enerji içecekleri zararlımı

Enerji içeceklerinin az bilinen ‘içerikleri’

Enerji içecekleri, özellikle öğrenci, sporcu ve yaş aralığı 21-35 arası aktif her bireyde sıklıkla kullanılan; yüksek miktarda kafein ve şeker, değişen oranlarda B vitamin komplekslerini ayrıca taurin, guarana, ginseng, yohimbin, inositol, glukuronolakton ve karnitin içeriğine de sahip içeceklerdir. Enerji içeceklerinin sosyal olarak güvenli kabul edilir ancak, FDA tarafından güvenli kabul edilmemektedir.

Enerji içeceklerinin içeriğine kısaca bakarsak aşağıda sıralanan maddelere ve o maddenin hangi etkilere sahip olduğunu göreceğiz.

enerji ofis yorgunluk uyku

Kafein

Kafein, yağ tüketimini artırdığı için termo­jenik özellik taşır ve iştahı azaltır. Kafeinin termojenik özel­liği, onun en sık kullanılan psikoaktif madde olma­sını sağlamaktadır. Bundan dolayı, kafein alımı başlangıçta kişiyi daha üretken ve daha konsantre bir birey olmasını sağlayan önemli bir etkenken , 4-6 haftalık küçük dozlarda alımından sonra, nörotransmitter yıkımına neden olarak konsantrasyonu azalttığı ve böylece de öğrenme yeteneğini azalttığı, uykuya dalma ve uykusuzluk şeklinde problemlerine yol açtığı bilinmektedir.  Ancak ; kafeinin günde 400 mg dan az tüketimi, sağlık­lı yetişkinlerde bahsedilen yan etkilere neden olmamakla birlikte günde 400 mg dan fazla tüketimi durumunda ise yan etkilerin ortaya çıktığı gözlemlenmiştir.

Taurin

Doğal bir amino asit olan taurin vücut­ta 40-400 mg arasında bulunurken enerji içeceklerinde 1000 mg olarak bulunmaktadır. Çalışmalar, taurinin dopamin üretimini artırarak lokomotor aktiviteyi artırdığını, alkolün neden olduğu amneziyi azalttığını ve kara­ciğer üzerindeki alkolün toksik etkisini azalttığını göstermiştir. Taurinin, beyinde en önemli inhibitör nörotransmitter olan gama amino bütirik asidi(GABA) etki­leyerek anti-anksiyete ajanı olduğu da bilinmektedir. Ancak, olumlu özelliklerine rağmen ratlar üzerinde yapılan bir çalışma­da elde edilen sonuçlara göre, fazla miktarda taurin tüketiminin serebral dopaminerjik iletimi değiştirdiğini ve böylece hipotermiye neden olduğu saptanmış­tır.

Guarana

Güney Amerika kökenli; uyarıcı özelliği olan bir maddedir. Yüksek oranda kafein, teobromin, teofilin ve tanin içermektedir. Özellikle enerji içeceği içindeki kafeinin gizli artışına neden olan mad­dedir.

Ginseng

‘Panaks ginseng’ bitkisinin kökle­rinden üretilen bir uyarıcıdır. Çok uzun yıllardır enerjiyi artırma, hafızayı geliştirme ve vücudun strese karşı direncini artırma amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Olumlu etkileri ve uzun yıllardır kullanımı ile birlikte farmakolojik özellikleri tam olarak bilinmeyen ginsengin; insomni, bulantı, diyare, baş ağrısı, burun kanaması, yüksek arteryal basınç, karın ağrısı gibi yan etkilere sahip olduğu aynı zamanda antipsikotik ilaçların yan etkilerini daha da artırdığı ve antidepresanlar­la beraber kullanıldığında, serotonin sendromu ve maniye neden olabildiği de bilinmektedir.

Yohimbin

Oldukça güçlü bitkisel bir uyarıcı olup yağ kaybını artırıcı özelliğine ek olarak antidepra­sanların oluşturduğu cinsel yan etkilerin tedavisinde de kullanılan yohimbin aynı zamanda anksiyete, insomni, baş ağrısı, baş dönme­si, deride kızarıklık, panik atak, halusinasyon, kalp hızında artış, yüksek kan basıncı gibi ciddi yan etki­lere ve bunlara ek olarak, epileptik nöbet ve böbrek yetmezliğine varan çok ağır klinik tablolalara neden olabilir. Özellikle karaciğer, böbrek, kalp ve psikiyatrik rahatsızlığı olanların kullanmaması ge­reken bir uyarıcı maddedir.

