enerji içecekleri zararlımı

Enerji içeceklerinin az bilinen ‘içerikleri’

Enerji içecekleri, özellikle öğrenci, sporcu ve yaş aralığı 21-35 arası aktif her bireyde sıklıkla kullanılan; yüksek miktarda kafein ve şeker, değişen oranlarda B vitamin komplekslerini ayrıca taurin, guarana, ginseng, yohimbin, inositol, glukuronolakton ve karnitin içeriğine de sahip içeceklerdir. Enerji içeceklerinin sosyal olarak güvenli kabul edilir ancak, FDA tarafından güvenli kabul edilmemektedir.

Enerji içeceklerinin içeriğine kısaca bakarsak aşağıda sıralanan maddelere ve o maddenin hangi etkilere sahip olduğunu göreceğiz.

enerji ofis yorgunluk uyku

Kafein

Kafein, yağ tüketimini artırdığı için termo­jenik özellik taşır ve iştahı azaltır. Kafeinin termojenik özel­liği, onun en sık kullanılan psikoaktif madde olma­sını sağlamaktadır. Bundan dolayı, kafein alımı başlangıçta kişiyi daha üretken ve daha konsantre bir birey olmasını sağlayan önemli bir etkenken , 4-6 haftalık küçük dozlarda alımından sonra, nörotransmitter yıkımına neden olarak konsantrasyonu azalttığı ve böylece de öğrenme yeteneğini azalttığı, uykuya dalma ve uykusuzluk şeklinde problemlerine yol açtığı bilinmektedir.  Ancak ; kafeinin günde 400 mg dan az tüketimi, sağlık­lı yetişkinlerde bahsedilen yan etkilere neden olmamakla birlikte günde 400 mg dan fazla tüketimi durumunda ise yan etkilerin ortaya çıktığı gözlemlenmiştir.

Taurin

Doğal bir amino asit olan taurin vücut­ta 40-400 mg arasında bulunurken enerji içeceklerinde 1000 mg olarak bulunmaktadır. Çalışmalar, taurinin dopamin üretimini artırarak lokomotor aktiviteyi artırdığını, alkolün neden olduğu amneziyi azalttığını ve kara­ciğer üzerindeki alkolün toksik etkisini azalttığını göstermiştir. Taurinin, beyinde en önemli inhibitör nörotransmitter olan gama amino bütirik asidi(GABA) etki­leyerek anti-anksiyete ajanı olduğu da bilinmektedir. Ancak, olumlu özelliklerine rağmen ratlar üzerinde yapılan bir çalışma­da elde edilen sonuçlara göre, fazla miktarda taurin tüketiminin serebral dopaminerjik iletimi değiştirdiğini ve böylece hipotermiye neden olduğu saptanmış­tır.

Guarana

Güney Amerika kökenli; uyarıcı özelliği olan bir maddedir. Yüksek oranda kafein, teobromin, teofilin ve tanin içermektedir. Özellikle enerji içeceği içindeki kafeinin gizli artışına neden olan mad­dedir.

Ginseng

‘Panaks ginseng’ bitkisinin kökle­rinden üretilen bir uyarıcıdır. Çok uzun yıllardır enerjiyi artırma, hafızayı geliştirme ve vücudun strese karşı direncini artırma amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Olumlu etkileri ve uzun yıllardır kullanımı ile birlikte farmakolojik özellikleri tam olarak bilinmeyen ginsengin; insomni, bulantı, diyare, baş ağrısı, burun kanaması, yüksek arteryal basınç, karın ağrısı gibi yan etkilere sahip olduğu aynı zamanda antipsikotik ilaçların yan etkilerini daha da artırdığı ve antidepresanlar­la beraber kullanıldığında, serotonin sendromu ve maniye neden olabildiği de bilinmektedir.

Yohimbin

Oldukça güçlü bitkisel bir uyarıcı olup yağ kaybını artırıcı özelliğine ek olarak antidepra­sanların oluşturduğu cinsel yan etkilerin tedavisinde de kullanılan yohimbin aynı zamanda anksiyete, insomni, baş ağrısı, baş dönme­si, deride kızarıklık, panik atak, halusinasyon, kalp hızında artış, yüksek kan basıncı gibi ciddi yan etki­lere ve bunlara ek olarak, epileptik nöbet ve böbrek yetmezliğine varan çok ağır klinik tablolalara neden olabilir. Özellikle karaciğer, böbrek, kalp ve psikiyatrik rahatsızlığı olanların kullanmaması ge­reken bir uyarıcı maddedir.

İnositol

Organizmada glikoz metabolizmasında ürün ola­rak üretilmesine rağmen vücutta bol miktarda bu­lunmaz. Kafein alımı ile vücuttaki miktarını azaldığının ve depresyon tedavisinde, serotoninin etkisini artırdığı için farklı bir kullanım alanı oluşturmaktadır.

Glukuronolakton

Karaciğerde glikozun me­tabolize olması sonrasında oluşan doğal bir mad­dedir. Ancak enerji içeceklerinde bulunan glukuronolakton, elbette sen­tetiktir ve insan vücudunda bulunan miktardan çok daha fazlasını içermektedir.

aralıklı oruç - intermittent-fasting

Aralıklı oruç gerçekten ne kadar sağlıklı?

Aralıklı oruç, alternatif gündüz orucu ve diğer periyodik kalorik desyatif formlar, basında ve hayvan araştırmalarında bilim adamları arasında popülerlik kazanmakta olan önemli konulardır. Ancak, sağlık müdahalesi olarak bu tür diyetlerin kullanılmasını destekleyecek kadar güçlü klinik kanıtların var olup olmadığı kesin değildir.

Kalorik kısıtlama ve total kalorik destek enerji yoksunluğu yöntemleri bahsedilen periyodik kalorik desyatif formlardır. Kalorik kısıtlama, metabolik sağlığı ve sağlık ve uzun ömürlülükteki diğer birçok fizyolojik ve moleküler belirleyiciyi önemli ölçüde iyileştirdiği kanıtlanmış; aynı zamanda, total kalorik desteğin de sağlığı etkileyebildiği gözlemlenmiştir. Kalorik kısıtlama ve total kalorik desteğin hayvan modelleri üzerinde yapılan denyelerden elde edilen sonuçlara göre enerji alımındaki sınırlamaların uzun sürdürdüğünü ve ateroskleroz, metabolik disregülasyon ve bilişsel işlev bozukluğunun riskini azalttığını göstermiştir. Bu çalışmalara göre,  insanlarda, açlığın, daha düşük bir kalp damar hastalıkları veya diyabet teşhisi prevalansı ile ilişkili olduğu iki gözlemsel klinik sonuç çalışması bulunmuştur. Klinik sonuçlar için açlık kontrollü randomize çalışma ise henüz yoktur.

