Sugar, şeker

Yüksek miktarda şeker tüketimi fazla yemeye neden olabilir

ABD’nin Michigan Üniversitesinden araştırmacılar, meyve sinekleri üzerinde yaptıkları bir çalışmada, yüksek oranda şeker tüketiminin etkilerini inceledi.

Meyve sinekleriyle insanların şeker tatma süreçlerindeki sinirsel ağların benzerliğinden yola çıkan araştırmacılar, meyve sineklerini yüksek şeker içeren gıdalarla besledi. Yüksek oranda şeker tüketen meyve sineklerinin dopamin üreten sinirsel aktivitelerinin geciktiği ve azaldığı görüldü.

Çalışmaya liderlik eden Monica Dus, konuya ilişkin “Yüksek oranlı şeker diyetinde meyve sineklerinin dopamine bağlı sinir hücrelerinin daha az aktif olduğunu fark ettik. Çünkü yüksek oranda şeker tüketimi, ağızdan gelen tatlılık sinyalinin yoğunluğunu azaltıyor.” dedi.

Hayvanların dopaminden gelen bu geriş dönüş bilgisini ne kadar gıda ile doyacaklarını tahmin etmek için kullandığını aktaran Dus, meyve sineklerinin yüksek miktarda şeker diyetinde ise bu sürecin sekteye uğradığını dile getirdi. Dus, sineklerin sinir hücrelerinin faaliyetlerini normalden daha az kaydetmesi nedeniyle ihtiyacı olandan daha fazla besin tükettiğini ifade etti.

Dopamin üreten sinir hücrelerinin gıdaların tatlılığını işleme sürecinde beyni uyaran bir rolü olduğunu belirten Dus, “Eğer o süreç ortada yoksa tok olduğunu bildirmesi için diğer ipuçlarını beklemelisiniz. O zaman kadar çok fazla kurabiye yemiş oluyorsunuz.“ dedi. Çalışma e-Life dergisinde yayımlandı.

aa.com.tr/tr/saglik/yuksek-miktarda-seker-tuketimi-fazla-yemeye-neden-oluyor/1871739

Meşrubat, kola

Araştırma: “Meşrubat, erken ölüm riskini artırıyor”

Harvard Üniversitesi’nce yürütülen araştırmada 80.000’den fazla kadın ve 37.000 erkek katılımcının beslenme alışkanlıkları incelendi.

Araştırma sonucunda günde en az iki kez şekerli içecek tüketenlerin, içmeyenlere göre kalp damar hastalıkları nedeniyle erken ölüm riskinin %31 daha fazla olduğu belirtildi. Ayda en fazla dört kez gazlı şekerli içecek tüketenlerin ise erken ölüm riskinin en az %1 daha fazla olduğu ifade edildi.

Çalışma ekibinden Vasanti Malik, gazlı şekerli içecek tüketiminin azaltılması gerektiğine işaret ederek bu tip içecekler yerine daha fazla su tüketimine önem verilmesi gerektiğini kaydetti. Araştırmanın sonuçları Circulation dergisinde yayımlandı

bebek telefon, çocuk tablet

Çocuk programlarına yasak “Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme teşvik edilecek”

Ticaret Bakanlığı’nca, çocuklara yönelik radyo ve televizyon programlarında, abur cubur diye tabir edilen çikolata, şeker, gofret, cips gibi aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve içeceklerin reklamının yapılması yasaklandı.

Bakanlığın Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği‘nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği, Resmi Gazete’de yayımlandı. Yönetmelikle çocuklara yönelik reklamlarda düzenlemeye gidildi. Buna göre, çocuklar için hazırlanan radyo ve televizyon programlarında ve münhasıran çocuklara yönelik diğer her türlü mecrada, Sağlık Bakanlığınca hazırlanan gıda ve içecekler listesinin kırmızı kategorisinde yer alan çikolata, şeker, gofret, enerji barı, kek, tatlı bisküvi, meyveli pay, çikolata kaplı bisküvi, cips, gevrek çerezler, meyve suları, enerji içecekleri, tatlandırıcılı tüm içeceklerle yenilebilir buzlar gibi aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve içeceklerin reklamı yapılamayacak.

Yetişkinlere yönelik programlarda ise bu ürünlerin reklamının yapılması halinde, televizyonda ekranın alt kısmında izleyiciler tarafından rahatça okunabilir akar bant şeklinde, diğer mecralarda ise mecranın yapısına uygun bir şekilde, içinde düzenli ve dengeli beslenmeyi teşvik eden ifadelerin bulunduğu yazılı veya sözlü uyarılar yer alacak. Ürün gruplarında kullanılacak ifadeler Sağlık Bakanlığınca belirlenecek.

Abur cubur için hediye verilemeyecek

Aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıdaların satışını artırmaya yönelik uygulamalar kapsamında, çocuklar hedef alınarak, ürünle birlikte çocukların ilgi alanlarına ve beğenilerine yönelik hediyeler verilemeyecek ve benzeri hiçbir pazarlama tekniği uygulanamayacak. Gıda üreticilerinin uyum sağlayabilmeleri için 30 Haziran 2019’da yürürlüğe girecek düzenleme hükümlerine aykırı davrananlar hakkında reklamın veya promosyonun yayınlandığı mecraya göre Reklam Kurulu tarafından 8.546 ₺ ile 341.921 ₺ arasında idari para cezası uygulanacak. İhlalin tekrarı halinde Kurul cezayı 10 katına kadar artırmaya yetkili olacak.

Yönetmeliğin,

Aynı amaca ya da ihtiyacı karşılamaya yönelik rakip mal veya hizmetlere ilişkin hususların karşılaştırıldığı reklamlarda, rakiplere ait ürün adı, marka, logo, ticaret unvanı, işletme adı veya diğer ayırt edici unsurlara yer verilmeyeceğine ilişkin maddesi ise bugünden itibaren yürürlüğe girdi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-cocuk-programlarina-abur-cubur-yasagi-dengeli-beslenme-tesvik-edilecek-11-681-79857.html
erkek ayakkab sağlık

Diyabetlilere: “Elektrikli ayakkabı”

Erciyes Üniversitesinde yürütülen proje kapsamında, diyabet hastalarının ayak yanması ve karıncalanması gibi şikayetlerinin ortadan kaldırılması için giyilebilir tens cihazı geliştirildi.

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) bünyesinde yürütülen çalışma ile diyabet hastalarının ayaklarındaki yanma ve karıncalanma şikayetlerini önlemeye yönelik giyilebilir tens cihazı geliştirildi. Mühendislik Fakültesi Mekatronik Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Muzaffer Kanaan, Erciyes Teknopark bünyesinde Sanotek adlı bir şirket kurarak diyabet hastalarının muzdarip olduğu ayaklarda yanma, batma ve karıncalanmanın önlenmesi için çalışma yaptı. Kanaan, bu kapsamda ayakkabıların içine yerleştirilebilen özel bir tabanlık tasarladı.

Tens cihazının fonksiyonlarını yerine getiren tabanlık, hastaların sabit bir mekana bağlı kalmadan her ortamda tedavi olmalarına imkan sağlayacak.

Kanaan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insanların artık diyabet ile daha erken yaşlarda tanıştığına işaret ederek, bu hastalığa sahip kişilerin ayaklarda yanma, batma ve ağrı gibi anormal hisler yaşadıklarını, bu şikayetlerin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini dile getirdi. Hastaların tedavileri için iki temel alternatif tedavi yöntemi olduğunu anlatan Kanaan, şunları söyledi:

Biri ilaç tedavisi ancak yan etkileri sıkıntı yaratıyor. İkincisi ise ayak altına düşük güçte elektrik şoku vermek. Bu ikinci tedavi yöntemini hastanın her zaman, her koşulda kullanabileceği bir formata sokmak istedik. Diyabet hastalarının mobil yaşam tarzına uyum sağlayacak şekilde giyilebilir bir tens cihazı tasarladık. ‘TÜBİTAK 1512 Bireysel Girişimcilik Destek Programı’ kapsamında destek aldık. Tens cihazları daha ço k klinik ortamlarda ya da evlerde hastanın hareketini kısıtlayıcı şekilde, kullanım zorluğu olan cihazlar. Piyasada giyilebilir şekilde hastayı tedavi edici bir tens cihazı yok.

Prototipini yaptıkları, ayakkabıya yerleştirilen tabanlık içindeki tensin üretilmesiyle piyasada büyük bir boşluğu dolduracaklarına dikkati çeken Kanaan, bu elektro tabanlığı, hastanın toplu taşımada, iş yerinde, her ortamda rahatlıkla kullanabileceğini kaydetti.

