır.
  • Özellikle spor yapan bireylerde egzersiz sonrasında karbonhidrat kaynağı ile beraber kafein tüketiminin vücuttaki kas glikojen depolarını daha hızlı dolmasını sağlar.
  • Sinir sistemi hücrelerinin yapısında bulunan tau proteini adı verilen proteinin bozulması Alzheimer, demans, Parkinson gibi hastalıkların riskini arttırmaktadır. Kafein bu proteinin yapısını koruyarak Alzheimer, Parkinson, demans gibi hastalıkların riskinin azaltılmasında da ayrıca etkilidir.

Dyt. Melis ÖZKAYA

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • İskenderun
migren melis özkaya

Migrenle başım dertte…

Migren, ataklar ile kendini gösteren ve şiddetli baş ağrısı ile sonuçlanan ve atakların 4 saatten 72 saate kadar sürebildiği nörolojik bir rahatsızlıktır.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Bireylerin sosyal, mesleki ve psikolojik yaşamını önemli derecede etkileyen migreni; stres, mevsimsel değişiklikler, menstrüasyon dönemi, besin intoleransı, uyku kalitesi, parlak ışık, keskin ve ağır koku gibi bir çok bireysel ve çevresel faktör etkilemektedir.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Obezite migren ataklarınızı etkiliyor mu ?

Yapılan çalışmalar obezite ve migren arasında ilişki olduğunu göstermektedir. Migren, beyinde hipotalamusu uyarması nedeniyle iştah artışına neden olup, vücut ağırlığının artmasına ve buna bağlı olarak da obeziteye neden olmaktadır.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Aşırı yemek yemenin migren ataklarını tetiklediğini bildiğimize göre acaba açlık migren ataklarını etkiliyor mu?

Migren hastalarında uzun süreli açlığın meydana getirdiği kan şekeri düşüklüğü baş ağrılarının şiddetlenmesine neden olabilir. Bu nedenle mutlaka ara öğün tüketilmeli ve glisemik yükü düşük olan besinler tercih edilerek ani acıkmaların önüne geçilmelidir.

Peki beslenme alışkanlıklarınızın veya gün içerisinde tükettiğiniz besinlerin de migren ataklarını etkilediğini biliyor muydunuz?

Doğru duydunuz bazı besinler var ki baş ağrılarınızın en büyük sebeplerinden biri …
2010 yılından 200 migren hastası ile yapılan bir çalışmada, katılımcıların %18’inin beslenme alışkanlıklarının, tercih ettikleri besinlerin migren ataklarını tetiklediği sonucuna ulaşılmıştır.

Migren ataklarınızı tetiklememek için dikkat etmeniz gerekenlere gelin birlikte bakalım..

1) Tiramin içeriği yüksek olan besinlerin tüketiminden kaçınınız.

Genellikle fermente ve bayatlamış ürünlerde bulunabilen ve kan basıncının yükselmesine neden olan tiramin; parmesan, mavi küflü peynir, gouda peyniri, İsviçre kaşarı gibi bekletilmiş peynirlerde, bira, şarap, gibi fermente ürünlerde, fümelenmiş veya tütsülenmiş etlerde, balıklarda, soya sosunda doğal olarak bulunan ve migren ataklarının artışına neden olabilen bir maddedir. Bekletilen besinlerde proteinlerin parçalanması sonucu, tiramin miktarı daha da artar, yani bir yiyecek ne kadar çok bekletilmişse ve soğuk ortamda saklanmamışsa , tiramin içeriği de o kadar yüksektir.

2) Aşırı kafein alımınız migren ataklarınızı tetikleyebilir.

Kafein; kahve, yeşil çay, siyah çay, çikolata, kola ve daha bir çok maddede doğal olarak bulunabilen ve uyarıcı etkisi nedeniyle ağrıların şiddetlenmesine ve tetiklenmesine neden olabilen bir maddedir.
Kafeinli içecekler düşük miktarlarda alındığında damarları genişletebilme özellikleri nedeniyle baş ağrılarının azaltılmasına yardımcı olabilir. Ancak günde 200 mg kafeinden (2-3 fincan kahve) daha fazla kafein vücuda alındığında kan basıncındaki artışa bağlı olarak ağrılarının artabilir veya migren ataklarının tetiklenebilir. Bu nedenle aşırıya kaçmadan o çok sevdiğiniz kahvenizi içebilirsiniz tabi ki…

3) Besin intoleransı atakları etkiler mi ?

