pcos, polikistik over sendromu, pkos (5)

5 maddede “Polikistik over sendromunda beslenme”

Polikistik over sendromu, olgunlaşmaya çalışan yumurtanın döllenememesinden kaynaklı üreme ile ilgili bir bozukluktur.

Adet düzensizliği ve infertilite (kısırlık) polikistik overli kadınlarda görülen en belirgin durumlardır. Erkeklik hormonu olan androjenlerin de fazla salgılanması sonucu tüylenmede artış ve akne oluşumları gözlenir. PKOS, üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrin bozukluktur. Her 15 kadından birisini, yani yaklaşık %7’sini etkilemektedir. PKOS hastalarının %40-60 oranında obezite görülmektedir ve sıklıkla abdominal obezite şeklindedir.

pcos, polikistik over sendromu, pkos

1. Polikistik over sendromunun belirtileri

  • Aşırı tüylenme (hirşutizm)
  • Mensturasyonun olmaması ya da düzensizliği
  • Gebe kalamama
  • Obezite/özellikle abdominal obezite
  • Yumurtalıklarda çok sayıda kist oluşumu ile karakterizedir.

pcos, polikistik over sendromu, pkos

2. Polikistik over sendromunun oluşturabileceği hastalık tabloları

PKOS’un uzun vadeli önemli bırakabileceği sekelleri:

  • Kalp ve damar hastalıkları,
  • Tip 2 diyabet,
  • Metabolik sendromdur.

pcos, polikistik over sendromu, pkos

3. Polikistik over sendromunda beslenme

Beslenmesinin düzenlenmesi şarttır. Dikkat edilecek hususlar ise:

  • Kişinin ideal vücut ağırlığına inmesi sağlanmalıdır.
  • PKOS ve beslenme üzerine yapılan bazı çalışmalara göre düşük karbonhidratlı veya insülin seviyesini kontrol etmek için düşük glisemik indeksli (GI) diyetler önerilebiliyor.
  • Düşük karbonhidrat, yüksek protein içeren beslenme modeli, insülin direncini kırmayı sağladığı gibi uzun süre tercih edilmesi birincil enerji kaynağı olarak karbonhidrat yerine proteinlerin kullanılmasına sebep olur.
  • Basit karbonhidratların tüketiminin azaltılmalı, kompleks karbonhidratların artırılmalıdır.
  • Beslenme programında günlük posa miktarı 30 gramın üzerine yükseltilmelidir. Posa yağ emiliminin azalmasını ve toksik maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar.
  • Yüksek lif alımı sağlamak için sebze, meyveler, kurubaklagil tüketimine ağırlık verilmelidir.
  • Bu beslenme alışkanlıklarına ek olarak 2-3 saat aralıklar ile besin alımı gerçekleştirilmelidir. Bu şekilde kan şekeri seviyesi dengede tutularak, yeme atakları önlenebilir.
  • Düşük doymuş yağlı besinler tüketilmelidir.

pcos, polikistik over sendromu, pkos

4. Polikistik over sendromunda egzersiz

Günlük 30 dakika orta şiddette yapılacak egzersiz kilo kontrolünde etkili olacaktır. Düzenli egzersiz yapmak insülin metabolizmasında en az diyet kadar etkili olmaktadır.

pcos, polikistik over sendromu, pkos

5. Polikistik over sendromunda tedavi yaklaşımı

Polikistik Over Sendromlu hastalarda

  • Uzman tabip
  • Beslenme uzmanı (diyetisyen) ve
  • Psikiatri tabibi veya psikolog iş birliği içerisinde çalışması gerekmektedir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Gülşah Karmil

metabolik sendrom

6 madde ile metabolik sendrom

Metabolik sendrom, ortak genetik ve çevresel ortamlarda gelişen,
  • bel çevresi kalınlığı,
  • yüksek tansiyon,
  • kan yağlarında kalitatif ve kantitatif bozukluk,
  • kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir kardiyometabolik risk faktörleri demetidir.

saglikli-beslenme-ve-obezite-3

Metabolik sendromlu kişilerde metabolik sendromu olmayanlara göre gelecekte tip 2 diyabet gelişme riski 5 kat, aterosklerotik kardiyovasküler hastalık gelişime riski ise 2 kat daha fazladır.