Kanan, klinik ve patent çalışmalarının sürdüğünü, yakın zamanda yatırımcılar vasıtasıyla ürünü medikal bir cihaz olarak piyasaya sürmeyi hedeflediklerini bildirdi.

2040 yılında 600 milyon diyabetli

Projenin klinik çalışmalarına danışmanlık yapan ERÜ Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Ferda Erdoğan ise diyabetin pek çok organı, özellikle gözleri ve böbrekleri olumsuz etkilediğini aktardı. Yapılan bir araştırmaya göre 2040 yılında dünyada yaklaşık 600 milyon kişinin diyabetli olacağının tahmin edildiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

Diyabet hastalarında en sık karşılaştığımız problem, omurilikten çıkıp vücuda dağılan sinirlerin olumsuz etkilenmesi. Bu etkilenme sonucu sıklıkla ayaklarda yanma, batma, hissizlik ortaya çıkıyor. İleride 600 milyon diyabetlinin yarısının nöropatileri olacağı tahmin ediliyor. Yani sinir hasarları. Bu semptomları ortadan kaldıracak, daha etkin tedavi modellerine ihtiyaç var. Tüm dünyada da bu yönde araştırmalar var. Uygulanacak yöntem, sinir sisteminin dışarıdan bir enerjiyle uyarılması, manyetik olabilir, elektriksel olabilir. Sinir sistemi zaten elektrikle çalışan bir düzenek. Onun enerjitik bir aktivitesi var. Bu aktivitedeki bozulmaları yine benzer bir yöntemle gidebiliriz.

Erdoğan, bu yöntemin ilk 1960’larda kullanılmaya başlandığını ve işe yaradığının bilimsel olarak kanıtlandığını dile getirdi. Yöntemin Dr. Kanaan’ın geliştirdiği tasarımla bugünün hızlı yaşantısına uygun hızlı bir tedavi olacağını ifade eden Erdoğan, İnsanlar tedavi görürken günlük yaşantıdan kopmak istemiyor. Bu proje bunu destekliyor. İnşallah sonuçlanınca hem ülkemizin hem de dünyanın hizmetine sunulup diyabet hastalarının hayatını kolaylaştıracaktır. diye konuştu.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/diyabet-hastalarina-elektrikli-ayakkabi/1318285
canan karatay diyeti, canan karatay kim, canan karatay diyet listesi, canan karatay kitapları

Karatay: “Bir meyve yersen 5 kilometre koş”

Prof. Dr. Canan Karatay, Yargıtayın kuruluşunun 150. yılı etkinlikleri kapsamında Yargıtay Konferans Salonu’nda “Şeker en tatlı zehirdir” konulu konferans verdi.

Yargıtay daire başkanları, üyeler ve personelin katıldığı konferansta Karatay konuşmasına, 3 beyaz, yani işlem görmüş rafine unlar, toz şeker ve rafine sofra tuzlarından uzak durulması uyarısıyla başladı. Şekerin hayatları mahvettiğini, şekerli içeceklerin, gebelere yapılan şeker yüklemesinin bütün hücrelere zarar verdiğini dile getiren Karatay, şekerin, şeker hastalığı, obezite, alzaymır, depresyon, parkinson, kanser hastalıklarına neden olduğunu vurguladı.

Gebelikte şeker tespiti için yapılan şeker yüklemesi yöntemini eleştiren Karatay, “Şimdi gebelere şeker yüklemesi yapıyorlar. Karaciğer yağlanmasına, alzaymıra, obeziteye neden oluyor. Bu yasaklanmalıdır. Zavallı kadınlara bu yüklenir mi? Şeker hastalığı tespitinin başka yolları var.” diye konuştu. Ekmeğin de en tatlı zehir olduğunu, beyni uyuşturduğunu, vücuttaki trigliseriti yükselttiğini, sık sık acıktırdığını belirten Karatay, rafine unlarda aminopeptin şekeri bulunduğunu, insan metobolizmasında bunu hazmedecek enzim olmadığını ifade etti. Karatay, “‘Ekmek kutsal değil mi, yemeyecek miyiz?’ diyorlar. Yemeyeceksiniz kardeşim. Ekmek yenmeyecek.” dedi.

Karatay, üç beyazın neden olduğu hastalıkların genetik değil, tamamen önlenebilen hastalıklar olduğunu vurgulayarak, bu tür hastalıkların son 20-30 yıl içinde mantar gibi arttığını söyledi. Canan Karatay, mikrobik salgınlarla mücadele için kurulan Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bile şu an obeziteyle mücadele ettiğini anlattı. Gençlerin vücut yapmak için kullandıkları proteinlerin de zararlı olduğunu dile getiren Karatay, her türlü meyvenin vücutta trigliseriti yükselttiğinin altını çizdi ve şu uyarılarda bulundu: Meyve yenmeyecek, bitti. Merak etmeyin aç kalmayacaksınız. Ben tüccar değilim, üretici değilim. Hekim ve sağlıkçı olarak konuşuyorum. Meyve şekeri de çocukların karaciğerini yağlandırır. Çocuklar şimdi şişman. Alkol mü, bira mı içiyorlar? Hayır. Ekmek, dondurma, tost, cips, makarna, gofret yeyip, kola, buzlu çay içiyor.

Gut hastalığı şeker zehirlenmesinin belirtisidir, sebebi kırmızı et değildir. Meyve suyu ve fruktoz gut hastalığının nedenidir. Taze sıkılmış dahi olsa meyve suyu içilmeyecek. Alzaymırın, otizmin, parkinsonun, felcin, eklem ağrılarının temeli göbeğin genişlemesidir. Göbekteki yangını söndürmek elimizde. Ekmek yemeyeceğiz. Rafine tuzlardan da uzak duracağız. Bu sofra tuzları, rengi açılsın diye içine kimyasallar eklenmiş, akışkan olsun diye alüminyum eklenmiş tuzlardır. Kristal kaya tuzu rafine olmamıştır. Kristal olarak kullanılır. Sağlık kaynağıdır, saftır, mineral topluluğudur. Kristal kaya tuzu ömrü uzatır. Bu tuzu suya katıp sabah akşam gargara yapın, hastalanmazsınız.”

İbni Sina günde 2 öğün önermiş

Tıp Kanunu kitabı Avrupa’da tıp mekteplerinde okutulan İbni Sina’nın günde 2 öğün yemek yenilmesini önerdiğini aktaran Karatay, “2 öğün sağlıktır, 3 öğün hastalıktır. Senelerce araştırıldı. Size 11 asırdır olan lafları anlatıyorum. Endüstrinin oyuncağı olmayın. Spor salonları, yüzme kursları yerine çıkın dışarı hareket edin.” önerilerinde bulundu.

Bir insan vücudunun 24 saat içinde yalnızca 5 gram şekere ihtiyaç duyduğunu söyleyen Karatay, bunun fazlasının kanser hücrelerini beslediğine vurgu yaptı.

Canan Karatay, “Peki ne yiyeceğiz diye soranlara müjde” diyerek, su, doğal köy tereyağı, soğuk sıkım zeytinyağı, köy tavuğu, köy yumurtası, peynir, kelle paça, ayak paça, kemik suyu, kırmızı et tüketilmesini önerdi. Kelle, ayak paçanın bütün vücudu dinçleştirdiğini, bu bulunamıyorsa kemik suyu içilmesinin önemli olduğunu anlatan Karatay, “Kemiği kaynat, her sabah limonla suyunu iç. Bak bakalım hastalık kalıyor mu?” dedi.

Turp yerseniz, turp gibi olursunuz

Turp, fıstık, havuç, lahana, karnabahar gibi sebzelerin faydalarına da değinen Karatay, “Turp yerseniz turp gibi olursunuz. Doğal probiyotiktir, ömrü uzatır.” diye konuştu. Bu sırada salondakilerden birinin “Ne kadar yiyelim hocam?” sorusu üzerine Karatay, “Yiyebildiğin kadar ye kardeşim, herkesin bünyesi farklıdır.” karşılığını verdi.

