Batı Nil Virüsü, BNV

Sağlık Bakanlığı’ndan Batı Nil Virüsü açıklaması: “4 vaka tespit edildi”

Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, dört vakanın yanında aynı bölgeden üç şüpheli numunenin daha incelenmek üzere laboratuvara gönderileceği belirtildi.

Söz konusu hastalığın genelde mevsimsel olduğu, yaz boyunca ve sonbaharın erken dönemlerinde görüldüğüne dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi.

Salgın bölgeleri başlıca kuş göç yolları üzerinde yer almaktadır. Kuşlar virüsün esas konağıdır. Sivrisinekler taşıyıcı kuşlardan beslenirse, virüsü alarak insanlara bulaştırabilmektedir. Hastalığın kuluçka süresi 3-14 gündür. Virüsün bulaştığı kişilerin %80’inde herhangi bir belirti görülmez. Hastaların yaklaşık %20’sinde ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, lenf bezlerinde şişlik, bulantı-kusma, ciltte döküntü görülebilir. Yaklaşık bir haftada iyileşme beklenir. Hastalığın özel bir tedavisi yoktur, destek tedavisi esastır. Çoğunlukla Afrika, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Amerika ve Batı Asya’da görülen BNV, ülkemizde ilk olarak 2010 yılında tespit edilmiştir. 2018’de başta İtalya ve Yunanistan olmak üzere Avrupa ülkelerinde vaka sayıları artmış, aynı yıl Türkiye’de de 26 vaka görülmüştür.

Koruyucu önlemler alındı

İstanbul Avcılar’da vakalara rastlanılmasının ardından hastalığın kontrolüne yönelik olarak İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yerel yönetimler ve ilgili kurumlarla işbirliği içinde gerekli koruma tedbirleri alındığı kaydedildi. Açıklamada,

Tespit edilen hastalara ve yakınlarına gerekli bilgilendirmeler yapılmış; başka vaka olup olmadığı araştırılmıştır. Hastalıktan korunmada temel yaklaşım sivrisinek üreme alanlarının azaltılması ve sivrisinek sokmalarından korunmaktır. Bu çerçevede bölgede sivrisinek kaynağı olabilecek yerler tespit edilmiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bildirilerek larvasit uygulamaları yapılması istenmiştir. Ayrıca bölgede sivrisinek üreme alanı olabilecek durgun suların ıslahı için İSKİ’ye bilgilendirme yapılmıştır, denildi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-saglik-bakanligindan-bati-nil-virusu-aciklamasi-4-vaka-tespit-edildi-11-681-82494.html
siyez buğdayı

Buğdayın atası: “Siyez”

Günümüz camiasında gluten intoleransı olanların veya çölyak hastalarının tüketebileceği bir buğday türü olarak bilinmekte siyez… Peki gerçekten tüketmelerinde bir sakınca yok mu ya da siyezi diğer buğdaylardan ayıran fark nedir?

Öncelikle yaklaşık 10 bin yıllık bir tarihten bahsettiğimizi belirtelim. Evet, siyez buğdayı bu topraklarda yaklaşık 10 bin yıldır bulunmakta ve özellikle ülkemizde Kastamonu’da yetiştirilmekte. Onu özel kılan ise 14 kromozomuyla genetiği değiştirilmemiş bir buğday türü olması, günümüz buğdayının atası…

Gluten oranı diğer buğday türlerine göre oldukça az olsa da ne yazık ki hiç yok diyemiyoruz ancak diğer buğday türlerine göre de mineral oranları oldukça yüksek. Modern buğdaya göre iki kat daha fazla A vitamini içeriyor ve GDO’suz!

Glisemik indeksinin düşük olması, yüksek folik asit içeriği ve antioksidan özelliklere sahip olması siyez buğdayını daha yenilebilir hale getirmekte. Günümüz insanının şikayetçisi olduğu halsizlik ve yorgunluğun yediğimiz besinlerle de çok ilişkili olduğu yapılan araştırmalar neticesinde görülmekte. Özellikle glutenli gıdaların bu şikayetleri meydana getirdiğine inanılıyor. Yine, siyez buğdayındaki düşük gluten oranı sayesinde tükettiğimizde bu şikayetlerimizi azaltabiliriz.

Umarız ülkemizde üretimine daha çok önem verilir ve  insanlarımız bu konuda bilinçlenir.

Her 10 kişiden 9’u bu vitaminden muzdarip!

