fatma yılmaz fonksiyonel besin

6 madde ile: “Fonksiyonel besinler”

Gıda sektöründe yeni eğilim olarak besin değeri daha yüksek, daha sağlıklı ve hastalıklar üzerine etkili bazı besin gruplarına yönelim başlamıştır.

Bu özellikleri barındıran gruplara fonksiyonel besinler denmektedir. Bu besinler besleyici özelliklerinin yanında fiziksel ve zihinsel aktivite, hastalıklar üzerine etki, fizyolojik işlevler üzerine de etkilidir.

1. Bilinçli veya bilinçsiz bir tüketim söz konusu

Fonksiyonel besinler aslında günlük tükettiğimiz besinler arasında yer almaktadır. Fonksiyonel özellik taşıyan bitkiler son yıllarda bireyler üzerinde kullanılmıştır. Bu ürünler hem ekonomik hem de kolay ulaşılabilir ve doğal olması nedeniyle bilinçli veya bilinçsiz bir tüketim söz konusudur.
Fonksiyonel besinlerle ilgili ilk çalışmalar Japonya’da 1984 yılında başlamıştır. Lifli besinler ilk ticari fonksiyonel besinler olarak piyasaya sürülmüştür. 1988’de Japonya’da Fibre-mini adında yumuşak bir içecek olarak ilk fonksiyonel ürün üretilmiştir. Bu ürün mide-bağırsak düzenleyici olarak satışa sürülmüştür.

2. Bir besinin fonksiyonel olarak değerlendirilebilmesi

Bir besinin fonksiyonel olarak değerlendirilebilmesi için bazı özelliklere sahip olmalıdır. Bunlar; sağlığın devam ettirilmesi ve iyileştirici özelliğinin olması aynı zamanda diyete katkı sağlamalı, nutrisiyonel ve tıbbi temellere dayanmalı ve bu hususlarda tespit edilebilir olmalı, bileşenleri güvenilir olmalı, fiziko-kimyasal özellikleri iyi bilinmeli ve kantitatif-kalitatif yollarla tespit edilebilir olmalı, besinlerle karıştırıldığında zararlı bir etki oluşmamalı, bireyin normal beslenme düzeninde yer alan besinlerden olmalı, bu besinler ve bileşenleri ilaç gibi kullanılmamalıdır.

3. Antioksidan kapasite

Günümüzde antimikrobiyal, antidiyabetik, antiinflamatuar, antikanser ve antioksidan özellikleri ile dikkat çeken bu besinler birçok araştırmaya konu olmuştur ve hayvanlar üzerinde birçok çalışma yapılmıştır.

Yapılan çalışmalar daha çok serbest radikallerin sebep olduğu etkiler, sentetik ve doğal antioksidanlar üzerine yoğunlaşmıştır.

Bu çalışmalar sonucunda bitkilerin bu yararlı etkilerinin antioksidan kapasiteye sahip fenolik yapıdaki bileşiklerden kaynaklandığı belirtilmiştir. Fenolik bileşikler ise bitkilerin meyve, tohum, çiçek, yaprak, dal ve gövdelerinde yer alan sekonder metabolit olarak işlev gören bileşiklerdir.

4. Fenolik bileşikler

Yaklaşık 4000 bitkisel kökenli fenolik bileşik tanımlanmıştır. Bu fenolik bileşikler insan sağlığı üzerine etkisi yanında bitkinin kendisinde de büyüme, gelişme, pestlere karşı korunma, renk ve tat özelliklerine etki etmektedir.

Fenolik bileşikler, fenolik asitler ve flavonoidler olarak ikiye ayrılır. Fenolik bileşiklerden bazıları meyve sebzelerde lezzet oluşumunda görev alır. Acı-buruk tat oluşumunda etkilidir. Bazıları da renk oluşumunda yer almaktadır. Meyve ve sebze işleme aşamasında ise enzimatik olaylar meydana getirmektedirler. Örneğin esmerleşme gibi renk değişiklikleri.

5. Biyoflavanoidler

Fenolik bileşiklere beslenmeye olan önemli katkılarından dolayı biyoflavonoid adı verilmiştir. Bazı kaynaklarda ise P faktörü (perneabilite faktörü) veya P vitamini olarak adlandırılmaktadır.