Bazı gıdalara karşı hassasiyeti bulunan bireylerde, bu gıdaların tüketimi Mhistamin hormonunun artışına, serotonin hormonunun ise azalmasına neden olarak, migren ataklarının tetiklenmesine ve ağrıların şiddetlenmesini sağlar. Bu nedenle hassasiyet oluşturan besinlerin tüketiminden kaçınılmalıdır.

4) Çikolata migren ataklarınızı nasıl etkiler gelin bir bakalım

Çoğu insanı etkisi altına alan, salgılattığı serotonin hormunu ile mutluluk veren çikolata migren hastaları için de aynı mutluluk etkisini göstermiyor maalesef.. Çünkü çikolatanın içerisinde bulunan feniletamin, teobromin, kafein gibi maddeler migren ataklarının tetiklenmesine neden olabiliyor. Yapılan çalışmalarda migren ağrılarını en çok tetikleyen besinler arasında çikolatanın da olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle özellikle atak dönemlerinde tüketimine dikkat edilmeli ve kakao içeriği %80’in altında olan çikolatalar tercih edilmemelidir.

5) Ağzınızda bulunan bakteriler migren ağrılarınızı tetikleyebilir..

Yapılan çalışmalara göre besinlerle alınan nitratın, ağız boşluğunda bulunan bakteriler tarafından nitrite, nitritin de nitrik okside indirgenmesi damarların genişlemesine neden olur. Damarlarınızın genişlemesi de migren ataklarınızın tetiklenmesinin en büyük nedenlerinden biridir.
Fast food beslenme tarzının vazgeçilmezi olan salam, sucuk, sosis, jambon gibi işlenmiş veya tütsülenmiş et ürünleri nitrit içerikleri nedeniyle damarların genişlemesine, kan akışının hızlanmasına neden olup, migren ataklarının tetikleyebilirler.
Ayrıca yemeklere farklı bir aroma katan, tavuk yemekleriyle bütünleşen soya sosu da nitrit içeriği nedeniyle baş ağrılarınızın şiddetlenmesine neden olabilecek besinler arasında.

6) Zencefil, ataklarınızın azaltılmasına yardımcı olabilir.

Zencefil, prostoglandin adı verilen anti inflamatuar maddeleri içermesi nedeniyle migren ağrılarınızın azaltılmasına yardımcı olabilir. Sofralarınızda zencefili yoğurtlarınıza karıştırarak, salatalarınızda, çaylarınızda, yemeklerinizde kullanarak yer verebilirsiniz.

7) Riboflavin (B2 vitamini) takviyesi migren ataklarının önlenmesine yardımcı olabilir.

Yapılan çalışmalar riboflavin (B2 vitamini) takviyesinin migren ataklarının önlenmesinde etkili olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle süt, yoğurt, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, soya fasülyesi, avocado, mantar, brokoli gibi riboflavin içeren besinlerin tüketimi arttırılmalıdır.

8) Magnezyum desteği migren ataklarınızı önleme de etkili olabilir.

Migren hastalarında, görülen atakların sebebi megnezyum eksikliği olabilir. Bu nedenle magnezyum içeriği yüksek olan kabak çekirdeği, badem, susam, kaju, fasülye, yulaf, karabuğday, yeşil yapraklı sebzeler gibi magnezyum içeriği yüksek olan besinlerin diyete eklenmesi ağrıların azaltılmasına veya migren ataklarının önüne geçilmesine yardımcı olabilir.

9) Histamin içeriği yüksek besinlerin tüketimine dikkat edilmelidir.

Alkol, muz, süt, ananas, çilek, kayısı, şeftali, kuru erik, domates, kabuklu deniz ürünleri, kırmızı şarap, lahana turşusu, ıspanak gibi histamin içeriği yüksek besinlerin tüketimi ataklarınızı arttırabilir. B6 veya C vitamini histaminin yarattığı olumsuz etkinin azaltılmasına yardımcı olabileceğinden diyete takviye olarak eklenebilir.

10) Mono sodyum glutamat (MSG) içeren besinler ağrılarınızın tetiklenmesine neden olabilir.

Çin tuzu olarak bilinen ve paketli bir çok ürünün içeriğinde bulunan ve ürünlerin lezzetinin arttırılmasını sağlayan mono sodyum glutamat (MSG), migren hastalarında ağrıların şiddetlenmesine neden olabilen bir katkı maddesidir. Soya sosu da MSG ve yüksek tuz içeriği nedeniyle vücuttan su kaybına neden olarak da baş ağrılarınızın şiddetlenmesine neden olabilir.

11) Migren ataklarınızı hafifleten besinlerin tüketimini mutlaka artırınız.