  • Nonalkolik hepatosteatoz,
  • polikistik over sendromu,
  • uyku apne sendromu,
  • safra taşı,
  • GÖRH (gastroözofageal reflü),
  • depresyon ve
  • astım da metabolik sendromla ilişkili tablolar arasında sayılmaktadır.

Kan şekeri yüksekliği, hipertrigliseridemi, HDL kolesterol düşüklüğü, hepatik transaminaz yüksekliği, hiperürisemi, mikroalbüminüri gibi klasik bulgular yanında CRP ve plazminojen aktivatörü inhibitörü-1 yüksekliği de metabolik sendromun laboratuvar bulguları arasında yer alır.

saglikli-beslenme-ve-obezite-1

Metabolik sendrom, küresel bir epidemi

Küresel bir epidemi olarak kabul edilen metabolik sendromun bir klinik antite olarak ele alınması, tip 2 diyabet ve aterosklerotik kardiyovasküler hastalık gelişimi için yüksek riskli bireylerin tanımlanmasında ve ortak koruyucu yaklaşımların belirlenmesinde yarar sağlayacaktır.

Sağlık bakanlığı obezite ve beslenme

Metabolik sendromun teşhisi

 Metabolik sendromun farklı organizyonlara ait farklı tanımlamaları bulunmaktadır. Bu tanımlamaların temel bileşenlerini ise bel çevresi kalınlığı, insülin direnci, kan basıncı yüksekliği ve dislipidemi (yüksek trigliserit, düşük HDL kolesterol) oluşturmaktadır. Metabolik sendrom için en son üzerinde uzlaşı sağlanan tanı kriterleri; artmış bel çevresi (topluma ve ülkeye özgü), trigliserit yüksekliği, HDL kolesterol düşüklüğü, kan basıncı yüksekliği ve açlık kan glukozu yüksekliğidir. Tanı için ise bu parametrelerden en az 3’nün varlığı şarttır:

Ülkemizde metabolik sendrom

Metabolik sendrom bir çok ülkede erişkin popülasyonun %20 – %30’nu etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunudur. Epidemiyolojik çalışmalar Türk erişkinlerinde de metabolik sendrom sıklığının çok yüksek ve giderek artma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Metabolik Sendrom Prevalansı (METSAR) çalışmasında 20 yaş ve üzeri Türk erişkinlerin; ATP III kriterlerine göre %33.9’unun (kadınlarda %39.6, erkeklerde %28), Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) kriterlerine göre %42.6’sının (kadınlarda %51.1, erkeklerde %33.9) metabolik sendromlu olduğu bildirilmiştir.

obezite hakkında gerçekler

Metabolik sendrom sıklığı neden artıyor?

Metabolik sendrom sıklığının artmasında fiziksel inaktivitenin, sedanter yaşam tarzının ve aşırı beslenmenin tetiklediği abdominal obezite sıklığındaki artışın yanı sıra hipertansiyon, glukoz metabolizma bozukluğu ve dislipidemi gibi metabolik sendrom bileşenlenlerinin yüksek sıklıkta bulunmasının rolü olabileceği düşünülmektedir.
PURE Türkiye Sağlık Çalışmasında Türk erişkinlerin hafta içi ve hafta sonu, kır-kent ayırımı olmaksızın günün yaklaşık 6 saatini oturarak geçirdiği ve günlük enerji alımının 2483.7 kcal gibi yüksek bulunduğu görülmüştür. Bu bulgular bozuk yaşam tarzının halkımızdaki metabolik sendrom ve abdominal obezitedeki artışta en önemli faktörler olduğunu düşündürmektedir.

obezite ölçüm, obezite doktoru diyetisyen

Bel çevresinde durum ne?

Giderek artan veriler bel çevresi kalınlığının kardiyometabolik riskin en önemli prediktörlerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır. IDF kriterlerine (erkeklerde bel çevresi sınırı >94 cm, kadınlarda >80 cm alındığında) göre ülkemizde bel çevresi kalınlığı sıklığı kadınlarda %73.8, erkeklerde %43.2 bulunmuştur.

normal, kilolu ve obez adam

Metabolik sendrom sıklığı hızla artıyor: Nasıl önlem almalıyız?

