diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Gıda işletmelerinde ‘biyomühendis’ istihdam edilecek!

Gıda teknoloğu ve biyomühendis, gıda işletmelerinde çalışabilecek lisans eğitimi almış meslek mensupları arasına alındı.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Gıda ve Yem İşletmelerinde Çalıştırılması Zorunlu Meslek Mensuplarının Belirlenmesine Dair Tebliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Tebliğ ile işin türüne göre en az bir personel çalıştırmak zorunda olan gıda ve yem işletmeleriyle bu işletmelerde çalıştırılması zorunlu, lisans eğitimi almış meslek mensupları belirlendi. İşletmeler güncellenirken, istihdam edilecek personelin kapsamı da genişletildi.

Buna göre, söz konusu işletmelerde çalışabilecek, gıda mühendisi, ziraat mühendisi, kimya mühendisi, kimyager, su ürünleri mühendisi, balıkçılık teknolojisi mühendisi, biyolog, veteriner hekim, diyetisyen gibi meslek mensuplarına, gıda teknoloğu ile biyomühendis de eklendi.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/gida-isletmelerinde-biyomuhendis-istihdam-edilebilecek/1665423
diyetisyenler, beslenme uzmanları, diyet doktorları, beslenme ve diyet uzmanları

İdeal obezite tedavisi için multidisipliner yaklaşım!

Dünyada ve Türkiye’de birçok hekimin obeziteyi yeterince önemsemediğini ifade eden Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alper Sönmez, obezitenin, teşhisi en kolay hastalık olduğunu işaret ederek; “Tüm dünyada toplam sağlık harcamalarının büyük kısmı obeziteye bağlı gelişen hastalıklar için kullanılıyor. Sıradan bir poliklinik gününde pek çok hekim hastalarının kan basıncına, lipit düzeyine, kan şekerinin ne olduğuna bakar ve önerilerde bulunur.

Pek az hekim hastalarının vücut ağırlığını ölçer

Gerçekte, tüm bu sorunların merkezinde fazla kiloluluk ve obezite durmaktadır. Farkında olunmayan, tanı almayan bir hastalığın tedavisi için de gerekli çaba gösterilmiyor elbette. Boy ve vücut ağırlığı ölçümü ile büyük ölçüde tanı koymak mümkündür.

Türkiye’de yaklaşık 20 milyon obezite hastası bulunduğunu ve buna karşın

  • 500 endokrinolog,
  • 5.000 iç hastalıkları uzmanı,
  • 25.000 aile hekimi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sönmez, bu rakamların obezite ile mücadelenin birinci basamak sağlık kuruluşlarından başlaması gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu belirtiyor.

Bu denli sık görülen kronik bir hastalıkla mücadele edebilmek için her sağlık teşkilinde aşamalı olarak yaklaşımda bulunulması gereklidir diyen Prof. Dr. Sönmez, obezite ile mücadele için görev alan personelin ne yapacağını bilmesi, yeterli beceri, deneyim ve donanıma sahip olması gerektiğini belirterek şu uyarılarda bulundu:

Obezite tedavisinde başarı için bir ekip olarak hastaya yaklaşılmalı

Bu ekip, hastayı sık ve düzenli olarak takip etmeli, olumsuz yaşam alışkanlıklarını değiştirecek şekilde motive etmeli, hastaya hedefler koymalı ve her kontrolde bu hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını kontrol etmelidir.

İdeal bir obezite tedavi ekibi için de en azından:

  • bir doktor,
  • hemşire,
  • diyetisyen,
  • psikolog,
  • egzersiz uzmanı yer almalıdır. Bu kişiler obezite hastasını birlikte izlemeli, tedavi hedeflerine uyup uymadıklarını tespit etmeli, gerekli durumlarda tedavi değişiklikleri için ortak karar almalıdırlar.

Egzersiz uzmanı, hastanın fiziksel kapasitesine en uygun egzersiz reçetesini düzenlemelidir. Egzersiz reçetesi düzenlenirken hastanın mekanik sorunları, eşlik eden hastalıkları ve komplikasyonları göz önüne alınmalıdır.

Bazı hastalarımız umut tacirlerince maalesef kandırılıyorlar

Türkiye’de obezite hastalarının başvurabileceği uygun donanım ve kapasiteye sahip obezite merkezi bulunmadığını belirten Prof. Dr. Sönmez, hastaların çoğu defa devlet kurumlarında yeterli tedavi alamadığını, bu nedenle pek çok obezite hastasının sorunlarının çaresini doktorların veya diyetisyenlerin özel ofislerinde aradığını veya ameliyat olmak için doğrudan bariatrik cerrahlara başvurduklarını kaydetti.

Yeterli sistematik değerlendirme ve takip yapılmadan gerçekleştirilen cerrahi girişimlerin önemli komplikasyonlara neden olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sönmez;

Yazılı ve görsel basında ve internet ortamında mucize tedaviler pazarlanıyor, bazı hastalarımız umut tacirlerince maalesef kandırılıyorlar, dedi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/var/www/html/mbeta/guncel/genel/tr-saglik-profesyonelleri-obezite-hastasina-daha-fazla-onem-vermeli-11-681-81775.html
enerji içecekleri zararlımı

Enerji içeceklerinin az bilinen ‘içerikleri’

Enerji içecekleri, özellikle öğrenci, sporcu ve yaş aralığı 21-35 arası aktif her bireyde sıklıkla kullanılan; yüksek miktarda kafein ve şeker, değişen oranlarda B vitamin komplekslerini ayrıca taurin, guarana, ginseng, yohimbin, inositol, glukuronolakton ve karnitin içeriğine de sahip içeceklerdir. Enerji içeceklerinin sosyal olarak güvenli kabul edilir ancak, FDA tarafından güvenli kabul edilmemektedir.

Enerji içeceklerinin içeriğine kısaca bakarsak aşağıda sıralanan maddelere ve o maddenin hangi etkilere sahip olduğunu göreceğiz.

enerji ofis yorgunluk uyku

Kafein

Kafein, yağ tüketimini artırdığı için termo­jenik özellik taşır ve iştahı azaltır. Kafeinin termojenik özel­liği, onun en sık kullanılan psikoaktif madde olma­sını sağlamaktadır. Bundan dolayı, kafein alımı başlangıçta kişiyi daha üretken ve daha konsantre bir birey olmasını sağlayan önemli bir etkenken , 4-6 haftalık küçük dozlarda alımından sonra, nörotransmitter yıkımına neden olarak konsantrasyonu azalttığı ve böylece de öğrenme yeteneğini azalttığı, uykuya dalma ve uykusuzluk şeklinde problemlerine yol açtığı bilinmektedir.  Ancak ; kafeinin günde 400 mg dan az tüketimi, sağlık­lı yetişkinlerde bahsedilen yan etkilere neden olmamakla birlikte günde 400 mg dan fazla tüketimi durumunda ise yan etkilerin ortaya çıktığı gözlemlenmiştir.

