5 madde ile gebelikte “folik asit”in önemi

Hayat, anne karnında başlar. Doğuma kadar anne karnında geçen bu dönem hayatın temellerinin atıldığı en önemli dönemidir.

gebelikte folik asit, folik asit, gebelik, hamilelikte folat, folik asit hapı

1. Anne karnında başlayan büyüme ve gelişme

Anne karnında başlayan büyüme ve gelişme yetişkinliğe kadar devam eder. Büyümenin görüldüğü dönemler insan için, diğer canlılara kıyasla çok uzun sürer. İnsan yaşamındaki dönemler; doğum öncesi (prenatal) ve doğum sonrası (postnatal) olmak üzere başlıca iki grupta ele alınabilir. Gebelikte beslenmenin önemi gebelik döneminde annenin sağlıklı beslenmesi, fetüsün büyümesi ve gelişmesi ile ilgili olduğu gibi gebelik süresince de anne sağlığını etkileyen çok önemli bir konudur.

gebelikte folik asit, folik asit, gebelik, hamilelikte folat, folik asit hapı

2. Gebelik döneminde annenin yetersiz ve dengesiz beslenmesi

Doğum sonrası dönemde de süt verimini etkilemektedir. Gebelik döneminde annenin yetersiz ve dengesiz beslenmesi bebeğin boyu, kilosu, fizyolojik yapısı ile ilgili olduğu gibi zihinsel gelişimi ile de ilgilidir. Özellikle beyin yapısının şekillendiği birinci üç aylık dönemde yetersiz ve dengesiz beslenme, bebeğin mental gelişiminde kalıcı gerilik oluşturmaktadır. Gebeliğin başlangıcında normal ağırlıktan %10 ve daha az veya %20 ve daha fazla ağırlıkta olan kadınların risk altında bulunduğu ifade edilmektedir. Bu nedenle gebelik öncesi vücut ağırlığının mümkün olduğu kadar standartlara uygun olması gebelik boyunca görülen ve doğum esnasındaki komplikasyonların azalmasına veya olmamasına neden olacaktır.

gebelikte folik asit, folik asit, gebelik, hamilelikte folat, folik asit hapı

3. Gebelikte vitamin ve mineral gereksinimi

Bu dönemde vitamin ve mineral ihtiyaçları dönemsel gereksinimleri tam olarak karşılamalıdır. Özellikle gebelik döneminde folik asit, bebek gelişimi için çok önemli olup, vücutta protein sentezi, hücre çoğalması ve kemik iliğinin görevini eksiksiz yerine getirmesi gibi işlevlerde bulunur. Folik asit vücutta depolanamaz ve bu yüzden her gün alınması gerekir.  Folik Asit, B grubundan suda çözünen bir vitamindir. Doğal besin maddelerinde bulunan şekline folat, ilaçlarda ve işlenmiş besinlerde bulunan formuna ise folik asit denir. Folik asit, hücre yapı taşlarının, kan hücrelerinin ve özellikle de sinir sistemi dokularının oluşum ve gelişiminde önemli bir role sahip olan B vitamini türüdür. 

gebelikte folik asit, folik asit, gebelik, hamilelikte folat, folik asit hapı

4. Folik asit eksikliği nasıl belirti verir?

Hafif derecede folik asit eksikliği toplumda oldukça yaygın rastlanır. Daha ağır eksiklik durumlarına ise anemide (kansızlık) rastlanır. Folik asit ya da B12 vitamini eksikliği olanlar sonunda anemik hale gelirler. Anemi belirtileri uyuşukluk, yorgunluk, nefes darlığı, deride ve mukozada solgunluktur. Ağız kenarlarındaki çatlakların folik asit yetersizliğinden olduğu bilinse de bu; demir, B2 ya da B6 yetersizliğinden de olabilir. Folik asit eksikliğinde dil ağrılı ve kırmızıdır. Pürtükleri kaybolmuşçasına düzgün durumdadır. B12 ve demir yetersizliğinde de benzeri belirtiler görülebilir. Folik asit eksikliği çoğu kez dış belirtiler sonucunda değil, kan testleri sonunda, kişide anemi olduğu anlaşılınca ortaya çıkar. Hafif eksikliklerde kişide depresyon durumu da görülebilir.

gebelikte folik asit, folik asit, gebelik, hamilelikte folat, folik asit hapı

5. Folik asitten zengin besinler nelerdir?

Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, bira mayası, karaciğer, böbrek, yumurta, zarı alınmamış tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, ıspanak, yonca, mavi-yeşil yosun, maydanoz, nane, kurufasulye (baklagiller) ve tohumlu gıdalarda bulunur.

Folik asit açısından zengin olduğu halde hamile kadınlara, tavuk, kuzu ve dana karaciğeri tüketimi, içeriğindeki aşırı miktarda A vitamini nedeniyle çok önerilmemektedir. Aşırı A vitamini alımı özellikle hamile kadınlar için tehlikeli olabilir; fetus zarar görebilir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Ayşe Özgül, diyetisyen Ayşe Özgül, diyet uzmanı Ayşe Özgül, beslenme uzmanı Ayşe Özgül, Ayşe Özgül kimdir, Ayşe Özgül diyeti, Ayşe Özgül randevu al, Ayşe Özgül beslenme önerileri, dyt Ayşe Özgül

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor

Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz:

Probiyotikler hakkında az bilinen gerçekler

Probiyotikler, bağırsak sisteminin mikrobiyal florasını değiştirerek insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler yapan mikroorganizmalar olarak tanımlanabilir. Bu grupta laktobasiller, bifidobakterler ve enterokoklar yer almaktadır. Probiyotiklerin mide bağırsak ortamında zarar görmeden aktif olabilmeleri yüksek asitli ortamda dirençli olmalarından kaynaklanmaktadır aynı zamanda probiyotik mikroorganizmalar safra tuzlarına da dirençlidirler.

probiyotik, kefir, turşu, yoğurt

Laktobasiller ve bifidobakterler laktozu fermente ettiklerinden probiyotik özellikli besinlerin laktik asit nicelikleri diğer süt ürünlerdekinden daha fazladır.