Total kalorik desteğin olumlu etkileri ise şu şekilde özetlenebilir

İlk olarak, vücut total kalorik destek sırasında enerji için yağları kullanır, adipoz kitlesini azaltmak ve her bir açlık atağından sonra küçük riskli, uzun süreli bir azalmaya neden olmak ve total kalorik destek sırasında beslenme stresi, en azından kısmen, kardiyovasküler risk faktörlerini azaltarak uzun dönemli sağlığı iyileştirebilen hücresel seviye onarımları, fonksiyonel en iyileşme ve metabolik canlandırma ile sonuçlanır. Total kalorik destek ile ilişkili bilişsel performansın olumlu bir şekilde arttığı da görülmüştür. Yağ metabolizması, LDL kolesterol partikül büyüklüğü, LDL kolesterol, trigliserit ve C-reaktif proteinlerdeki azalma gibi terapötik açlık çalışmalarında insanlarda önemli metabolik ve kardiyovasküler yararlar bildirilmiştir. Ancak buna rağmen, açlık sırasında DNA üzerinde yapılan bir çalışmada LDL kolesterolünün arttığı, bir başka çalışmada ise açlık sırasında LDL kolesterolün daha yüksek olduğunu ve LDL kolesterolünün bir açlık rejiminden 6 hafta sonra alınan ölçümlerden LDL kolesterolünün daha düşük olduğunu bildirmiştir .

Aralıklı açlık orucu ve periyodik kalorik desyatifilerin uzun dönemli sağlık üzerine olumlu etkileri vardır ancak kilo kaybetme kullanılması ve kilo kaybettirme adına literatürde bulunandan daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç vardır.

Popülasyonuna genetik olarak benzer bir şekilde, kıtasal, kıta popülasyonu olduğunu gösterdi. Bu nedenle, genetik farklılıklar gözlemsel klinik olaylar çalışmalarının bulgularını açıklamak olası değildir. Ayrıca oruç tutmanın azınlık nüfuslarında KAH ve diyabet üzerinde bir etkisi olup olmadığı da net değildir; azınlıklar arasında ilave klinik olaylar çalışmaları yapılmalıdır.Oruç tutmak aslında yararlıdır fakat yine de zarar eşiğinin aşılmaması gerektiği, yani yetersiz kalori alımından zarar görmeye varan oruçlar tutulmamalıdır.

Kalorik kısıtlamanın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulurken, diyet rehberlerine veya uygulamalarına yönelik değişiklik yapılmadan önce açlık konusunda önemli miktarda ek klinik araştırma yapılması gerekmektedir. Gelecek oruç araştırmaları ise oruç rejimlerinin güvenli olup olmadığını ve bu rejimlerin ne ölçüde uygulanacağını belirlemek yönünde yapılmalıdır. Genel popülasyon üzerine yapılan çalışmalar, yüksek sağlık riskli bireylerde ve hastalıklı bireylerde sağlığın iyileştirilmesinde etkili olup olmadığının belirlenmesi adına yapılmalıdır. Sonuç olarak, uzun vadede metabolik sağlık, bilişsel performans ve kardiyovasküler sonuçlar olumludur ancak her çalışmada olduğu gibi daha çok veri ve çalışmaya ihtiyaç vardır.

Health effects of intermittent fasting: hormesis or harm?

d vitamini, vitamin d

Post menopozal dönemde yüksek doz D vitamini kullanmalı mı?

Menopoz son menstural period ile karakterize, FSH’ da önemli azalma ve östrojende önemli düşüş ile takip edilen, periyotlar ve üremenin sonlandığı bir dönemdir. Bu dönem kadının hayatında bir kilometre taşıdır ve hormonal veya periyodal azalmayla birlikte kadınların hayattan beklentisinin düştüğü , daha iyi sağlık koşulları, sağlık ihtiyacı ve hayat kalitesinin azaldığını düşündükleri bir dönemdir.

Menopoz döneminde cildin yaşlanmasıyla organizmanın D vitamini sentezlemesi de azalır. Ancak azalan organizmada azalan D vitaminine rağmen bu dönemde diyete ek kullanılan serum 25-hidroksivitamin D (25 (OH) D) seviyeleri ile kas kuvveti, denge ve yaşam kalitesi arasında pozitif ilişki olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda bu takviye ile birlikte kadınların hayat kaliteleri ve sağlık koşularının da arttığı bilinmektedir.

Osteopeni ve osteomalazili post menopozal grup üzerinde yapılan bir çalışmada , günlük elementer kalsiyum (1000mg) ve d vitamini (800IU) takviyesi ile tek doz yüksek ünite (20000IU) d vitamini takviyesi karşılaştırılmıştır. 12 ay boyunca yapılan çalışmada incelenen gruplar üzerinde yüksek doz ve standart doz olarak alınan D vitamini takviyesinin osteopeni, osteomalazi, kas gücü ve el kavrama becerisi ve yaşam kalitesi üzerine sanılanın aksine tek doz yüksek D vitamini kullanımının düzenli standart dozda kullanıma oranla herhangi bir farklılığının olmadığı saptanmıştır. Üstelik , standart dozda takviyenin olumlu ancak yüksek dozda takviyenin standarda oranla daha avantajlı olmadığı ve bu durumun özellikle homozigot ve heterozigot majör genlerde meydana gelen farklılıklardan kaynaklandığı belirtiliyor.

bebek beslenmesi, bebek beslenmesi diyeti, diyet bebek beslenmesi, bebek beslenmesinde neler kullanılmalı, bebek beslenmesi bilgiler

Tamamlayıcı beslenmeye kısa bir bakış

Anne sütü, en az 2 yaşına kadar verilmesi önerilen , 0-6 aylık bebeğin ise ihtiyacını karşılayan tek ve en önemli besin ögesi kaynağıdır.

Anne sütü ilk 6 ayda bebeğin ihtiyacının %100’ ünü, 6-12 ayda bebeğin ihtiyacının %50’ sini ve 12.aydan itibaren de %30’ unu karşılar ancak, bebeğin gereksinimlerini karşılayamadığı dönemde anne sütüne ilave olarak verilen besinler tamamlayıcı besin ve bu süreç ise tamamlayıcı beslenme dönemi olarak adlandırılmaktadır.

annesütü, anne sütü, Anne sütü zayıflatır mı, mikrodalgada anne sütü, Yetişkinlikte obeziteye karşı bebeklik döneminde anne sütü, anne sütü yararları, anne sütü faydaları, sağlık haber, gencdiyetisyenler.com, gerçek diyetisyenler sitesi,

Anne sütünün bebeğin sağlıklı büyümesi için gerekli olan tüm enerji ve besin ögesi gereksinmelerini karşılaşmasına ek olarak ishal ve diğer enfeksiyonlara karşı doğal koruyucu (anti-infektif) maddeler içeren mucizevi bir sıvı olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden,

  • Bebekler, ilk 6 ay boyunca her istediğinde, herhangi sınır konulmadan gece ve gündüz mutlaka emzirilmelidir. Anne sütü dışında herhangi yiyecek veya içecek verilmemelidir.
  • 0-6 aylık bebek günde toplam en az 8 kez emzirilmelidir. Ancak, 6. aydan sonra tamamlayıcı besinlere başlanmalı ve bu dönemin devam ettiği 24’üncü ayın sonuna kadar tamamlayıcı beslenmeye ek anne sütü verilmelidir.

