tubitak sağlık, tubitak beslenme, tubitak burs, tubitak proje, tubitak yüksek lisans

Diyabetliler için harika buluş diyabetik un!

Merhabalar; geçen yıl TUBİTAK resmi sayfasında karşılaştığım diyetisyenler için belkide danışanını mutlu etmeye açılan bir kapı olarak gördüğüm ve bütün diyetisyenlerin bilgi süzgecinden geçmesi gereken bir çalışmadan bahsetmek istiyorum.

Evet çalışma artık diyabetlilerin, diyabetli olmak istemeyenlerin, diyet yaparak sağlıklı beslenmek isteyenlerin mucizesi olacak ürünler çıkacak olması beni de bir diyetisyen adayı olarak çok mutlu etti.Biraz araştırma yaptığımda Tubitak MAM Gıda enstitüsü labaratuvarlarında geliştirilmiş olan  Enzime Dirençli Nişastanın endüstriyel üretimi büyük bir un şirketi ve TUBİTAK Marmara Araştırma Merkezi iş birliği ile Türkiye’ye kazandırıldığını ve bu un ile yapılan ürünlerin bulunduğu diyet ve diyabetik bir fırının olduğunu öğrendim.

Peki nedir bu enzime dirençli nişasta?

Dirençli nişasta , incebağırsakta sindirilemeyen ancak kalın bağırsakta fermente olabilen nişasta ve parçalanma ürünleridir.DN1,DN2,DN3,DN4 VE DN5 olmak üzere beş alt gruba ayrılmıştır.(Si
ve ark., 2017; Stewart ve Zimmer, 2017).TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM)
laboratuvarlarında geliştirilmiş olan dirençli nişasta, DN4 tipi (kimyasal olarak modifiye edilmiş) dirençli
nişastadır.TÜBİTAK MAM Gıda Enstitüsü laboratuvarlarında geliştirilen dirençli nişasta
ürününde de çapraz bağlama ajanları kullanılmıştır. Laboratuvar ortamında üretimi yapılan dirençli
nişasta, “Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği”nde E1413 kodu ve “Fosfatlandırılmış
dinişasta fosfat” adıyla tanımlanmakta ve “Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddelerinin Spesifikasyonları
Hakkında Yönetmelik” kapsamında belirtilmiş olan tüm spesifikasyon kriterlerine uymaktadır. TÜBİTAK
MAM Gıda Enstitüsü laboratuvarlarında %90±5 saflıkta üretilmiş olan E1413 kodlu dirençli nişastanın
ve bu nişasta katkılanarak hazırlanmış un karışımları, ekmek ve kurabiyenin in vitro glisemik indeksinin
tespitine yönelik çalışmalar da yapılmıştır. Bu çalışmalarda üretilmiş olan dirençli nişastanın glisemik
indeksi 9,1 olarak tespit edilmiş olup, ürün düşük glisemik indekslisınıfa girmektedir. Normal nişastanın
glisemik indeksi ise 91,2 olarak tespit edilmiştir ve yüksek glisemik indeksli gıda sınıfına girmektedir.
Ayrıca yapılan çalışmada normal ekmek, %20 oranında DN katkılı ekmek ve %50 oranında DN katkılı
kurabiye yapılmış ve in vitro glisemik indeks değerleri hesaplanmıştır. Normal ekmeğin glisemik indeks
değeri 79, %20 oranında DN katkılı ekmeğin glisemik indeks değeri 56, %50 oranında DN katkılı
kurabiyenin glisemik indeks değeri 43 bulunmuştur. Yani normal ekmek yüksek glisemik indeksli gıdalar
sınıfına girerken, %20 oranında DN katkılı ekmek orta düzeyde glisemik indeksli gıdalar sınıfına, %50
oranında DN katkılı kurabiye ise düşük glisemik indeksli gıda sınıfına girmektedir.Literatürde yer alan
pek çok klinik çalışmada ise, gıda formülasyonlarında kullanılan DN4 tipi dirençli nişastanın, yeme
sonrası glisemik yanıtı azalttığı, diğer bir deyişle kan glukoz seviyesini düşürdüğü gösterilmiştir. Ve daha bunun gibi bir çok çalışma aynı görüşü ortaya koymuştur.

TÜBİTAK MAM laboratuarlarında yapılan çalışmalar, yukarıda bahse konu olan klinik çalışmalar ve
literatür bilgileri göstermektedir ki DN4 tip dirençli nişasta, gıdaların enerjisini ve glisemik indeksini
azaltarak obezite, kalp ve diyabet hastalıklarıyla mücadeleye yardımcı olmaktadır. Ayrıca, ince
bağırsakta değil de kalın bağırsakta sindirilebilmeyi sağlayan özelliği sayesinde, sağlık üzerine etkileri
bakımından diyet lif özelliği göstermekte, kalın bağırsakta diyet liflere göre daha kolay fermente
edilmektedir. Probiyotik olma özelliklerinin yanında bu ürün, bütirat ve bol miktarda kısa zincirli yağ
asitleri üretmesi nedeniyle bağırsak sağlığı ve kolon kanserinin önlenmesi açısından da yararlı
olmaktadır.