– Probiyotik bakterilerin folik asit, niasin, tiamin, riboflavin, pridoksin gibi B grubu vitaminler ve K vitamini üretmeleri bu vitaminlerce gıdanın zenginleşmesini sağlamaktadır.
– Bu arada fosfor, demir, bakır ve magnezyumun sindirim sistemindeki emiliminin artmasına yardımcı olmaktadırlar. Bağırsak florasında önemli düzeyde bulunan probiyotik mikroorganizmaların bağırsak rahatsızlıklarını önleyici etkilerinin olduğu saptanmıştır.
– Bazı patojenlerin kolonizasyonu ve üremelerini önledikleri gibi bağışıklık sistemini güçlendirdikleri, antikolestremik, antigenotoksik, antimikrobiyal ve antimutajenik etkilerinin olduğu bildirilmektedir.
– Ağız, üst solunum yolları, mide bağırsak sistemi ve genital sistemin mukotik yüzeyleri üzerinde etkili olan hastalıkları önleyici etkide bulunmaktadırlar.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet
– Vücutta laktaz (beta galaktosidaz) enziminin sentezlenememesi nedeni ile laktozun parçalanmaması sonucu oluşan “laktoz intoleransı” denilen rahatsızlığın giderilmesinde probiyotiklerin önemli rolü olmaktadır. Laktoz intoleransı olan tüketiciler, bağırsaklarında laktaz enzimi olmadığından süt ürünlerini tüketemezler.
– Probiyotik süt ürünlerinin söz konusu hastalıktan muzdarip tüketiciler tarafından tüketilebilmesi vücut için gerekli kalsiyumun alınması ve osteoporoz riskinin azaltılması adına önemlidir.

– Probiyotik bakteriler pütrifaktif bakteri gelişmesini inhibe ederek bunların nitrozaminleri ve diğer kanserojen bileşikleri oluşturmalarını önlemekte, dolayısıyla kansere yakalanma riskini azaltmaktadırlar.
– Son yıllarda yapılan çalışmalar, probiyotik bakterilerin çocuklarda alerjik semptomların engellenmesinde ve Helicobacter pylori enfeksiyonu riskinin azaltılmasında rol oynadıklarını ortaya koymaktadır.
– Bütün bu olumlu etkileri yanında probiyotik bakterilerin kan serumu kolesterol niceliğini azaltıcı etki yaptıkları, damar sertliği ve kalp damar hastalıklarını engelledikleri, iyi huylu (HDL, yüksek yoğunluklu lipoprotein) kolesterol düzeyini arttırdıkları ifade edilmektedir.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Doğal prebiyotik besinler

  • Ayran
  • Süzme peynir
  • Kefir
  • Yoğurt
  • Lahana turşusu
  • Pastörize edilmemiş turşu ve zeytin
  • Dosa (pirinç ve siyah mercimek fermente edilerek yapılan geleneksel Güney Hint yemeği)
  • Idli (pirinç ve siyah mercimek fermente edilerek yapılan Hint aperatifi)
  • Kim Chi (baharatlı, keskin fermente edilmiş lahana, geleneksel Kore yemeği)
  • Miso (fermente soya salçası, popüler Japon besini)
  • Natto (fermente edilen soya fasulyesinden yapılmış Japon yiyeceği)

Eğer emziren bir kadın antibiyotik alır ise bebek de antibiyotiklerin yan etkilerinden muzdarip olabilir. Probiyotik gıdalar ile beslenen bebeklerde bu belirtiler hafifler.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Hangi durumlarda probiyotik kulllanmalıdır?

Probiyotikler geniş bir yelpazede sağlık problemleri ile mücadelede kullanılabilirler.

  • Antibiyotik kullanımın neden olduğu ishal
  • Irritabl(hassas) barsak sendromu
  • Enfeksiyona bağlı ishaller
  • İnflamatuar barsak hastalıkları

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Probiyotik besinlerinyan etkileri

Yararlı bakteriler bakımından zengin olan yiyecekler tamamlayıcı ve alternatif tıpta kullanılır. Probiyotikler, kapsüller, tabletler ve tozlar şeklinde bulunurlar. Probiyotiklerin aşırı tüketimi, bağırsaklarda doğal olarak bulunan probiyotik bakterileri yok edebilir. Sağlık üzerine olan bütün bu olumlu etkilerine karşın probiyotikler sağlığın iyileştirilmesi için alınan ilaçlar değillerdir. Probiyotik gıdaların tüketiminin kesilmesiyle bağırsak florası eski halini alır ve olumlu etki ortadan kalkar. Bu nedenle probiyotikler ancak probiyotik gıdalarla düzenli olarak vücuda alındıklarında olumlu etki gösteren mikroorganizmalardır.

Vücut dostu bu bakterilerin türleri ve miktarları kişiden kişiye değişir. Probiyotiklerin yan etkilerini kanıtlamak için gerekli olan daha çok çalışma yapılmalıdır, ancak şimdiki çalışmalar göstermiştir ki bu gıdaların aşırı tüketimi şişkinlik ve gaz gibi hafif yan etkilere yol açar.
Probiyotik bakteriler bakımından zengin olan doğal gıdaların tüketimi, yapay probiyotik takviyelerinin tüketiminden daha faydalıdır.

Eğer bir sindirim problemi için probiyotik takviyesi kullanmayı düşünüyorsanız öncelikle diyetisyeninize veya doktorunuza başvurunuz.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Ayşe Özgül, diyetisyen Ayşe Özgül, diyet uzmanı Ayşe Özgül, beslenme uzmanı Ayşe Özgül, Ayşe Özgül kimdir, Ayşe Özgül diyeti, Ayşe Özgül randevu al, Ayşe Özgül beslenme önerileri, dyt Ayşe Özgül

ortoreksiya nevroza

Sağlıklı yeme takıntısı: Ortoreksiya

Günümüzde bir tarafta vitamin açısından fakir ve yağ açısından zengin fast-food tipi  beslenme ile aşırı şişmanlamaya (obeziteye) doğru giden bir bozukluk var iken; öteki tarafta zayıf kalmak için şekersiz, tuzsuz ve yağsız yiyeceklere endeksli bir yaşam görülmektedir.

Oysa ikisi içinde sağlıklıdır diyemeyiz. Yeme bozukluğu adı altında sıralayabileceğimiz, Obezite (aşırı şişmanlık), Bulimia (aşırı yeme hastalığı), anoreksiya nervoza (yememe hastalığı) gibi pek çok sorun varken, ortoreksiya, sağlıklı yemek yeme takıntısı da artık litaratüre eklenmiş durumda ve bir çeşit yeme bozukluğu olarak değerlendirilmektedir.

gizli kilo nedirYeme davranış bozukluğu riskinin genetik, çevresel ve sosyokültürel faktörlerin etkisi altında olduğu düşünülmekte, özellikle kendine güveni olmayan, saplantılı, endişeli, çekingen, uysal, utangaç, mükemmeliyetçi kişiliğe sahip bireylerde yeme davranış bozuklukları görülebilmektedir. Çocukluk çağı obezitesi, obsesif kompulsif bozukluklar, sürekli diyet uygulama da yeme davranış bozukluklarına neden olan bireysel faktörler arasında yerini almaktadır. Yeme davranış bozukluklarının ortaya çıkması ise fiziksel, mental, sosyal ve fonksiyonel bozukluklara neden olabilmektedir.