İbni Sina’nın 10 asır önce “Turp tarlasından geçseniz bile sağlıklı olursunuz.” dediğini aktaran Karatay, şöyle devam etti:

Yeni bir şey keşfetmiş değiliz. Asırlar önceki bilgileri anlatıyorum. Havuç, lahana, karnabahar doğal probiyotiktir. Uzun ve sağlıklı yaşarsınız. Kanseri önler. Fıstık yerseniz, fıstık gibi olursunuz ama ithal olmayacak. Yerli kuruyemişleri istediğiniz kadar yiyin. Şu kadar, bu kadar, bir avuç demem, bunlar şehir efsanesi. Eskiden yerli malı haftasında bize ‘Fındık, fıstık çıtır çıtır, hem kan yapar hem ısıtır’ derlerdi. Şimdi çocuklar cup kek götürüyor. Kuruyemiş, dinçleştirir, güzelleştirir.

Kurubaklagillerin yerli olanlarını bulun. İthal, GDO’lularını yemeyin. Kurubaklagiller tahıl değildir. Şimdi herkes ‘Meyve yemeyecek miyiz?’ diye soruyor. Bir meyve yersen 5 kilometre koş ki toksik etkisini vücuttan atabilesin. Tarım zehiriyle yüklü meyveleri yemeyeceksiniz. Elmalarda mineral kalmamış. Çocuk başı gibi elma olmaz. Onun için yemeyin. En sağlıklı meyve zeytindir. En sağlıklı meyve suyu zeytinyağıdır. Soğuk sıkım, işlem görmemiş doğal zeytinyağı için. Soğuk sıkım zeytinyağının ana sütünden farkı yoktur. Yağ değildir, zeytin meyvesinin suyudur ve yetişkinlerin ana sütüdür. Zeytin altındır, zeytinyağı altın suyudur.”

Salondakilerin sorularını da yanıtlayan Karatay, “Sayın Cumhurbaşkanımıza bu anlattıklarınızı bir rapor halinde sunsanız çok faydalı olur.” denilmesi üzerine, “Görüşüyoruz zaten. Emine Hanım ile çok iyi görüşüyoruz. Bu işler yavaş yavaş oluyor. Milli Eğitim Bakanlığının düzenlediği etkinliklerde öğrencilere bu bilgileri aktarıyorum.” dedi.

Kahvaltıda ne yediği de sorulan Karatay, “Bunu bana her zaman sorun. Kahvaltıda kemik suyuna yarım limon koyup kaya tuzu ekleyip içiyorum. Sonra tereyağlı yumurta, peynir, Allah ne verdiyse.” diye konuştu.

Çözüm çok önemli

Karatay, bir gazetecinin, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu’na ‘Biri çıkıyor ekmek yiyin diyor biri de yemeyin diyor. Biri yağı için diyor diğeri başka bir şey. Vatandaşın kafası karışıyor, bu işi çözün.’ talimatı verdi. Siz ne diyorsunuz?” sorusuna “Ben de çözelim diyorum.” yanıtını verdi.

“Çözelim dediniz ama sizce nasıl çözülür?” sorusuna karşılık Karatay, “Çözüm çok önemli. Bir devlet politikası olması lazım. Çözüm de yavaş yavaş başlamış durumda. Okullarda gazlı içecekler artık satılmıyor. Milli Eğitim ve Sağlık bakanlıklarının katkısı olması lazım. Okullara paketli gıda girmeyecek, çocuklara paketli gıda verilmeyecek. Gençlerimiz hastalanmayacak. En önemli çözüm de gebelere şeker yüklemesi yapılmayacak.” ifadesini kullandı.

Bu konuda mutlaka tedbir alınması gerektiğini vurgulayan Karatay, gençlerin ve çocukların sağlıklı beslenmesinin şart olduğunu belirtti. Karatay, “Milli Eğitim Bakanının, Sağlık Bakanının ve Sayın Cumhurbaşkanımızın buna mutlaka ön ayak olmasını istiyorum.” dedi.

Konferansın ardından Karatay’a Yargıtay tarafından plaket ve çiçek verildi. Karatay, personelle fotoğraf çektirdi.

AA
Muhabir: Ferdi Türkten, Aylin Sırıklı, https://www.aa.com.tr/tr/saglik/prof-dr-canan-karatay-bir-meyve-yersen-5-kilometre-kos/1318808
diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

2030’a kadar 40 milyon diyabetli insülinsiz kalabilir!

Dünyada gelecek 12 yıl içinde yaklaşık 40 milyon tip 2 diyabet hastasının, diyabetli kişi sayısı artmaya devam ettiği ve erişim imkanlarını artırmak konusunda önemli ölçüde gelişme kaydedilmediği takdirde insülinsiz kalabileceği belirtildi.

Uluslararası basında yer alan haberlere göre, “Lancet Diabetes and Endocrinology” dergisinde yayımlanan çalışmada, 2030 yılına kadar dünyada 79 milyon tip 2 diyabet hastasının insüline ihtiyacı olacağı ve bunların yarısının insüline erişim sağlayamayacağı değerlendirmesinde bulunuldu. Çalışmada, insüline ihtiyaç duyan 63 milyon tip 2 diyabet hastasından yaklaşık 33 milyonunun hali hazırda ilaca erişemediğine dikkat çekildi.

ABD’deki Stanford Üniversitesinden araştırmacılar, 2030’a kadar tip 2 diyabetli sayısı ve ihtiyaç duyacakları insülin miktarıyla ilgili muhtemel artışı belirlemek için Uluslararası Diyabet Federasyonundan ve 221 ülkedeki tip 2 diyabet hastasıyla ilgili yapılan 14 çalışmadan alınan verileri değerlendirdi.

Dünya genelinde 2018’de 406 milyon olan tip 2 diyabetli hastası sayısının 2030 yılında 511 milyona ulaşacağı tahmininde bulunan araştırmacılar, bunlardan 130 milyonunun Çin’de, 98 milyonunun Hindistan’da ve 32 milyonunun ABD’de yaşayacağını öngördü. Her diyabet hastasının insüline ihtiyaç duymadığı ve 511 milyon kişiden 79 milyonunun insülin gereksinimi olacağı vurgulanan çalışmada, üretim miktarlarını artırmak ve maliyeti düşürmek gibi yeterli erişimin sağlanması için gerekli önlemler alınmadığı takdirde bu 79 milyon kişiden sadece 38 milyonunun insüline erişebileceği kaydedildi.

Çalışmanın lideri, Stanford Üniversitesinden Dr. Sanjay Basu,

Bu tahminler, mevcut insülin erişim düzeylerinin özellikle Afrika ve Asya’da öngörülen ihtiyaçla karşılaştırıldığında oldukça yetersiz olduğunu ve bu büyük sağlık sorununun üstesinden gelmek için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini öne sürüyor,  dedi.

Basu, şehirleşme ve buna bağlı olarak yeme alışkanlıklarındaki değişiklik ve fiziksel hareketsizlik nedeniyle tip 2 diyabetli hasta sayısının 12 yıl içinde artmasının beklendiğini ifade etti.

Diyabet, insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan, kan şekeri yüksekliği ile seyreden ve yaşam boyu kontrol gerektiren kronik ve ilerleyici bir hastalık. Gerektiği gibi kontrol edilmezse, kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, körlük, sinir hasarı ve diyabetik ayak gibi çeşitli önemli yaşamsal sorunlara yol açabiliyor.

Diyabet genel olarak tip 1 diyabet, tip 2 diyabet ve gebelikte görülen gestasyonel diyabet olmak üzere üçe ayrılıyor. Tip 1 diyabette insülin salgısı hiç yok veya yok denecek kadar az. Çok erken yaşlarda ortaya çıkan tip 1 diyabetin tedavisinde ise mutlaka insülin kullanılması gerekiyor. Tip 2 diyabette vücutta insülin salgısı yetersiz kalıyor. Salgı bozukluğu ile birlikte insülin direnci görülüyor. Yaşla birlikte görülme sıklığı artan tip 2 diyabette, şişmanlık ve genetik geçiş önemli risk faktörleri arasında bulunuyor. İlaç tedavisinde her zaman insülin gerekmiyor.

mavi halka evrensel diyabet şeker hastalığı simgesi, Diyabetes Mellitus, Diyabetin görülme sıklığı, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mehtap Tınazlı,

TDD’den “14 Kasım Dünya Diyabet Günü” açıklaması!

Beslenme ve yaşam tarzındaki değişmeler, yanlış tutum ve davranışlara bağlı olarak son yıllarda çocuklarda ve gençlerde de tip 2 diyabet prevalansı hızla artmaktadır.