Metabolik sendromun önlenmesinde ve tedavisinde yaşam tarzının düzenlenmesi en öncelikli ve etkili yaklaşım biçimidir.

Egzersiz

Düzenli egzersiz vücut ağırlığını ve yağ oranını azaltır, HbA1c, LDL kolesterol ve trigliseridleri düşürür, HDL kolesterolü artırır. Önerilen egzersizler arasında yüzme, bisiklet kullanma, tempolu yürüyüş ve koşu yer almaktadır. Bu amaçla orta yoğunluktaki bu egzersizlerin günde 30 dakikadan az olmamak üzere, haftanın çoğu günü, ideali hergün yapılması önerilmektedir. Diyabet Önleme Çalışmasında diyet ve orta-yoğunlukta bir fizik aktivite ile sağlanan %7’lik bir kilo kaybının metabolik sendrom gelişimini %41 azalttığı gösterilmiştir.

Beslenme

Beslenmenin düzenlenmesi yalnızca obezitenin tedavisinde değil, kan basıncı, glisemi ve lipid profilinin düzeltilmesinde, diyabetin ve kardiyovasküler komplikasyonların önlenmesinde de etkilidir. Doymuş yağlardan kısıtlı, kompleks karbonhidratlardan zengin diyet metabolik sendromlu bireylerde önerilen bir diyet modelidir. Son zamanlarda Akdeniz diyeti gibi dengeli diyet modellerinin koroner kalp hastalığı ve farklı kanser türlerinin yanı sıra obezite, dislipidemi ve kan basıncı yüksekliği gibi metabolik bozuklukların sıklığında azalma ile ilişkili oldukları bildirilmektedir. Akdeniz diyeti sebze, meyve, baklagiller, zeytinyağı, ceviz, fındık, üzüm gibi liften, kompleks karbonhidratlardan ve tekli doymamış yağlardan zengin, doymuş yağlardan fakir bir diyettir. Akdeniz diyetinin vücut yağında azalmanın yanı sıra kan lipid profili (özellikle HDL kolesterol ve okside LDL kolesterolde), endotel fonksiyonu ve insülin direnci üzerinde olumlu etki gösterdiği, tromboz riskini azalttığı ve plazma homosistein düzeylerini düşürdüğü gösterilmiştir. Akdeniz diyetinin yaş, cinsiyet, fizik aktivite, lipid ve kan basıncı düzeylerinden bağımsız olarak MetS gelişimini %20 azalttığı ortaya konmuştur.

bel çevresi, kolon kanseri, obezite

Sonuç olarak

Metabolik sendrom önemli bir halk sağlığı sorunudur. Türk erişkinlerinin yaklaşık üçte biri metabolik sendromludur ve kadınlarda oran daha fazladır.  Metabolik sendrom tedavisinde hedef gelecekteki tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalık gelişme riskini azaltmaktır. Bunun için dengeli beslenme ve fizik aktivitenin artırılmasını içeren sağlıklı yaşam bilincinin tüm topluma yerleştirilmesi en makul çözüm gibi görünmektedir.

Doç. Dr. Mehmet Uzunlulu

metaboli sendrom hastaliklari

Toplumun yarısında metabolik sendrom görülüyor

Toplumun yarısında metabolik sendrom görülüyor:

Türkiye’de toplumun üçte birinde hipertansiyon, erişkin toplumun yarısında ise metabolik sendrom görülüyor. Otuz beş yaş üzerindeki her beş kişiden biri ise diyabetli…

Toplumun yarısında metabolik sendrom görülüyor

Metabolik Sendrom Derneği öncülüğünde gerçekleştirilen “13. Metabolik Sendrom Sempozyumu“, 2-4 Eylül tarihlerinde, dördüncü kez Bodrum’da gerçekleştirildi. Figür Kongre ve Organizasyon tarafından düzenlenen ve yoğun ilgi gören kongreye endokrinoloji, kardiyoloji ve dahiliye uzmanlarının yanı sıra nefroloji ve gastroentroloji uzmanları da büyük ilgi gösterdi.