Taurin

Doğal bir amino asit olan taurin vücut­ta 40-400 mg arasında bulunurken enerji içeceklerinde 1000 mg olarak bulunmaktadır. Çalışmalar, taurinin dopamin üretimini artırarak lokomotor aktiviteyi artırdığını, alkolün neden olduğu amneziyi azalttığını ve kara­ciğer üzerindeki alkolün toksik etkisini azalttığını göstermiştir. Taurinin, beyinde en önemli inhibitör nörotransmitter olan gama amino bütirik asidi(GABA) etki­leyerek anti-anksiyete ajanı olduğu da bilinmektedir. Ancak, olumlu özelliklerine rağmen ratlar üzerinde yapılan bir çalışma­da elde edilen sonuçlara göre, fazla miktarda taurin tüketiminin serebral dopaminerjik iletimi değiştirdiğini ve böylece hipotermiye neden olduğu saptanmış­tır.

Guarana

Güney Amerika kökenli; uyarıcı özelliği olan bir maddedir. Yüksek oranda kafein, teobromin, teofilin ve tanin içermektedir. Özellikle enerji içeceği içindeki kafeinin gizli artışına neden olan mad­dedir.

Ginseng

‘Panaks ginseng’ bitkisinin kökle­rinden üretilen bir uyarıcıdır. Çok uzun yıllardır enerjiyi artırma, hafızayı geliştirme ve vücudun strese karşı direncini artırma amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. Olumlu etkileri ve uzun yıllardır kullanımı ile birlikte farmakolojik özellikleri tam olarak bilinmeyen ginsengin; insomni, bulantı, diyare, baş ağrısı, burun kanaması, yüksek arteryal basınç, karın ağrısı gibi yan etkilere sahip olduğu aynı zamanda antipsikotik ilaçların yan etkilerini daha da artırdığı ve antidepresanlar­la beraber kullanıldığında, serotonin sendromu ve maniye neden olabildiği de bilinmektedir.

Yohimbin

Oldukça güçlü bitkisel bir uyarıcı olup yağ kaybını artırıcı özelliğine ek olarak antidepra­sanların oluşturduğu cinsel yan etkilerin tedavisinde de kullanılan yohimbin aynı zamanda anksiyete, insomni, baş ağrısı, baş dönme­si, deride kızarıklık, panik atak, halusinasyon, kalp hızında artış, yüksek kan basıncı gibi ciddi yan etki­lere ve bunlara ek olarak, epileptik nöbet ve böbrek yetmezliğine varan çok ağır klinik tablolalara neden olabilir. Özellikle karaciğer, böbrek, kalp ve psikiyatrik rahatsızlığı olanların kullanmaması ge­reken bir uyarıcı maddedir.

İnositol

Organizmada glikoz metabolizmasında ürün ola­rak üretilmesine rağmen vücutta bol miktarda bu­lunmaz. Kafein alımı ile vücuttaki miktarını azaldığının ve depresyon tedavisinde, serotoninin etkisini artırdığı için farklı bir kullanım alanı oluşturmaktadır.

Glukuronolakton

Karaciğerde glikozun me­tabolize olması sonrasında oluşan doğal bir mad­dedir. Ancak enerji içeceklerinde bulunan glukuronolakton, elbette sen­tetiktir ve insan vücudunda bulunan miktardan çok daha fazlasını içermektedir.

aralıklı oruç - intermittent-fasting

Aralıklı oruç gerçekten ne kadar sağlıklı?

Aralıklı oruç, alternatif gündüz orucu ve diğer periyodik kalorik desyatif formlar, basında ve hayvan araştırmalarında bilim adamları arasında popülerlik kazanmakta olan önemli konulardır. Ancak, sağlık müdahalesi olarak bu tür diyetlerin kullanılmasını destekleyecek kadar güçlü klinik kanıtların var olup olmadığı kesin değildir.

Kalorik kısıtlama ve total kalorik destek enerji yoksunluğu yöntemleri bahsedilen periyodik kalorik desyatif formlardır. Kalorik kısıtlama, metabolik sağlığı ve sağlık ve uzun ömürlülükteki diğer birçok fizyolojik ve moleküler belirleyiciyi önemli ölçüde iyileştirdiği kanıtlanmış; aynı zamanda, total kalorik desteğin de sağlığı etkileyebildiği gözlemlenmiştir. Kalorik kısıtlama ve total kalorik desteğin hayvan modelleri üzerinde yapılan denyelerden elde edilen sonuçlara göre enerji alımındaki sınırlamaların uzun sürdürdüğünü ve ateroskleroz, metabolik disregülasyon ve bilişsel işlev bozukluğunun riskini azalttığını göstermiştir. Bu çalışmalara göre,  insanlarda, açlığın, daha düşük bir kalp damar hastalıkları veya diyabet teşhisi prevalansı ile ilişkili olduğu iki gözlemsel klinik sonuç çalışması bulunmuştur. Klinik sonuçlar için açlık kontrollü randomize çalışma ise henüz yoktur.

Total kalorik desteğin olumlu etkileri ise şu şekilde özetlenebilir

İlk olarak, vücut total kalorik destek sırasında enerji için yağları kullanır, adipoz kitlesini azaltmak ve her bir açlık atağından sonra küçük riskli, uzun süreli bir azalmaya neden olmak ve total kalorik destek sırasında beslenme stresi, en azından kısmen, kardiyovasküler risk faktörlerini azaltarak uzun dönemli sağlığı iyileştirebilen hücresel seviye onarımları, fonksiyonel en iyileşme ve metabolik canlandırma ile sonuçlanır. Total kalorik destek ile ilişkili bilişsel performansın olumlu bir şekilde arttığı da görülmüştür. Yağ metabolizması, LDL kolesterol partikül büyüklüğü, LDL kolesterol, trigliserit ve C-reaktif proteinlerdeki azalma gibi terapötik açlık çalışmalarında insanlarda önemli metabolik ve kardiyovasküler yararlar bildirilmiştir. Ancak buna rağmen, açlık sırasında DNA üzerinde yapılan bir çalışmada LDL kolesterolünün arttığı, bir başka çalışmada ise açlık sırasında LDL kolesterolün daha yüksek olduğunu ve LDL kolesterolünün bir açlık rejiminden 6 hafta sonra alınan ölçümlerden LDL kolesterolünün daha düşük olduğunu bildirmiştir .

Aralıklı açlık orucu ve periyodik kalorik desyatifilerin uzun dönemli sağlık üzerine olumlu etkileri vardır ancak kilo kaybetme kullanılması ve kilo kaybettirme adına literatürde bulunandan daha fazla klinik çalışmaya ihtiyaç vardır.

