tbs hijyen mutfak aşçı

Toplu beslenme için sanitasyon zamanı!

Güvenli besin; kimyasal, mikrobiyolojik ve fiziksel olarak bozulmamış, besleyici değerini koruyan besin anlamına gelmektedir.

Toplu beslenme sistemlerinde sanitasyon ve güvenli besin oldukça önemlidir. Sanitasyon, sağlıklı ve güvenilir besin elde etmek için besine uygulanan bir takım bilimsel işlemler bütünüdür. Sanitasyon TBS’de hem firma hem de insan sağlığı açısından son derece önemlidir.

Toplu beslenme sistemleri dahil olmak üzere birçok alanda ve hayatımızda mikroorganizmalar uygun buldukları her ortamda çoğalarak besinlerimizde istemediğimiz değişimlere yol açarlar. Besinlerle belirli miktarda aldığımız mikroorganizmalar enfeksiyon veya intoksikasyon olarak insanda ortaya çıkar. Enfeksiyon yapacak kadar bozuk besin tüketimi besin zehirlenmesi olarak adlandırılır. Besin zehirlenmeleri ölümcül olabilir. Bundan dolayı TBS’de yoğun önlemler alınmalıdır. Besin hijyeni, personel hijyeni ve ekipman hijyeni olmak üzere besinlerde 3 farklı kontaminasyon mekanizması mevcuttur. Bulaşmaya yönelik bir takım öneriler şu şekildedir.

  • Sağlam ve temiz ham madde ile üretime başlanmalı,
  • Besin hijyenini sağlarken mutlaka su kullanılmalı,
  • Servise hazır besin 10 dakika içerisinde tüketicisine iletilmeli,
  • Besinleri uygun sıcaklıklarda pişirmeli probe termometre kullanılmalı,
  • Bulaşıcı hastalık taşımayan personel kadrosu ile ekip oluşturulmalı,
  • Personelin 3 veya 6 aylık periyotlarla portör taramasını yasalar doğrultusunda sağlamalı,
  • Ekipmanların, temizlik ve bakım talimatları kolay görünebilen bölgelerde olmalı,
  • Mutfakta köşeli alan barındırmamalı varsa köşe temizlikleri hassasiyetle yapılmalı,
  • Paslanmayan ekipman kullanmaya özen gösterilmeli,
  • Mutfak ve depolarda böcek kontrolü yapmayı ihmal edilmemeli

Son olarak , TBS’de sadece HACCP ve ISO sistemleri uygulamasının yeterli olmadığı, bu sistemlerle beraber mutlaka sanitasyon ve hijyen kavramlarına da çok önem verilmesi devamlılık ve insan sağlığı adına mutlaka gereklidir.

Toplu Beslenme Sistemlerinde Hijyen Sanitasyonu Sağlama Önerileri

d vitamini, vitamin d

D vitamini, pek çok enfeksiyon etkeninin gelişmesini engelliyor!

D vitamini pek çok enfeksiyonu gelişme aşamasında engelliyor. Kış aylarında sık görülen solunum yolu enfeksiyonu ve soğuk algınlığına karşı doktor tavsiyesiyle D vitamini alınmasında herhangi bir sakıncanın olmadığını söyleyen Aksuvital Ar-Ge Merkezi’nden Eczacı Gülay Fidaner “D vitamini pek çok enfeksiyonu gelişme aşamasında engelliyor” dedi.

Kış aylarında sık görülen solunum yolu enfeksiyonu ve soğuk algınlığı durumlarında D vitaminin doktor tarafından yazılıp dozunda kullanılmasıyla enfeksiyonlara yakalanma riskinizi azaldığını belirten Aksuvital Ar-Ge Merkezi’nden Eczacı Gülay Fidaner, D vitamini eksikliği olan kişilerin takviyeleri günlük veya haftalık olarak alması vitaminin koruyucu etkilerini güçlendirdiğini söyledi.

D vitamininin kemik ve kas sağlığı için önemli olduğunu söyleyen Fidaner,

Kış aylarında güneş ışığından yeterli oranda faydalanamadığımız için günlük önerilen 10 mikrogram D vitaminini alamayabiliyoruz. Bu aşamada D vitamini takviyelerinin yardımcı olabileceklerine dair tartışmalar gündemimizde sıcak bir konudur, bazıları ise bunların alınmasının faydalarının belirsiz olduğunu savunuyor. Ancak Londra Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, 14 ülkede yapılan 25 klinik çalışmada 11.000 kişiden elde edilen verileri bir araya getirdi. D vitamini takviyesinin akut solunum yolu enfeksiyonlarını, özellikle de D vitamini eksikliği olanlarda, önlemeye yardımcı olabileceği sonucuna vardı. Çalışma, D vitamini takviyelerinin, bu tür solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmış insanların oranını yüzde 12 azaltabileceğini buldu, ifadelerin bulundu.