Ülkemizde 1997-1998 yıllarında yapılan Türkiye Diyabet Epidemiyoloji (TURDEP-I) çalışması sonuçlarına göre tip 2 diyabet prevalansı %7.2, bozulmuş glukoz toleransı (BGT) sıklığı ise %6.7 olarak belirlenmiştir. TURDEP-II çalışmasında ise ülkemiz genelinde 20 yaş üzerindeki 26.499 birey incelenmiş ve tip 2 diyabet sıklığının geçen yıllarda önemli derecede arttığı ve diyabet prevalansının %13.7’ye ulaştığı görülmüştür. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) ülke sıralamasında ise Ülkemiz maalesef 2. sırada yer almaktadır. Dünyadaki 2013 yılı itibari ile diyabetli birey sayısı 382 milyon iken diyabet vakalarında görülen bu artış hızıyla diyabetli sayısının 2035 yılında %55 daha artarak 600 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Dünyada diyabetin görülme sıklığı hızla artmakta, sağlık bakımı ve ekonomiye olan yükü de ağırlaşmaktadır.

Tip 2 diyabetes mellitus çağımızda hızla en yaygın karşılaşılan kronik hastalık olma eğilimindedir. Diyabet önemli bir sağlık sorunudur. Yapılan araştırmalarda insanların çoğunluğunun diyabeti ciddi bir hastalık olarak düşünmedikleri belirlenmiştir. Ülkeler ulusal diyabet eğitim programları çerçevesinde diyabetli bireyler için tedaviyi geliştirmek ve sonuçları iyileştirmek, erken teşhisi desteklemek ve sonuçta diyabet oluşumunun önlenmesini sağlamak için işbirliği ile yoğun emek harcamaktadır. Diyabet körlük, böbrek yetmezliği, sinirsel sorunlar, uzuv kayıplarına neden olabilir. Fakat bu komplikasyonların riskleri uygun tedavi ile düşürülebilir. Tip 2 diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalıklar ve kalp krizi riski 2-4 kat daha artmaktadır. Diyabetin bu komplikasyonları, sorunların ve harcamaların artmasına neden olmaktadır. Diyabetle ilgili komplikasyonları, morbidite ve mortaliteyi düşürmek için bazı hedefler konmuştur. Bu hedefler:

  • Toplumun diyabetin ciddi hastalık olduğu, diyabetin risk etkenleri, diyabeti ve komplikasyonların önlemek yönünde yaklaşımlarla farkındalığını arttırmak,
  • Diyabetin kontrolünü, diyabetli bireyler arasında kendini denetleme davranışını desteklemek,
  • Diyabetin kontrolü için sağlık bakım profesyonellerinin anlayışını geliştirmek, diyabet bakımında bütüncül yaklaşımı desteklemek,
  • Diyabet bakımında sağlık bakım politikalarını desteklemek, diyabet bakımında kaliteyi geliştirmek.

Diyetisyenler diyabet bakımında multidisipliner takımın ve çalışma çevresinin bir üyesi olarak önemli konuma sahiptir. Diyetisyenler, diyabet bakımında beslenme yönünden özel bilgi ve yeteneklere de sahip kişiler olarak tanınmaktadır. Diyetisyenler tarafından verilen yüksek kaliteli beslenme eğitimi ve danışmanlık hizmetleri diyabet bakımında bütünleyici bileşen olarak yer almaktadır. Diyabetli bireyler için beslenme önerileri; ölçümler, tedavi çıktıları ve genel besin alımı değişiklikleri temelinde yapılmalıdır.

Diyetisyenlerin diyabet için uygulamakta oldukları tıbbi beslenme tedavisinin başlıca hedefleri metabolik kontrolü (glukoz ve lipidler) düzenlemek, uygun enerjiyi sağlamak, optimal beslenme süresince hasta bireyin sağlığını geliştirmektir. Diyetisyenler tarafından uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin değişik sosyal yararları vardır. Hastanın (ve ailesinin) sağlığı gelişir, sağlık maliyetleri düşürülebilir ve hastanın üretkenliği artar. Örneğin Hollanda’da obez ve diyabetli bireylerin diyet danışmanlığı almak için harcadığı her 1€ ile toplumun net olarak 63€ kazandığı hesaplanmıştır. Bu kazancın dağılımı; sağlık koşullarında gelişmeyle 56€, toplam sağlık bakım maliyetlerinde net 3€ tasarruf ve üretkenlikte artışta 4€ olarak belirlenmiştir. Tıbbi beslenme tedavisi tıbbi ve klinik çıktılara bağlı olarak kapsam ve maliyetle ilgilidir. Hastanın yaşam kalitesi, maliyet-yarar, maliyet-verimlilik çıktılarına dayanmaktadır. Diyetisyenler tarafından uygulanan tıbbi beslenme tedavisi sağlık çıktılarını geliştirmekte ve birçok hasta için maliyeti düşürmektedir. Bu nedenle diyabetin tıbbi beslenme tedavisinin çıktılarının sürekli ölçümü ve dökümante edilmesi zorunludur.

Diyetisyenler yapmakta oldukları diyabet bakımında toplumsal sorumluluk için bir temel sağlamakta, hizmet ve kaynakların planlanmasında yönetime yardımcı olmakta ve doğal iletişim yetenekleri ile mesleki kimliğimizin de tanınmasını sağlamaktadır.

tubitak sağlık, tubitak beslenme, tubitak burs, tubitak proje, tubitak yüksek lisans

Diyabetliler için harika buluş diyabetik un!

Merhabalar; geçen yıl TUBİTAK resmi sayfasında karşılaştığım diyetisyenler için belkide danışanını mutlu etmeye açılan bir kapı olarak gördüğüm ve bütün diyetisyenlerin bilgi süzgecinden geçmesi gereken bir çalışmadan bahsetmek istiyorum.

Evet çalışma artık diyabetlilerin, diyabetli olmak istemeyenlerin, diyet yaparak sağlıklı beslenmek isteyenlerin mucizesi olacak ürünler çıkacak olması beni de bir diyetisyen adayı olarak çok mutlu etti.Biraz araştırma yaptığımda Tubitak MAM Gıda enstitüsü labaratuvarlarında geliştirilmiş olan  Enzime Dirençli Nişastanın endüstriyel üretimi büyük bir un şirketi ve TUBİTAK Marmara Araştırma Merkezi iş birliği ile Türkiye’ye kazandırıldığını ve bu un ile yapılan ürünlerin bulunduğu diyet ve diyabetik bir fırının olduğunu öğrendim.

Peki nedir bu enzime dirençli nişasta?

Dirençli nişasta , incebağırsakta sindirilemeyen ancak kalın bağırsakta fermente olabilen nişasta ve parçalanma ürünleridir.DN1,DN2,DN3,DN4 VE DN5 olmak üzere beş alt gruba ayrılmıştır.(Si
ve ark., 2017; Stewart ve Zimmer, 2017).TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM)
laboratuvarlarında geliştirilmiş olan dirençli nişasta, DN4 tipi (kimyasal olarak modifiye edilmiş) dirençli
nişastadır.TÜBİTAK MAM Gıda Enstitüsü laboratuvarlarında geliştirilen dirençli nişasta
ürününde de çapraz bağlama ajanları kullanılmıştır. Laboratuvar ortamında üretimi yapılan dirençli
nişasta, “Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği”nde E1413 kodu ve “Fosfatlandırılmış
dinişasta fosfat” adıyla tanımlanmakta ve “Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddelerinin Spesifikasyonları
Hakkında Yönetmelik” kapsamında belirtilmiş olan tüm spesifikasyon kriterlerine uymaktadır. TÜBİTAK
MAM Gıda Enstitüsü laboratuvarlarında %90±5 saflıkta üretilmiş olan E1413 kodlu dirençli nişastanın
ve bu nişasta katkılanarak hazırlanmış un karışımları, ekmek ve kurabiyenin in vitro glisemik indeksinin
tespitine yönelik çalışmalar da yapılmıştır. Bu çalışmalarda üretilmiş olan dirençli nişastanın glisemik
indeksi 9,1 olarak tespit edilmiş olup, ürün düşük glisemik indekslisınıfa girmektedir. Normal nişastanın
glisemik indeksi ise 91,2 olarak tespit edilmiştir ve yüksek glisemik indeksli gıda sınıfına girmektedir.
Ayrıca yapılan çalışmada normal ekmek, %20 oranında DN katkılı ekmek ve %50 oranında DN katkılı
kurabiye yapılmış ve in vitro glisemik indeks değerleri hesaplanmıştır. Normal ekmeğin glisemik indeks
değeri 79, %20 oranında DN katkılı ekmeğin glisemik indeks değeri 56, %50 oranında DN katkılı
kurabiyenin glisemik indeks değeri 43 bulunmuştur. Yani normal ekmek yüksek glisemik indeksli gıdalar
sınıfına girerken, %20 oranında DN katkılı ekmek orta düzeyde glisemik indeksli gıdalar sınıfına, %50
oranında DN katkılı kurabiye ise düşük glisemik indeksli gıda sınıfına girmektedir.Literatürde yer alan
pek çok klinik çalışmada ise, gıda formülasyonlarında kullanılan DN4 tipi dirençli nişastanın, yeme
sonrası glisemik yanıtı azalttığı, diğer bir deyişle kan glukoz seviyesini düşürdüğü gösterilmiştir. Ve daha bunun gibi bir çok çalışma aynı görüşü ortaya koymuştur.