İnositol

Organizmada glikoz metabolizmasında ürün ola­rak üretilmesine rağmen vücutta bol miktarda bu­lunmaz. Kafein alımı ile vücuttaki miktarını azaldığının ve depresyon tedavisinde, serotoninin etkisini artırdığı için farklı bir kullanım alanı oluşturmaktadır.

Glukuronolakton

Karaciğerde glikozun me­tabolize olması sonrasında oluşan doğal bir mad­dedir. Ancak enerji içeceklerinde bulunan glukuronolakton, elbette sen­tetiktir ve insan vücudunda bulunan miktardan çok daha fazlasını içermektedir.

aralıklı oruç - intermittent-fasting

Aralıklı oruç gerçekten ne kadar sağlıklı?

Aralıklı oruç, alternatif gündüz orucu ve diğer periyodik kalorik desyatif formlar, basında ve hayvan araştırmalarında bilim adamları arasında popülerlik kazanmakta olan önemli konulardır. Ancak, sağlık müdahalesi olarak bu tür diyetlerin kullanılmasını destekleyecek kadar güçlü klinik kanıtların var olup olmadığı kesin değildir.

Kalorik kısıtlama ve total kalorik destek enerji yoksunluğu yöntemleri bahsedilen periyodik kalorik desyatif formlardır. Kalorik kısıtlama, metabolik sağlığı ve sağlık ve uzun ömürlülükteki diğer birçok fizyolojik ve moleküler belirleyiciyi önemli ölçüde iyileştirdiği kanıtlanmış; aynı zamanda, total kalorik desteğin de sağlığı etkileyebildiği gözlemlenmiştir. Kalorik kısıtlama ve total kalorik desteğin hayvan modelleri üzerinde yapılan denyelerden elde edilen sonuçlara göre enerji alımındaki sınırlamaların uzun sürdürdüğünü ve ateroskleroz, metabolik disregülasyon ve bilişsel işlev bozukluğunun riskini azalttığını göstermiştir. Bu çalışmalara göre,  insanlarda, açlığın, daha düşük bir kalp damar hastalıkları veya diyabet teşhisi prevalansı ile ilişkili olduğu iki gözlemsel klinik sonuç çalışması bulunmuştur. Klinik sonuçlar için açlık kontrollü randomize çalışma ise henüz yoktur.

Total kalorik desteğin olumlu etkileri ise şu şekilde özetlenebilir

İlk olarak, vücut total kalorik destek sırasında enerji için yağları kullanır, adipoz kitlesini azaltmak ve her bir açlık atağından sonra küçük riskli, uzun süreli bir azalmaya neden olmak ve total kalorik destek sırasında beslenme stresi, en azından kısmen, kardiyovasküler risk faktörlerini azaltarak uzun dönemli sağlığı iyileştirebilen hücresel seviye onarımları, fonksiyonel en iyileşme ve metabolik canlandırma ile sonuçlanır. Total kalorik destek ile ilişkili bilişsel performansın olumlu bir şekilde arttığı da görülmüştür. Yağ metabolizması, LDL kolesterol partikül büyüklüğü, LDL kolesterol, trigliserit ve C-reaktif proteinlerdeki azalma gibi terapötik açlık çalışmalarında insanlarda önemli metabolik ve kardiyovasküler yararlar bildirilmiştir. Ancak buna rağmen, açlık sırasında DNA üzerinde yapılan bir çalışmada LDL kolesterolünün arttığı, bir başka çalışmada ise açlık sırasında LDL kolesterolün daha yüksek olduğunu ve LDL kolesterolünün bir açlık rejiminden 6 hafta sonra alınan ölçümlerden LDL kolesterolünün daha düşük olduğunu bildirmiştir .

Aralıklı açlık orucu ve periyodik kalorik desyatifilerin uzun dönemli sağlık üzerine olumlu etkileri vardır ancak kilo kaybetme kullanılması ve kilo kaybettirme adına literatürde bulunandan daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç vardır.