bebek beslenmesi, bebek beslenmesi diyeti, diyet bebek beslenmesi, bebek beslenmesinde neler kullanılmalı, bebek beslenmesi bilgiler

Tamamlayıcı beslenmeye başlarken,

  • Enerji ve besin ögesi açısından zengin,
  • Evde kolay bulunan,
  • Sağlığı koruyucu ve sağlığın sürdürüldüğü,
  • Temiz, kaliteli ve ayına uygun beslenmesi ve mümkün olduğu kadar anne sütü alması esastır.
  • Son olarak, tamamlayıcı besinlere 6.ayda bir çay kaşığı miktarı ile başlanmalı, giderek miktarı ve çeşidi arttırılmalıdır. Emzirme ise mutlaka 2 yaşına kadar sürdürülmelidir.
tbs hijyen mutfak aşçı

Toplu beslenme için sanitasyon zamanı!

Güvenli besin; kimyasal, mikrobiyolojik ve fiziksel olarak bozulmamış, besleyici değerini koruyan besin anlamına gelmektedir.

Toplu beslenme sistemlerinde sanitasyon ve güvenli besin oldukça önemlidir. Sanitasyon, sağlıklı ve güvenilir besin elde etmek için besine uygulanan bir takım bilimsel işlemler bütünüdür. Sanitasyon TBS’de hem firma hem de insan sağlığı açısından son derece önemlidir.

Toplu beslenme sistemleri dahil olmak üzere birçok alanda ve hayatımızda mikroorganizmalar uygun buldukları her ortamda çoğalarak besinlerimizde istemediğimiz değişimlere yol açarlar. Besinlerle belirli miktarda aldığımız mikroorganizmalar enfeksiyon veya intoksikasyon olarak insanda ortaya çıkar. Enfeksiyon yapacak kadar bozuk besin tüketimi besin zehirlenmesi olarak adlandırılır. Besin zehirlenmeleri ölümcül olabilir. Bundan dolayı TBS’de yoğun önlemler alınmalıdır. Besin hijyeni, personel hijyeni ve ekipman hijyeni olmak üzere besinlerde 3 farklı kontaminasyon mekanizması mevcuttur. Bulaşmaya yönelik bir takım öneriler şu şekildedir.

  • Sağlam ve temiz ham madde ile üretime başlanmalı,
  • Besin hijyenini sağlarken mutlaka su kullanılmalı,
  • Servise hazır besin 10 dakika içerisinde tüketicisine iletilmeli,
  • Besinleri uygun sıcaklıklarda pişirmeli probe termometre kullanılmalı,
  • Bulaşıcı hastalık taşımayan personel kadrosu ile ekip oluşturulmalı,
  • Personelin 3 veya 6 aylık periyotlarla portör taramasını yasalar doğrultusunda sağlamalı,
  • Ekipmanların, temizlik ve bakım talimatları kolay görünebilen bölgelerde olmalı,
  • Mutfakta köşeli alan barındırmamalı varsa köşe temizlikleri hassasiyetle yapılmalı,
  • Paslanmayan ekipman kullanmaya özen gösterilmeli,
  • Mutfak ve depolarda böcek kontrolü yapmayı ihmal edilmemeli

Son olarak , TBS’de sadece HACCP ve ISO sistemleri uygulamasının yeterli olmadığı, bu sistemlerle beraber mutlaka sanitasyon ve hijyen kavramlarına da çok önem verilmesi devamlılık ve insan sağlığı adına mutlaka gereklidir.

Toplu Beslenme Sistemlerinde Hijyen Sanitasyonu Sağlama Önerileri

obezler için spor

Obeziteye egzersiz reçetesi!

Obezite, vücudun aşırı yağlanması olarak ifade edilebilir.

Obezite aynı zamanda; tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon,  kanser, uyku apnesi ve respirituar hastalıkları beraberinde getirebilen önemli ve günümüzde çok sık karşılaşılan en büyük sağlık problemlerinden biri haline gelmiştir. Obezite durumunun tespiti adına çoğu kez vücut ağırlığı kullanılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) , BMI (Body Mass Index) yani vücut kütle indeksini hastanın obezite durumunu değerlendirmek için formülize etmiştir. Bu formül hastanın kilogram biriminden ağırlığının, metre birminden boy uzunluğunun karesine oranı ile tespit edilir.

WHO, BMI’in 30 ve üzerinde olmasının obezite tanısı için yeterli olduğunu ve erişkinlerde riskli kilolu grubunun 25 ve üzerindeki değerlerden itibaren olduğunu belirtiyor.

Egzersiz, kilolu ve obez bireylerde en iyi sonuç alınan uygulamadır. Ancak obez hastalar ne yazık ki, egzersizi cezalandırcı veya kötü duruma düşürücü olarak ifade etmektedirler. Bundan dolayı hastalara önce yaşam şekillerini değiştirmeleri için küçük önerilerde bulunmalı ve egzersize daha pozitif yaklaşmalarını sağlamalıyız. Obez bireylere başlangıçta ağır egzersiz programları uygulamak mümkün değildir. Yavaş yavaş başlamalı ve doktorları tarafından obez bireyin sedanter yaşamı ile oldukça aktif yeni yaşamı arasında hastaya uygun egzersiz ile başlangıç yapmaları daha olumlu sonuçlara götürecektir.

Egzersiz reçetesi olarak ifade ettiğimiz, ‘’maksimum egzersiz minimum hasar ile tamamlanmalı’’ prensibi Amerikan Spor Hekimliği Kolejinin önerisi ile her gün ortalama 30 dakika egzersizden geçmektedir. Obez bir hasta aktif yaşam tarzına geçiş yaparken,

  • Egzersiz reçetesine dikkat etmeli,
  • Haftada maksimum 1 kilogram kaybetmeli,
  • Ağırlık kaybı için uygulaması gereken programı haftada 1000 – 2000 kalorilik olmalı,
  • Çok sedanter bir hasta çok hafif egzersizlerle başlangıç yapmaya dikkat etmelidir.
  • Muhakkak bir diyetisyen ile görüşülmelidir.

Aktif yaşama geçiş süresinde orta yoğunlukta egzersizlere; 30 dakika bisiklet sürme, 35 dakika hızlı tempoda yürüyüş, 15 dakika merdiven çıkma, 20 dakika yüzmeyi örnek olarak verebiliriz.

Obezite ve egzersiz

Sporcu beslenmesinde C vitaminin yeri

Spor, insanların aktif yaşamında hayat kalitelerini iyileştirici etki gösterdiği gibi özellikle kalp ve damar hastalıkları gibi birtakım kronik hastalıklara karşı koruma sağlar.