Popülasyonuna genetik olarak benzer bir şekilde, kıtasal, kıta popülasyonu olduğunu gösterdi. Bu nedenle, genetik farklılıklar gözlemsel klinik olaylar çalışmalarının bulgularını açıklamak olası değildir. Ayrıca oruç tutmanın azınlık nüfuslarında KAH ve diyabet üzerinde bir etkisi olup olmadığı da net değildir; azınlıklar arasında ilave klinik olaylar çalışmaları yapılmalıdır.Oruç tutmak aslında yararlıdır fakat yine de zarar eşiğinin aşılmaması gerektiği, yani yetersiz kalori alımından zarar görmeye varan oruçlar tutulmamalıdır.

Kalorik kısıtlamanın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulurken, diyet rehberlerine veya uygulamalarına yönelik değişiklik yapılmadan önce açlık konusunda önemli miktarda ek klinik araştırma yapılması gerekmektedir. Gelecek oruç araştırmaları ise oruç rejimlerinin güvenli olup olmadığını ve bu rejimlerin ne ölçüde uygulanacağını belirlemek yönünde yapılmalıdır. Genel popülasyon üzerine yapılan çalışmalar, yüksek sağlık riskli bireylerde ve hastalıklı bireylerde sağlığın iyileştirilmesinde etkili olup olmadığının belirlenmesi adına yapılmalıdır. Sonuç olarak, uzun vadede metabolik sağlık, bilişsel performans ve kardiyovasküler sonuçlar olumludur ancak her çalışmada olduğu gibi daha çok veri ve çalışmaya ihtiyaç vardır.

Health effects of intermittent fasting: hormesis or harm?

d vitamini, vitamin d

Post menopozal dönemde yüksek doz D vitamini kullanmalı mı?

Menopoz son menstural period ile karakterize, FSH’ da önemli azalma ve östrojende önemli düşüş ile takip edilen, periyotlar ve üremenin sonlandığı bir dönemdir. Bu dönem kadının hayatında bir kilometre taşıdır ve hormonal veya periyodal azalmayla birlikte kadınların hayattan beklentisinin düştüğü , daha iyi sağlık koşulları, sağlık ihtiyacı ve hayat kalitesinin azaldığını düşündükleri bir dönemdir.

Menopoz döneminde cildin yaşlanmasıyla organizmanın D vitamini sentezlemesi de azalır. Ancak azalan organizmada azalan D vitaminine rağmen bu dönemde diyete ek kullanılan serum 25-hidroksivitamin D (25 (OH) D) seviyeleri ile kas kuvveti, denge ve yaşam kalitesi arasında pozitif ilişki olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda bu takviye ile birlikte kadınların hayat kaliteleri ve sağlık koşularının da arttığı bilinmektedir.

Osteopeni ve osteomalazili post menopozal grup üzerinde yapılan bir çalışmada , günlük elementer kalsiyum (1000mg) ve d vitamini (800IU) takviyesi ile tek doz yüksek ünite (20000IU) d vitamini takviyesi karşılaştırılmıştır. 12 ay boyunca yapılan çalışmada incelenen gruplar üzerinde yüksek doz ve standart doz olarak alınan D vitamini takviyesinin osteopeni, osteomalazi, kas gücü ve el kavrama becerisi ve yaşam kalitesi üzerine sanılanın aksine tek doz yüksek D vitamini kullanımının düzenli standart dozda kullanıma oranla herhangi bir farklılığının olmadığı saptanmıştır. Üstelik , standart dozda takviyenin olumlu ancak yüksek dozda takviyenin standarda oranla daha avantajlı olmadığı ve bu durumun özellikle homozigot ve heterozigot majör genlerde meydana gelen farklılıklardan kaynaklandığı belirtiliyor.

bebek beslenmesi, bebek beslenmesi diyeti, diyet bebek beslenmesi, bebek beslenmesinde neler kullanılmalı, bebek beslenmesi bilgiler

Tamamlayıcı beslenmeye kısa bir bakış

Anne sütü, en az 2 yaşına kadar verilmesi önerilen , 0-6 aylık bebeğin ise ihtiyacını karşılayan tek ve en önemli besin ögesi kaynağıdır.

Anne sütü ilk 6 ayda bebeğin ihtiyacının %100’ ünü, 6-12 ayda bebeğin ihtiyacının %50’ sini ve 12.aydan itibaren de %30’ unu karşılar ancak, bebeğin gereksinimlerini karşılayamadığı dönemde anne sütüne ilave olarak verilen besinler tamamlayıcı besin ve bu süreç ise tamamlayıcı beslenme dönemi olarak adlandırılmaktadır.

annesütü, anne sütü, Anne sütü zayıflatır mı, mikrodalgada anne sütü, Yetişkinlikte obeziteye karşı bebeklik döneminde anne sütü, anne sütü yararları, anne sütü faydaları, sağlık haber, gencdiyetisyenler.com, gerçek diyetisyenler sitesi,

Anne sütünün bebeğin sağlıklı büyümesi için gerekli olan tüm enerji ve besin ögesi gereksinmelerini karşılaşmasına ek olarak ishal ve diğer enfeksiyonlara karşı doğal koruyucu (anti-infektif) maddeler içeren mucizevi bir sıvı olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden,

  • Bebekler, ilk 6 ay boyunca her istediğinde, herhangi sınır konulmadan gece ve gündüz mutlaka emzirilmelidir. Anne sütü dışında herhangi yiyecek veya içecek verilmemelidir.
  • 0-6 aylık bebek günde toplam en az 8 kez emzirilmelidir. Ancak, 6. aydan sonra tamamlayıcı besinlere başlanmalı ve bu dönemin devam ettiği 24’üncü ayın sonuna kadar tamamlayıcı beslenmeye ek anne sütü verilmelidir.

bebek beslenmesi, bebek beslenmesi diyeti, diyet bebek beslenmesi, bebek beslenmesinde neler kullanılmalı, bebek beslenmesi bilgiler

Tamamlayıcı beslenmeye başlarken,

  • Enerji ve besin ögesi açısından zengin,
  • Evde kolay bulunan,
  • Sağlığı koruyucu ve sağlığın sürdürüldüğü,
  • Temiz, kaliteli ve ayına uygun beslenmesi ve mümkün olduğu kadar anne sütü alması esastır.
  • Son olarak, tamamlayıcı besinlere 6.ayda bir çay kaşığı miktarı ile başlanmalı, giderek miktarı ve çeşidi arttırılmalıdır. Emzirme ise mutlaka 2 yaşına kadar sürdürülmelidir.
hemipleji, inme, parapleji, felç, stroke, felç hastalığı, inme beslenme tedavisi, felçli hasta beslenmesi

Hastaların %80’i diyetisyenlerine de yalan söylüyor olabilir mi?

Amerika’daki Utah Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre insanların %80’i hekimlerin ne sıklıkla egzersiz yaptıkları, ne yedikleri ya da sigara içip içmedikleri yönündeki sorularına doğru yanıt vermiyor.