Bu bileşenler birçok hastalık üzerine etkilidir. Bunlardan bazıları; obezite, kalp ve damar hastalıkları, osteoporoz, kanser, nörodejeneratif hastalıklardır. Bu fenolik bileşenlere olan ilgi topluma göre farklılık göstermektedir. Çeşitli epidemiyoloji çalışma sonuçlarına göre sebze ve meyvelerden zengin beslenmenin birçok hastalığa karşı koruyucu etkisi vardır. Bu etki flavonoidlerle birlikte vitamin ve karetinoidlerle birlikte sağlanmaktadır. Flavonoidler sağlığa olumlu etki etmektedir fakat besinlerle alımı yapılırken ne kadar miktarda tüketildiğini saptamak zordur. Ayrıca bu durumla ilgili yapılan çalışma sayısı da çok azdır.

6. Besin takviye pazarı

Ülkemizde bireyler diyetle yeterli miktarlarda alamadıklarını düşündükleri bu bileşenleri ekstrelerle desteklenmiş ek besinler olarak takviye etmeye çalışmaktadır. Bu durum da yeni bir pazar ortaya çıkarmıştır. Dahasını diyetisyeninize danışabilirsiniz.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

ketojenik diyet, ketojenik diyet nedir, ketojenik diyet listesi, ketojenik diyet zayıflatır mı, ketojenik diyet programı, ketojenik diyet faydalı mı, ketojenik diyet zararlı mı, ketojenik diyette neler yenir, ketojenik diyette hangi gıdalar var,

7 Maddeyle “süper besin”

1. Süper besin: “Tanımı”

Süper besin terimi besinlerin yanı sıra sağlığa bir karkı sağlayan besinleri tanımlar. Vücudun temel besin ihtiyaçlarını karşılamanın ötesinde insan fizyolojisi ve metabolik fonksiyonları üzerinde ilave yarar sağlayan, böylelikle hastalıklardan korunmada ve daha sağlıklı bir yaşama ulaşmada etkinlik gösteren besinlerdir.

2. Süper besin: “Etkileri klinik olarak ispatlanmış besinlerdir”

Besleyici etkilerinin yanı sıra bir ya da daha fazla etkili bileşene bağlı olarak sağlığı koruyucu, düzeltici ve/veya hastalık riskini azaltıcı etkiye sahip olup, bu etkileri bilimsel ve klinik olarak ispatlanmış besinler Süper besin olarak adlandırılır.

3. Süper besin: “Modern zamanlarda beslenme”

Bugün eskiye oranla daha fazla insan; kırsal yerine kentlerde yaşar hâle gelmiştir ve ekonomik faaliyetler, “daha az tarım daha çok endüstri” temelinde sürdürülmektedir. Bu değişimler, beraberinde yaşam kalitesi ve sağlık alanlarındaki iyileşmeler açısından pek çok fayda getirmiştir. Bireylerin iletişim biçimleri, sahip oldukları boş zaman miktarı, besinlere erişimleri ve fiziksel aktivite seviyeleri de zaman içinde değişmiştir. Gelişmiş ülkelerde yaşam kalitesinde sağlanan iyileşmeler, daha güvenli ve daha çeşitli beslenmenin yanında artan yaşam süreleri ile de ilgilidir.

Genel olarak bireyler daha fazla boş zamana ve daha geniş çeşitlilikte gıdaya çok daha kolay süper besinlere erişme olanağına sahiptir ve günlük faaliyetleri, daha az fiziksel aktiviteyi gerektirmektedir. Ancak bu değişimler, enerji alımı ve tüketimi arasında denge kurmayı daha da zorlaştırmış, bu da tüm dünyada fazla kilolu olma durumunun ve obezitenin artmasıyla sonuçlanmıştır.

4. Süper besin: “3 Faktör arasında denge”

Bu değişimler gerçekleştikçe yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları ve tip 2 diyabet gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların görülme sıklığı artmıştır. “Yaşam biçimlerinin”, “beslenmenin” ve “hareketsizliğin” bu hastalıkların artmasında rol oynadığı açıktır ve bu hastalıkları önleme başarısı, bu üç faktör arasında bir dengenin kurulmasına dayanır.