Son araştırmalar, D vitamininin pek çok enfeksiyonu gelişme aşamasında engellediğini gösterdiğini söyleyen Ecz. Gülay Fidaner Ayrıca D vitamini eksikliğinin sık ve tekrarlayan enfeksiyonlara neden olduğu açıkladı.

En çok tüketilen ilaç listesinde antibiyotikleri görüyoruz

Nüfusun en az yüzde 70’inde yılda bir kez veya daha fazla solunum yolu enfeksiyonları görüldüğünü ve bunun sonucunda antibiyotiklere yöneldiğimizi vurgulayan Fidaner,

Ülkemizde en çok tüketilen ilaç listesinde her yıl birinci sırada antibiyotikleri görüyoruz. Gereksiz antibiyotik kullanımı her yaş grubu için tehlikeli olduğu gibi çocuklar ve yaşlılar daha hassas ve duyarlı olan hasta grubudur. Antibiyotik kullanımı sırasında böbreğe ve karaciğere ciddi oranda yükleniliyor. Ayrıca vücutta alerjik reaksiyonlar oluşabiliyor, dedi.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-d-vitamini-pek-cok-enfeksiyonu-gelisme-asamasinda-engelliyor-11-681-75736.html
zayıflık ve kilo alma diyetisyen

Zayıflıkta beslenme nasıl olmalı?

Benim gibi birçok diyetisyen arkadaşımın şikayet ettiği konulardan biri de bizim mesleğimizin sadece kilo vermekle alakalı olduğunun düşünülmesidir. Aslında mesleğimizin geniş bir alanı var. Kilo verme görünen yüze bunu dışında kilo aldırma ve kalp hastalıları, diyabet, böbrek hastalıkları gibi birçok kronik hastalığın beslenme tedavisinde bize ihtiyaç vardır.

Ben bu yazımda aşırı zayıflıktan ve beslenme tedavisinden bahsedeceğim. Aşırı zayıflığında istenmeyen bir durum olduğunu söylediğimde birçok danışanım:

Ee o zaman biz ne yapacağız, diyorlar.

Bireylerin beden kitle indeksine (BKİ) bakarak kişilerin zayıf, normal ve kilolu olduğuna karar veririz. BKİ zor bir hesaplama değildir. Kiloyu boyun karesine bölerek bu indekse ulaşabiliriz (Kilo/Boy²). Sağlık bir bireyin BKİ’si 20.0 – 24.9 arasında olmalıdır. Eğer BKİ 18,5 ve altı ise bu istediğimiz bir durum değildir. Bu durum yetersiz beslenmenin göstergesidir.

  • Bireyin bağışıklık sistemi düşüktür. Bu yüzden enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskinde bir artış vardır. Kronik diyare (ishal) görülebilir. Bu yüzden kısır bir döngü oluşur. Birey enfeksiyondan dolayı kilo alamaz kilo alamadığı için hastalığın şiddeti ve süresi artar.
  • Yetersiz beslenmeden ötürü vitamin ve mineral eksiklikleri ve buna bağlı hastalıklar olabilir.
  • Bireyin kemik ve kas sistemi güçsüz olur. Hareketleri yavaştır ve çabuk yorulur. Kemik ve kas ağrıları olur.
  • Saçlar güçsüz, deri mattır.