Somon, uskumru, sardalya, semizotu, ceviz, keten tohumu, keten yağı, chia tohumu, avocado gibi besinlerde fazla miktarda bulunan omega-3 yağ asitleri migren ataklarınızın önlenmesine yardımcı olabilir.
Serotonin düşüklüğü olan migren hastalarında badem, ceviz, susam, kivi, kereviz, kiraz gibi besinlerin tüketiminin arttırılması atakların önlenmesine yardımcı olabilir.

Melisa, papatya, ıhlamur gibi sakinleştirici özelliği olan çayların tüketilmesi ağrıların azaltılmasına ve atakların önlenmesine yardımcı olabilirler.

Bu haftada migren hastalarının besin tercihlerini yaparken dikkat etmesi gereken besinlerden bahsettim. Ağrılarınızın azaltılması veya ataklarınızın tetiklenmemesi için ayrıca su tüketiminizi arttırabilir veya yoga, meditasyon gibi stresten uzaklaştıran aktivitelere yönelebilirsiniz. Besinler ilacınız, ilacınız besinler olsun….

Sağlıkla kalın…

Dyt. Melis ÖZKAYA

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • İskenderun

Beslenmede yeni bir faktör: “Sirkadyen ritim”

Canlılarda tüm biyolojik aktiviteler belirli ritimlere uygun şekilde meydana gelir.

Bu ritimlerden biri olan ve 24 saatlik davranışsal ve fizyolojik değişiklikleri içeren sirkadiyen ritm, endojen biyolojik saatler tarafından oluşturulur ve çevresel uyaranlar (zeitgeber) tarafından senkronize edilir.
Leptin, Ghrelin, Melatonin, Kortizol hormonları sirkadiyen ritmi gösterir.

sirkadyen ritm, ritim

Sirkadiyen ritmin, iştah mekanizmasını etkilediği bilinmektedir. Kısa uyku ile Leptin (tokluk) hormonu az, Ghrelin (açlık) hormonu fazla salınır. İdeali 7-9 saatlik uykudur. Bir başka açıdan bakıldığında uyumadığımız zaman içinde daha fazla yeme eğiliminde oluruz. Yaş ile azalan Melatonin, hipotalamustan gece; 21:00-22:00 arasında salgılanır, 02:00-04:00 arasında pik yapar.

sirkadyen ritm, ritim

Melatonin, uyku-uyanıklık döngüsünün düzenlenmesinde rol oynar. Kortizol, stres hormonudur. Depresyonda sirkadiyen ritimlerde bozulma görülmekte ve bu bozulma antidepresan tedavi ile geri döndürülür. Sirkadiyen ritm ile ilgili araştırmaları okuduğumda gördüm ki saat 17:00 spor için ideal saattir, bunu da paylaşmadan geçmeyeyim.

O zaman iyi uykular, yarın saat 17:00’te de spor da görüşürüz.

Yararlanılan kaynaklar
Karamustafalıoğu, O. ve Baran, E. (2012). Agomelatin ve Etki Mekanizması. (05/10/2016). Özgen, F. (2001). Uyku ve Uyku Bozuklukları. (05/10/2016). Vural, Z. (2013-2014). Sirkadiyen Ritm ve Obezite. (05/10/2016).

Diyetisyen Başak Gökay - ProfilDyt. Başak GÜNAY

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Büyükçekmece

uyku beslenme diyetisyen melis özkaya

Uyku kalitesini etkileyen 15 besin

Uyku, vücudumuzun ve beynimizin dinlendiği, vücuttan toksinlerin atıldığı ve öğrenme sürecinin gerçekleştiği zaman dilimidir.

Gün içerisinde gördüğümüz, duyduğumuz bir çok şeyi uyku sırasında öğreniriz. Bu nedenle kaliteli ve rahat bir uyku düzeni zihinsel, hücresel ve psikolojik gelişim için son derece önemlidir.

enerji ofis yorgunluk uyku

Uykuyu, vücudumuzdaki bazı hormonların düzeyi etkiler. Özellikle uyku hormonu olarak bilinen melatonin hormonunun kandaki düzeyi uyku kalitesini etkiler. Melatonin, geceleri genellikle 23:00-05:00 saatleri arasında vücuttan salınan, vücudun biyolojik saatini ve uykuya dalma süresini etkileyen önemli bir hormondur. Yatılan ortamın ışık alması, yaşın ilerlemesi ve özellikle seçtiğiniz besinler vücudunuzdaki melatonin hormonunu etkileyerek uyku kalitenizi belirler.