Ortoreksiya kelimesi Yunanca ‘orthos’ (doğru, uygun) ve ‘orexia’ (iştah) kelimelerinin birleşmesiyle ilk kez Steven Bratman tarafından tanımlanmıştır. Ortoreksiya biyolojik yönden saf, herbisit, pestisit veya yapay maddeler içermeyen sağlıklı besinlerin tüketilmesine karşı patolojik bir saplantı olarak açıklanır.  Ortoreksiya’ya bağlı obsesif davranışlar tüketilen yemeğin miktarından çok içeriği ile ilişkilendirilmektedir.

Ortorektikler, mükemmelliğe ulaşma çabalarından ötürü diyetlerini giderek kısıtlama eğilimi göstermektedir ve bu nedenle ortorektik bireylerin besin çeşitliliği oldukça azalmakta ve bunun sonucunda malnutrisyon gelişebilmektedir, Malnütrisyona ek olarak, osteoporoz, menstrüasyon siklusunun bozulması ve kan basıncındaki aşırı düşmeye bağlı kalp sorunları da ortaya çıkabilmektedir.

Yapılan çalışmalar:

  • diyetisyenler,
  • tıp fakültesi öğrencileri,
  • hekimler,
  • anksiyetesi olan bireyler,
  • obsesif kompulsif bireyler ve
  • beden imajına aşırı önem veren bireylerde ortoreksiya nervoza belirtilerine daha sık rastlandığını göstermiştir.

Sağlıklı beslenme ile ilgili çeşitli bilgiler mevcut olup beslenme bilgisi beslenme obsesyonuna yol açabilmektedir. Zayıflığa veya sağlıklı beslenmeye önem verilmesi nedenleri ile yiyeceklerin nasıl hazırlandığını düşünmek veya günün büyük bir çoğunluğunu yiyecekleri düşünerek geçirmek yeme bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olabilecek önemli risk faktörlerini oluşturabilmektedir.

Ortorektik misiniz?

Bu soruların yarısından çoğuna “evet” cevabı veriyorsanız, Ortoreksiya belirtisi gösteriyor olabilirsiniz.

1- Yemek yerken yediklerinizin kalorisine dikkat eder misiniz?

2- Son üç ay içerisinde besinler konusunda endişelendiğiniz oldu mu?
3- Sağlığınızla ilgili endişeleriniz besin seçiminizi etkiler mi?
4- Sizce, ruhsal durumunuz yeme düzeninizi etkiler mi?
5- Besinler içerisinde sadece sağlıklı olanlarını tüketmek kendinize olan güveninizi arttırır mı?
6- Uyguladığınız beslenme tipi yaşam tarzınızı değiştirir mi? (dışarıda yeme sıklığı, arkadaşlar vb. açısından)
7- Kendinize ne yiyip ne yiyemeyeceğiniz konusunda gittikçe daha katı kurallar mı koyuyorsunuz?
8- Sağlıksız beslendiğinizde kendinizi suçlu hisseder misiniz?
9- Çeşitli yiyeceklerin olduğu bir yerde yiyecek seçmek durumunda kalırsanız kararsızlık yaşar mısınız?
10- Yemeğinizin sağlıklı olması sizin için lezzetli olmasından daha mı önemlidir?
11- Sağlıksız olduğunu düşündüğünüz besinleri yediğiniz olur mu?
12- Daha sağlıklı, daha taze besinler satın almak için daha fazla para harcamak ister misiniz?
13- Sağlıklı beslenme ile ilgili düşünceler sizi günde üç saatten fazla meşgul eder mi?
14- Piyasada sağlıksız besinlerin de satıldığını düşünür müsünüz?
15- Sağlıklı besinler tüketince kendinize olan güveniniz artarken bu şekilde beslenmeyenleri küçümsüyor musunuz?

Her besinin aşırı sağlıklı olmasının istenmesi insanı tek boyutlu beslenmeye kadar götürebilir bunun sonucunda anareksiya nevroza gibi başka bir yeme bozukluğunun oluşmasına da yol açabilmektedir. Aşırı derecede takıntı yapmak yerine dengeli beslenme konusunda bilinçli olmak gereklidir.

Beslenmenin insan yaşamını idame ettirme konusunda gerekli olan enerjiyi sağlamak için bir gereksinim olduğunun bilincinde olmak gerekir. Yeterli ve dengeli beslenme; vücudun büyümesi, dokuların yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan besin öğelerinin her birinin yeterli miktarlarda alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılmasıdır. Sağlıklı bir yaşam için diyet yapabilirsiniz fakat dozunu kaçırmamak oldukça önemli gereksiz takıntılar ile sağlığımızı tehlikeye sokmak bir çözüm değildir. . Yemek hiçbir zaman bireyin kendini cezalandırması veya toplumdan soyutlaması için bir gerekçe olmamalıdır. Bu sebeple de sağlıklı beslenme takıntı haline gelerek, besinlerden soğumanıza, psikolojinizi tehdit edecek bir sebep oluşturmasına müsaade etmemelisiniz.

Sağlıklı Beslenin fakat bu aşırı kaygı ile yaşam kalitenizi düşürmesin.

Sağlıkla Kalın…

Kaynaklar

Gezer C., Kabaran S. The risk of orthorexia nervosa for female students studying nutrition and dietetics, S.D.Ü Sağlık Bilimleri Dergisi Cilt 4 / Sayı 1 / 2013. Arusoğlu G., Merdol Kutluay T., Ortoreksiya Nervoza ve Orto-11’in Türkçeye Uyarlama Çalışması, , Hacettepe Ü Sağlık Teknolojisi YO Beslenme ve Diyetetik Bl., Ankara., Hacettepe Ü Tıp Fak., Psikiyatri AD., Ankara. Türk Psikiyatri Dergisi 2008; 19(3): 283-291

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor

Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz:

keten tohumu, keten tohumu faydaları, keten tohumu yararları, keten tohumu zararları, keten tohumu diyeti, diyette keten tohumu, keten tohumu zayıflatır mı, keten tohumu kilo verdirir mi, tiroid hastalıklarında keten tohumu, diyetisyen ayşe özgül

Bir tutam sağlık: “Keten tohumu”

Keten (Linum usitatissimum) 30-100 cm boyunda olan mavi çiçekli ve tek yıllık bir bitkidir.Keten tohumu genel olarak Akdeniz iklimini sever. Keten tohumunun keşfi 1951 yılına dayanmaktadır. Alman Dr. Johanna Budwig  ‘Keten Yağı Diyeti’ ile keten tohumu yağının kanser önleyici ve iyileştirici etkisini ilk kez ortaya koymuş ve Nobel ödülü kazanmıştır. Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü keteni, kanser önleyici gıdalar arasında saymaktadır.