Özel Hayat Hastanesi Diyetisyeni Dilara Süngü Bulut, Türkiye’de 10 kişiden 9’unun D vitamini eksikliği çektiğini söyledi.

Dünyada D vitamini eksikliğinin sürekli gündemde olduğunu ifade eden Bulut, D vitamininin %80’inin vücudumuza sentezlenen %20’sinin de dış kaynaklarla alınabilen bir vitamin olduğunu belirterek,

Türkiye’de 10 kişiden 9’unda D vitamini yetersizliği tespit edilmiştir. D vitamini ölçümünü yaptırmak ise oldukça kolaydır. Sağlık ocaklarında, devlet hastanelerinde veya herhangi bir klinikte bu ölçüm yapılmaktadır. Eğer değer 30’un altındaysa yetersizlik sınırında çıkmaktadır. Eğer 10’un altındaysa, ileri derece eksiklik tespit edilmiş olunuyor. Bunun için D vitamini desteği alınması gerekiyor ancak bunu sadece güneş ile almak mümkün değildir. Güneşin yanı sıra preparat desteği lazım, diye konuştu.

D vitamini seviyesi iyi ise bunu koruyabilmek için kış günlerinde 11.00 – 15.00 saatleri arasında güneş ile derinin buluşması gerektiğini ifade eden Bulut,

Bu durumda günlük D vitamini sentezini sağlamış olabiliriz. Aynı zamanda yumurta sarısı, tereyağı, peynir, uskumru, somon gibi besinlerle de D vitamini eksikliğini gidermemiz kısmen mümkün olabiliyor, dedi.

D vitamininin bütün hastalıklarla ilişkili olduğu için çok önemli olduğuna işaret eden Bulut,

Depresyon, diyabet, bağışıklık sistemi, halsizlik, kas ve kemik erimeleriyle yakından alakası olduğu tespit edilmiştir. Özellikle kış aylarında çok sık hastalanıyorsak, halsizlik hissediyorsak, bunun tek sebebi D vitamini eksikliği olabilir, diye konuştu.

Bulut, D vitamini fazlalığında da ishal, kusma, zehirlenme hissi, böbrek ve safra kesesinde taş oluştuğunu sözlerine ekledi.

Memurlar.net
https://www.memurlar.net/haber/714736/her-10-kisiden-9-u-bu-vitaminden-muzdarip.html
tiroid-başak günay

Tiroid rahatsızlıkları ve beslenme tedavisi

Yapılan çalışmaların bir kısmında obezite ile tiroit fonksiyonu arasında bir ilişki kuramamış olsa da, bilindiği üzere metabolizma hızımızda bu bez ve salgıladığı hormonlar etki gösteriyor. Şimdi detaylı olarak bu konuyu inceleyelim.

Tiroit bezleri ve mekanizması

Soluk borusunun her iki yanında kelebeğe benzeyen salgı bezi tiroit bezi, bazal metabolizmayı düzenleyen, protein yapımı, oksidasyon ve enzim aktivitesinde görevli triiyodotironin (T3) ve tiroksin (T4) hormonları salgılanmasında görev yapıyor.

Peki bu salınımın nasıl gerçekleşiyor?

Tiroit stimülan hormonun (TSH) kontrolü altında T3 ve T4 hormonları salınıyor, bu sırada kandaki T3 ve T4 artışı hipofizden TSH salınımını baskılıyor ancak hipotalamustan salgılanan TRH’nın (tirotropin releasing hormon) kontrolü altında salınım gerçekleşiyor.

Ayrıca T4, T3’e dönüşebilmektedir.

Bu konunun beslenme ile alakası ise, tiroid hormonlarının oluşumunun dışarıdan iyot alımına bağımlı olması ve T4 hormonunun T3’e dönüşmesinde selenyum mineralinin etkisidir.

Yukarıda anlatılan metabolizmada çeşitli sebeplerden bozukluklar meydana gelebilir. Tiroit hastalıklarının teşhisi için kan testleri, tiroit ultrasonografisi, tiroit sintigrafisi, tiroit ince iğne aspirasyon biyopsisi gibi yöntemler kullanılıyor.

Tiroid fonksiyon bozukluklarının yaşlı hastalarda ve kadınlarda daha sık görüldüğü derlediğim makalelerdeki diğer bir bilgi…

Tiroit bezi mekanizmasındaki bozukluklar

Hipotiroidi

Hipotiroidi, tiroid hormonlarının eksikliği sonucu metabolizmada yavaşlama ile seyreden klinik bir durumdur. Pek çok hastada hipotiroidizm kalıcı olup hayat boyu tedavi gerektirir.