Peki hangi besinler uyku kalitesini etkiler diye soracak olursanız? İşte kaslarınızı gevşetip, derin bir uykuya dalmanıza yardımcı olan o besinler…

ceviz diyet kalori

1.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “CEVİZ”

Ceviz, içeriğindeki ‘triptofan’ aminoasidi sayesinde uyku döngüsünü etkileyen melatonin hormonunun artmasına yardımcı olur. Yapılan çalışmalar, cevizin, melatonin hormonunun ana kaynağını içerdiğini göstermektedir. Maryland Üniversitesi’nde yapılan çalışmada uykusuzluğun engellenmesi için gerekli olan melatoninin, yetişkinlerde günde ortalama 1-5 gr arasında olduğu belirlenmiştir. Texas Üniversitesi’nde yapılan araştırmada ise 1 g cevizin 2.5-4.5 ng melatonin içerdiği bulunmuştur. Melatonin açısından iyi bir kaynak olan ceviz, alerjik bir gıda olabileceğinden, alerjisi olan bireyler tarafından tercih edilmemelidir.

ananas (2)

2.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “ANANAS”

‘Bromelin’ enzimi sayesinde sindirim problemlerinde, yüksek antioksidan kapasitesi sayesinde bağışıklık sistemi hastalıklarında tercih edilen ananas, içerdiği B vitaminleri nedeniyle melatonin hormonunun artışına yardımcı olan bir meyvedir. Taze veya dondurulmuş olanları tercih edilmeli, kurutulmuş veya şekerlendirilmiş olanlar tüketilmemelidir.

yumurta kaç kalori, yumurta besin değeri, yumurta faydaları, yumurta sporcu

3.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “YUMURTA”

Yüksek protein içeriği nedeniyle gece boyunca kan şekerinin düzenlenmesine ve kaliteli bir uyku geçirmenize imkan tanıyan bir besindir. Yapılan araştırmalar D vitaminin, uyku sırasında nöronların gelişimini ve uyku kalitesini etkilediğini göstermektedir. Çoğu besinde az bulunan D vitaminini içeren yumurta, yine bu özeliği nedeniyle de uyku kalitenizi artıran bir besindir. Öğünlerinizde karbonhidrat grubundan olan besinlerle tüketmeniz yumurtadaki triptofan aminoasidinin daha kolay emilmesini sağlayarak melatonin hormonunun salgılanmasına yardımcı olur. Ve gelsin uykusuz geceler…

badem sütü, badem sütü kalorisi, badem sütü faydaları, diyette badem sütü,

4.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “BADEM”

Badem, içeriğindeki yüksek magnezyum nedeniyle kaslarda gevşemeye , triptofan içeriği nedeniyle melatonin hormonunun artışına ve protein içeriğinin yüksek olması nedeniyle de kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olarak kesintisiz ve kaliteli bir uyku geçirmenizi sağlar. Gece ara öğünlerinde tercih edilebilecek ideal besinlerden biridir. Ancak tuzsuz ve çiğ olanları tercih edilmelidir.

badem sütü, badem sütü kalorisi, badem sütü faydaları, diyette badem sütü,

5.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “SÜT”

Yatmadan önce bir bardak süt içmeye ne dersiniz..İçeriğinde kalsiyum ve triptofan aminoasidi bulunan süt, melatonin hormonunun artmasına yardımcı olarak ,rahat bir uyku geçirmeniz için ideal bir besindir. Yapılan çalışmalar derin bir uyku sırasında vücutta kalsiyumun en yüksek düzeyde bulunduğunu göstermekte ve sütün uyku kalitesi için önemini desteklemektedir. Ayrıca sütün D vitamininden zenginleştirilmiş olması da uyku kalitesini daha çok arttırmaktadır. Soya sütü, badem sütü, yulaf sütü, Hindistan cevizi sütü gibi çeşitli türlerinin bulunması , günlük hayatta bireyler için iyi birer alternatiftir. Ancak menopoz döneminde olan kadınlarda soya sütü, uykusuzluk problemlerini arttırabileceğinden, tüketimine dikkat edilmelidir.

vişne antosiyanin, vişne kaç kalori, vişne glisemik indeks, vişne kilokalori, vişne enerji, vişne Gİ, vişne melatonin, Diyetisyen Melis Destereci, Diyetisyen Melis Destereci kimdir, Diyetisyen Melis Destereci randevu al, Diyetisyen Melis Destereci diyet listesi,

6.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “VİŞNE”

Yaz ayları denince akla gelen meyvelerden biri olan vişne, doğal bir melatonin kaynağı olması nedeniyle, melatonin hormonunu arttırarak rahat bir uyku geçirmenize yardımcı olur. Yaşlı bireylerle yapılan bir çalışmada vişnenin uykusuzluk süresini kısalttığı, rahat ve kaliteli bir uyku sağladığı bulunmuştur. Yatmadan önce tüketebileceğiniz ideal bir seçenek olan vişneyi sütünüzle birlikte rondodan geçirerek de değişik bir alternatif olarak tüketebilirsiniz.

diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

7.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “MUZ”

Muz, potasyum ve magnezyumun iyi bir kaynağı olup, kasların ve sinirlerin gevşemesine yardımcı olup, uyku sürenizin uzamasını ve rahat bir uyku geçirmenizi sağlar. Huzursuz bacak sendromu adı verilen rahatsızlıktaki krampların ve uykusuzluğun önlenmesini, ayrıca spor yapan bireyler tarafından spor sonrası kas onarımını sağlar. Yatmadan önce tüketeceğiniz muzlu bir süt veya muzlu bir smoothie ideal bir tercih olabilir.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

8.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “BALIKLAR”

Somon, ton balığı, uskumru ve kabuklu deniz ürünleri (karides) gibi omega-3 yağ asitlerinden zengin olan balıklar, iyi bir gece uykusu için tercih edilebilecek ideal bir akşam yemeği olarak düşünülebilir. Bu balıklar omega-3 yağ asitlerini içermeleri nedeniyle stres hormonlarının azaltılmasına yardımcı olarak, rahat ve huzurlu bir uyku sağlar. Ayrıca içeriklerindeki B6 vitamini nedeniyle melatonin hormonunun yapımına yardımcı olarak da uyku kalitenizi etkiler.

yeşil çay, yeşil çay kalorisi, yeşil çay zararlı mı, yeşil çay yararlı mı, doğadan yeşil çay, yeşil çay faydaları, tiroid için yeşil çay

9.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “YEŞİL ÇAY”

Yeşil çayın tadından sorumlu olan ‘theanin’ amino asidi rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olur. Yapılan çalışmalar kafeinsiz yeşil çayın rahatlatıcı, yatıştırıcı etkisiyle uykuya dalma süresini kısalttığını göstermektedir.

yulaf ezmesi

10.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “YULAF EZMESİ”

Bir kase yulaf ezmesine ne dersiniz ? Yulaf, triptofan amino asidinden zengin olması nedeniyle, uyku düzeninizin dengelenmesine yardımcı olan melatonin hormonunun, kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olan serotonin hormonunun salgılanmasını arttırır. İçeriğindeki potasyum, magnezyum, fosfor ve lif içeriğiyle hem sindirim sisteminize hem de kaslarınızın gevşemesine yardımcı olarak rahat bir uyku geçirmenizi sağlar.

tatlı patates

11.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “TATLI PATATES”

Kasların gevşemesine yardımcı olan mineralleri içeren tatlı patates, potasyumun önemli kaynağıdır. Ayrıca melatonin hormonunun yapımı sağlayan B6 vitaminlerinden de zengin olup, uyku probleminizin önüne geçmenize yardımcı olur.

12.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “PAPATYA ÇAYI”

Sakinleştirici, gevşetici bir çay olmasının yanı sıra içeriğindeki ‘glisin’ aminoasidi sayesinde kas ağrılarının azaltılmasına yardımcı olması nedeniyle rahat bir uyku geçirmenize yardımcı olur. Yatmadan önce içilen 1 kupa papatya çayı, vücut sıcaklığınızı arttırarak uykuya dalma süresinin de kısalmasını sağlar. Ancak aşırı tüketimden kaçınılmalıdır.

nohut

13.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “NOHUT”

Mutluluk hormonu olan ‘serotonin’i üretmek için gerekli olan B6 vitaminini bol miktarda bulunduran nohut, stresinizin azalmasına yardımcı olarak daha rahat bir uyku geçirmenizi sağlar. Aynı zamanda B6 vitamini içeriğiyle de yine melatonin hormonunun sentezine destek olur. Akşam yemeklerinizde nohutlu bir salata, nohut yemeği veya humus yaparak sofralarınızda nohuta yer açabilirsiniz.

kuruyemişler, kuru yemişler, kuru yemişler nelerdir, kaju fıstığı, fıstık, fınık, badem, ceviz, leblebi, kuru yemiş kalorisi, kuruyemiş kalorisi

14.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “KAJU FISTIĞI”

Kaju fıstığı, içeriğindeki magnezyum nedeniyle kas kasılmalarının engellenmesine yardımcı olan bir kuruyemiştir. Bu özelliği nedeniyle uyku problemlerinizin önüne geçilmesinde yardımcıdır.

pirinç, pirinç pilavı, diyette pirinç

15.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “PİRİNÇ”

Yapılan çalışmalar beyaz pirinç tüketen bireylerin daha kısa sürede uykuya geçtiğini göstermektedir. Bunun nedeni rahatlamayı, sakinleşmeyi sağlayan beyindeki nörotransmitterlerin mutluluk hormonu olan ‘serotonini’ salgılamak için karbonhidratlara ihtiyaç duymasıdır. Glisemik indeksi yüksek olup, kan şekerini hızlı yükselttiğinden aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır.