Bunun sebebi çoğunlukla insanların doktorların onlar hakkındaki görüşlerini önemsemesi veya doktor nutkuna maruz kalmaktan çekinmeleri. Araştırmada yer alan Dr. Angela Fagerlin insanların doktorların onları doğru kararlar alamayan kişiler olarak sınıflandırmasını istemediğini belirterek bunun tedaviyi olumsuz etkilediğini söyledi. Fagerlin

Hastaların aldıkları ilaçlar ya da yeme düzenleri hakkında yalan söylemesi özellikle kronik hastalarda ölümcül etkilere sebep olabilir, açıklamasını yaptı.

Personel Sağlık
https://www.personelsaglikhaber.net/guncel/arastirma-insanlarin-yuzde-80-i-doktorlarina-yalan-soyluyor-h75974.html

Peki bu yüksek oran, diyetisyen ile görüşen hastalar için de geçerli olabilir mi? Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarını bir cevap yaz bölümünden paylaşabilirsiniz.

diyetisyenler, beslenme uzmanları, diyet doktorları, beslenme ve diyet uzmanları

Diyetisyenler, sohbet ederek sağlıklı yaşamın püf noktalarını öğreniyorlar!

Adana’da; diyetisyen, diş hekimi, fizyoterapist, psikolog ve ebe gibi birçok branştan uzmanın yer aldığı Sağlıklı Hayat Merkezine gelenler, çaylarını içip uzmanlarla sohbet ederek sağlıklı yaşamın püf noktalarını öğreniyor.

Kentte geçen yıl faaliyete geçmesiyle çok sayıda kişinin kapısını çalmaya başladığı merkezde, evlilik danışmanlığından üreme ve ağız diş sağlığına kadar farklı konularda bilgilendirme hizmetleri veriliyor. Hastane ortamından uzakta adeta bir kafeyi çağrıştıran merkeze gelenler, çay ve kahve içerek uzman kişilerle sohbet edip, sağlıkla ilgili merak ettikleri her türlü bilgiyi alabiliyor. Gebe eğitim sınıflarının da yer aldığı merkezde, bazı kanserlerin taraması da yapılarak erken teşhis imkanı sağlanıyor. Adana Sağlık Müdürü Ahmet Özer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kentte 7 Sağlıklı Hayat Merkezinin hizmet verdiğini söyledi. Özer, merkezle amaçlarının kişilerin doğru bilgileri sağlıkçılardan almasını sağlamak olduğunu belirterek,

Merkeze gelenler uzmanlarla sohbet ederek sorularına yanıt arıyorlar. Buraya gelirken randevuya gerek yok. Kapıyı açıp ben geldim diyerek girebilirsiniz. Merkeze başvuranların tüm sorunlarıyla ilgileniyoruz, dedi.

Hastalıklarını yönetmeyi de öğretiyoruz

Çukurova Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Füsun Tokbay da merkezin hasta olmadan başvurulan koruyucu ve önceliyici hizmetlerin verildiği bir yer olduğunu anlattı. Merkezde sağlıklı yaşamı destekleyen hizmetlerin verildiğini dile getiren Tokbay,

Hasta olmadan başvurulan, koruyucu ve önleyici hizmetlerin verildiği bir merkez ama hasta olanlara da hastalıklarını yönetmeyi öğretiyoruz. Onlara kaliteli bir yaşamın yolunu gösteriyoruz. Motivasyonlarını artıracak hizmetler veriyoruz. Danışanlar ne için sağlıklı hayat merkezine gelirse gelsin diyetisyen, fizyoterapist, psikolog ve diğer birimlerden de hizmet alarak buradan ayrılır, diye konuştu.

Tokbay, merkezlerindeki:

  • Diyetisyene 5.167,
  • fizyoterapiste 2.780,
  • psikoloğa 900,
  • diş hekimine 555 kişinin danıştığını,
  • 7.000 kadına rahim ağzı kanser taraması yaptıklarını,
  • 3.000 civarında mamografi çekildiğini,
  • 12.000 kişiye kolon kanseri taramasının gerçekleştirildiğini,
  • Gebe sınıfına da 3.200 kişinin katıldığını kaydetti.
AA
ADANA – İSMİHAN ÖZGÜVEN, https://www.aa.com.tr/tr/saglik/sohbet-ederek-saglikli-yasamin-puf-noktalarini-ogreniyorlar-/1317287
diyetisyenler, beslenme uzmanları, diyet doktorları, beslenme ve diyet uzmanları

Obezite merkezleri için standartlar belirlendi!

Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü obezite merkezlerinin açılması, tescil edilmesi, çalışma usul ve esasları hakkında yayımladığı genelge ile obezite merkezlerinin standartlarını açıkladı.

Obezitenin tedavisinde etkin ve sürdürülebilir mücadelenin uygulanması amacıyla obezite tedavi merkezlerinin yaygınlaştırılması eylemi Cumhurbaşkanlığı 100 Günlük icraat Programı içinde de yer aldı. Bu eylem kapsamında yeni bir tıbbi uygulama veya tedavi şekli olmayan sadece obezite hastalarına multidisipliner bir yaklaşım ve kombine hareket sistematiğini öngören bir modelin uygulanmasını sağlamak, başarılarını görmek, konuyla ilgili deneyimli ekipler yetiştirerek gelişen örnekleri ülke geneline yaygınlaştırmak üzere ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşları bünyesinde Obezite Merkezleri açılması öngörüldü.

Obezite merkezlerinin işleyişinde belirlenen programı paylaşan Sağlık Bakanlığı Yönetim Hizmetleri Genel Müdürlüğü, hastalık sağlık taramasını, hastanın bilinç değişimi ve multidisipliner yaklaşım ile hastaya yaklaşımın detaylarını açıkladı. Hedeflenen kiloyu korumanın öneminin belirlendiği genelgede hastanın öğrenmiş olduğu bilgileri çevresine yayarak çevresel bir değişim ve farkındalık oluşturmasını sağlamak da ön plana çıkarıldı.

Obezite merkezlerinin asgari personel standardı olarak belirlenen unvanlar şunlardır:

  • Diyetisyen,
  • Fizyoterapist,
  • Hemşire,
  • Psikolog,
  • Halkla ilişkiler görevlisi (Koordinatör),
  • Hasta kayıt ve danışma görevlisi

Bu değerli unvanların yanında ihtiyaç halinde:

  • Endokrinolog,
  • Ortopedist,
  • Kadın doğum uzmanı,
  • Dermatolog,
  • Nörolojist,
  • Ürolog,
  • Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı,

ve gerekli olabilecek diğer branşlarda uzman konsültan hekimlere ulaşabilme imkanı olmalıdır, denildi.

Genelgenin tam metni 

diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Diyabet hastalarına dost 5 besin!

Diyabet her yaşta ortaya çıkabilen ve yaşam boyu süren bir hastalıktır.