5. Süper besin: “Beslenme bilimi”

Beslenme yetersizliklerinin hastalıklara yol açtığı ve bu hastalıkların uygun besinlerin alınmasıyla önlenebileceği gözlemi, tarih boyunca beslenme biliminin çalışma alanını oluşturmuştur. 20. yüzyılın ilk yarısında beslenme biliminin odağı, beslenme yetersizliklerinden kaçınmayı sağlayacak temel besin ögesi ihtiyacını belirlemek olmuştur.

Bu; vitaminler, mineraller, proteinler, yağlar, karbonhidratlar ve enerji için referans besin ögesi alımı (DRI), popülasyon için referans alım (PRI) ve referans besin ögesi değeri (DRV) gibi değerlerin belirlenmesine öncülük etmiştir. Enerji alımını temel metabolizma faaliyetleri ve fiziksel aktivite ile dengeli durumda tutarken yeterli besin ögesi alımı sağlayan dengeli bir diyet seçimi, sağlıklı beslenmenin temel taşını oluşturur. Bu nedenle diyetlerin ve besinlerin, uygun besin ögesi yoğunluğuna sahip olması gerekir.

Bu ihtiyaç, doğal ürünlerin tüketilmesiyle karşılanabilir ancak yaşam biçimleri ve modern yaşam beklentileri, bunu zorlaştırır ve sonuç olarak bu ihtiyaçları karşılayacak endüstriyel ürünler ortaya çıkar.

Aynı zamanda diyette yer alan besin ögelerinin ve diğer bileşenlerin olası faydalı ve zararlı etkilerinin daha iyi anlaşılması, temel beslenme ihtiyaçlarının ötesinde vücut fonksiyonlarını etkileyebilen spesifik özellikli gıda maddelerinin elde edilmesini mümkün kılmıştır. Bu besinler, “fonksiyonel, işlevsel ya da süper” olarak tanınmıştır.

Elbette tüm gıdalar belli bir dereceye kadar fonksiyoneldir ancak Süper besin olarak tanımlanan ürünler, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı iyileştirmeye yardım ederek uzun vadede sağlığı destekleme potansiyeline sahiptir.

6. Süper besin: “Ortak özellikleri”

Süper besinların ortak özellikleri, içerdikleri besin bileşenlerinin sağlık üzerinde olumlu etki göstermesi, doğal olmaları, diyetin bir parçası olarak kontrolsüz tüketimde güvenli olmalarıdır. Bu konu gıda biliminde hızla gelişen bir alandır, bu gibi gıdalar genellikle sağlık beyanları ile birlikte pazara sunulur. Örnek olarak “tahıllar çok önemli lif kaynağıdır” beyanı gibi. Çalışmalara göre diyette lif miktarının artması bazı kanser türlerinin riskini azaltabilmektedir. Canlı bakteri kültürlerini içeren fermente gıdalar probiyotik yararları ile düşünülen Süper besinlar olarak ele alınır.

7. Süper besin: “Çeşitleri”

  • PKU – Fenilketonuri hastaları için özel besinler,
  • Çölyak hastalarının tüketimi için tasarlanmış gıdalar,
  • Probiyotik ve prebiyotik içeren besinler
  • Düşük kalorili besinler,
  • Düşük sodyumlu veya sodyum içermeyen tuzlar da dahil düşük sodyumlu gıdalar,
  • Diyet lifi içeriği artırılmış gıdalar,
  • Glutensiz besinler
  • Sporcu gıdaları – Enerji içecekleri,
  • Diyabetik besinler (şeker içermeyen) ,
  • Zenginleştirilmiş besinler: Bir besine içeriğinde doğal olarak bulunan/bulunmayan bir veya birden fazla esansiyel besin öğesinin popülasyonda veya popülasyonun özgün bir grubunda kanıtlanmış bir eksikliği gidermek amacıyla ilave edilen gıdalar,
  • Çoklu doymamış esansiyel yağ asitleri olarak omega-3, omega-6 ve omega-9 yağ asitleri
    içeriği artırılmış besinler.