Keten tohumu, fonksiyonel bir besindir

Keten tohumu;  folik asit, E ve B grubu vitaminleri, kalsiyum, potasyum, demir, magnezyum, fosfor mineralleri, lif, omega 3 ve omega 6 yönünden oldukça zengindir. Alfa linoleik asit, iyi kalite protein, flavonoid, lignan, fenolik asit gibi fitokimyasal maddeler içerir. Bu özelliğinden dolayı genellikle ‘fonksiyonel gıda’ grubundadır.

keten tohumu, keten tohumu faydaları, keten tohumu yararları, keten tohumu zararları, keten tohumu diyeti, diyette keten tohumu, keten tohumu zayıflatır mı, keten tohumu kilo verdirir mi, tiroid hastalıklarında keten tohumu, diyetisyen ayşe özgül

Keten tohumu, kan şekerini etkiler

İçerdiği protein, genetik ve çevre koşullarına göre değişkenlik gösterebilmektedir. Soğukta gelişen keten tohumu düşük protein, sıcakta gelişen keten tohumu yüksek protein içerir. İyi metiyonin ve sistein aminoasidi kaynağıdır, lizin, treonin, tirozin aminoasidi açısından fakirdir. Keten tohumu proteini, kan glukozunu 2 şekilde etkiler; insülin salınımını arttırır ve polisakkaritlerle birlikte gıdaların glisemik indeksini etkiler.  Yapılan bir çalışmada, keten tohumu ve soya proteinlerinin plazma trigliserit ve ürik asit miktarları değerlendirilmiştir. Keten tohumunun soyaya göre trigliserit konsantrasonunu 2 kat daha azalttığı ve daha hipoglisemik etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca keten tohumu serum ürik asit miktarını belirgin derecede düşürmüştür.

keten tohumu, keten tohumu faydaları, keten tohumu yararları, keten tohumu zararları, keten tohumu diyeti, diyette keten tohumu, keten tohumu zayıflatır mı, keten tohumu kilo verdirir mi, tiroid hastalıklarında keten tohumu, diyetisyen ayşe özgül

Keten tohumunun yararları

Keten tohumu sindirim sistemi sağlığına etkileri

Keten tohumu içerdiği diyet lifleri sindirim sitemi için çok faydalıdır. Keten tohumu bol miktarda içerdiği diyet lifleri sindirilmesi zor olan besinlerin daha kolay sindirilmesini sağlar ve bu sindirim sistemin aşırı yorulmasına engel olur. Bu özelliği ile keten tohumu bağırsakların düzenli ve sağlıklı bir şekilde çalışmasına yardımcı olur. Keten tohumunun içerdiği bol miktardaki diyet lifleri ayrıca erkeklerde prostat kanseri kadınlarda ise meme kanserine yakalanma riskini azaltır.

Keten tohumu kalp sağlığını korur

Keten tohumunun diğer bir özelliği ise iyi bir antioksidan olmasıdır. Bu özelliği ayrıca keten tohumunun kolesterolü sağlıklı bir seviyede tutmasını sağlar. Bütün bu özelliği sayesinde de dolaylı olarak kalp ve damar sağlığını korur. Ketene tohumu böylece yüksek kolesterolden ve kan şekerinden kaynaklanabilecek kalp hastalıklarını engeller. Düzenli olarak keten tohumu tüketmek kötü kolesterolü düşürür ve iyi kolesterol seviyesini arttırır.

Keten tohumu yüksek kolesterolü dengeler

Keten tohumunun içerdiği bol miktardaki Omega 3 ve Omega 6 kolesterol üzerinde olumlu etki kapmaktadır. Keten tohumunun bol miktarda içerdiği bu yağlar sayesinde iyi ve kötü kolesteroller sağlıklı seviyede korunabilir.

Diyabet sorunları için keten tohumu

Günlük olarak tüketilen keten tohumu çok ilerlememiş ve şiddetli olmayan diyabet problemlerini ortadan kaldırabilir.  Bunun yanında kan şekerini sağlıklı seviyede tutmaya yardımcı olur.

Keten tohumu kilo vermeye yardımcı olur

Keten tohumu içerdiği maddelerin yardımıyla bünyede bulunan gereksiz yağların eritilmesi yanında bağırsakları çalıştırarak kilo vermeye yardımcı olabilir.

keten tohumu, keten tohumu faydaları, keten tohumu yararları, keten tohumu zararları, keten tohumu diyeti, diyette keten tohumu, keten tohumu zayıflatır mı, keten tohumu kilo verdirir mi, tiroid hastalıklarında keten tohumu, diyetisyen ayşe özgül

Keten tohumu nasıl tüketilmeli?

Keten tohumunu tüketilir hale getirmek çok kolaydır. Bunun için iki büyük bardak suya havanda iyice ezdiğiniz bir çorba kaşığı keten tohumunu koyun ve iyice ezin. Elde edeceğiniz toz halindeki keten tohumunu suda 8-10 dakika kaynatın ve soğuduktan sonra için.

1 yemek kaşığı keten tohumu (10 g): 37 Kilokalori

Keten Tohumu 100 g 1 yemek kaşığı (10 g)
Karbonhidrat 0 g 0 g
Lif 28 g 2,8 g
Protein 24,4 g 2,4 g
Yağ 30,9 g 3,1 g
Kolesterol 0 mg 0 mg
Sodyum 0 mg 0 mg
Potasyum 500 mg 50 mg
Kalsiyum 230 23
A vitamini 80 8
C vitamini 0 0
Demir 8,2 0,8

keten tohumu, keten tohumu faydaları, keten tohumu yararları, keten tohumu zararları, keten tohumu diyeti, diyette keten tohumu, keten tohumu zayıflatır mı, keten tohumu kilo verdirir mi, tiroid hastalıklarında keten tohumu, diyetisyen ayşe özgül

Keten tohumu gerektiğinden fazla kullanılmamalı

Keten tohumu ve keten tohumu yapının bazı özellikleri aşırı kullanılması durumunda sağlık sorunlarına neden olabilir.