Diyabetli kişi, kan şekerini kontrol etmeyi ve en önemlisi nasıl beslenmesi gerektiğini öğrenmelidir. Diyabet, insülin hormonunun üretilememesi veya etkili şekilde kullanılamaması ile gelişen bir hastalıktır. Diyabetli kişi, yediği besinlerden kana geçen glukozu kullanamaz ve hiperglisemi oluşur. Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması bozulur. Glukozun enerji olarak kullanılabilmesi için insülin hormonu anahtar görevi yaparak glukozun hücrelerin içine taşınmasını sağlar. Kan şekeri düzensizlikleri göz problemlerine, kalp-damar ve böbrek hastalıklarına, sinir sistemi hasarlarına neden olabilir. Amerikan Diyabet Derneği glisemik indeks ve glisemik yükü düşük besinlere ek olarak potasyum, kalsiyum, magnezyum, posa ve A,C,E vitaminlerini içeren besinlerin oldukça önemli olduğunu belirtmektedir. İşte size diyabetli hastalara dost 10 besin:

1.Tam Tahıllar

Glisemik indeks 50 gram karbonhidrat içeren bir besinin kan şekerini referans besine göre ne kadar arttırdığı önemlidir. Referans besin de glukoz veya beyaz ekmektir. Glisemik indeksi düşük besinler kan şekerini daha kontrollü yükseltir. Bu nedenle besin seçiminde glisemik indeksi düşük besinler tercih edilmelidir. Yulaf, çavdar, tam tahıllı ekmek, bulgur, kinoa ve kurubaklagiller glisemik indeksi düşük besinlerdir.

2.Kuru baklagiller

Baklagillerden bakla ve mercimek Orta Asya kökenli olduğu, nohut ve fasulyenin de Anadolu’ya yerleştikten sonra mutfakta kullanıldığı düşünülmektedir. Kuru baklagiller; B ve E vitaminlerini ve demir, kalsiyum, bakır, çinko içerir. Aynı zamanda bitkisel protein ve posa kaynağıdır. 100 gramında yaklaşık 20-25 g protein ve 5 g posa bulunur. Posadan zengin beslenme midede hacim kaplayarak doygunluk süresini arttırır ve kan şekerinin dengelenmesini, kan lipit seviyesinin azalmasını sağlar. Böylece kilo kontrolüne de yardımcı olur. Sağlığımız için haftada 1-2 kez kuru baklagil tüketmeye dikkat etmek gerekir. Ana yemeklerin dışında çorba ve salatalarınıza ekleyebilirsiniz.

3.Kuru yemişler

Kuru yemişler içerdiği doymamış yağ asitleri ile kalp sağlığını korur. Meyvenin yanında kuru yemiş tüketirseniz kan şekeri kontrolü sağlamış olursunuz. Ancak kalori ve yağ miktarı fazla olduğu için porsiyon miktarına dikkat etmek gerekir. Hastalıklardan korunmak için bağışıklık sisteminin güçlü olması gerekir. Beslenme programına eklenen antioksidan besinler oksidatif stresten korunmaya yardımcı olur. Magnezyum ve çinko olmak üzere vitamin ve mineral kaynağıdır. A, C, E vitaminleri ve selenyum içeren besinler bağışıklık sistemini güçlendirir. Güçlü antioksidanlardan E vitaminini içerir. Omega-3 yağ asitlerinden zengin olan ceviz kalp-damar sağlığının korunmasına yardımcı olur. Triptofan içeriği sayesine serotonin salınımını arttır. B vitamini ve selenyumdan dolayı da endişeli olmamamızı sağlar. Bu nedenle kuru yemişler ruh sağlımız için de oldukça yararlıdır.

4.Pancar

Pancarda bulunan lipoik asit özellikle diyabet hastalarında sinir hücre hasarının iyileşmesinde yardımcı olur. Özellikle stresli bir günden sonra, hızlı bir toparlanma için, güzel bir pancar salatası veya biraz pancar suyu sipariş edebilirsin. Çalışmalar pancar suyu tüketiminin, kan basıncını düşürdüğünü göstermektedir. Araştırmacılar pancarda olan nitratların pozitif etkisi olduğuna inanmaktadır. C vitamini içeriği ile bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. 2018 beslenme trendleri arasında da pancarlı veya havuçlu yoğurtlar var!

5.Tatlı Patates

Beslenme kültürümüzde olmayan yeni tanışmaya başladığımız tatlı patates içerdiği antosiyanin ile insülin salınımını arttırır ve kan şekerinin düşmesine yardımcı olur. Potasyum ve posa kaynağıdır. Glisemik indeksi düşük bir besindir.

Sonuç olarak diyabetli kişi, kan şekeri kontrolü yaparak hangi besinlerin kan şekerini yükselttiğini öğrenmelidir. Yasaklarla dolu bir beslenme programı yerine tüm besin ögelerinden porsiyon ölçülerine dikkat ederek tüketmelidir. Diyabetin komplikasyonlarından korunmak ve daha kaliteli bir yaşam sürmek için yeterli ve dengeli beslenmek gerekir.

Chai Tea Latte

Soğuk akşamların baharatlı çayı: “Chai tea latte”

Havaların soğuması ile birlikte güneş ışınlarından yararlanma süresi kısalır, iş temposu yoğunlaşır, evde geçirilen zaman uzar ve hastalılara yakalanma riski artar. İşte size soğuk akşamlarda içinizi ısıtacak Chai tea ve sağlığa yararları…

Kökeni Tayland ve Hindistan’a uzanan Chai tea, efsaneye göre kralın şifalı içecek yapılmasını istemesi üzerine ortaya çıkmış. Sanskritçe dilinde ‘yaşam bilimi’ anlamına gelen Ayurveda Hintlilerin antik sağlık sistemidir. Chai tea de Ayurvedik çaylarından biridir. Tarçın, zencefil, karanfil, kakule, muskat gibi baharatlar bu sağlık sisteminin temel parçalarındandır. Bu çaya aroma ve süt eklenince de tekerleme gibi adı olan Chai tea latte ortaya çıkıyor.

Chai Tea Latte’nin sağlığa etkisi?

Chai Tea Latte’nin içinde baharatlar, süt ve siyah çay bulunur. Süt, düşük glisemik indeksli olduğu için yavaş emilir. Böylece kan şekeri dengesini düzenlemeye yardımcı olur. Kazein ve whey protein içermesi nedeniyle kas metabolizması ve protein sentezini sağlayan dallı zincirli aminoasitleri içerir. Bu nedenle spor yapanlar için oldukça sağlıklı ara öğün seçeneğidir. İçindeki baharatların ise lezzet vermelerinin dışında sağlığa yararları vardır. Tarçın ve zencefil soğuk algınlığından korumada etkilidir. Karanfilin antiviral ve antibakteriyel özelliği vardır.

Kilo kontrolü için kremalı ve şuruplu kahveler yerine şekersiz tercih edebilirsiniz. Lezzetlendirmek için de baharatları kullanabilirsiniz. Laktoz intoleransı olan kişiler laktozsuz süt tercih etmeye dikkat etmelidir. Tüketileceği zaman da kalori içeriğine göre short veya tall boyu tercih edilmelidir.