Sporcularda vitamin kullanımı incelendiğinde ilaveten vitamin desteği alımının sporcunun performansına herhangi bir olumlu etkisinin doğrudan saptanmadığı ancak vitamin eksikliği varsa performansın olumlu etkilendiğini gösteren bir takım çalışmalar mevcuttur. Burada bahsedilen ayrıntı sporcularda mutlaka iyi bir beslenme örüntüsünün olması gerektiğidir. Çünkü iyi beslenen bir sporcu zaten çoğu vitamini eksiksiz alıyordur.

Egzersiz yapan bireylerin diyetine günlük gereksinime ek olarak C vitamini eklenmesi tartışmalı bir konudur. Fakat, konu üzerine yapılan araştırmalara baktığımızda akut C vitamini yüklemesinin sporcudaki oksidatif stresi anlamlı oranda azalttığı görülmüştür. Yapılan çalışmada incelenen futbolcu ve basketbolcu gruplarında egzersiz öncesi (EÖ) ve egzersiz sonrası (ES) olarak numuneler alınmış ve sonrasında 3 hafta boyunca 1000 mg/gün C vitamini yüklemesine gidilmiştir. 3 haftalık süre sonunda EÖ ve ES kanlarına bakıldı ve elde edilen sonuçlar:

  • Sporcuların tümünde yükleme sonrası LDH azaldığı, total kolesterol azaldığı, trigliseridlerin azaldığı ve HDL’in arttığı,
  • Basketbolcularda yükleme sonrası karaciğer enzimlerinin (AST, ALT, ALP) egzersiz sonrası değerlerinde yükseldiği ancak LDH’in önemli oranda azaldığı,
  • Futbolcularda karaciğer enzimlerinden AST’nin yükleme ve egzersiz sonrasına göre anlamlı düşük bulunduğu,
  • Elde edilen bulguların ergojeniklerin büyük çoğunluğunun vitaminler olarak kullanıldığını,
  • Diyete ek alınan C vitamini oksidatif stresi önemli oranda azalttığı yönündedir.

Özetleyecek olursak…

spor; obezite, yüksek tansiyon ve diğer kardiyovasküler hastalıkların azalmasında ve önlenmesinde en önemli faktördür. Özellikle sporcularda diyete ek C vitamini eklenmesi kalp ve damar sistemi adına olumlu etkilere sahiptir.

Futbolcu ve basketbolcularda akut egzersiz ve C vitamininin karaciğer enzimleri ve plazma lipid düzeylerine etkisi

diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Ergojenik destek nedir, hangi durumlarda gereklidir?

Ergojenik destek, bireysel enerji kullanımını, üretimini veya yenilenmesini artıran maddeler, araçlar ve uygulamalardır.

Sportif performansı artırmak için kullanılmaktadır. Ergojenik destek hekim veya diyetisyen tavsiyesi ile gerekli durumlarda alınmalıdır. Gerekli olmayan durumlarda kullanımı risk oluşturabilmektedir. Yaş, cinsiyet gözetilmeden dünya üzerinde çoğu sporcu performansını ve bağışıklığını artırmak, sakatlıklarını önlemek, istenilen vücut şekline ulaşmak için ergojenik desteklere ihtiyaç duyulmaktadır.

Ergojenik destek öncesi sporcunun en az 3 günlük besin tüketim kaydı tutulmalıdır. Eksiklik, ihtiyaç veya düzensizlik doğrultusunda ergojenik destekler önerilmektedir.

sporcular için su, sporcu günlük ne kadar su içmeli, içme suyu, fitness yaparken ne kadar su içmeli, diyette su, sporda su

Ergojenik destekler neler?

Hekim ve diyetisyen kontrolünde önerilen kabul görmüş ergojenik destekler:

  • Antioksidan C ve E vitaminleri,
  • Whey proteini,
  • Kreatin,
  • Demir,
  • Kalsiyum,
  • Elektrolitler,
  • Multivitamin ve mineraller,
  • Kafein,
  • Probiyotik,
  • Bikarbonat ve sitrat,
  • L-karnitin,
  • Sporcu barları,
  • Sporcu içecekleri,
  • Sporcu jelleri
çakma diyetisyen şeyda

Ünlülerin çakma diyetisyeni Şeyda Coşkun’a soruşturma!

Seans başına 3.000 $ alıyordu.
Ünlü isimlere diyet programları uygulayan ancak Beslenme ve Diyetetik lisans diploması olmadığı için diyetisyenler tarafından sıklıkla eleştirilen Şeyda Coşkun hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

Soruşturma kapsamında Coşkun’un, Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi’ne şikâyet edildiği, yapılan araştırma sonucunda izinsiz ve yetkisiz sağlık hizmeti verdiği ileri sürüldü. Soruşturma sonunda Şeyda Coşkun hakkında, “Sağlık Hizmetleri Kanunu’na muhalefet” suçundan dava açıldı.

Coşkun, Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü diplomasından başka sağlık hizmeti vermeye yönelik bir yetki belgesi ortaya koyamadı. Kendisini yaşam koçu olarak tanıtan Şeyda Coşkun, Gülben Ergen, Hacı Sabancı, Derya Baykal, Gülşen, Derya Şensoy, Hadise, Büşra Pekin gibi isimlerle çalıştı. Kişi başı 3.000 $ ücret talep eden Coşkun’un aylık kazancının 200.000 ₺’yi bulduğu iddia ediliyor.

Haberin Kaynakları
* http://www.saglikaktuel.com/haber/unlulerin-diyetisyeni-seyda-coskuna-sorusturma-diplomasinin-olmadigi-ortaya-cikt-60330.htm * http://www.sozcu.com.tr/hayatim/magazin-haberleri/devlet-duruma-el-koydu/ * https://www.egehaber.com/gundem/unlulerin-diyetisyeni-seyda-coskun-a-sorusturma-kisi-basi-h208989.html * http://www.milliyet.com.tr/unlulerin-diyetisyeni-seyda-magazin-2596024/ * https://haber.com/diyetisyen-seyda-coskunun-basi-diploma-yuzunden-dertte-24096/ * http://www.sivridilli.com/haber/diplomasiz-diyetisyen-seyda-coskuna-sorusturma/59216/

Tüm yönleri ile: “Çinko”

Yetişkin bir insanda ortalama 2 – 3 gram kadar çinko bulunur. Bunun önemli bir kısmı karaciğer, kemikler, epitel dokular, pankreas ve böbreklerdir.

20. Yüzyılın ilk yarısında çinkonun laboratuvar hayvanları için elzem bir besin ögesi olduğu ortaya konulmuştur. Bu yıllarda çinkonun beslenme üzerine önemi konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Çinko yetersizliğinde hayvanlarda büyümenin durması, epitel dokularda bozukluklar ve tüylerde anormallikler gibi belirtiler gözlenmiştir. Ağır yetersizlik durumunda ise erkek farelerde testislerde atrofi ve cinsiyet organlarında küçülmeler gözlenmiştir. Yani genel olarak yetersizlik sonucunda meydana gelen değişimleri sıralarsak; büyüme geriliği, iştahsızlık, hiperkeratosiz ve parakeratosiz denilen cilt yaraları, eklemlerde şişme ve sertleşme şeklindedir.