  • Keten tohumu ve yağı bir nevi müshil görevi görmektedir. Bu yüzden aşırı kullanılması ishal sorunlarına neden olabilir.
  • Keten tohumunun aşırı kullanılması kan pıhtılaşmasına engel olabilir.
  • Yüksek dozlarda keten otu veya yağı tüketimi bağırsak sıkışmasına sebep olabilir.
  • İzin verilen dozların üzerinde keten otu yağının iltihaplar üzerinde uygulanması ters tepkiye neden olabilir.
  • Yine aşırı kullanmaya bağlı olarak farklı şekillerde alerjiye neden olabilir.
  • Keten otu veya keten otu yağının meme kanserini önleyici özelliğinin olduğunu söylemiştik. Keten otu ve keten tohumu yağının tüketiminde aşırıya kaçıldığında tam tersi bir etki gözlenebilir.
  • Gebelik döneminde ve hormon problemi yaşayan kadınların doktor ve/veya diyetisyenine danışmadan kullanmamalıdır.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Ayşe Özgül, diyetisyen Ayşe Özgül, diyet uzmanı Ayşe Özgül, beslenme uzmanı Ayşe Özgül, Ayşe Özgül kimdir, Ayşe Özgül diyeti, Ayşe Özgül randevu al, Ayşe Özgül beslenme önerileri, dyt Ayşe Özgül

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor

Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz:

 

 

trans yağ yoktur, trans yağ nedir

Trans yağ hakkında gerçekler

Yaşam şeklindeki pek çok gelişme, özellikle gelişmiş ülkelerdeki insanlarda bazı sağlık sorunlarını da beraberinde getirmiştir.

Bu sağlık sorunlarının başında kardiyovaskuler kalp hastalığı gelmekte ve pek çok gelişmiş ülkede en önemli ölüm nedeni olarak yer almaktadır. Bu sebeple kardiyovaskuler kalp hastalığına yakalanma riski faktörlerini kontrol altına alma, hastalığı önleme uygulamalarında başlıca unsurdur. Yağ alımı ile kanser arasındaki ilişki hala kanıtlanamamış olsa da; insan beslenmesinde kullanılan yağlar sağlık uzmanları ve halk tarafından her zaman merak konusu olmuştur. İnsan beslenmesinde kullanılan yağların sadece miktarı değil, özelliği de oldukça büyük bir önem arz etmektedir.

Son yıllarda yağların yapısı incelendiğinde sağlığa zararlı olduğu bilinen doymuş yağ asitlerinin yanı sıra trans yağ asitlerinin de sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsedilmektedir.

Trans yağ asitleri, çok eski çağlardan beri insan beslenmesinde yer almaktadır. Çünkü geviş getiren pek çok hayvanın süt ve etine ait yağında doğal olarak az miktarda da olsa bulunur. Trans izomeriye doğada çok ender olarak rastlanmaktadır. Fakat hidrojenasyon ve rafinasyon gibi bazı işlemler bu tip izomeroluşumuna neden olabilmektedir.

trans yağ asidi ile ilgili görsel sonucuGünümüzde, özellikle toplum sağlığının önemini kavrayan ülkelerde yapılan pek çok araştırma sonucunda, kısmi olarak hidrojenize edilmiş yemeklik margarin ve şorteningler, hazır yiyecekler(fast food, aburcubur vs.) ve unlu mamulleri gibi gıda maddelerinde yüksek miktarda bulunan trans yağ asitlerinin pek çok hastalığa neden oldukları farkına varılmaya başlanmıştır. Özellikle ticari olarak üretilen gıda maddelerinin dayanıklılığını oksidasyona karşı arttırmak amacı ile yüksek sıcaklık ve basınçta yağların kısmi hidrojenasyonu sonucu oluşan trans yağ asitlerinin sağlık üzerine etkileri araştırıldığı zaman, kalp sağlığına olumlu etkileri bulunan HDL( yüksek dansiteli lipoprotein) miktarını düşürdüğü, zararlı etkileri bulunan LDL (düşük dansiteli lipoprotein) miktarını yükselttiği saptanmıştır. Bunun yanı sıra, trans yağ asitlerinin kanser, obezite, alzeimer ve fetal gelişim bozukluğu konusundaki olumsuz etkileri de tartışılmaktadır.

trans yağ asidi ile ilgili görsel sonucuÖzellikle gelişmiş ülkelerde tüketilen yiyecek gruplarına bağlı olarak, günlük diyetteki oranı hayli fazla olan trans yağ asitlerinin miktarını düşürmek için FDA, FAO, WHO gibi sağlık örgütleri tüketicilere mümkün oldukça trans yağ asiti içeriği düşük gıdaları tercih etmeleri hakkında tavsiyelerde bulunmaktadır.

1990’lı yıllardan bu yana olumsuz etkileri araştırılan trans yağ asitlerinin alımında düşüş olduğu zaman koroner kalp hastalığından ölenlerin sayısının azaldığı görülmekte olup; özellikle Amerika’da koroner kalp hastalığından ölenlerin sayısında trans yağ asitlerinin etkisinin önemli düzeyde olduğu, yapılan araştırmalarda trans yağ asiti miktarının günlük enerji yüzdesinde % 2-4 oranında bir düşüşün koroner kalp hastalığı sebebi ile ölen yıllık 20 000 kişi sayısında %23 oranında (4600 kişi) bir azalma olduğu tespit edilmiştir.

11 Avrupa ülkesinde yağ aspiratları kullanılarak yapılan çalışmada kolorektal kanser oluş derecesiyle trans yağ asidi ile bağlantısı araştırılmıştır. Trans yağ asitleri ile kolorektal kanser oluş derecesi arasında güçlü bir bağlantı olduğu tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalar özellikle orta yaş ve üzeri insanların hafızalarını kaybetmelerine sebep olan alzeimer hastalığı ile trans yağ asiti miktarı arasında pozitif bir ilişki olduğu, hatta trans yağ asitlerinin alzeimer hastalığını desteklediğini belirtmiştir. Trans yağ asiti alımındaki % 20 lik bir artış alzeimer olma riskini 4 kat arttırdığı öne sürülmüştür.

kalp damar ile ilgili görsel sonucuTrans yağ asitleri hangi besinlerde bulunur, sorusuna baktığımızda çok geniş yelpazede bir suçlu besin profili gözümüze çarpmaktadır. Tereyağı en önemli trans yağ asidi kaynağıdır. Ülkemizde tereyağları yaklaşık yüzde 8 civarında trans yağ asidi içerir. Dünyada hemen tüm ülkelerde etiketlerde hazır paket ürünlerin trans yağ asidinin yüzde 1’in altında olması ve trans yağ içermediğinin de belgelenmesi gerekmektedir. Bu kurala göre tereyağı ciddi tehlike saçan bir yağ çeşidi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun dışında hayvansal besinlerin görünen yağları da ciddi trans yağ asidi içerir. Mesela tavuğun derisi ve jelimsi olan yağları, kırmızı etin beyaz görünen yağ formu, balık derisi ciddi trans yağ asidi içermektedir.