Araştırdığım, taradığım bu çalışmaların küçük bir özetini sizinle paylaşmak istedim.İlgililere duyurulur.

Teşekkürler..

bal diyet diyabet propolis, bal rengi, bal kabağı, bal köpüğü

Propolis, HIV virüsüne karşı etken!

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) akademisyenlerince yapılan araştırmada, propolisin AIDS tedavisinde kullanımının ümit verici sonuçlara ulaştığı bildirildi.

KTÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Osman Beldüz yürütücülüğünde, Prof. Dr. Sevgi Kolaylı, Doç. Dr. Oktay Yıldız, Doç. Dr. Halil İbrahim Güler ile Doktor Öğretim Üyesi Serap Pektaş‘tan oluşan ekip, arıların bitkilerden üreterek kovan içi temizlik ve kovanın yalıtımında kullandıkları, insanların da sağlık için tükettiği propolisin AIDS üzerindeki etkisini araştırdı.

TÜBİTAK‘ın da desteğiyle yaklaşık 3 yılda tamamlanması planlanan araştırmanın ilk sonucu olarak, propolisin AIDS tedavisinde kullanımının ümit verici olduğu tespit edildi. Doç. Dr. Oktay Yıldız tarafından 6. Uluslararası Muğla Arıcılık ve Çam Balı Kongresi‘nde de sunulan ve halen devam eden çalışmada, arı ürünleri içerisinde yüksek antioksidan, antimikrobiyal ve antiviral etkisi bilinen propolisin sulu ekstraktlarının AIDS’e karşı etkisi ortaya kondu.

Amacımız bu hastalığın tedavisinde etken madde bulmaktır

Proje yürütücüsü Prof. Dr. Ali Osman Beldüz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaptıkları ön denemelerde AIDS hastalığını yapan virüse karşı propolisin etken olduğunu gördüklerini söyledi.

AIDS hastalığını yapan virüsün HIV virüsü olduğunu belirten Beldüz,

Bu virüste kilit ‘revers transkriptaz‘ dediğimiz bir enzim. Virüsün çoğalması için bu enzim kilit. Eğer bu enzimi durdurursanız virüs çoğalmaz. Biz propolisin AIDS hastalığındaki kilit enzimi inhibe ettiğini ön denemelerimizde bulduk. Bunun üzerine TÜBİTAK’a bir proje sunduk ve desteklendi. Şimdi denemelerimiz daha ileri aşamaya gitti. Şu an fraksiyonlarımızdaki bazı aktif maddelerin bu ‘revers transkriptaz’ dediğimiz enzimi inhibe ettiğini bulduk, şimdi bu maddeleri tespit etmeye, bulmaya çalışıyoruz, ifadelerini kullandı.

Beldüz, projenin 6 aylık süresinin tamamlandığını belirterek,

Projemiz toplamda 3 yıllık süreyi kapsıyor. Bu sürede aktif maddeleri bulabileceğimizi ümit ediyoruz. Amacımız AIDS hastalığının tedavisinde etken madde bulmaktır. AIDS hastalığının bugün için tedavisi çok zor, hemen hemen mümkün değil. Proje kapsamında etken maddeyi bulduğumuz zaman hastalığın tedavisinde önemli bir aşama kaydedilecek ve virüsün çoğalması durdurulabilecek, dedi.

Çalışmalarımız güzel sonuçlara doğru gidiyor

Proje ortaklarından Doç. Dr. Oktay Yıldız da propolisin önemine dikkati çekerek, çalışmanın detayları hakkında bilgilendirmede bulundu. Türkiye’nin değişik yerlerinden toplanan propolislerin, ilk olarak özütlerini hazırladıklarını anlatan Yıldız, şöyle devam etti:

Bu özütleri suda, etanolde ve diğer değişik organik çözücüler içerisinde çözerek ortaya çıkarmış olduğumuz ekstraktların acaba hangilerinin HIV virüsünün çoğalmasına engel olabileceğiyle ilgili ön denemelerimizi yaptık. Projemizin ilk sonucu olarak AIDS hastalığına neden olan HIV virüsünün, vücut içerisinde çoğalmasına neden olan enzimi bloke edebildiğini ve bunun da aslında AIDS tedavisi için önemli bir ışık olabileceğini tespit ettik.

Doç. Dr. Oktay Yıldız, çalışmaların güzel sonuçlara doğru gittiğine işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı:

HIV virüsünün insan vücuduna girdikten sonra temizlenmesi, vücuttan atılması şu an itibarıyla mümkün gözükmüyor ancak vücuda girdikten sonra bunun çoğalmasını bloke ettiğiniz takdirde kişinin yaşam süresini ve kalitesini en azından uzatabilirsiniz. Bizim çalışmamızda da amacımız bu propolis içerisindeki etken bileşenleri bir sonrası aşamada izole edip bunları fraksiyonlara ayırıp buradaki etken molekül ya da molekül gruplarının neler olduğunu tespit etmek, belki bizden sonra eczacılar ve tıp hekimlerine bu anlamda ileri aşamadaki klinik çalışmalara doğru giden yolda destek olmaktır.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-prof-dr-ali-osman-belduz-probolis-hIv-virusune-karsi-etken-11-681-79047.html
bor madeni bor miberali bor gübresi

Bor mineralinin prostat tedavisinde olumlu etkileri tespit edildi!

Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Korkmaz, bor mineralinin prostat büyümesi tedavisinde olumlu etkisini tespit ettiklerini belirterek bor bileşenli yeni bir ilacın patent başvurusunu yaptıklarını söyledi.

Korkmaz, gazetecilere yaptığı açıklamada, TÜBİTAK’ın desteğiyle 3 yıllık bir çalışmanın ardından iyi huylu prostat büyümesindeki iltihaplanmanın durdurulmasına yönelik

Benign prostat hiperplazisinin bor türevleri ile tedavisi, projesini tamamladıklarını belirtti.

Projenin tamamlanmasının ardından bor mineralinin prostat büyümesine karşı olumlu etkilerini ispatladıklarını dile getiren Korkmaz, borun mineral olarak çeşitli gıdalar yoluyla insan hayatında zaten var olduğunu, günlük tüketilen çay, çerez gibi gıdaların içine yerleştirilebilecek bor gübresinin olası sağlık problemlerinin önüne geçebileceğini ifade etti.

İyi huylu prostat büyümesinin önüne bor ile geçilebileceğini belirlediklerini aktaran Korkmaz, şöyle konuştu:

2009 yılında erkekler üzerindeki çalışmalarda, günlük 6,5mg doğal yollarla alınan bor miktarının prostat büyümesini engellediği konusunda ilk bulgulara ulaşmıştık. Bu bulguların üzerinde çalışmalarımıza devam ettik ve 2014 yılında TÜBİTAK’tan destek alarak 3 yıllık bir proje başlattık, bu 3 yılın neticesinde önemli bilgilere ulaştık. İyi huylu prostat büyümesinin durdurulmasında sentezlediğimiz bor bileşeninin etkili olduğunu ortaya koyduk.

Korkmaz, bu konuda hazırladıkları bir ilaç için patent başvurusu yaptıklarını kaydederek

Gerekli incelemeler sürüyor. Askıda olan başvurumuz ilerleyen dönemlerde onaylandığında Manisa Celal Bayar Üniversitesi ekibi olarak çok büyük bir araştırmaya imza atmış olacağız, dedi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-celal-bayar-universitesi-bor-mineralinin-prostat-tedavisinde-olumlu-etkilerini-tespit-etti-11-681-78237.html

alkol bağımlılığı

Alkol ve enerji içeceği araştırması!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Nörobilim Lisansüstü Programı öğrencisi Tayfun Gözler, alkol ve enerji içecekleri kombinasyonu üzerindeki çalışmalarıyla dikkat çekiyor.

enerji içecekleri zararlımı

Alkol ve enerji içeceğinin birlikte tüketiminin epilepsiye etkisi, dünyada ilk kez genç bir Türk bilim insanı tarafından araştırılıyor. Aynı zamanda Nörobilim Yüksek Lisans Programı öğrencisi olan Tayfun Gözler’in bu alandaki çalışmasını TÜBİTAK da destekleme kararı aldı.

alkol bağımlılığı

Son dönemde özellikle gençler arasında alkol ve enerji içeceklerinin birlikte kullanılması gittikçe yaygınlaşıyor. Yapılan araştırmalar ise kafeinin epilepsiyi tetiklediğini gösteriyor. Dünyada ve Türkiye’de epilepsi hastası olmayan bazı kişilerin enerji içeceği tükettiği için epilepsi nöbeti geçirdiği iddiaları gündeme geldi.

enerji içecekleri zararlımı

Yüksek oranda kafein içeren enerji içeceklerinin alkolle birlikte tüketilmesinin çok daha ağır sonuçları olabileceği yönündeki iddialar bilim dünyasında mercek altına alındı.

tubitak sağlık, tubitak beslenme, tubitak burs, tubitak proje, tubitak yüksek lisans

Araştırmasını TÜBİTAK’a sunan Gözler, BİDEB Yüksek Lisans Bursu’na ve ARDEB’in desteğine layık görüldü. Tayfun Gözler, projesiyle bu yıl TÜBİTAK tarafından destek alması uygun görülen 121 kişi arasına girmeyi de başardı.

enerji içecekleri zararlımı

Alkol ve enerji içecekleri kombinasyonun epilepsi üzerindeki etkilerini araştıran çalışmalarıyla bu alanda dünyada ilk bilim insanı da olan Gözler, TÜBİTAK’ın kendisine verdiği destekle beraber yürüteceği çalışmalarıyla söz konusu iddiaları araştıracak ve bilimsel bir temele dayandıracak.

tubitak sağlık, tubitak beslenme, tubitak burs, tubitak proje, tubitak yüksek lisans

Tayfun Gözler, araştırmalarını Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay’ın danışmanlığında ve Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde 2017 yılı içerisinde tamamlamayı hedefliyor.