Zayıf olan bir çok birey çok yediğini ancak kilo alamadığını söyler. Kesinlikle danışanın yaptığı bir yanlışlık vardır. Eğer kişi sağlıklı kilosuna ulaşmak istiyorsa bu konuda eğitim almış bir diyetisyene başvurmalıdır. Zayıf bireylerin mide çapı küçüktür. Bu yüzden ana öğünler dışında ara öğünlerde de enerji ve besin içeri yüksek besinler önerilmelidir. Hatta bir öğünde tüketmesi ilk zamanlar için zor ise ara öğün sayısı arttırılabilir. Ara öğünlerde sütlü tatlılar, kuru yemişler, taze sıkılmış meyve suyu (içine pekmez ya da bak katılabilir) gibi besinler verilebilir. Kahvaltı alışkanlık haline getirilmelidir. Öğün atlanmamasına dikkat edilmelidir. Kilo alınmamasına sebep psikolojik bir durum ise bu durumun çözümüne gidilmelidir. Egzersiz yapmak sadece kilo vermek için değil kilo almak içinde önemli bir yöntemdir. Ayrıca kişide enfeksiyonel bir hastalık varsa protein içeriği yüksek besinler diyetinde yer almalıdır. Ben zaten zayıfım deyip aşırı yağlı besinler tüketilmemelidir. Zayıflığa bağlı vitamin ve mineral yetersizliği varsa buna uygun bir beslenme tercih edilmelidir. Zayıflığa neden olan hipertiroidi gibi kronik bir hastalık ise doktor ve diyetisyen birlikte çalışmalıdır.

Görüldüğü gibi zayıflıkta istediğimiz bir durum değildir. Sağlıklı bir şekilde kilo almak ve ideal ağırlığınıza ulaşmak için bir diyetisyene gitmeyi ihmal etmeyiniz.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
Kulak Çınlaması, tinnitus

Kulak çınlaması ihmal edilmemeli

Dışarıdan gelen sesli bir uyaran olmadan hastanın ses algılaması tıp dilinde tinnitus halk dilinde ise kulak çınlaması olarak adlandırılıyor. Bu ses hastaya kimi zaman rüzgar, kimi zaman bozuk bir buzdolabı, kimi zaman da çan sesi olarak yansıyor.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. irfan DEVRANOĞLU

Eğer bu ses 24 saat boyunca devam eder ve kronik hale gelirse hastada kulak çınlaması sorunu oluşabilir, diyor.

Kadınlarda daha çok görülüyor

Kulak çınlaması 14-18 yaş arası herkeste görülebiliyor ancak bu soruna kadınlarda daha sık rastlanıyor. Kadınların ıslak saçla dışarı çıkmaları, hava akımıyla birlikte kulakta bir kireç tabakasının oluşmasına yol açıyor. Menopoz dönemi de kadınlarda çınlama sorunu yaratabiliyor. Sakız çiğnemek, kasları çalıştırdığı ve çok iyi bir fizik tedavi yöntemi olduğu için herkese günde en az 1 saat sakız çiğnemesi öneriliyor.

Hastalık habercisi

Kulak çınlaması bir hastalık olması yanında bazen de karşımıza başka hastalıkların belirtisi olarak çıkabiliyor. Bunların arasında kafatası tümörleri, dolaşım bozukluğu, damar rahatsızlıkları ve kireçlenme yer alıyor. Bu yüzden muayene ve testlerin ihmal edilmemesi ve kulak çınlamasının başka hastalıkların habercisi olup olmadığının öğrenilmesi büyük önem taşıyor. Rusya’da bulunan ve Almanya’da geliştirilen yeni tedavi yöntemiyle son bir yıl içinde 2500 hastanın 1800’ünde kesin sonuca ulaşıldığını söyleyen Prof. Dr. irfan DEVRANOĞLU, bu durumun %75’lik bir başarı oranına işaret ettiğine dikkat çekiyor.

Kulak neden çınlar?

  • Kulak zarında delinme,
  • Enfeksiyon,
  • Orta kulakta sıvı birikmesi,
  • Orta kulaktaki kemiklerin eklem yerlerinin sertleşmesi,
  • Alerji,
  • Yüksek veya düşük tansiyon,
  • Tümör,
  • Şeker hastalığı,
  • Tiroit hastalıkları,
  • Stres,
  • Bazı romatizma ilaçları,
  • Bilinçsiz antibiyotik kullanımı,
  • Antidepresanlar,
  • Baş ve boyun bölgesine darbeler

Kulak çınlaması tedavisi nasıl yapılıyor?

1- Çeşitli testlerle sorunun nereden kaynaklandığı belirleniyor. Ardından Quantum Lazer2 (yeşil ışık) terapisiyle tedaviye başlanıyor.

2- Tedavi çınlamanın şiddetine göre 12 seanslık lazer ve elektromanyetik dalgalardan oluşuyor ve yaklaşık 2,5 ay sürüyor.

3- Tedavi ile hem hasar onarılıyor, hem de hücre yenilenmesi sağlanıyor.

Star Gazetesi Haber