Bunun dışında; yüksek yağ içeren hazır fırınlanmış besinlerde de yüksektir: hazır gofret, hazır kek, hazur kurabiyeler, krakerler gibi tüm karbonhidratlı yiyecekler. Sebzelerin, etlerin yağda kızartılması da trans yağ asitleri oluşumuna neden olur.

 Trans Yağlardan Kurtulmak ve Kalp Sağlığınızı Korumak için

  • Omega 3 içeriği bakımından zengin olan deniz ürünlerini, haftada en az 4 kere en az 150 gram yemeye özen gösterin.
  • Trans yağlar içeren hazır kurabiye, kek, kraker, gofret gibi besinleri hiç tüketmeyin.trans yağ asidi ile ilgili görsel sonucu
  • Tereyağından, hayvansal ürünlerin beyaz görünen yağlarından ve derilerinden uzak durun.
  • Tam tahıllı ekmek, bulgur, kepekli erişte ve kuskus tüketin.
  • Bol taze iyi yıkanmış mevsime uygun sebze ve meyve yiyin.
  • Besinleri kızartmaktan vazgeçin.
  • Kuru baklagiller ve kuruyemişleri haftanın 3 günü mutlaka günlük beslenmenize ekleyin.
  • Tuzu azaltın.
  • Porsiyonlarınızı küçültün.
  • Bunun için evinizdeki tabak, bardak ve kaşık ölçülerinizi kontrol edin
  • Daha az sıklıkta hazır veya fırında işlem görmüş tatlı yemeye özen gösterin.

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor

Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz:

çay diyet, çay zararlı mı, diyette çay içilir mi, kahvaltıda çay, çay kaç kalori, yeşil çay, siyah çay kalorisi

Türk toplumun vazgeçilmezi: Çay

Türk toplumunun vazgeçilmez alışkanlığı olan çayın insan sağlığına ne gibi etkileri var dersiniz? Çay, işlenmiş bitki yapraklarının kaynatılmasıyla veya haşlanmasıyla elde edilen bir içecek türü ve sofralarımızın, muhabbet ortamlarımızın vazgeçilmezlerinden birisidir.

Çay, Camellia sinensis olarak bilinen bitkinin yapraklarından elde edilmektedir. Siyah ve yeşil çayların her ikisi de karşılaştırılabilir miktarda flavonoid içerirler; bununla beraber kimyasal yapıları farklılık göstermektedir.

siyah çay ile ilgili görsel sonucu

Bazı çalışmalar  çayın  antioksidan aktivitesi ile oksidatif enzimlerin aktivitesini baskılayarak arterlerde LDL oksidasyonunu ve plak oluşumunu önleyebileceği, böylece de kardiyovasküler hastalık riskini azaltabileceği göstermiştir.  Çayın hipertansiyon üzerine olumlu etkisinin ise düzenli tüketildiğinde mümkün olduğu düşünülmektedir. Epidemiyolojik ve kohort  çalışmalar özellikle yeşil çay tüketiminin kolon mide, pankreas, mesane, özofajeal kanserlerine karşı koruyucu etkisi olduğunu bildirmektedir.

siyah çay ile ilgili görsel sonucu

Flavonoidlerin kan kolesterol konsantrasyonunu düşürür. Flavanoidlerin bu etkiyi miseller içerisindeki kolesterol çözünebilirliğini düşürerek ve barsaktan kolesterol emilimini azaltarak gösterdiğini vurgulayabiliriz.

Ayrıca Çay tüketiminin Diyabet riski ile ilişkili olduğu dair Mediterranean İslands (MEDİS) çalışmasında, yaşlı bireylerde çay tüketiminin günde 1 fincan artışının glikoz seviyesinde 5.9 mg/dL düşüş ile ilişkili olduğu göstermiştir.  Aynı çalışmadan diğer faktörler sabitlendiğinde 150mL çay tüketimi %70 daha düşük diyabet riski ile ilişkili bulunmuştur. Çayın diyabet riskinde azalma sağlayan olası etkisinin mekanizması barsak epitelyumda glikoz taşıyıcılarının aktivitelerini engelleyerek diyetle alınan glikoz tutulumunu azaltması diyebiliriz.

Fakat çay tüketimine anne adayları dikkat etmeli neden mi?

Çayla alınan kafein annedenhamile çay ile ilgili görsel sonucu fetüse geçebilmektedir. Amerikan Besin ve İlaç Birliği (FDA) 1980’de kafeinin uyarıcı nitelikte bir ilaç olduğunu, kafeinle anne karnındaki fetüs
ün sağlığı arasındaki ilişkilerin kesinlik kazanmasına kadar gebe kadınların kafeinli içeceklerden sakınmalarını
bildirmiştir. Bunu izleyen yıllarda yapılan çeşitli araştırmalarda kafeinli içecek tüketimi ile yeni doğan bebeklerdeki sağlık bozuklukları arasındaki ilişkiler konusunda araştırıcılar arasında görüş birliği sağlanamamıştır. Buna karşın, gerek gebelikte en önemli sorun olan kansızlığın, gerekse doğacak bebekte kafeinin neden olabileceği bozuklukların önlenmesi için gebe kadınların kafein içeren çay, kahve, kola, çikolata, kakao gibi maddeleri fazla tüketmemeleri kendilerinin ve bebeklerinin sağlığı açısından önem taşır.

Sağlıkla Kalın…

Tengilimoğlu M., Büyüktuncer Z. Çay ve Sağlıkla İlişkisi , Beslenme ve Diyet Dergisi/ J Nutr and Diet 39 (1-2): 59-65/2011

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor

Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz:

Serotonin nedir, dopamin, triptofan diyet

Şiddet eğilimine karşın, mutluluğa yatkın: Serotonin

Beslenme, insanın en doğal ihtiyaçlarından birisi, yetersiz besin ve dolayısıyla yetersiz enerji alındığında, vücutta var olan besin öğesi depoları, organizmanın gereksinimini karşılamak üzere çeşitli mekanizmalar aracılığıyla kullanılmaktadır.

Açlık ise organizmadaki birçok sistemi etkileyen ve bu sistemlerde kalıcı izler bırakabilen travmatik bir durumdur.

Besin öğesi yetersizlikleri endokrin, bağışıklık ve sinir sistemini etkileyerek bu sistemlerde bir düzensizlik yaratır ve şiddete eğilimi artırabilir. Peki bu şiddet eğilimini azaltmada beslenmenin önemi nedir? Bize halk arasında mutluluk verdiğine inandığımız serotonin öncüsü nedir ve ne işe yarar?