Bu haftada uyku düzenini etkileyen besinlerden bahsettik, haftaya yeni bir konu ile görüşmek dileğiyle… Vücudunuz ömür boyu size ait olan tek şey…

İlacınız besinler besinler ilacınız olsun. Sağlıklı günler…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Melis özkaya

migrende diyet fatma yılmaz diyetisyen beslenme

Migren ve beslenme tedavisi

Migren, başın belirli bir bölümünde meydana gelen ve kusmayla birlikte ışığa hassasiyetin meydana geldiği baş ağrısıdır.

Migren tedavisinde ilaç kullanmanın yanı sıra yaşam düzenine de dikkat etmek gerekmektedir. Bu nedenden dolayı migren hastaları uyku düzenlerine dikkat etmeli ve hayatlarındaki stresi azaltma yoluna gitmelidir. Düzenli olarak spor yapmaları da tavsiye edilmektedir. Bunun yanında beslenme düzenlerine de dikkat etmelidirler.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Migren tipleri

Aurasız migren

Migren hastalarının %85’inde görülür. 4 – 72 saat süresince atak devam eder. Mide bulantısı ve fotofobi eşlik eder.

Auralı migren

Mide bulantısı ve fotofobi eşlik eder. Nörolojik semptomlarla birlikte görülür.

Oftalmoplejik migren

Retinal migren

Sınıflandıralamayan migren

[irp]

Migren tanısı

  • 4 – 72 saat süreyle kalıcı ağrı olması
  • Tek taraflı olan baş ağrısı
  • Zonklama şeklinde baş ağrısı
  • Bulantı – kusma
  • Fotofobi ve fonofobi
  • Kronik migren için 15 günden fazla ağrının devam etmesi
  • Baş ağrısı nedeni olarak başka hastalık bulunmaması

migren, baş ağrısı

Migrende diyetisyen denetiminde tıbbi beslenme tedavisi

Bazı besinlerdeki bileşenler baş ağrısına sebep olabilmektedir. Bu bileşenlerden bazıları şunlardır: tiramin, feniletilamin, seratonin, vazoaktif aminler, alkol, flavonoid, kafein, bakır… Bunun dışında yiyeceklere sonradan eklenen şeyler de ağrıyı tetiklemektedir. Bunlar ise; monosodyum glutamat, gıda boyaları, gıda aroma vericileri, meyan kökü ekstresi, aspartam gibi…

[irp]

Açlık ve migren

Açlık durumu beyni doğudan etkileyen bir durumdur. Beyin glikozsuz kaldığı zaman damarlarda vazodilasyon olur ve migrenle ilişkilendirilir. Migrenli bireylerde açlık durumunda atağın geçirilme ihtimali %60 artar. Öğün atlamak, uzun süre aç kalmak hipoglisemiye neden olur bu da migreni tetikler. Gece geç uyuyup sabah geç kalkan bireylerde de bu durum görülebilir ve atak oluşabilir. Bu nedenle en az 3 ana öğün tüketilmeli ve uzun süreli açlık durumundan kaçınılmalıdır. Açlık hissedilmeye başlamadan ara öğünle pekiştirilmelidir.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Migreni tetikleyen besinler

Migrenli bireylerin bazı besinlere karşı hassasiyeti vardır. Fermente ürünler (peynir, kefir, turşu, sirke gibi), alkol ürünleri (özellikle kırmızı şarap), mayalı ürünler, kafein, yulaf unu, çikolata, kakao, hızlı bir şekilde soğuk içeceklerin tüketilmesi (dondurma ve maden suları gibi) bakırdan zengin olarak nitendirdiğimiz iç organ etleri, sakatatlar olarak sayabiliriz. Diyetteki yağ migrenli hastalar için önemlidir. Diyette çoklu doymamış yağ asitleri eklenmelidir.