1960 yıllarında Mısır Arap Cumhuriyeti, Türkiye ve İran gibi ülkelerde insanlarda da çinko yetersizliği rapor edilmiştir. Çinko yetersizliğinin biyokimyasal göstergeleri:

  • Plazma çinko düzeyi 70 mcg/dl altında,
  • İdrar çinko düzeyi 150 mcg /gün altında ve
  • Saç çinkosu 80-100 mcg/g civarında olarak belirlenmiştir. Bu yetersizlikler sonucunda insanlarda cücelik, cinsiyet organlarının gelişememesi, karaciğer ve dalak büyümesi gibi durumlar saptanmıştır.

Çinko yaklaşık 100 enzimin aktivitesi için kofaktördür. Gen ekspresyonunun regülasyonunda da rol almaktadır.Bu işlevlerinden dolayı hücre bölünmesi, çoğalan hücrelerin farklılaşarak organ oluşturması ve bu organların düzenli çalışması için gereklidir. Çinko korbonik anhidraz enzim aktivitesi için de gereklidir ve yetersizliğinde bu enzim aktivitesi azalır ve sonucunda egzersiz performansı azalır. Çinko ayrıca insülin hormonununda yapısında yer aldığı için depolanması ve salgılanmasına etkisi incelenmiştir fakat henüz yeterince aydınlatılamamıştır. Bunun yanında çinko cilt yaralarının iyileşmesinde tat algılamasının azalmasında da rol almaktadır.

Çinko gereksinimi

Hayvansal yiyeceklerdeki çinkonun emilimi genellikle bitkisel yiyeceklerden daha yüksektir.sadece bitkisel besinler alındığında çinko emilimi %10 iken dengeli, karışık bir diyetle bu emilimi %40’a çıkarabilmek mümkündür. Diyetlerdeki fazla miktarda demir, bakır ve fosfatların da çinkonun emilimini azalttığı bildirilmektedir.

Demirin çinkoya oranı 3:1’in üstüne çıktığında çinko emilimi azalır.

Günlük alınan posanın da 25 gramı geçmemesi çinko ve demirin emilimi açısından önemlidir. Çinko gereksinmesi diyetle alınan çinkonun biyoyararlılığıyla ilgilidir ve günlük çinko gereksinmesi 3 mg civarındadır. Yeterli miktarda hayvansal kaynakların bulunduğu bir diyette çinkonun emilimi %40 civarındadır.

Bireysel farklılıklar da düşünüldüğünde yetişkin erkek için günlük çinko alımı 11 mg, kadın için 8 mg önerilmektedir.

Çinko kaynakları

Besin
Ortalama çinko miktarı (mg)
Karaciğer 4.00
Badem içi 2.56
Peynir 2.40
Ceviz 2.26
Bulgur 2.08
Et 2.00
Buğday 2.00
Mantar 1.30
Makarna 0.57
Ekmek(beyaz) 0.57
Balık 0.50
Süt 0.34
Pirinç 0.30
Yumurta 0.20

Dyt. Kübra ÖZKAN

Diyetisyen Kübra özkan - Gerçek Diyetisyenler

 

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Kayseri
UYKU VE ŞİŞMANLIK ESRA İNCE

8 Maddede: “Uyku – obezite ilişkisi”

Obeziteye neden olan etmenler incelendiğinde yanlış beslenme, yetersiz fiziksel aktivite, genetik faktörler, psikolojik ve çevresel birçok etmen bulunmaktadır. Fakat ne yazık ki bu etmenlerin yanında, uyku düzeni atlanmaktadır.

enerji ofis yorgunluk uyku

Uyku zihinsel faaliyetler, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, hormonların dengeli çalışması ve zayıflamaya kadar pek çok işlevde rol oynamaktadır. Bunun içinde günde en az 6 saat uyunması gerekmektedir. Ayrıca teknolojinin gelişmesiyle bireylerin televizyon ve bilgisayar bağımlılığı artmakta, uyku düzeni bozulmakta, gece yemeleri sıklaşmakta, iştah baskılanması zorlaşmakta ve obezite sorunu artmaktadır.

uyku ve kilo, kaç saat uyumalı, diyette uyku

İştahı düzenleyen iki hormon olan leptin ve ghrelin hormonları, bozulan uyku düzeniyle değişmekte ve iştah yönetimi güçleşmektedir. Beyine tokluk sinyalini gönderen leptin hormonu, geceleri bizim açlık nedeniyle uykudan uyanmamızı engelleyerek, depolardan yağların kullanılmasını sağlar ve gece boyu ihtiyacımız olan enerjiyi karşılamaya yardımcı olur.

Gün içinde 4-5 saat uyuyan kişilerde leptin hormonu seviyesi daha düşüktür. Leptin hormonunun tam tersi etki gösteren ghrelin hormonu acıktığımızda baş gösteren bir hormondur. Araştırmalar yetersiz uyku uyuyan bireylerde de açlık hormonu olan ghrelinde artış olduğunu göstermektedir. Leptin ve ghrelin hormonunun yanında kortizol hormonu da düzensiz uykudan büyük ölçüde etkilenmektedir. Kortizol stres hormonu olarak bilinir ve böbrek üstü bezinden salgılanır. Stresle baş etme durumlarında vücutta salgısı artar. Kortizol hormonu en az gece, en fazla ise uykudan 1-2 saat sonra salgılanır. Uyku düzeni bozulduğunda ise geceleri en az seviyede olması gereken kortizol hormonu yükselmeye başlar. Bu durum da kan şekerinin, tansiyonun artmasına ve abur cubur besinlere yönelmeye neden olarak vücutta yağlanmayla obezitenin artmasına sebebiyet verir.

Seçeceğiniz doğru besinler ve değiştireceğiniz birkaç küçük alışkanlıkla daha rahat bir uyku geçirebilirsiniz.

1-Esansiyel aminoasitlerden olan triptofan mutluluk hormonu olan serotoninin salgılanmasına yardımcı olur ve daha rahat bir uyku geçirmenizi sağlar. En güçlü triptofan kaynakları ise süt, muz, yulaf, yağlı tohumlar, et, yumurta ve bitter çikolatadır. Yani uyumadan önceki son ara öğününüzü süt ve yanında dilediğiniz bir meyveyle süsleyebilirsiniz.
2-Özellikle kahveye çok alışkın olmayan bireyler başta olmak üzere, uykudan önce içilen kahve uyku kalitesini negatif yönde etkileyebilir. Bunun yanında diğer kafein kaynakları olan çay, çikolata, kola ve enerji içecekleri de dikkatli tüketilmelidir.
3-Fast food ve yağlı besinler midede hazımsızlık yaratarak gece uykunun bölünmesine aynı zamanda da kilo alımına sebep olur. Son ana öğününüzü yatmadan 4-5 saat önce tüketmeye özen göstermelisiniz.
4-Baharatlı besinlerden kaçınmalısınız. Çünkü uyumadan önce tüketilen baharatlı besinler mide ekşimesine sebep olabilir.
5-Akşam tüketilen alkol gece terlemesi, baş ağrısı, sık sık idrara çıkma sorunları yaratarak uykunun bölünmesine yol açabilir.
6-Papatya ve melisa çayı gibi sakinleştirici özelliğe sahip bitki çayları uykuya daha rahat dalmanıza yardımcı olur.
7-Bir uyku saat aralığınızın olması ve her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmanız uyku düzeninizin oluşmasını sağlayacaktır.
8-Yatmadan önce televizyon, bilgisayar ve telefon gibi eşyalardan uzak durmak, sakince kalıp kitap okuma alışkanlığı edinmek uykuya dalış sürenizi kısaltabilir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen esra İnce

yağ kaybı diyetisyen gizem nur savacı

Yağ kaybı hedeflenmeli

Çoğu danışanımdan ilk görüşmemizde duyduğum ilk cümleler:

Ben yemesem çok güzel kilo veriyorum.
Daha önce bir ayda 8 9 kilo verdim geri aldım.
Kilo verince yüzüm çöktü , herkes hasta mısın diye sordu.
Ben ….. diyeti ile ….. kadar kilo verdim ama sonra çok daha fazla kilo aldım.
Kilo verdikten sonra vücudum çok sarktı.

Bu ve bunun gibi pek çok cümleyi sizlerde kuruyorsanız aman dikkat… Kilolarınız vücut yağınızdan gitmiyor olabilir.

Diyetisyen Gizem Nur Savacı

Hedefimiz yağ kaybı

Sağlıklı bir diyet programının tek bir hedefi olmalıdır. O da kas eksiği olan bireylerde bu eksiği tamamlayıp yağ hücrelerinin içindeki yağ miktarını azaltmak . Eğer yağ yakımı olmadan sadece tartıdaki azalmalarla yetinirseniz bu kayıp daha çok kas ve vücut suyunuzdan olacak buda vücudunuzdaki sarkma ve deformasyonlarda artışı sağlayacaktır. Kastan kaybettiğiniz kilo, yeniden kilo aldığınızda kas miktarınızın değil, yağ miktarınızın artması ile sonuçlanır. Uzun vadede bu şekilde kilo verip almalar kaslarınızın güçsüzleşmesine neden olur.

inbody vücut analiz yağ cihazı, gerçek diyetisyenler sitesi

Hemen kilo vereyi derken sağlığınızdan olmayın

Kısa süre verilen kilolar sağlığınıza zarar vererek ,vücudunuzda vitamin ve minerallerin yetersizliğine neden olur. Kısa sürede kilo vermeyi hedefleyen bireyler birçok besini tüketmemektedir. yapılan bu yanlış beslenmeye bağlı olarak ilerleyen dönemlerde bireylerde pek çok sağlık sorunu ortaya çıkmaktadır. Örneğin; B vitaminleri eksikliği sinirlerinizi bozarak depresyona girmenizi, kalsiyum eksikliği kemik dokunuzun bozulmasını, demir eksikliği saç, cilt, tırnaklarınızın sağlıksız olmasına neden olur.

Neden kilo veremiyorum?, kilo verememe nedenleri, kilo verememe sebepleri, zor kilo vermek, kiloyu zor vermek, kilo verme zorluğu, insülin direnci kilo vermeyi engelliyor, kilo verirken dikkat edilecekler, kilo verdiren diyet, kilo verdiren gıdalar

Kilo vereceğim derken cildiniz solmasın

Bilinçsizce yapılan diyet uygulamalarında ilk yapılan hataların başında yağ tüketimini tamamen sıfırlamak yer alıyor. Beslenmenizden yağı tamamen çıkartırsanız yağda eriyen A,D,E,K vitaminlerinin yetersizliğine neden olursunuz. Yağ içeriği dengesiz ve yetersiz diyetlerle zayıflayan kişilerin bir süre sonra saçları dökülmeye, cansızlaşmaya, tırnakları kırılmaya, cildi soluklaşmaya başlar.

şişmanlık ve obezite

Geçmişte yaptığınız yanlış diyet uygulamaları sizi üzmesin

Maalesef ki bazı danışanlarımda geçmişte yaptıkları yanlış diyet girişimleri sebebiyle bir direnç ile karşılaşıyoruz. Gerçekten sağlıklı bir diyet programı uygulamaya başladığımızda, eskiden yapılan tüm yanlış diyetler vücutlarında kilo vermeye direncini artırıyor. Bir süre sonra eskisi kadar kolay kilo verilemiyor. Bu nedenle kilo vermek isteyen bireylerin daha sabırlı, eğer mümkünse bir uzman gözetiminde doğru beslenme kurallarını öğrenip hayat tarzı yapmaları gerekmektedir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Gizem Nur Savacı

Gülşah karmil hamileleik beslenme

3 maddede: “Hamilelikte sağlıklı beslenme”

  • Bu süreçte diyet yapabilir miyim?
  • İki canlıyım daha mı fazla yemeliyim?
  • Yediklerim bana ve bebeğime yeter mi?

Bu ve buna benzer soruları anne adaylarından çok sık duyuyoruz. Sakin olun anne adaylarım, hepsi bu yazıyla cevap bulacak…

Fazla kilo alımını önlemek için öneriler, Alınan kiloların dağılımı önemli midir?, Hamilelikte aşırı kilo alımının zararlı, Gebelikte yetersiz kilo alınırsa, Gebelikte kaç kilo alınmalıdır,

1. Gebelik döneminde beslenme neden bu kadar önemli?

Hamilelik dönemi hem bebeğin büyümesi hem de annenin gereksinimlerinin karşılanması açısından çok çok önemli bir süreçtir. Bebeğinizin tek beslenme kaynağı siz olduğunuzdan dolayı yediğiniz her besin bebeğinize armağanınızdır. Bu armağanı ikiniz için de değerli kılmak öncelik olmalıdır.

Bu süreçte en önemli nokta kesinlikle zayıflama diyeti yapılmamasıdır. Sizin ve bebeğinizin ihtiyaçları diyetisyeniniz tarafından hesaplanır ve o şekilde beslenmeniz gerekir. Tabi anne adaylarının çoğunda görülen mide bulantısı sebebiyle anneler ilk aylarda çok iyi beslenemeyebilirler. Bu süreçte vücut ağırlığınızda biraz azalma görülebilir. Bu ağırlık kaybı bebeğinize zarar vermez endişeye kapılmayınız. Olması gereken ise:

2. Gebelik döneminde ağırlık kazanımı ne kadar olmalı?

Gebeliğinizin ilk üç ayı süresince beklenen ağırlık kazancı 1 – 2 kg olup; adölesanlarda ise 2 – 3 kg’dır. Daha sonraki dönemde haftalık ağırlık kazanımı 0.3 – 0.5 kg civarında beklenmektedir. Gebeliğin başlangıcında şişman olan kadının fazla ağırlık kazanmasına gerek yoktur. Gebelik öncesi çok vücut ağırlığınız çok fazlaysa ilk 3 ay enerji kısıtlı diyet verilirse de bu kısıtlama 1200 – 1500 kaloriden az olmamalıdır, 4. aydan sonra kısıtlama yapılmaz. Bu konuda diyetisyeninize başvurmanız şarttır.