Popülasyonuna genetik olarak benzer bir şekilde, kıtasal, kıta popülasyonu olduğunu gösterdi. Bu nedenle, genetik farklılıklar gözlemsel klinik olaylar çalışmalarının bulgularını açıklamak olası değildir. Ayrıca oruç tutmanın azınlık nüfuslarında KAH ve diyabet üzerinde bir etkisi olup olmadığı da net değildir; azınlıklar arasında ilave klinik olaylar çalışmaları yapılmalıdır.Oruç tutmak aslında yararlıdır fakat yine de zarar eşiğinin aşılmaması gerektiği, yani yetersiz kalori alımından zarar görmeye varan oruçlar tutulmamalıdır.

Kalorik kısıtlamanın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulurken, diyet rehberlerine veya uygulamalarına yönelik değişiklik yapılmadan önce açlık konusunda önemli miktarda ek klinik araştırma yapılması gerekmektedir. Gelecek oruç araştırmaları ise oruç rejimlerinin güvenli olup olmadığını ve bu rejimlerin ne ölçüde uygulanacağını belirlemek yönünde yapılmalıdır. Genel popülasyon üzerine yapılan çalışmalar, yüksek sağlık riskli bireylerde ve hastalıklı bireylerde sağlığın iyileştirilmesinde etkili olup olmadığının belirlenmesi adına yapılmalıdır. Sonuç olarak, uzun vadede metabolik sağlık, bilişsel performans ve kardiyovasküler sonuçlar olumludur ancak her çalışmada olduğu gibi daha çok veri ve çalışmaya ihtiyaç vardır.

Health effects of intermittent fasting: hormesis or harm?

bebek beslenmesi, bebek beslenmesi diyeti, diyet bebek beslenmesi, bebek beslenmesinde neler kullanılmalı, bebek beslenmesi bilgiler

Tamamlayıcı beslenmeye kısa bir bakış

Anne sütü, en az 2 yaşına kadar verilmesi önerilen , 0-6 aylık bebeğin ise ihtiyacını karşılayan tek ve en önemli besin ögesi kaynağıdır.

Anne sütü ilk 6 ayda bebeğin ihtiyacının %100’ ünü, 6-12 ayda bebeğin ihtiyacının %50’ sini ve 12.aydan itibaren de %30’ unu karşılar ancak, bebeğin gereksinimlerini karşılayamadığı dönemde anne sütüne ilave olarak verilen besinler tamamlayıcı besin ve bu süreç ise tamamlayıcı beslenme dönemi olarak adlandırılmaktadır.

annesütü, anne sütü, Anne sütü zayıflatır mı, mikrodalgada anne sütü, Yetişkinlikte obeziteye karşı bebeklik döneminde anne sütü, anne sütü yararları, anne sütü faydaları, sağlık haber, gencdiyetisyenler.com, gerçek diyetisyenler sitesi,

Anne sütünün bebeğin sağlıklı büyümesi için gerekli olan tüm enerji ve besin ögesi gereksinmelerini karşılaşmasına ek olarak ishal ve diğer enfeksiyonlara karşı doğal koruyucu (anti-infektif) maddeler içeren mucizevi bir sıvı olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden,

  • Bebekler, ilk 6 ay boyunca her istediğinde, herhangi sınır konulmadan gece ve gündüz mutlaka emzirilmelidir. Anne sütü dışında herhangi yiyecek veya içecek verilmemelidir.
  • 0-6 aylık bebek günde toplam en az 8 kez emzirilmelidir. Ancak, 6. aydan sonra tamamlayıcı besinlere başlanmalı ve bu dönemin devam ettiği 24’üncü ayın sonuna kadar tamamlayıcı beslenmeye ek anne sütü verilmelidir.

bebek beslenmesi, bebek beslenmesi diyeti, diyet bebek beslenmesi, bebek beslenmesinde neler kullanılmalı, bebek beslenmesi bilgiler

Tamamlayıcı beslenmeye başlarken,

  • Enerji ve besin ögesi açısından zengin,
  • Evde kolay bulunan,
  • Sağlığı koruyucu ve sağlığın sürdürüldüğü,
  • Temiz, kaliteli ve ayına uygun beslenmesi ve mümkün olduğu kadar anne sütü alması esastır.
  • Son olarak, tamamlayıcı besinlere 6.ayda bir çay kaşığı miktarı ile başlanmalı, giderek miktarı ve çeşidi arttırılmalıdır. Emzirme ise mutlaka 2 yaşına kadar sürdürülmelidir.