Serotonin öncüsü: Triptofan

Saldırganlık ve şiddetle en çok ilişkilendirilen aminoasit triptofandır. Triptofan, serotoninin öncüsü elzem bir aminoasittir. Serotonin önemli bir nörotransmitter olup, eksikliği saldırgan davranışların ortaya çıkmasıyla ilişkilidir. Düşük miktarda triptofan içeren diyetle beslenildiğinde vücutta serotonin miktarı düşer. Buna bağlı olarakta saldırgan davranışlar artar. Antisosyal şiddet suçlularında serotonin öncüsü olan plazma serbest Ltriptofan düzeylerinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu, triptofanın temel metaboliti olan kinürenin düzeylerinin ise artmış olduğu görülmüştür. Bu bulgular şiddete başvuran kişilerde triptofan metabolizmasının bozulmuş olabileceğini göstermektedir.

İyi ki varmış bu serotonin!

Serotonerjik reseptörler; depresyon, besin alımı ve obezite, agresif davranışlar, obsesif kompulsif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, sirkadyan ritm ve uyku, seksüel bozuklukluklar, analjezi, migren, bulantı ve kusma, madde bağımlılıkları ile ilişkilendirilebilir.

Sinapslarda serotonin düzeyinin artması, besin alımını azaltarak obeziteyi engeller, insomnia gibi uyku bozukluklarını önler ve bağımlılıkların kesilmesi sırasında gözlenen depresyonu ortadan kaldırır. Serotonin düzeylerinin farmakolojik yöntemler dışında artırılması bireyin ruhsal durumu ve pozitif sosyal davranışlarını olumlu yönde etkileyebilmektedir. Parlak gün ışığı, uyku düzeni, egzersiz ve triptofandan zengin diyet endojen serotonin düzeyini sağlamak yönünde önemli rol oynamaktadır.

Hafızama iyi gelsin ve biraz beni sakinleştirsin

Kan triptofan düzeyinin yükselmesi, uzun dönem hafıza fonksiyonunda etkilidir. Aynı zamanda yüksek sakinleştirici etkiye de sahiptir. Bu sakinleştirici etkinin hafızanın zayıflamasıyla korele olması melatonin akümülasyonundan kaynaklanmaktadır.

Triptofan yüklenmesi sonucu insanlarda serotonin artışı sebebiyle mutlu yüz mimiklerinin daha iyi anlaşıldığı tespit edilmiştir.

Ayrıca triptofanca zengin sütle beslenen (breast fed) çocuklarda uyuma – uyanma döngüsünde iyileşme olduğu gözlemlenmiştir.

Triptofan alım dozu yüksek olan bebeklerde uyku süresinin anne sütü ile beslenen bebeklere göre daha kısa olduğu, yüksek doz triptofan alan bebeklerin az miktarda alanlara göre ise daha az ağladığı ve uyumaya daha çok zaman ayırdığı tespit edilmiştir.
diyetisyen ayşe özgül

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor

Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz:

lykopen, laykopen, domates

Kırmızı mucize: Likopen

Likopen, parlak kırmızı insan vücudunda bulunan en yaygın karotenoiddir ve en güçlü karotenoid antioksidanlardan biridir.

Domatesin pişirilmesi sonucu kullanılabilir likopen oranı artar. Likopen suda çözünmediği için ve bitkisel liflere bağlı durumda olduğu için domatesin yemek için hazırlanması (parçalanması, yağ ile karıştırılması, pişirilmesi) likopenin vücut tarafından kullanılabilirliğini artırır. Likopen yağda çözündüğü için yağ onun sindirim sistemi tarafından emilmesini büyük ölçüde artırır.

Likopen kanserden korur

Akciğer kanseri ve lenf kanserinde önemli derecede risk düşürücüdür. Araştırmalar göstermiştir ki likopen DNA ve hücrelerdeki serbest radikal hasarın önlenmesinde, ayrıca bir çok kanser türünün gelişmesine katkıda bulunduğu bilinen yüksek risk faktörlerinin azaltılmasında önemli bir yer tutmaktadır. Yapılan bir meta-analize göre toksisitesi olmayan ve tolerabilitesi iyi olan likofenin patolojik olarak HPIN (Benign Prostat Hiperplazisi) saptanan hastalarda koruyucu ve tedavi edici bir madde olarak kullanılabileceği önerilmektedir.

Likopen güçlü bir antioksidan

Beta-karoten de dahil olmak üzere tüm karotenoidlerden çok daha fazla antioksidan etkiye sahiptir. Likopenin antioksidan kapasitesi sadece oksidatif stres hücrelerini korumakla kalmaz, aynı zamanda hücreleri pek çok tehlikeden koruyan hücre zarlarını da kuvvetlendirir.
Likopen kalbi korur.

Kalp sağlığı için çok önemli

Likopen damar tıkanıklığını, damar sertliğini ve çeşitli kalpdamar hastalıklarına sebep olan LDL’ nin dengede olmasını sağlar.
Peki hangi besinlerde yüksek miktarda likopen vardır?
Likopeni yüksek meyve ve sebzeler arasında domates, karpuz, pembe greyfurt, pembe guava, ve kuşburnu bulunur.
diyetisyen ayşe özgül

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor


Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz:

Sıcak havalarda su tüketimine dikkat edin, ne kadar su içilmeli, günde kaç bardak su içmeliyim, suyun yerine ne içilebilir, su içememe hastalığı, diyetisyen yazıları, diyetisyen ayşe özgül

Sıcak havalarda su tüketimine dikkat edin

Su, insan yaşamı için en önemli ögelerinden bir tanesidir ve beslenmemizin vazgeçilmez bir parçasıdır. İnsan, besin almadan haftalarca canlılığını sürdürebilmesine karşın, susuzluk durumunda ancak birkaç gün yaşayabilmektedir.

İnsan vücudunun su içeriği yaşa ve cinsiyete göre %42 ile 75 arasında değişmekle birlikte yetişkin insan vücudunun ortalama %59’u sudur.

Vücut fonksiyonlarının çalışmasında, metabolizmanın dengesinin sağlanmasında ve vücuttaki pek çok biyokimyasal reaksiyonunun gerçekleşmesinde su son derece önemli bir rol oynamaktadır.

Besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınmasında, hücrelerin, dokuların organ ve sistemlerin düzenli çalışmasında, metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve vücuttan atılmasında sindirim sisteminin düzenli çalışmasında, ve çeşitli biyokimyasal olayların gerçekleşmesinde su son derece önem taşır.

sporcu su

Yaz mevsiminde sıcaklık sebebi ile aşırı terleme su ve mineral kaybına sebep olmaktadır. Vücut suyunu dengede tutabilmek için yeterli miktarda su tüketimine ihtiyacımız vardır Yaz aylarında tükettiğimiz soğuk içecekler suyun yerini tutamazlar ayrıca kalori değerleri göz ardı edilmemelidir. Ayrıca su dışındaki sıvılar vücudun su talebini azaltacağı için tüketilmesi uygun değildir. Meşrubatlar, alkol, kola veya diğer asitli içecekler gibi sıvıların hiçbiri suyun yerine ikame edilemezler ve bedende su gibi bir role de sahip değildirler.