Fazla kilo alımını önlemek için öneriler, Alınan kiloların dağılımı önemli midir?, Hamilelikte aşırı kilo alımının zararlı, Gebelikte yetersiz kilo alınırsa, Gebelikte kaç kilo alınmalıdır,

3. Hamilelik dönemimdeki beslenmemde nelere dikkat etmeliyim?

Gebelikten dolayı artan enerji ve besin ögesi ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için gebe kadının normal zamanda yediklerine ek olarak tüketmesi gereken besinler, miktarları ve beslenme ilkeleri şunlardır:

  • Bir su bardağı kadar süt, yoğurt, 2 – 3 işaret parmağı ölçüsü kadar peynir veya 1-2 kaşık çökelek tüketebilirsiniz. Ayrıca süt veya yoğurt çorbalar içinde de (sütlü çorba, yoğurtlu çorba) tüketilebilir.
  • Bir adet yumurta, yumurta kadar et, tavuk veya balık tüketebilirsiniz. Bu besinler tüketilemiyorsa kuru baklagil yemekleri, mercimekli veya nohutlu çorbalar tüketilebilir.
  • Yemeklerle birlikte  maydanoz, kıvırcık, lahana, biber, domates, karnabahar gibi C vitamininden zengin sebzeler; kuşburnu, portakal, mandalina, elma, şeftali gibi meyveler ve taze sıkılmış meyve suları tüketilmelidir.
  • Sebzelerin ve kuru baklagillerin haşlama sularının dökülmesi vitamin ve mineral kayıplarına neden olacağı için haşlama suları dökülmemelidir.
  • Sıvı alımı asla ihmal edilmemeli, günde en az 8 – 10 su bardağı kadar su içilmelidir. Özellikle kabızlık şikayeti varsa bol su içerek, kabuğu ile yenen meyveleri bu şekilde tüketerek, her öğünde sebze ile salataya yer vererek ve yürüyüş ya da düzenlie egzersiz yaparak bu sorunun önüne geçilebilir.

Fazla kilo alımını önlemek için öneriler, Alınan kiloların dağılımı önemli midir?, Hamilelikte aşırı kilo alımının zararlı, Gebelikte yetersiz kilo alınırsa, Gebelikte kaç kilo alınmalıdır,

Dahası için  lütfen Sağlık Bilimleri Beslenme ve Diyetetik mezunu Gerçek Diyetisyenler‘e başvurunuz.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Gülşah Karmil

Canan Karatay'a diyetisyen demek ekşi sözlük

Ekşi Sözlük’ten: “Canan Karatay’a diyetisyen demek”

Bilindiği gibi Ekşi Sözlük, her türlü konu ve kavram hakkında, kayıtlı yazarların yorumlarını içeren katılımcı sözlük tarzında ağ sayfasıdır.

Sağlık Bilimleri Beslenme ve Diyetetik mezunu sağlık profesyoneli olmamasına karşın ısrarla diyetisyencilik yapan şahsa yönelik, Ekşi Sözlük‘te oluşturulmuş başlığa yazılan en iyi girdileri (entry) Gerçek Diyetisyenler Sitesi olarak değerli okurlarımız için derledik…

1. Suçtur

Canan Karatay'a diyetisyen demek ekşi sözlük

2. Diyetisyenliğe hakarettir

Canan Karatay'a diyetisyen demek ekşi sözlük

3. Koyunlar ot yiyip yağlanıyormuş, bakın hele!

Canan Karatay'a diyetisyen demek ekşi sözlük

4. Lahmacun uzmanı

Canan Karatay'a diyetisyen demek ekşi sözlük

Canan Karatay'a diyetisyen demek ekşi sözlük

iller sıralaması

Sizin şehriniz kaçıncı sırada?

Gerçek Diyetisyenler Sitesi’ni en çok ziyaret eden iller listesi yenilendi! Bilgiler Google Analytics’ten alınmıştır. İşte ilk on şehir listesi…

Sıra  Şehir % Oturum
1. İstanbul %21,15
2. Ankara %16,52
3. İzmir %9,70
4. Adana %7,57
5. Antalya %3,89
6. Diyarbakır %3,49
7. Bursa %2,81
8. Samsun %2,31
9. Mersin %1,99
10. Konya %1,85

Bizi takip ettiğiniz için teşekkür ederiz…

Flavonoidlerin kanser üzerine etkileri

Meyve ve sebze tüketmeyen bireylerde, tüketen bireylere göre kanser görülme riski iki kat daha fazladır…

Flavonoidlerin sağlığa etkileri – I

Özellikle akciğer, özefagus, ağız boşluğu, pankreas, mide, kolon, rektum, mesane ve larinks kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Bu hastalıkları önlemek için günde 5 porsiyon renkli sebze ve meyve tüketilmelidir.

Domateste bulunan likopen, A vitamini benzeri madde olup prostat, meme, sindirim sistemi, mesane, deri ve serviks kanserine karşı etkilidir ve bu etkisini antioksidan özelliğiyle yapmaktadır. Brokoli, karnabahar ve lahana gibi besinler de kansere karşı etkilidir. Bu etkiyi içerdikleri glukozinatlarla göstermektedir.

gmo, GDO, Genetiği değiştirilmiş organizma (1)

İndol, izosiyonat ve sulforan gibi fitokimyasallar ise DNA hasarını önleyen ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini arttıran yapılardır. Sarımsak ise yıllardır tıbbi amaçlı kullanılmaktadır. Etkisini yapısındaki allisin, allik sülfitler gibi organosülfür bileşikleri ile sağlamaktadır. Soğanda da bulunan allik sülfitler immün sistemi güçlendirir, karsinojen maddelerin atımını sağlar, tümör hücrelerinin oluşumunu baskılayan enzim sistemlerini uyarır.

bağışıklık sistemi immün sistem hiv aids
Flavonoidlerin büyük bir kısmı glutatyon-S-transferaz (GST) aktive ederek mutajenik etkiye sahip ksenobiyotikleri detoksifiye eder.  Östrojen gibi davranan bitkisel kimyasallara fitoöstrojen denilir ve bu fitoöstrojenler hormon bağımlı meme, hipospadias, testis ve prostat kanserleri üzerine etkilidir. Fitoöstrojen kaynağı olarak en başta soya ve ürünleri gelir ve etkisini fitosteroller, saponinler, fenolik asit, fitik asit, izoflavonlar, genistein ve diadzein gibi yapılarla gösterir.  Siyah çay tüketiminin kanser üzerine etkisi üzerine de araştırılmalar yürütülmektedir.