TÜBİTAK MAM laboratuarlarında yapılan çalışmalar, yukarıda bahse konu olan klinik çalışmalar ve
literatür bilgileri göstermektedir ki DN4 tip dirençli nişasta, gıdaların enerjisini ve glisemik indeksini
azaltarak obezite, kalp ve diyabet hastalıklarıyla mücadeleye yardımcı olmaktadır. Ayrıca, ince
bağırsakta değil de kalın bağırsakta sindirilebilmeyi sağlayan özelliği sayesinde, sağlık üzerine etkileri
bakımından diyet lif özelliği göstermekte, kalın bağırsakta diyet liflere göre daha kolay fermente
edilmektedir. Probiyotik olma özelliklerinin yanında bu ürün, bütirat ve bol miktarda kısa zincirli yağ
asitleri üretmesi nedeniyle bağırsak sağlığı ve kolon kanserinin önlenmesi açısından da yararlı
olmaktadır.

Araştırdığım, taradığım bu çalışmaların küçük bir özetini sizinle paylaşmak istedim.İlgililere duyurulur.

Teşekkürler..

Sugar, şeker

Tuzda başarı elde ettik, şekerde işin başındayız

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Erk, 8 yıldır yapılan kampanyalar sayesinde günlük 18 gramlık tuz tüketimi 10 grama düşürüldü, ancak henüz bitmedi, dedi.

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, 8 yıldır yapılan kampanyalar sayesinde günlük 18 gramlık tuz tüketiminin 10 grama düşürüldüğünü, ancak hedefin günlük 5-6 gram seviyesine getirilmesi olduğunu belirterek,

Obeziteye en büyük katkıyı, başta nişasta bazlı şeker olmaz üzere şeker tüketiminin yüksekliği sağlıyor. Tuz tüketiminin azaltılması konusunda bir başarı elde edilmiştir, ama şeker için daha işin başındayız. 150 gram günlük tüketim hala devam ediyor. Bunu 120 grama dahi çekemedik. Yerinde sayıyor. Bu nedenle 3 milyon obez içinde 1,8 milyon yani yüzde 60’ı aşkın oranla çocuklar var, dedi.

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ile Türkiye Gıda Dernekleri Federasyonu arasında imzalanan ve 2018-2023’ü kapsayan protokol kapsamında, 18 kategoride yer alan gıda ve içeceklerde tuz oranı düşürülecek.

Protokolü AA muhabirine değerlendiren Erk, 8 yıldır yapılan kampanyalar sayesinde günlük 18 gramlık tuz tüketiminin önce 14 grama, ardından 10 grama düşürüldüğünü kaydederek,

Henüz bitmedi. Hedef, Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği günlük 5-6 gram seviyesine çekebilmek. Bu, çok daha zor bir aşama, diye konuştu.

Erk, yapılan çalışmaların memnuniyet verici olduğunu, ancak dikkatin hep tuza çekildiğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu:

Obezite konusunu 10 üzerinden 9 etkiyle şeker sağlarken, tuza değiniliyor. Şekerli gıdalarla beraber obezite sorununa sebep olabildiğine yer veriliyor. Obeziteye en büyük katkıyı, başta nişasta bazlı şeker olmaz üzere şeker tüketiminin yüksekliği sağlıyor. Tuz tüketiminin azaltılması konusunda bir başarı elde edilmiştir, ama şeker için daha işin başındayız. 150 gram günlük tüketim hala devam ediyor. Bunu 120 grama dahi çekemedik. Yerinde sayıyor. Bu nedenle 3 milyon obez içinde 1,8 milyon, yani yüzde 60’ı aşkın oranla çocuklar var.

TBV’nin 4 yıldır günlük şeker tüketiminin azaltılması için kampanya yürüttüğünü hatırlatan Erk,

Tuzda bir aşamaya gelindi, ama şekerde duvara tosluyoruz. Karşımızda koskoca gıda endüstrisi var. Paketlenmiş, işlenmiş gıdaların raf ömrünü arttırmak için kullanılan nişasta bazlı şeker başta olmak üzere, şeker var, dedi.

Şekerde yapmak işlerine gelmiyor

Erk, 20 Ocak 2017’de yayımlanan yönetmeliğine göre, Trafik Işıkları Modeli’yle etiketlere görünebilecek şekilde kırmızı, sarı ve yeşil noktalar konulacağına değinerek, şu bilgileri verdi:

Trafik ışığı renklerinin gıda ambalajlarına uyarlanmasına dayanan modelde, yiyeceğin veya içeceğin her 100 gramındaki tuz ve şeker içeriğinin miktarı vurgulanıyor. Buna göre, her 100 gramında 1,5 gramdan daha fazla tuz ile 22,5 gramdan daha fazla şeker bulunan gıdalar kırmızı renkle belirtiliyor. Kırmızı uyarı, söz konusu ürünün tüketilmemesi veya oldukça sınırlı tüketilmesi gerektiğine işaret ediyor. Sarı renkli uyarı, her 100 gramında en az 0,3, en fazla 1,5 gram tuz ile en az 5, en fazla 22,5 gram şeker içeren gıdaları kapsıyor. Bu tür yiyeceklerin ve içeceklerin dikkatle tüketilmesi öneriliyor. Yeşil renkli uyarı ise güvenle tüketilebilecek ürünleri içeriyor. Bu gruptaki gıdaların 100 gramında 0,3 gramdan daha az tuz ile 5 gramdan daha az şeker bulunuyor. Yönetmelik çıktı, geçiş sürecindeyiz, ancak geçiş süreci uzun 2020’nin başına kadar. Yönetmelik, hem aşırı tuz hem de aşırı şeker ihtiva eden, işlenmiş, ambalajlanmış ürünleri kapsıyor. İnşallah gıda üreticileri bu konuda daha önceden gerekli önlemleri alır. Tuzda ‘Azaltacağız.’ diye söz veriyorlar, ama şekerde yapmak işlerine gelmiyor.

AA
İSTANBUL – Andaç Hongur, https://www.aa.com.tr/tr/saglik/tuzda-basari-elde-ettik-sekerde-isin-basindayiz/1303747

İzmir’de ‘evde tahlil’ dönemi başladı!

İzmir’de evlerinde tedavi gören yaşlı, engelli ve bakıma muhtaç hastalar için gerekli olan tahliller, ikametlerinde yapılmaya başlandı.

İl Sağlık Müdürlüğü, evde sağlık hizmeti alan hastalar için yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Geçen ay başlanan proje kapsamında, şehir merkezine uzak mahallelerde yaşadıkları için çeşitli nedenlerle sağlık merkezlerine gelme imkanı bulamayan hastaların tahlilleri evlerinde yapılıyor. Hasta yakınlarının 444 38 33 numaralı evde sağlık hizmetleri çağrı numarasını aramasıyla ilgili birimden bir ekip harekete geçiyor.

Bir doktor ve 2 yardımcı sağlık personelinin bulunduğu ambulanslı ekip, evdeki muayenenin dışında gerekli görüldüğü takdirde şeker, kolesterol, üre, kalp enzimi ve biyokimya tahlilini hastaların ikametinde gerçekleştiriyor. Tahlil sonuçları daha sonra komuta merkezinde görevli uzman hekimler tarafından değerlendiriliyor ve ardından uygun tedavi yöntemi belirleniyor. Sağlık ekibi, tahlilde ya da muayenede bir sorun görmeleri halinde tedavinin devamı için hastanın en yakın sağlık kuruluşuna naklini sağlıyor.