[irp]

Beslenme önerileri

  • Uzun süre aç kalınmamalı. Öğünler arası 2-3 saat olmalı.
  • Yüksek miktarda karbonhidrat içeren öğünlerden kaçınılmalıdır. Çünkü şeker birden yükselip birden düşebilir.
  • Diyette posa miktarının artırılası önerilmektedir.(sebze ve meyve)
  • Hipogliseminin önlenmesi için kompleks karbonhidrat ve proteinler tüketilmelidir.
  • Mümkün olduğu sürece hazır, işlenmiş gıdaların tüketiminden kaçınılmalıdır.
  • Peynir, bira şarap fermente et (sucuk gibi), deniz ürünleri, kafein, çikolata, kakao, fermente süt ürünleri dondurma, soğuk ürünler tüketirken dikkatli olunmalıdır.
  • Bazı migren atakları Magnezyum minerali eksikliğine bağlı oluşabilir. Bu nedenle magnezyum içeren besinler tüketilmeli ve kan Mg seviyesi kontrol edilmelidir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

unutkanlık pelin güloğlu

Unutkanlığa savaş açan besinler

Merhabalar, bu ara unutkanlığımdan mı nedir bilmiyorum; böyle bir yazı yazmak istedim. Hem kendi bilgilerimi tazeleyip hem de sizlere bilgi vermek faydalı olur diye düşündüm…

[irp posts=”7563″ name=”Unutkanlıkta yardımcı olacak öneriler”]

Peki, unutkanlığa karşı hangi besinler kullanılabilir?

Balıklar

Özellikle somon, ton balığı gibi balıklar, omega-3 içeriği yüksek olduğundan dolayı unutkanlığı önlemekte bizlere yardımcı olur. Bu yüzden haftada en az iki kez balık tüketmeye özen gösterelim.

Yağlı tohumlar (kuru yemişler)

Ah annelerimizin sözünü dinleseydik diyeceksiniz. Ceviz ye, ceviz. Gerçekten de öyle. Kuruyemişlerin E vitamini içeriğinin yüksek olmasından dolayı unutkanlığı önlemede yardımcı olmaktadır.

Tam tahıllı besinler

Damarların akışını sağlamak bu noktada önemliyken kepekli tahıllar kolesterolü düşürdükleri için damarların akışını kontrol eder.

Antioksidan besinler

Ah yüksek antioksidan içeren besinler, siz nelere kadirsiniz! Evet, yüksek miktarda antioksidan içeren nar suyu, kahve ve yeşil çay unutkanlığı önlemede yardımcı olur.

Bazı fonsiyonel besinler

Ispanağın folik asit, domatesin likopen ve elmanın quercetin içeriği unutkanlığı önlemede faydalı olmalarını sağlar.

Bunlardan kaçının

Bunların yanı sıra doymuş yağlardan uzak durmak ve şeker tüketiminizi en aza indirgemek de beyin sağlığınız için yararlı olacaktır.

Sağlıklı günler, sağlıklı hayatlar!

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Pelin Güloğlu

GAPS kitap Ön Kapak

4 soru ve 4 yanıt: “GAPS™”

Çoğu kişinin çaresiz hastalık sandığı psikolojik ya da psikiyatrik hastalıkların ve fizyoloji sendromlarının nedeni hasarlı, geçirgen bağırsak duvarı ve an​​ormal bağırsak florası nedeniyle beynin ve bedenin toksinlenmesidir.

Bağırsak florasının tedavi edilmesi sonucunda, beyin ve beden toksin yükünün etkisinden kurtulur ve bağırsakların kaynaklık ettiği bu hastalıklar da tamamen iyileşir.

1.GAPS™ nedir?

​Kitabın yazarı Nöroloji ve Beslenme Uzman Doktoru Natasha Campbell-McBride’ın oğluna üç yaşındayken otizm teşhisi konmuştur. Kendi geliştirdiği beslenmeye dayalı doğal bir tedavi yöntemiyle oğlunun bağırsak florasını ve böylece otizmini radikal olarak iyileştirir. Ardından İngiltere Cambridge’de açtığı klinikte, psikolojik sendromlu yüzlerce hastayı, geliştirdiği bu beslenme yöntemiyle sağlığına kavuşturur. Zamanla geliştirdiği bu tedavi GAPS Tedavisi, psikolojik sendromlu hastaları da GAPS hastaları olarak adlandırılır.

GAPS kitap Ön Kapak

2.GAPS™ kitabı nasıl ortaya çıktı?

2004 yılında, yazdığı GAPS – Gut and Psychology Syndrome (Bağırsak ve Psikoloji Sendromu) kitabı yayımlanır.

Bugün ise GAPS Tedavi kitabı, 7 dile çevrilmiş olup 11. baskısını yapmıştır ve kitabın satış rakamı 500.000’leri bulmuştur.

GAPS hayatımın eseridir, diyen Dr. Natasha Campbell-McBride, GAPS’ın dünyaca tescilli markasını almıştır.