Chai Tea Latte değişim listesi:

  • Short Yağsız Süt 103 kcal = ½ su bardağı süt + 1 porsiyon meyve
  • Tall Yağsız Süt 154 kcal = 1 su bardağı süt + 1 porsiyon meyve
  • Tall Yağlı Süt 194 kcal = 1 su bardağı süt + 1,5 porsiyon meyve

Sonuç olarak beslenmenin fizyolojik etkileri dışında kültürel, sosyal, politik ve ekonomik gibi çeşitli alanlara da etkisi bulunmaktadır. Daha kaliteli yaşamak, sağlığımızı korumak için yeterli ve dengeli beslenmek oldukça önemlidir. Bunun için de yasaklarla dolu bir beslenme programı yerine tüm besin ögelerinden porsiyon ölçülerine dikkat ederek tüketmek gerekir.

diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Diyetisyen ve hemşire açığımız var!

Türkiye’de diyetisyenlerin üçte ikisi İstanbul, İzmir ve Ankara’da hizmet veriyor. Oysa ki, ülkenin her bölgesinde yaşayan diyabetlilerin de desteğe ihtiyacı bulunuyor.

Diyabet, Türkiye’de 10 yıl önce her 100 kişiden 7’sini etkiliyordu ancak bu rakam şimdilerde 100 kişiden 14’ü oldu. Ülkemiz, hem diyabet sıklığı hem de artış açısından, bulunduğu bölgede rekor kırıyor. En büyük sorunumuz, hastalığı kontrol altına alamamak. Bunun nedenleri, hekim tarafından hastaya ayrılan zamanın çok kısa olması, diyetisyen ve diyabet hemşiresi açığının bulunması…

Uzmanlara göre yakın gelecekte, diyabet ortadan kalkmayacak çünkü yaşadığımız hayat, bunu mümkün kılmıyor! Koç Üniversitesi Hastanesi’nden Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, Türkiye’de diyabet tedavisiyle ilgili yaşanan sıkıntıları anlattı, alınabilecek önlemleri sıraladı:

İlk eksiğimiz, diyabet hemşire ve eğitmen açığı… Türkiye’de diyabet eğitmeni adı altında bir meslek grubu yok. Hastalar, yeterince bilgi alamıyor. İnsüline başlayanlar, uygulamayla ilgili sorunlar yaşıyor. Kişi, ilk önerilen dozun ömür boyu kullanılacağını sanıyor. Düzenli aralıklarla doktorunu ziyaret etmesi gerektiğini bilmiyor.

İkinci sorun, enjeksiyon uygulaması… Doktorlar olarak tabii ki hastalara ne yapmaları gerektiğini anlatıyor ama birey, duyduğu kaygı nedeniyle bunu tam olarak anlayamıyor.

Üçüncüsüyse, yaşam değişikliğine gidilmemesi… Beslenmenin düzene sokulması ve tedavi süreci boyunca bir ekibin hastaya destek olması gerekir. Türkiye’de diyetisyenlerin üçte ikisi İstanbul, İzmir ve Ankara’da hizmet veriyor. Hastaya dört dakika! Hacettepe Üniversitesi’nden Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Dağdelen ise hastalara daha fazla zaman ayrılmasının önemine dikkat çekti:

Dünya genelinde diyabetin iyi kontrol oranı, üçte biri geçmiyor. İlaç olmasına rağmen, Türkiye’de de iyi durumda değiliz. Bizdeki sorun, uygunsuz insülin tedavisi uygulamak. Peki neden? Çünkü; sağlık sistemlerini diyabetle mücadele için verimli şekilde kullanamıyoruz, hastaları yeterince eğitemiyoruz ve hekim hastaya muayenede sadece dört dakika ayırıyor.

Hipoglisemi ataklarını azaltmak mümkün mü? İnsülin kullanan hastaların karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, düşük kan şekeri. Yeni ilaçlar, gün içindeki dalgalanmaların sayısını ve hipoglisemi ataklarının süresini azaltıyor. Etki sürelerinin 36 saat üzerinde olması, dengeli bir tedavi sağlıyor. Sanofi, ikinci nesil insülinlerin etkinliğini karşılaştıran araştırmasını, Amerikan Diyabet Derneği’nin, 78’inci Bilimsel Kongresi’nde sundu. BRIGHT çalışmasına göre, düşük kan şekerine bağlı gelişen hipoglisemi oranını ve buna bağlı komplikasyonları % 23 oranında azaltmak mümkün. Araştırmayı yürüten Toronto Üniversitesi Endokronoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Alice Cheng,

Hipoglisemi özellikle başlangıç döneminde, endişe yaratıyor. Bu, hastanın tedaviyi bırakmasına yol açıyor. İnsülin, ‘yerine koyma’ tedavisidir ve ömür boyu sürer, dedi.

İğne ilaçtan daha etkili

Sanofi Diyabet ve Kardiyovasküler Global İş Birimi Başkanı Stefan Oelrich ise, bazı hastaların yeni gelişmeleri takip ettiğini ve çıkan ürünleri denediğini ancak birçoğunun daha pratik ve ulaşılabilir olduğu için iğneye döndüğünü söyledi:

Araştırmalar, ilaçların iğneler kadar etkili olmadığını ortaya koyuyor. Haftada bir kez kullanılacak ve aynı etkiyi gösterecek bir teknoloji yok. Ama iğne batırmaktan kaynaklanan, rahatsız edici hissi azaltan gelişmeler var. Mesela içinde iğne göremediğiniz bir alet… Gerekli bölgeye dayayıp, bir tuşa basıyorsunuz.

Personel Sağlık Haber
https://www.personelsaglikhaber.net/guncel/diyetisyen-ve-hemsire-acigimiz-var-h75019.html

Dikkat, ünlem

Bursa’daki sahte hekim yakalandı!

Bursa’da kendisini hekim olarak tanıtıp açtığı klinikte çok sayıda kişiye estetik amaçlı müdahalelerde bulunduğu iddia edilen şüpheli gözaltına alındı.

Polis ekiplerinin çalışmaları sırasında kliniğe gelen ve durumu öğrenen vatandaşlar zanlıdan şikayetçi oldu. Alınan bilgiye göre, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Nilüfer ilçesinde bulunan bir klinikte, sadece hekimler tarafından gerçekleştirilmesi gereken estetik operasyonların tıp eğitimi almamış kişi tarafından yapıldığı ihbarı üzerine çalışma başlattı. Ekiplerce belirlenen adrese düzenlenen operasyonda Sahte Dr. M.O. gözaltına alındı.