Tiroit hormonu az salgılandığında; halsizlik, kas güçsüzlüğü, yorgunluk, soğuğa karşı tahammülsüzlük, kalın ‘puffy’ cilt, kabızlık, donuk duygu durumu, guatr, zayıf ve yavaşlamış kalp hızı, hatırlama güçlüğü gibi belirtiler görülebilir.

Yaşlı hastalarda hipotiroidi tiroid fonksiyon bozuklukları içerisinde en sık görülenidir. Ayrıca hipotiroidi her yaş grubunda kadınlarda daha sık görülmektedir.

Hipotiroidi gibi metabolizmayı etkileyen endokrin sistem bozuklukları obezite ile birlikte seyredebilmektedir ancak en baştada bahsettiğim gibi yapılan bazı çalışmalar tiroid hormonlarının obezlerde normal sı­ nırlarda seyrettiği görüşünü desteklemektedir.

Hipertiroidi

Fazla hormon salgılanırsa metabolizma hızlanır ve hipertiroidi hastalığı gelişir. Bu durumda kalp hızı artarak titreme, kas güçsüzlüğü, sinirlilik, uykusuzluk, kilo kaybı, sıcağa tahammülsüzlük, aşırı terleme, ishal, guatr, artmış kalp hızı, çarpıntı gibi şikâyetler oluşabilir.

Tiroid kanseri

Literatürde hipertiroidi ve kanser birlikteliği % 21’lere varan oranlarda görülmektedir.

Sürekli ve şiddetli TSH uyarısı tiroitte düzensiz büyümeye yol açmaktadır. TSH’yı artıran çeşitli guatrojenler tiroid kanser riskini arttırmaktadır.

Guatr

Tiroid bezinin büyümesidir. İyot eksikliğine karşı adaptasyondur. TSH uyarısının artışına bağlı olabilir. (tiroksin az salgılanır, TSH artar).

Ergenlik çağı ve gebelikte tiroksin ihtiyacı artar. Bu nedenle gebelere iyotlu tuz kullanımı önerilmektedir.*

Tedavi

Doktor tedavisinin yanında beslenmeyle ilişkili olarak ilaçları kullanırken soyalı besinlere dikkat etmek gerekebilir.* (Barsaklarda ilacın emilimini azaltabileceğinden, ilacın dozunun ayarlanması gerekebilir.)

Ayrıca diyetle yeterli iyot alınması toplumun guatrdan korunmasını sağlar ve tiroit kanserinin epidemiyolojisindeki değişimin ana nedenidir. Bu nedenle guatr hastalığı ve tiroit kanseri olanlara iyotlu tuz kullanımı önerilebilir.*

Bütün tiroit hastalıkları için antioksidan olan ve dönüşüm mekanizmasında görevli selenyum mineralini yeterli miktarda almalıyız.*

*Size özgü tedavi için lütfen doktorunuza ve diyetisyeninize danışın.

Yararlanılan Kaynaklar

Endokrinoloji Polikliniğine Başvuran Hastalarda Tiroid Fonksiyonlarının Yaş ile Olan İlişkisinin İncelenmesi. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dergisi 37 (2) 67-70, 2011.

Erbil, O. TİROİD KANSERİNİN TİROİD FONKSİYONU İLE İLİŞKİSİ.

Ersoy, C. Hipotiroidizm Tedavisi. Turkiye Klinikleri J Endocrin-Special Topics 2014;7(3):37-40.

Hatemi, H. ENDEMİK GUATR (ÖTİROİD DİFFÜZ VE NODÜLER GUATR). Tiroid Hastalıkları Sempozyumu 15 Ekim 1999, İstanbul, s. 7-14.

Tiroid Anatomisi ve Cerrahi Yaklaşım. Okmeydanı Tıp Dergisi 28(Ek sayı 1):1-9, 2012.

Uzman Sistemlerin Tiroit Teşhisinde Kullanılması. Akademik Bilişim 2013 – XV. Akademik Bilişim Konferansı Bildirileri 23-25 Ocak 2013 – Akdeniz Üniversitesi, Antalya.

Diyetisyen Başak Gökay - ProfilDyt. Başak GÜNAY