Bilimsel içeriği iki kardiyoloji, iki endokrinoloji uzmanından oluşan yönetim kurulu üyeleri ve düzenleme kurulu tarafından hazırlanan sempozyum, diyabet ve hipertansiyon alanında uzman konuşmacı ve oturum başkanlarının bulunduğu çok sayıda oturuma ev sahipliği yaptı.

Türkiye’deki pek çok hekimin temel ilgi alanı

Kongrede diyabet ile ilgili konuların öne çıktığını dile getiren Metabolik Sendrom Derneği Başkanı Prof. Dr. Aytekin Oğuz Medimagazin’e yaptığı açıklamada,

Metabolik Sendrom Derneği 2003 yılında kurulmuş bir dernek ve her yıl bir ulusal kongre düzenliyor. Derneğimiz aynı zamanda çok önemli uluslararası bir sağlık çalışması olan PURE çalışmasını da yürütüyor. Türkiye’de 4 bin kişinin takip edildiği bu çalışma dokuz yıldır devam ediyor. Bir taraftan bu çalışmaya devam ederken, bir taraftan da bilimsel amaçlı eğitimler veriyoruz, ifadelerini kullandı.

Metabolik sendromun pek çok hekimi ilgilendirdiğini dile getiren Prof. Dr. Oğuz,

Metabolik sendrom, Türkiye’deki pek çok hekimin temel ilgi alanı. Çünkü Türkiye’de toplumun üçte birinde hipertansiyon, erişkin toplumun yarısında ise metabolik sendrom görülüyor. Yine bizim araştırmalarımıza göre diyabet, 35 yaş üzerindeki her beş kişiden birinde görülüyor. Böyle olunca diyabet, obezite, hipertansiyon ve hiperlipideminin tartışıldığı bu toplantı, katılan hekimlerin pratik uygulamaları için temel bilgileri içermiş oluyor. dedi.

Yeni diyabet ilaçları ve diyabetin kalp-damar sağlığına etkisi öne çıktı

Kongrenin bilimsel yönünün güçlü olduğunu ve uluslararası kongrelerde yer alan konuların bir tablet şeklinde katılımcılara sunulduğunu dile getiren Prof. Dr. Oğuz,

“Kongrede öne çıkan konu, yeni diyabet ilaçları ve diyabetin kalp-damar sağlığına etkisi idi.” derken, Türkiye’de kolesterol yüksekliğinin kalp krizi ve kardiyovasküler olaylara sebep olduğunun bilindiğini, ancak yeterli ve etkili tedavinin yeteri derecede bilinmediğini ifade ederek, “Son zamanlarda kamuoyundaki akıl karışıklığı da kolesterol tedavisinde birtakım tereddütler getirmişti. Hipertansiyonda geçtiğimiz yıl ABD’de bir çalışma yapıldı ve Türkiye’nin ulusal hipertansiyon uzlaşı raporu yayımlandı. Şimdi o büyük çalışmanın sonuçları ile tekrar bu sene hipertansiyon hastalarını tedavide hedeflerimiz ve seçeneklerimiz konusunda da katılımcılar aydınlatıldı.” şeklinde konuştu.

Abdominal obezite daha önemli

Dünyada ilk sıralarda yer alan diyabet hastalığı, Türkiye’de de son 20 yıldır artış gösteriyor. Diyabetin artmasının ana sebebi olarak ise obezite gösteriliyor.

Yaşam tarzındaki bozulmanın obeziteye sebep olduğuna değinen Prof. Dr. Oğuz,

Hareketsiz yaşam, dengesiz ve aşırı beslenme obeziteyi, obezite de diyabeti tetikliyor. Metabolik sendrom açısından baktığımızda sadece beden kitle indeksi ile kastedilen obezite değil; bel çevresinin genişliği ile ifade edilen abdominal obezitenin de çok önemli olduğunu, hatta bunun birincil hedef olduğunu söylüyoruz.