Bağırsak ve Psikoloji Sendromu yani GAPS (Gut And Psychology Syndrome); Dr. Natasha Campbell-McBride’ın tescilli markası olarak bilinen bir tanımdır ve kendi geliştirdiği doğal tedavinin adıdır.

3.GAPS™ kitabının içeriği nasıldır?

​​​Kitap tam anlamıyla bir tedavi kitabıdır. Kitabı alan bir anne; GAPS hastalığı (otizm, disleksi, dispraksi, DEB, DEHB, gelişme geriliği, öğrenme bozukluğu, yeme bozukluğu, epilepsi, depresyon, şizofreni…) olan çocuğunu, sadece kitabı okuyup uygulayarak iyileştirebilir veya bir GAPS hastası, kitapta anlatılan tedavinin adımlarını uygulayarak kendini iyileştirebilir.

​​Dünyanın her bir köşesinden GAPS (Bağırsak ve Psikoloji Sendromu) hastaları, bu kitaptaki GAPS Tedavisiyle bağırsak floralarını tedavi ederek psikiyatrik hastalıklarından tamamen iyileştiler! Otizm, Şizofreni, Epilepsi, Depresyon, Anksiyete, Bipolar Bozukluk, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), Panik Atak, Dikkat Eksikliği Bozukluğu (DEB) ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Disleksi, Dispraksi, Yeme Bozukluğu (Anoreksiya, Bulimia Nervosa) hastaları… (detaylar için tıklayınız: Yaşanmış GAPS Hikayeleri )

4.GAPS™ kitabının Türkiye’deki durumu nedir?

​​Türkiye’den iki yetişkin kız kardeşin, bu kitaptaki GAPS Tedavisini uygulamaları ve böylece uzun yıllar süren ağır psikiyatrik hastalıklarını iyileştirmeleri; Türkiye’deki GAPS hastalarına da GAPS Tedavisini duyurmak istemelerine neden olmuştur. Böylece Adalin Yayıncılık kurulmuş ve GAPS kitabı Türkçeye kazandırılmıştır. Bu kitabın, Türkiye’deki GAPS hastalarının da umudu ve ışığı olacağına inanıyoruz! ​​Geri getirdiğin tüm hayatlar için teşekkürler, Dr. Natasha Campbell-McBride!

Migrenin kaynağı besin alerjisi mi?

Migren ve gerilim tipi baş ağrısı, hareketli bir yaşantının ve dolayısıyla stresin getirilerinden birisi olabilir fakat yapılan yeni çalışmalara göre migren ve gerilim tipi baş ağrılarının nedeni besin alerjilerine bağlanmaktadır…

Yapılan bir çalışmada;astım, cilt ve  gastrointestinal sistem rahatsızlığına sahip olan bireyler ve normal bireylerin vücutlarındaki IgA, IgE ve IgG değerleri ölçülmüş. İki grup arasında anlamlı farklılıklar saptanmış. Buna göre, rahatsızlıkları olan bireylerin IgA, IgE ve IgG değerleri diğer gruba oranla daha yüksek çıkmış. Bunun yanı sıra antikor geliştiren yiyecekler çıkarıldığında semptomların azaldığı gözlenmiştir.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Peki, nedir bu IgA, IgE ve IgG?

Immunoglobulinler yani antikorlar; bağışıklık sisteminin ürettiği savunuculardır. Glikoprotein yapısındadırlar. IgA, özellikle tükürük bezinde bulunurken IgG, plasentadan çocuğa geçen tek antikor olma özelliğine sahiptir. IgE ise daha çok alerjik reaksiyonlarda artış göstermektedir.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyetmigren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Migren ile ilişkisi

Yapılan bir başka çalışmada, migren ya da gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerle kontrol grubu karşılaştırıldığında migren ya da gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerin bazı besinlere karşı vücutlarında IgG üretildiği ortaya çıkmıştır. Bu besinlerden bazıları; yumurta, peynir, inek sütü, yulaf, buğday, domates, kazein ve fasulyedir. Bunlar en fazla antikor oluşturan besinlerdir.

Yine yapılan bir çalışmada çölyakla beraber migreni olan hastalarda diyetisyen nezaretinde glüten diyeti ile migren ataklarının frekanslarında azalma kaydedilmiştir. Başka bir çalışmada ise oligoantijenik yani vücutta ters etki oluşturan gıdaların çıkarılması ile oluşan diyetin astım, egzama, migren gibi hastalıkların etkilerini azalttığı ortaya konmuştur.

Tüm bu araştırmalar incelenecek olursa, migren ya da gerilim tipi baş ağrısında besin alerjisinin yeri olduğu söylenebilmektedir.Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Pelin Güloğlu