Kendisini hekim olarak tanıtmış

Klinikte yapılan aramalarda estetik operasyonlarda kullanılan çok sayıda ilaç, tıbbi malzeme ve cihaz, hasta kayıt formları ile hasta isimlerinin ve ücretlerinin yazılı olduğu notlar ele geçirildi. Sahte Dr. M.O’nun tıp fakültesi mezunu olmadığı, internet ve sosyal medya üzerinden kendisini hekim olarak tanıttığı, estetik operasyon yaparken çekilmiş fotoğraflarını paylaştığı belirlendi. Polis ekiplerinin çalışmaları sırasında kliniğe gelen ve durumu öğrenen vatandaşlar da M.O’dan şikayetçi oldu. Zanlı emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edildi.

Sabah
https://www.sabah.com.tr/yasam/2018/09/26/sahte-doktor-klinik-acip-estetik-operasyonlar-bile-yapmis
Türkiye Diyetisyen Odası

Birleşik Diyetisyenler Platformu

Değerli Meslektaşlarım; 1968 yılından beri var olan ancak o zamandan bu zamana paramedikal sınıf içindeki hak ettiği yeri bulamamış bir mesleğin mağdurlarıyız.

Bu mağduriyette payı olanlar şu anda elde ettikleri akademik kadrolarla günü gün etmeye çalışırken mesleğin sorunları her geçen gün katlanarak artmaktadır. Tarihte tek üniversitenin tek bölümü olarak mezun veren okul bugün 82 sayısına ulaşmış ve kabuğunu kırma noktasına gelmiştir. Bugün bu mesleğin mensupları Türkiye Diyetisyenler Derneği adı altında kurulan ve sen ben bizim çocuklar misyonunun üzerinde meslek adına ortaya bir icraat koymamış ve bence ömrünü tamamlamış bir kuruluştan icraat beklemektedir.

Birleşik Diyetisyenler Platformu

Bu enkazın altına girip zaten yürümeyen bir kurumun pasif politikaları ile boğuşacağımıza, sorunlarımızı demokratik bir şekilde birlikte belirleyip birlikte aksiyon planı oluşturup işe koyulacağımız bir Birleşik Diyetisyenler Platformu kurmayı teklif ediyorum.

Türkiye Birleşik Diyetisyenler Derneği

Bu adla işlerimize başlarken bir yandan da dernek tüzüğünün yazımına başlayıp aynı adla Türkiye Birleşik Diyetisyenler Derneği adı altında dernekleşelim diyorum.

Türkiye Diyetisyenler Odası

Bu meslek eğer odalaşamaz ise 3 vakte kadar dibe vurmaya mahkumdur. Odalaşmak bize ne kazandıracak?

  • Odamız olduğunda odanın izni olmadan kimse ofis açamayacak.
  • Diyetisyen olmayan hiç kimse bu işten para kazanamayacak.
  • Diyetisyen olsa dahi etik çalışmadığını tespit ettiğimiz diyetisyenlere yaptırım uygulama şansımız olacak.
  • Meslek platformlarında temsil hakkımız olacak.
  • Kamuda çalışan meslektaşlarımızın arkasını dayayacağı bir güç olacak ve meslektaşlarımızın mesleki ve idari sorunlarını masaya yatırma şansımız olacak.
  • Odalaştığımızda gerçek bir meslek mensubu olacağız.
  • Daha önemlisi başarısız doktorların diyetisyenlik hayallerine son vereceğiz.

Bu işte, birlikte yürüyecek yürekli meslektaşlarımı arıyorum ve birlikte çalışmaya davet ediyorum. Gelin el birliği ile bu işe başlayalım. Ancak bu iş için biz yola çıktık diyebileceğimiz ve dikkat çekici bir sayıya ihtiyacımız var. Başlangıç itibari ile benim aklımdan geçen sayı 800-1000 kişi. Eğer bu sayıya ulaşırsak ilk toplantımızı yapar, basını da davet eder, kamuoyuna adımızı duyururuz.

Bu işte ben de varım!

Bu işte bende varım diyen sevgili meslektaşlarım bana isim yazdırsınlar lütfen. İlk toplantımızı Kasım ayında yapmak üzere, Eylül, Ekim olarak 2 aylık bir zamanımız var. Bu zaman zarfında işi sıkı tutup bu sayıya ulaşacağımızı ümit ediyorum. Bana yazdıracağınız isimler içinden bir geçici yürütme kurulu oluşturup ilk toplantıyı düzenleyerek bu toplantıda görev alacak kişileri ve kurulları oluşturup yol haritamızı birlikte çizeceğiz.

Bu yol ve bu platform hepimizin omuzlarında yükselen bize ait bir şey olacak ve bu mesleğe gönül veren mezun, çalışan tüm meslektaşlarımızın katkılarıyla kısa zamanda sorun çözen bir platforma dönüşecek.  Bu davetimi, bu oluşuma ilgi duyan herkes listesindeki meslektaşlarımıza yaysın. İsim için buradan bana özelden yazabilirsiniz .İsim ve bulunduğunuz şehir bilgisi şimdilik yeterlidir.

Saygı ve Sevgilerimle; Tamer Kerimoğlu, Diyetisyen

diş hekimi, diş doktoru, ağız ve diş sağlığı, dişçi, diş diyetisyen

Sporcuların “ağız ve diş sağlığı”nın korunması!

Sporcularda en önemli besin kaynaklarından biri karbonhidratlardır. Yapılan çalışma sonuçları, diyette karyojenik (diş sağlığı açısından zararlı) potansiyele neden olan etmenin toplam karbonhidrat miktarı değil, tüketim sıklığı, besinin ağızda kalma süresi ve karbonhidrat tipi olduğunu belirtmektedir.

Karbonhidratlar; diş sağlığı için istenen ve istenmeyen olarak sınıflandırılmaktadır. İstenen bileşen; süt, meyve, sebze yapısındaki şeker iken istenmeyen besine sonradan üretici – pişiren veya tüketici tarafından eklenen, besinin kendi yapısında olmayan (şekerlemeler, şekerli içecekler, çay şekeri, bisküvi ve kekler, tatlılar, tahıl gevrekleri…) şekerlerdir.

Çalışmalar istenen karbonhidrat tiplerinden düşük ve orta düzeyde süt ve ürünlerinin tüketiminin şekerli, alkolsüz içeceklere tercih edilebilir bir alternatif olduğunu göstermektedir. Peynirin ise, tükürüğün uyarılmasında rolü vardır. Yine sebze ağırlıklı çiğnemeye yönelik beslenme şekli karyojenik etkiyi azaltmaktadır.

Sporcu ve enerji içeceklerindeki basit şeker miktarı göz önüne alındığında tüketim sıklığına dikkat edilmelidir.

Bunun yanında çay tüketiminin (şeker eklenmeden içilen) diş çürük skorunu önemli ölçüde düşürdüğü bildirilmektedir. Çünkü çay antioksidan besin öğeleri ve besin öğesi olmayan fitokimyasallar, iz elementler ve florun besinsel kaynağıdır. Fakat yine de içeriğindeki kafein ve demiri bağlama durumu göz önüne alındığında miktarına dikkat edilmelidir. (Günlük 3-4 fincan kadar).