Mesajım, hep yaşam tarzının düzeltilmesi ve bel çevresinin ince tutulması şeklinde gidiyor. Bunlar yapılırsa diyabet önlenecek. Çünkü diyabet başladıktan sonra ve komplikasyonlar oluştuktan sonra geri döndürülmesi çok zor, hem kişiye hem topluma maliyeti ağır oluyor.” açıklamalarında bulundu.

Mikrobiyota dengesi bozuluyor

Diyabet ve kardiyovasküler hastalıklarla mücadelede öncelikle yaşam tarzına dikkat etmek gerekiyor. Bunun yanı sıra çevresel etkenler de hastalıklara neden olabiliyor. Vücut ağırlığımızın büyük bir bölümünün mikroorganizmalardan oluştuğunu dile getiren Oğuz,

“Bunlar esasında sağlıklı fizyolojik bir denge için çok gerekli olan mikroorganizmalar. Bizim dostumuz olan bu mikroorganizmaların gerek besinlerle gerek ilaçlarla, gerekse çevresel toksinlerle zarar görmüş olması vücudumuzdaki mikrobiyota dengesini bozuyor ve metabolik hastalıkların gelişmesinde önemli bir etken oluyor.

Çevresel etkiler içinde bizim amaçladığımız fiziksel aktiviteye uygun çevrenin oluşturulması lazım. Dumansız hava sahasının oluşturulması lazım. Diğer taraftan, kişiler doğru beslenmenin özelliklerini öğrenmeli. Özellikle de kamu kurumlarında ve okullarda doğru beslenmeye yönelik kantin ve yemek faaliyetleri olması üzerinde duruyoruz.” ifadelerini kullandı.

İleriye dönük bir çalışma olan PURE’de kırsal ve kentsel bölgelerde yaşayan kişilerin sağlık parametrelerini takip ettiklerine değinen Oğuz, “Araştırma, denizlerdeki kirlenmenin balığın sağladığı yararları gölgelediğini bildirdi.” dedi.

Kongrede birçok branşta doktor yer aldı

Metabolik Sendrom Derneği kurucularından ve kongre konuşmacılarından Prof. Dr. Ahmet Temizhan, diyabet ilaçlarının kardiyovasküler olaylara etkileri neticesinde kardiyoloji branşının da işin içine girdiğini ve kongrede birçok branşta doktorun yer aldığını söyledi.

Temizhan,

Bir kardiyoloji kongresinde genelde kardiyologlar oluyor, bazı dâhiliyecilerin ilgisini çekiyorsa onlar da katılabiliyor. Bir diyabet kongresine kardiyologlar da katılıyor, çünkü pek çok hastasında mevcut olan diyabet ile ilgili güncel bilgileri hap bilgi olarak almış oluyor. Dâhiliye uzmanları katılıyor, çünkü endokrinoloji uzmanı sayısı az ve diyabet tedavisinin büyük bir çoğunluğunu dâhiliyeciler yapıyor, ifadelerini kullandı.

Kongreye nefrolog ve gastroenterologların da katıldığını dile getiren Prof. Dr. Temizhan,

Çünkü kalp ve diyabet arasında en önemli organ böbrek, bazen birçoğunu da ilgilendirmiş oluyor. O yüzden nefrolojinin çok değerli hocalarından hepimiz faydalanmış oluyoruz. Bu seneki kongremizde diyabet biraz daha ağırlık kazandı, bunda biraz endüstrinin de katkısı var, çünkü diyabet ilaçları arttı ama asıl sebep Türkiye’de metabolik sendrom, obezite ve diyabetin patlaması. Sağlık Bakanlığı şu anda dâhiliye hekimlerinin hastalarına daha ayrıntılı not düşmelerini istiyor ve ona göre de bir puanlama yapıyor. Dolayısıyla kongreler dâhiliyecilerin de çok ilgisini çekiyor, şeklinde konuştu.

Diyabetli hastaların kullandığı ilaçların kardiyologlar tarafından bilinmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Temizhan,

Benim pek çok hastam diyabet tedavisi almış oluyor. Bu tarz kongreler yeni ilaçları öğrenmemizi ve fikir sahibi olmamızı sağlıyor, dedi.

Medi Magazin