Gün içerisinde içtiğimiz çay, kahve, soda vb. içeceklerle ile de sıvı almaktayız. Ancak kafein içeren kahve, çay ve diğer içecekler sıvı ihtiyacını karşılasa da uygun su kaynakları olarak sayılmazlar. Örneğin kafein içeren kahve içildiğinde su alırsınız ancak diüretik etkisinden dolayı daha fazla idrar çıkışı yaparak daha fazla sıvı kaybedersiniz.

Her gün ne kadar su içmelisiniz?

Genel bir kural olarak, vücutta oluşan zararlı maddelerin atımını sağlamak ve vücut sıvı dengesini koruyabilmek için 8-10 bardak su tüketilmesi önerilmektedir. İnsanlar su gereksinimlerini genellikle; içecekler, besinler ve metabolizma olmak üzere üç kaynaktan sağlarlar. Besin içerisinde bulunan besin öğelerinin yakılması sonucunda su oluşur. Diyette proteine göre karbonhidrat ve yağın yüksek olması metabolik suyu arttırır. Yediğimiz besinler ve içecekler yoluyla da vücudumuza su sağlarız.

Örnek olarak sebze ve meyvelerin yaklaşık %85 -90’ı , 1 su bardağı sütün %90’ı sudur.

diyetisyen ayşe özgül

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alyazara soru sor

 

 

diyetisyen ayşe özgül, diyetisyen ayşe özgül kimdir, diyetisyen ayşe özgül yazıları, diyetisyen ayşe özgül gerçekdiyetisyenler, diyetisyen ayşe özgül randevu al, diyetisyen ayşe özgül ofis adresi, diyetisyen ayşe özgül randevu numarası, tarhana, tarhana yararlımı, tarhana zararlımı, tarhana kilo aldırırmı, tarhana kilo verdirirmi, tarhana kansere iyi gelir mi, tarhana faydalı mı, tarhana tarifi

Kışa hazırlığın habercisi: “Tarhana”

Benim çocukluğumdan bu yana soframızın vazgeçilmezleri arasında yer alan bir besin ‘Tarhana Çorbası’. Kendimi bildim bileli, bizim evimizden tarhanamız hiç eksik olmadı, ağustos ayının sonlarına doğru annem özenle seçtiği malzemeleri bir araya getirir, bir güzel yoğurur sonrasında temiz bir alana serer ve kurutur. Sonrasında ise kurutulan tarhanayı kavanozlara doldururdu ve kış için hazırlık olduğunu söylemeden geçmezdi. Tıpkı bizim evimizde olduğu gibi Anadolu’da neredeyse tüm evlerin vazgeçilmezidir tarhana. Besin değeri bakımından oldukça zengin olan bu kültürel besinimiz yüzyıllardır sofralarımızda yerini almaktadır.

Buğday unu, yoğurt, biber, tuz, soğan, kırmızı biber, nohut, domates ve aroma verici bitkisel maddelerle yoğrulan hamurun fermente edildikten sonra kurutulması, öğütülmesi ve elenmesi ile elde edilen bir gıda olan tarhana Türk mutfağında önemli bir yeri olan yoğurdun bir tür muhafaza şeklidir diyebiliriz. Geçmişte tarhananın Türklerin “kurut” adını verdikleri çökelek, tuz, un, kurutulmuş et ile hazırlanan kışlık yiyecek çeşitleri arasında yer aldığı, ayrıca Orta Asya’da kurutun, sadece kurutulmuş yoğurt olmadığı, aslında bir çeşit tarhana olduğu belirtilmiştir. Vaktiyle bir hükümdarın seferlerinden birinde, bir fakirin evine misafir olduğu ve sıkıntı içinde ne ikram edeceğini şaşıran köylü kadının çarçabuk bir çorba kaynatıverdiği ve hükümdar kendisine ikram edilen çorbayı çok sevip, ev sahiplerine övgüde bulunarak “Bu ne çorbası?” diye sorunca, çorbayı hazırlayan kadının “Dar Hane çorbasıdır dediği halk arasında anlatılmaktadır.

Toplumun değişen ihtiyaçlarına ve tercihlerine göre farklı şekillerde ve farklı amaçlarda üretimi yapılan tarhana ; Ege Tarhanası, Göce Tarhanası, Top Tarhana, Trakya Tarhanası, Ak Tarhana, Gediz Tarhanası, Kıymalı Tarhana vs. gibi bir çok isimle anılmaktadır.

Peki tarhananın bize ne gibi faydaları vardır?

Tarhana, tahılların fermentasyonu sonucunda yapılan probiyotik özellikte bir besindir.

Türk mutfağının vazgeçilmez tatlarından olan bu besin; besleyici, doyurucu ve tamamlayıcı bir besindir.

Vücudumuzun mikroplara karşı dirençli olması açısından önemli olan vitaminler ve mineraller yönünden de oldukça zengindir.

İçeriğindeki bulgur ve yoğurttan dolayı iyi bir protein, kalsiyum, B1 ve B2 vitamini kaynağıdır. Bu nedenle çocuk beslenmesinde de önemli bir yere sahiptir.

B vitamini ise; strese karşı etkilidir, kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltır, karbonhidrat ve şeker seviyesini düzenler, depresyonu engellerler, İştahı düzenler , bellek işlevlerine yardımcı olur. Ruh ve hafıza sağlığına faydalı olan B vitaminleri migrene karşı etkili olabilirler ve enerji verici özellikleri vardır.

Diyetisyen Ayşe Özgül:

Hem besleyici özelliği sebebi ile hem de katkı maddesi içermemesi açısından oldukça sağlıklı bir kültürel besin olan tarhanayı tüketirken yanında c vitamini kaynaklarını da tüketmeyi ihmal etmeyelim çünkü Tarhana; kurutularak tüketildiği için içerisindeki C vitamini yok denecek kadar azalır. Bu nedenle tarhana çorbası tüketileceği zaman C vitamini kaynakları (çiğ sebzeler) ile beraber tüketilirse besleyici özelliği de artacaktır.

Sağlıkla kalın…

Çoşkun F. Tarhananın Tarihi ve Türkiye’de Tarhana Çeşitleri , Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği, Electronic Journal of Food Technologies Vol: 9, No: 3, 2014 (69-79), Tekirdağ.
Anonim, 2014 a, Ulubey Yemekleri Tarhana Çorbası http://ulubey.brinkster.net/tarhana.html

diyetisyen ayşe özgül