Evlerinde tedavi gören yaşlı, engelli ve bakıma muhtaç hastalara en iyi hizmetin en kısa sürede verilmesi hedeflenen proje, hem hastaların hem de yakınların yüzünü güldürüyor. İl Sağlık Müdürü Bediha Salnur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Sağlık Bakanlığının 2011’de başlattığı evde sağlık hizmetleri kapsamında kent genelinde 171 personelle hizmet verdiklerini söyledi. Hastaların evlerinde muayene edildiğini, yatak yaraları ya da başka sorunları varsa tedavilerinin yapıldığını hatırlatan Salnur, özellikle şehir merkezine uzak bölgelerdeki kişilerin tahlil için sağlık merkezine gitme konusunda yaşadıkları sıkıntıların kendilerini etkilediğini ifade etti. Bu kapsamda evlerinde tedavi görenlere daha iyi tedavi hizmeti sunmak için proje hazırladıklarını hatırlatan Salnur, şunları belirtti:

Türkiye’de bir ilke imza attık, Sağlık Bakanlığımız da bize destek verdi. Evde tedavi gören hastalarımıza, sağlık kuruluşuna gitmeden bir hastanede yapılan tüm tetkikleri yapma imkanı sunuyoruz. Hastalarımızı ev ortamından uzaklaştırmıyoruz ve onları herhangi bir sıkıntıya sokmuyoruz. Tahlil sonuçları da komuta merkezindeki uzman doktorlar tarafından değerlendiriliyor.

Salnur, şimdiye kadar evde sağlık hizmeti alan 100 hastaya ulaştıklarını, bu sayının her geçen gün arttığını ifade etti. Hastalara verdikleri kaliteli sağlık hizmetinin yanı sıra onlara yalnız olmadıklarını da gösterdiklerini vurgulayan Salnur,

Hasta yakınları ve hastalarımızdan dönüşler çok iyi, hepsi ‘Allah razı olsun’ diyor. Başlattığımız proje insan gücü ve ekonomi içinde önemli. Daha önce hastayı tahlil için hastaneye taşırken artık evinde tahlil ve tetkik hizmeti veriyoruz.” şeklinde konuştu.

Çok güzel bir hizmet

Karaburun ilçesine 30 kilometre uzaklıktaki Küçükbahçe Mahallesi’nde yaşayan Özcan Perçinel de 95 yaşındaki annesi Fatma Ayyıldız’ı kronik sağlık sorunları yaşadığını, yıllardır evinden çıkamadığını hatırlattı. Şehir merkezine uzak oldukları için annesini hastaneye götürmekte zorlandığını vurgulayan Perçinel,

Evde sağlık hizmetleri ekibi bir ay içinde 4 kez geldi, şaşırdım. Annemin kanını evde alıyorlar, sonuçlarını söylüyor. Çok güzel bir hizmet. Sağlık Bakanımıza ve Cumhurbaşkanımıza da çok teşekkür ederiz. Bizi yalnız bırakmadılar, sorunlarımızı ortadan kaldırdılar, her zaman yanlarındayız, dedi.

Ayyıldız da evinde kendisini muayene edip, kan tahlilini yapan sağlık ekibinin verdiği hizmet ile kendisini çok iyi hissettiğini vurguladı.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-izmirde-evde-tahlil-donemi-basladi-11-681-79033.html
hayvansal yağ hamuru ve amonyaktan oluştuğu, Mc Donald's, İngiliz aşçı Jamie Oliver,

Yağlı ve şekerli diyetler 4 gün içinde hafızaya zarar veriyor!

Yeni bir araştırmaya göre; yağlı ve şekerli bir diyet sadece dört gün içinde hafızanıza, dikkatinize ve ruh halinize zarar verebilir.

Amerikan Nöroloji Akademisi tarafından yapılan araştırmaya göre; yağlı ve şekerli gıdalar çok zararlı, öyle ki dört gün içinde hafızaya zarar verebiliyor. Business Insider‘da yer alan habere göre; Amerikan Nöroloji Akademisi tarafından yapılan araştırmaya göre; yağlı ve şekerli gıdalar çok zararlı, öyle ki dört gün içinde hafızaya zarar verebiliyor.

4 Gün boyunca yağlı ve şekerli beslendiler

Çalışmada, 4 gün boyunca kahvaltıda yüksek yağlı ve şekerli yiyen katılımcıların verileri incelendi. Yağ ve şeker içeren beslenme programının kişinin düşünme ve hatırlama gibi becerilerini kötü yönde etkileyerek bilişsel sağlığını bozduğu belirlendi.

Oxford Üniversitesi‘nde yapılan bir başka deney ise, yüksek yağlı diyetin beş gün boyunca tüketildiğinde, dikkat ve hafıza fonksiyonunun yanı sıra ruh hali değişimlerine de yol açtığını gösterdi.

Zayıflık, sağlıklı olmak değildir

Aşırı kilolu olmak, pek çok kişi için sadece kendisine uygun kıyafetler bulma mücadelesi değil. Aşırı kilo, tüm vücudu etkileyen bir gerçek. Kalp krizi ve diyabet görülme olasılığı bu kişilerde oldukça fazla. Ancak uzmanlara göre bu açıklama, ince insanların rahat bir nefes alabileceği anlamına gelmiyor.

Hem Circulation hem de Lancet dergisinde yayınlanan araştırmaya göre; sağlıklı bir görünüm, sağlıklı bir bedene sahip olduğunuz anlamına gelmiyor. Eğer zayıfsanız ama yine de sağlıksız bir diyetiniz varsa ve egzersiz yapmaktan kaçınıyorsanız  hala kanser, kalp krizi ve diyabet riski altındasınız.

Avustralya’nın Sydney şehrindeki Macquarie Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada, zayıf olan tüm insanların ortalama yüzde 23’ünün hayatları boyunca, aşırı kilolu ve hatta obez olma olasılığının daha yüksek olduğunu gösterdi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-yagli-ve-sekerli-diyetlerin-dort-gun-icerisinde-hafizaya-zarar-verdigi-kesfedildi-11-681-78686.html
çavdar ekmeği, ekmek

Kepekli besinler tip-2 diyabete yakalanma riskini düşürüyor!

Tokyo Toho Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmada uykusuzluğun NIDDM riskini artırdığı belirlendi. İsveç’te 15 yıl süren araştırma ise kepekli besinlerin diyabeti engellediğini ortaya koydu.

Dünya genelinde 450 milyon diyabet hastası var. İlacın yanı sıra doktorların en önemli tavsiyesi sağlıklı bir yaşam tarzı. İki yeni araştırma şeker hastalığı riskinin nasıl düşürülebileceğine dair ipuçları sundu.

Tokyo Toho Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde yapılan bir araştırmada, bir gecelik uykusuzluğun bile diyabet riskinin bariz şekilde artmasına yettiği belirlendi.

Vatan gazetesinde yer alan habere göre; araştırma fareler üzerinde yapıldı. Uykusuz bırakılan denek farelerin tansiyonu yükseldi. Yükselen bir başka değer de karaciğerlerindeki trigliserid düzeyi oldu. Trigliserid, kanda bulunan yağlardan biridir. Kandaki trigliserid seviyesinin yüksekliği, diyabete nenen olan insülin direncini de tetikleyebilir. Uykusuzluk aynı zamanda farelerin metabolizmasındaki karaciğer enzimlerinde de değişikliğe neden oldu.

Esmer ekmek kazandı

İsveç Chalmers Teknoloji Üniversitesi ile Danimarka Kanser Araştırmaları Merkezi‘nin ortak çalışmasında ise şeker hastalığı bulunmayan yaklaşık 55.000 kişinin beslenme alışkanlıkları büyüteç altına alındı.
Deneklerden, her gün yedikleri kepekli besinlerin listesini yapmaları istendi. Esmer ekmeğin yanı sıra yulaf ezmesi ve müsli karışımları gibi besinler de buna dahil. Tam  15 yıl sonra ise denekler kontrole tutuldu. Neticede her gün düzenli olarak kepekli besin tüketenlerin, tip 2 diyabete yakalanma riskinin hayli düşük olduğu saptandı.

Araştırmanın baş yazarı Rikard Landberg, önemli bir noktaya dikkat çekiyor:

Kepekli ürünler söz konusu olduğunda tüm araştırma sonuçları gayet açık: Bugüne kadar yapılan hiçbir araştırmada, bunların insan sağlığına olumsuz etkisi olduğuna dair bir sonuca rastlanmamıştır.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-japonyada-yapilan-arastirma-kepekli-besinlerin-tip-2-diyabete-yakalanma-riskini-dusurdugunu-saptadi-11-681-78376.html
diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Diyabet, kadınlarda kanser riskini daha çok artırıyor!