Sakız çiğnemenin diş çürüklerinin oluşumunu azalttığı belirtilmektedir. Özellikle ksilitol içeren sakızların şekersiz sakızlara göre daha iyi sonuç verdiği gözlenmiştir.

Sporculara hekim tarafından flor preparatları, flor jelleri, flor gargaraları kullanmaları önerilebilir. Çünkü flor (diş minesinin çürüklere karşı dayanıklı hale gelmesini sağlayan) çürük önleyici iz elementtir. Endojen yolla; besinlerle, su içerek, florlu tuz ve tabletlerle (fazla dozun florozis gelişme riskine neden olacağı unutulmamalıdır) egzojen olarak; diş macunları ve ağız gargaralarıyla alınabilir.

tbs hijyen mutfak aşçı

“Menü” nedir?

Menü; Toplu Beslenme Sistemlerinde servis edilen yemeklerin listesi olup tüketici ile kuruluşların beslenme servisi örgütleri arasında iletişimi sağlayan önemli bir araçtır.

Menü, tüketicilerin gereksinim ve/veya talepleri doğrultusunda, tasarlanan yiyecek ve içeceklerin bir planıdır. Menü planlamayı etkileyen en önemli etkenler beslenme servisi örgütüne ve tüketici veya müşteriye ait etmenlerdir.

Beslenme servisi örgütüne ait etmenler

  • beslenme servisi örgütünün şekli ve amacı,
  • bütçesi,
  • piyasa koşullan,
  • fiziksel imkanlar,
  • araç-gereçler,
  • servis şekli ve
  • personel durumu gibi faktörlerdir.

Tüketici/Müşteriye Ait Etmenler ise menü planlanan grubun besin gereksinimleri, beslenme alışkanlıkları ve yemek tercihleri gibi etmenlerdir.

Planlanan menüler

  • gereksinmeyi karşılamalı,
  • çeşitlilik ve uyum sağlanabilmeli,
  • sübjektif kalitesi yüksek olmalı,
  • hijyenik kalitesi,
  • besin değeri,
  • korunumu ve
  • çeşitliliği sağlanabilir olmalı,
  •  ekonomik de olmalıdır.
Yazının alıntılandığı kaynak
TAM GÜN OKULLARA YÖNELİK GELİŞTİRİLEN MENÜ MODELLERİ VE ÖRNEK ÖĞLE YEMEĞİ LİSTELERİ, sağlık Bakanlığı, Ankara, 2010, Doç. Dr. Murat Baş Yrd. Doç. Dr. Saniye Bilici Uzm. Dyt. Mehtap Ersin Bayrak Dyt. Cansel Tütüncüoğlu
diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

TBS’de “menü modeli” nedir, nasıl kullanılmalıdır?

Menü modeli veya menü iskelet, yemek listeleri hazırlanmadan önce yemek gruplarına göre (yemek adlan verilmeksizin) menü taslağının oluşturulduğu bir ön çalışmadır.

Menü modelinde I. II. ve III. kapta yer alan yemek grupları belirtilmek suretiyle uygulayıcılara hem esneklik sağlanmış olur hem de Diyetisyenin oluşturduğu menüyü daha sağlıklı bir şekilde denetlemesine olanak verilmiş olur. Menü modelleri geliştirilirken:

  • öncelikle II. kap yemeklerin sistematik dağılımı sağlanır,
  • daha sonra I. ve III. kap yemekler mevsim, piyasa koşulları, personel vb. faktörler göz önünde bulundurularak modele yerleştirilir.

Yemek listeleri oluşturulurken yemek seçiminde her üç kabın birbiri ile besin değeri, renk, yapı, kıvam, lezzet, hazırlama, pişirme yöntemleri ve servis bakımından uyumu değerlendirilmelidir.

Yazının alıntılandığı kaynak
TAM GÜN OKULLARA YÖNELİK GELİŞTİRİLEN MENÜ MODELLERİ VE ÖRNEK ÖĞLE YEMEĞİ LİSTELERİ, sağlık Bakanlığı, Ankara, 2010, Doç. Dr. Murat Baş Yrd. Doç. Dr. Saniye Bilici Uzm. Dyt. Mehtap Ersin Bayrak Dyt. Cansel Tütüncüoğlu

diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Menü modeline uygun yemek listelerinin planlanması!

Menü modeline uygun yemek listelerinin planlanması konusunda şunlara dikkat edilmelidir:

  • Set-seçimsiz menüler genellikle üç kaptan oluşmaktadır. Bu nedenle, üç yemek grubunun her birinden birer tane seçilerek menü oluşturulur.
  • Aynı öğündeki menü örüntüsünde yer alan yemeklerde renk, kıvam, şekil, lezzet, tat, görünüm ve besin değeri yönünden çeşitlilik sağlanmalıdır. Örneğin hepsi sulu kıvamda veya hepsi kırmızı renkli olan yemekler bir arada bulunmamalıdır.
  • Yemek seçiminde menü örüntüsü açısından yemekler birbirini izleyen günler itibariyle de çeşitlilik göstermeli, sık tekrarlardan kaçınılmalıdır.
  • Haftanın aynı günlerine, benzer örüntüdeki menülerin gelmemesine dikkat edilmelidir.
  • Birinci kap yemekler bütçe ve kuruluşun olanakları dahilinde ve yeterli ve dengeli beslenme ilkeleri çerçevesinde büyük parça et yemekleri, küçük parça et yemekleri, köfteler ve etli sebze yemekleri birbirini izleyen günlerde dengeli bir şekilde dağıtılır.
  • Birinci kap yemeklerden etli sebze yemeklerinin yanına II. kap yemek olarak zeytinyağlı sebze yemekleri, III. kap olarak da salatalar verilmemelidir.
  • Etli dolma ve sarmaların yanma II. kap olarak pilav verilmemelidir.
  • Etli kuru baklagil yemeklerinin yanında II. kap olarak makama, börek veya zeytinyağlı yemekler verilmemelidir.
  • Çocukların kalsiyum ihtiyaçlarının karşılanması bakımından her gün mutlaka bir kalsiyum kaynağının (süt ve ürünleri) bulunmasına özen gösterilmelidir.
  • Zeytinyağlı yemeklerin yanma III. kap olarak salata verilmemelidir.
  • Çorbaların yanına komposto, hoşaflar verilmemelidir.
  • Pilav, makama, börek yanına tatlı verilmemelidir.

Yazının alıntılandığı kaynak
TAM GÜN OKULLARA YÖNELİK GELİŞTİRİLEN MENÜ MODELLERİ VE ÖRNEK ÖĞLE YEMEĞİ LİSTELERİ, sağlık Bakanlığı, Ankara, 2010, Doç. Dr. Murat Baş Yrd. Doç. Dr. Saniye Bilici Uzm. Dyt. Mehtap Ersin Bayrak Dyt. Cansel Tütüncüoğlu