Antioksidant,B6 vitamini,bağışıklık hüreleri,bağışıklık sistemi,besin çeşitliliği,Çinko,folik asit,yeşil yapraklı sebzeler, Diyetisyen Sibel Mumcu, Diyetisyen Sibel Mumcu kimdir, Diyetisyen Sibel Mumcu yazıları, Diyetisyen Sibel Mumcu bağışıklık sistemi, gıda hattı, gıda gündemi, bağışıklığı yükselten besinler, bağışıklığa iyi gelen gıdalar,

İn vitro çalışmalarda çayın yapısında bulunan epigallokateşin-3-gallo (EGCG) ve theaflavin kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını engeller ankanserlerik insan çalışmalarında bu koruyuculuk henüz netleşmemiştir. Yeşil çay tüketimiyle ilgili yapılan çalışmalarda boğaz, prostat ve göğüs kanserlerine karşı koruyucu etki gösterdiği belirtilmiştir.

Ağız  kanserleri

Yeşil Çay 6 ay uygulamadan sonra lezyonlarda %37.9 kısmi azalma…

Yemek Borusu kanserleri

Yeşil ve siyah çay etkisiz…

Mide kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay Günde 7 finkanserlerin veya daha fazla yeşil çay tüketenlerde kanser riskinde %31’e varan azalma…

fitokimyasallar yazı dizisi

Pankreas kanserleri

Yeşil Çay 200 g/ay’a kadar tüketen erkeklerde kanser riskinde % 12, kadınlarda %53; 200 g/ay’dan fazla tüketen erkeklerde % 43, kadınlarda % 47 azalma…

Kolerektal kanserler

Siyah Çay Günde 2 veya daha fazla finkanserlerin çay tüketenlerde kolon kanser riskinde % 4, rektum kanseri riskinde % 44, kolorektumda % 21 azalma…

Deri kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, çay+UV ışın uygulanan grupta su+UV ışın verilen gruba göre % 30–42 daha az karetoakantoma ve % 26-33’den daha az squamus deri tümörü…

Akciğer kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, 4-tilnitrozamin–1(3-piridil)1-bütanon uygulanan grupta su+4–metilnitrozamin–1–(3–piridil)–1–bütanon uygulanan gruba göre tümör oluşumunda % 24 azalma, mevcut tümör boyutlarında % 38 küçülme…

Prostat kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay 2 finkanserlerin/gün’den çok çay tüketenlerde kanser riskinde % 30 azalma
Mesane Yeşil Çay Kadınlarda kanser riskinde % 50 azalma…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

Çisem önel ramazanda beslenme diyet

Ramazanda bu beslenme önerilerine kulak verin!

Bildiğiniz gibi ramazan ayı, Müslüman toplumlar için önemli yer teşkil etmekte ve İslam’ın önemli gerekliliği olarak inananlar bu ayda oruç tutmakla yükümlüdürler.

Bu dönemde beslenme düzenimizde de büyük değişiklikler olmaktadır. Bu süreç içinde bedenimizi de ruhumuzu da doğru beslememiz gerekmektedir.

ramazan, oruç, sahur, iftar, çay, içecek

Peki bu dönemde nasıl mı beslenmelisiniz?

Bu sene Haziran ayına denk gelen ramazan ayında ilk olarak dikkat etmemiz gereken durum günlük su ihtiyacımızı karşılamaktır. Bireysel farklılıklara göre değişmekle beraber günlük ihtiyacımız olan 2 – 2,5 litre suyu iftar ile sahur arasında tüketmemiz gerekir. İftarımızı açtıktan sonra sürahimizi bulunduğumuz odaya getirirsek ihtiyacımız olan suyu alabiliriz. Ayrıca içtiğimiz çay ve kahveleri su olarak düşünmemeliyiz , bunlar diüretik maddelerdir yani vücudumuzundan suyun atılmasını artırırlar.

Günde üç ana öğün tüketmeyi ramazan ayında da devam ettirmeliyiz. İftarımızı iki öğüne bölerek ve sahuru da kahvaltı şeklinde yaparak ana öğünlerimizi tamamlayabiliriz. Bu sayede iftar da bir anda fazla yiyerek midemizde hazımsızlık ve gaz oluşmasını engellemiş oluruz. İftarımızı açarken daha hafif yemekler yemeliyiz buna örnek olarak 1 kepçe çorba, zeytinyağlı sebze yemeğini verebiliriz ,daha sonra ana yemeğe geçmemiz vücudumuzu uzun açlıktan sonra bir anda enerji yüklemesi yapmaktan korumuş oluruz. Ana yemeğimizde günlük almamız gereken protein ihtiyacını karşılayabilmek için et veya tavuk olmasına dikkat etmeliyiz ,bunları kızartmak yerine haşlama veya fırında yapmamız daha sağlıklı olacaktır. Yemek yemeği uyumadan iki saat önce tamamlamış olmamız da uyurken yediklerimizin ağzımıza ekşi bir tat ile gelmesini ve midede yanma oluşmasını engeller.

Yeterli ve dengeli beslenmeyi de bu ayda unutmamız gerekiyor. Tabağımızda süt grubu, et grubu ,sebze ve meyve grubu, ekmek grubu aynı anda olması gerekiyor. Sağlıklı tabak modelini iftarda ve sahurda uygulamalıyız. Sahura kalkmadan niyetli olmak ihtiyacımız olan enerjiyi yeterli almamıza ve gün içinde vücudumuzu yıpratmamıza yol açar. Sahurda aşırı yağlı ve tuzlu gıdalarda uzak durmalı kahvaltı şeklinde yapmamız bizim için daha yararlı olacaktır. Böylelikle gün içinde susama ihtiyacımızı da azaltabiliriz. İftarda tatlı tüketimine de dikkat etmeliyiz. Porsiyon kontrolü sağlamalı şerbetli tatlılardan kaçınmalıyız. Sütlü tatlı veya meyveli tatlıları seçmemiz bizim için daha faydalı olacaktır.

Beslenme düzenimizde oluşacak olan bu değişiklik hazımsızlık yaratabilir. Bu yüzden daha lifli besin yani kuru baklagil yemekleri, tam tahıllı ekmekler, sebze yemekleri hazımsızlığımıza iyi gelecektir. Kuru incir, kuru kayısı ,kabuğu soyulmadan tüketilebilen meyveler de hazımsızlığımızı gidermekte bize yardımcı olmaktadır.

yürüyüş diyet detoks spor yürüme

Ramazanda küçük yürüyüşler yapın

İftar yemeklerinden sonra yürüyüşe çıkmayı da ihmal etmemiz gerekiyor. Gün içinde aç kalarak yavaşlayan metabolizmamızı harekete geçirmek için en iyi yol fiziksel aktivitedir. Yaptığımız bu yürüyüş sindirime de yardımcı olacaktır.

Sağlıklı bireyler için oruç tutmak bedeni dinlendirmek adına yararlı olduğu yapılan araştırılmalarda görülmüştür ama kronik hastalığı olan bireyler için ve gebeler için bazı sağlık problemleri yaratabilmektedir. Bu yüzden doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Çisem Önel