Diyabet hastalarının, sağlıklı kişilere kıyasla kansere yakalanma riskinin daha yüksek olabildiğini gösteren araştırmaya göre, diyabetli kadınların, sağlıklı hemcinslerine oranla kansere yakalanma olasılığı %27, erkeklerde ise bu oran %19…

Sonuçları Diabetologia dergisinde yayımlanan araştırmada, kanser ile diyabet arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar incelendi. İncelenen 100’den fazla çalışmanın, Tip 1 veya Tip 2 diyabet hastası 19.000.000’dan fazla kişiyle ilgili verileri kapsadığı belirtildi. Araştırmada diyabetli kadınların, sağlıklı hemcinsleriyle karşılaştırıldığında kansere yakalanma olasılığının %27 fazla olduğu, erkeklerde bu oranın %19’a düştüğü görüldü.

Yüksek kan şekeri düzeyi DNA yapısını bozabilir

Diyabetli kadınlarda kanser riskinin erkeklerden %6 yüksek çıktığı, türlerine ayrıldığında diyabetli kadınların böbrek kanserine yakalanma olasılığının erkeklerden %11 fazla olduğu gözlendi. Ağız kanserinde bu oranın %13, mide kanserinde y%14, lösemide %15’e çıktığı belirtildi.

Araştırma ayrıca diyabet hastası erkeklerin karaciğer kanserine yakalanma riskinin kadınlardan yüzde 12 fazla olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, diyabetli kadınların birçok kanser türüne yakalanma olasılığının yüksekliğine, uzun süre yüksek kan şekeri seviyeleriyle yaşamalarının yol açmış olabileceği varsayımında bulunuyor. Bu durumun, DNA hasarına neden olabileceği belirtiliyor.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-diyabet-kadinlarda-kanser-riskini-daha-cok-arttiriyor-11-681-77811.html
diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Diyabette beslenme tedavisinin gücü tekrar kanıtlandı!

İngiltere’de tip 2 diyabet teşhisi konulan 20-65 yaşları arasındaki 298 kişi üzerindeki çalışmada, uygulanan diyet sayesinde hastaların %86’sının en az 15 kg vererek hastalıklarını geriletebildiği görüldü.

Grup ikiye ayrılarak birine geleneksel diyabet tedavisi yapıldı. 149 kişilik diğer gruba ise günde 825-853 kalorilik olmak üzere 3-5 ay aralığında süren beslenme şekli uygulandı. Bu beslenmede sağlıklı sebze-meyve içecekleriyle çorbalar verildi. Bu beslenme şekli 2-8 hafta uygulandıktan sonra normal besinler vücuda yeniden tanıtıldı.

Psikologlardan yardım alan hastaların, yeniden besin tanıtımından sonra kilolarını kontrol edebildiği görüldü.

diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Bu hastane yemeklerinden şekeri çıkardı!

Birleşik Krallık’ın Manchester kentinde Ulusal Sağlık Servisi’ne (NHS) bağlı bir hastane, NHS çalışanları arasında obezite ile ilgili artan endişeleri gidermek için restoranında şekeri yasaklayan ilk hastane oldu

Tameside Hastanesi, ziyaretçilere ve sağlık görevlilerine hazırladığı yemeklere eklenen tüm şekeri kaldırma kararı alarak, menüsünden tüm şekerli atıştırmalıklar ve gazlı içecekleri çıkardı.

DHA’nın haberine göre; ziyaretçilerin hastane restoranından alabileceği içecekler yalnızca çay, kahve, süt ve su ile sınırlandırıldı.

Karar, diğer hastaneleri de benzer uygulamaya çağıran kampanyacılar tarafından memnuniyetle karşılandı.

The Guardian’a konuşan Ulusal Obezite Forumu başkanı Tam Fry,

Böyle bir karar için geç kalındı. Bu karara artık her hastanenin uyması gerektiğine inanıyorum, umarım uyarlar. Sağlık Bakanlığı böyle bir kararı uygulama konusunda çok yavaş davranıyor, dedi.

Obezite sorunu

Tameside Hastanesi’nin yeni planının “mükemmel” olduğunu belirten Fry, kararından dolayı hastane yönetimini kutladı.

Birleşik Krallık Kuzeybatı Halk Sağlığı Merkezi’nden Steve Morton da, konuyla ilgili şunları söyledi: “Yerel hastanelerden birinin ülkenin obezite sorununu çözmek için cesaret verici adımlar attığını görmek harika. Büyük işverenler sağlıklı yiyecekler tercih ederek ve şekerli atıştırmalıklar gibi daha az sağlıklı seçenekleri kısıtlayarak, çalışanlarını sağlıklarını düşünmeye teşvik ettikleri için mükemmel bir örnek oluşturabilirler.”

Hastane restoranının şefi Simon Smith, “NHS’de diyet eğitimine sahip sayılı şeflerden biri” olarak tanınıyor.

Hastanedeki işine Mayıs ayında başladığını belirten Smith,

O sırada menü normal Kuzey yemekleriydi; yani, insanların alışık olduğu pasta, cips gibi rahat yemekler. Bunun yerine kuskus ile servis edilen mantar sote gibi hafif yemekler sunmaya çalıştık. Bu gibi yemekler hem popüler hem de karbonhidrat seviyesi açısından düşük, protein açısından yüksektir. Böylece sağlıklı beslenmeyi teşvik ediyoruz, dedi.

Medi magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-bu-hastane-yemeklerinden-sekeri-cikardi-11-681-75842.html
sümeyye aymaz insülin tipleri

Etki sürelerine göre insülin tipleri nelerdir?

İnsülin, vücudumuzda midenin arka tarafında bulunan bir organ olan pankreastaki beta hücrelerinde salgılanan bir hormondur. Kandaki şekerini kandan ayrılarak hücre içine girmesini sağlar. Böylelikle kandaki şeker düzeyi de azalmış olur.

7 maddede insülin direnci - kilo ilişkisi, insülin direnci, ensülin direnci, insülin direbci diyeti, insülin direncini kırmak, gıda gündemi, gıdagundemi.com

1. Kısa etkili regüler insülin

Regüler insülin, kısa etkili insülinin prototipidir. Etkisinin başlaması 30 – 60 dakika, zirve etkisi 2 – 4 saat, etki süresi 5 – 8 saattir. Etki başlangıç süresi göz önünde bulundurularak yemekten 30 dakika önce yapılması gereklidir.

İntravenöz kullanılabilen tek insülin tipidir.

Diyabetik ketoasidoz – hiperglisemik koma tedavisinde kullanılır. Kısa etkili analog insülinlere kıyasla fiyat avantajı bulunmaktadır.

diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

2. Kısa etkili analog (çok kısa etkili analog) insülinler

Genetik olarak modifiye edilmiş insülin tipleridir. Bu modifikasyon daha hızlı absorpsiyona (emilime) neden olarak daha kısa sürede insülinin etkisinin başlamasını ve etkinin daha kısa sürmesini sağlamaktadır. Regüler insüline göre avantajları fizyolojik insülin sekresyonunu daha iyi taklit etmeleri ve daha az hipoglisemiye neden olmalarıdır, dezavantajı ise pahalı olmalarıdır. Kısa etkili analog insülin ile regüler insülinin uzun süreli uygulamalarında HbA1C üzerine etkileri aynı bulunmuştur. Hipoglisemik risk taşıyan hastalara analog insülin verilir.

diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

3. Uzun etkili analog insülinler

Genetik olarak modifiye edilmiş insülin tipleridir. NPH insüline göre daha uzun süreli ve pik oluşturmayan bir insülin etkisi sağlarlar. Tedaviye bağlı gelişen hipoglisemi (özellikle de geceleri gelişen) insidansını (sıklığını) azaltırlar. Uzun etkili analogların pregestasyonel ve gestasyonel diyabet vakalarında kullanılması önerilmemektedir.

diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

4. Orta etkili insülin

insülin tipleri

5. Karışım insülinler

Piyasada farklı insülin tipleri ile önceden hazırlanmış karışım insülin preparatları bulunmaktadır. Bu karışımlar hasta uyumunu kolaylaştırır ve günlük enjeksiyon sayısını azaltırlar. Karışım insülinler hastalar tarafından enjektörde karıştırılarak da hazırlanabilir. Regüler insülin veya NPH insülin karışımlarında ilk olarak Regüler insülinin enjektöre çekilmesi ve karışımın hemen enjeksiyon öncesi hazırlanması önerilmektedir. İnsülin Detemir ve Glarjinin aynı enjektörde diğer insülinlerle karıştırılması önerilmemektedir.

Yararlanılan kaynak
http://eski.teb.org.tr/images/upld2/ecza_akademi/makale/20110325013554diabet_mellitusta_insulin_tedavisi.pdf

http://www.ichastaliklaridergisi.org/managete/fu_folder/2011-04/html/2011-18-4-181-223.htm

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Sümeyye Aymaz

 

TDD, Diyetisyenler derneği, türkiye diyetisyenler derneği

Beslenmede Gıda Güvenliği eğitimleri tamamlandı!

Türkiye Diyetisyenler Derneği ve Sağlıklı Hayatı Teşvik ve Sağlık Politikaları Derneği ikili iş birliği protokolü kapsamında Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde Beslenme ve Diyetetik öğrencilerine yönelik soru ve cevap şeklinde interaktif eğitimler gerçekleştirildi.

Eğitimlere değerli akademisyenlerden;

  • Prof. Dr. Ali Esat KARAKAYA,
  • Prof. Dr. Nevzat ARTIK,
  • Prof. Dr. Tansel ŞİREL,
  • Prof. Dr. Muhittin TAYFUR
  • Prof. Dr. Atilla YETİŞEMEYEN,
  • Prof. Dr. Ayhan FİLAHİ,
  • Doç. Dr. Aylin AYAZ,
  • Yrd. Doç. Dr. Mevlüde KIZIL
  • Doç. Dr. F. Esra GÜNEŞ katkıda bulundu.

Toplantının ilk ayağı olan Ankara’da programın açılış konuşmasını yapan Türkiye Diyetisyenler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhittin Tayfur; gıda ve beslenme alanında yapılan toplantılarda ve basın açıklamalarında konu hakkında yeterli bilgi ve uzmanlığa sahip olmamasına rağmen ses getirici yanlış bilgilendirmelerden Dernek olarak büyük üzüntü duyuyoruz. Kanıta dayalı olmayan ve alanında uzman olmayan kişilerin yaptığı açıklamaların güvenilir olmadığından bahsetti.

Tayfur;

  • E kodları,
  • aspartam,
  • şeker,
  • ekmek,
  • gıda katkı maddeleri,
  • süt ürünleri,
  • tavuk eti gibi konularda yapılan yanlış açıklamalar sebebiyle bir bilgi kirliliği mevcut özellikle bu gibi karmaşık konularda spot ve doğru bilgileri öğrencilerimizle paylaşarak Türk toplumunun sağlıklı, doğru ve dengeli beslenme noktasında doğru ve güvenilir bilgilere ulaşmasını sağlayacağız dedi.

Sağlıklı Hayatı Teşvik ve Sağlık Politikaları Derneği Genel Sekreteri Yusuf Can Kayaoğlu yaptığı açılış konuşmasında geçtiğimiz üç yıl içerisinde Sağlık Bakanlığımız ve Milli Eğitim Bakanlığımız ile fiziksel aktivitenin arttırılması amacıyla Hareketli Hayatı Teşvik Projesi kapsamında Türkiye genelinde birçok çalışma gerçekleştirdik. Sağlıklı Beslenme alanında ise yakın zamanda Beslenme Standartlarının Geliştirilmesi Projesini geliştirerek lifli gıdaların tüketilmesini odağımıza aldık ve 9 adet kısa film hazırlayarak sosyal medya üzerinden yaklaşık 8 milyon kişiye ulaştık. Türkiye Diyetisyenler Derneği ile birlikte proje geliştirmek bizim için gurur verici dedi.

Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde gerçekleştirilen eğitim serisine toplam 987 Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencisi katılım gösterirken tüm toplantılarda katılımcılar gündem konusu olan ya da aklında soru işareti bulunan konularda akademisyenlere sorularını sorarak detaylı bir şekilde cevap alma fırsatı buldular. Tüm akademisyenlerin özellikle vurgu yaptığı konu bilime dayalı olmayan ya da ispatlanmamış olan hiç bir bilgiyi kullanmamaları konusunda özellikle çağrı yaptılar.

Beslenme ve gıda konusunun çok derin ve karmaşık bir konu olduğuna vurgu yapan akademisyenler mezuniyet sonrasında yanlış bilgiler ile dolu bir gündem olduğunun altını çizerek gündem konularını ve beslenme ve gıda alanındaki güvenilir merkezlerden takip etmeleri gerektiklerini ilettiler. Özellikle internet ortamında özellikle web sayfa uzantılarında gov, edu gibi akademik ya da bakanlık kaynaklı bilimsel makaleler üzerinden bilgilerin alınmasının çok önemli olduğu vurgulandı.

TDD
https://www.tdd.org.tr/guncel-haberler/dernegimiz-ve-saglikli-hayati-tesvik-ve-saglik-politikalari-dernegi-isbirligi-ile-ankara-istanbul-ve-izmirde-beslenmede-gida-guvenligi-egitimleri-tamamlandi-2/
diyabet obezite flavonoidler fatma yılmaz diyetisyen

Flavonoidlerin “Diabetes mellitus” ve “Obezite”ye etkileri

Besinlerle aldığımız biyo-aktif bileşikler sindirim sisteminde bazı enzimleri inhibe etme, termojenezi artırma, adipoz farklılığını önleme, lipit metabolimasını artırma, iştahı azaltma gibi etkilerle ağırlık kontrolünde etkili olup obeziteye karşı yaklaşım olarak geliştirilmektedir.

şişmanlık ve obezite

Bazı besinlerin obeziteyle olan ilişkileri

  • Pankreatik lipaz aktivitesinin inhibisyonu:  Kitosan, levan, mate çayı, oolong çayı, yasemin çayı, yeşil çay
  • Termojenezi artırma: Turunç, soya fasulyesi
  • Adiposit farklılığı önleme: Zerdeçal, kırmızı biber, muz yaprağı, sarımsak, keten tohumu, siyah soya
  • Lipit metabolizmasını artırma: Bitki çayları, tarçın
  • İştahı azaltma: Çam fıstığı, nar yaprağı, gingseng

mate çayı zayıflatır mı, mate kilo verdirir mi

Polifenoller lipit ve nişasta sindiriminde yer alan lipaz, proteaz ve glikosidaz gibi enzimleri inhibe ederek besinlerin emilimi azalttığı yapılan çalışmalarda bildirilmiştir. Bu durum da enerji alımı ve kan glikozunun kontrolü üzerine olumlu etkiler göstermektedir.

Flavonlar, flavonoller, tanen ve kalkon gibi birçok polifenol bileşeni pankreatik lipaz üzerine inhibisyon etkisi gösterir. Meyve, sebze ve özellikle kırmızı şarap ve çay gibi besinler tripsin, amilaz, lipaz gibi sindirim enzimlerine inhibitör etki göstererek lipit emilimini azaltarak plazma trigliserit düzeyinin azalmasına yardımcı olurlar. Elmada bulunan klorojenik asit, kateşin, epikateşin, rutin ve prosiyanidinler pankreatik lipaz aktivitesini inhibe ettiği bildirilmiştir.

fitokimyasallar

Çay polifenollerinden kateşin, epigallokateşin, epigallokateşin gallat ve epikateşin; alfa amilaz, pepsin, tripsin, ve lipaz üzerine inhibitör etki göstermektedir. Üzüm çekirdeği ekstratı da fitokimyasallar açısından zengin olup pankreatik lipaz ve lipoprotein lipaz üzerine inhibitör etki ederek yağ emilimini azaltır ve adipoz dokuda birikmesini azaltır.

Böğürtlen içerdiği antosiyanin ve ellagitanin gibi bileşenlerle postprandiyal hiperglisemi üzerine azaltıcı etki göstermektedir. Aynı zamanda pankreatik lipaz üzerine de inhibisyon etkisi gözlenmiştir. Saponinler birçok sebzenin kök ve rizomlarında bulunan bir fitokimyasaldır. Bu fitokimyasallar pankreatik lipazı inhibe ederek obezite ve bununla ilişkili hastalıkların tedavisinde etkilidir.

ginseng, cinsenk, cinsellik hapı
Ginseng ve kapsülü

Gingseng yapraklarının saponinlerce zengin taraflarından elde edilen maddeler in vitro çalışmalarda pankreatik lipaz üzerine inhibe edici etki göstermiştir. Japon atkestanesi ve Avrupa atkestanesi çekirdeklerinde yer alan triterpenler antidiyabetik ve anti obezite etkisi gösterir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz