kistik fibroziste beslenme

Kistik fibroziste beslenme nasıl olmalı?

TANIMI: Kistikfibrozis (KF) diğer adıyla mukovisidozis 1/2000-2500 görülme sıklığı ile çocukluk çağında görülen, vücudun dış salgı bezlerini tutan, pankreas yetersizliği, kronik akciğer hastalığı ve malnütrisyonun eşlik ettiği fatal seyirli bir hastalıktır. İlk kez 1936 yılında tanımlanan hastalığın görülme yaşının erken olması, büyüme ve gelişmeyi engellemektedir. Malnütrisyon, yetersiz ağırlık kazanımı prognozu olumsuz etkileyen etmenlerden biri olup enerji, protein, yağ ve diğer besin öğelerine olan gereksinim artmaktadır. Buna karşılık KF’de sindirim ve solunum sisteminde oluşan sorunlar ve sık geçirilen enfeksiyonlar nedeniyle tüketilen besin öğelerinden yararlanma azalır, gereksinmeler malabsorpsiyon nedeniyle artar.

GENETİK: Solunum sisteminin epitel hücrelerindeki klor geçirgenliği azalır ve temel bozukluk epitel hücrelerinin apikal (uca yakın ) membranlarında klor iyon iletiminin azalmasına bağlıdır. Hastalığın kalıtsal sıklığı bölgelere göre değişen otozomal resesif geçişli kronik bir hastalıktır. KF geni 7. kromozomun uzun kolunda q22-31 bölgesinde yer alır ve kistik fibrozis transmembran regulatör (KFTR) proteinini kodlar. 1480 aminoasitten oluşan KFTR geninde, 2011 yılı itibariyle, 1893 mutasyon tanımlanmıştır. KFTR geninde en sık rastlanan mutasyon ΔF508 olup, en sık rastlanan KF genotipi de homozigot ΔF508/ΔF508’dir. Bu mutasyonda fenilalanin amino asidini kodlayan 508. kodonun delesyonu söz konusudur. Sağlıklı kişilerde normal siklik AMP ve protein kinaz bağımlı olarak çalışan bir iyon kanalı görevini göstermektedir. Bu proteinin işlevsel kaybı ile oluşan KF hastalığında, salgı epitelinde azalmış Cl iyonu sekresonu ve artmış Na iyonu absorbsiyonu hastalığın patogenezini ouşturmaktadır.

TANI YÖNTEMLERİ:

  • Solunum sistemi bulguları
  • Gastrointestinal sistem bulguları
  • Aile öyküsü
  • Terin elektrolit (klor) konsatrasyonu (klor kanalının etkilenmesi sonucunda hücreden dışarıya klor salgılanması) bozulur. Hücrenin içine ise sodyum ve klor geçişi artar. Sonuç olarak oluşan salgı elektrolitten ve sudan fakir koyu, yapışkan niteliktedir. Terde klor konsantrasyonunun 60 mEq/lt’nin üzerinde olması tanı konulmasında yardımcıdır.

KLİNİK BULGULAR:

  1. Yenidoğan bulguları: Bu dönemdeki en önemli bulgu mekonyum ileusudur. Mekonyumun içerdiği yüksek yoğunluktaki proteinin pankreas enzimlerince eritilememesi sonucunda barsakta tıkanma başlar. Ayrıca yenidoğan döneminde artmış safraya bağlı olarak tıkanma sarılığı veya uzamış sarılıkta görülebilir.
  2. Süt çocuğu dönemi bulguları: Akciğerler doğumda normaldir. Akciğer hastalıklarının ilk bulgusu öksürüktür. Antibiyotiklere yanıt geç ve yavaştır. Enfeksiyonlar sık tekrarlanır ve devamlılık gösterir. Öksürük kusmayı uyarır ve besin alımını azalır ve büyüme geriler. Sindirim sisteminde, pankreas yetersizliği ile birlikte emilim bozukluğu, yetersiz kilo alımı, büyümede gerilik ve malnütrisyon gelişebilir.
  3. Çocukluk ve adölesan dönemi bulguları:Bu dönemde en belirgin bulgu uzun süren ve devam eden öksürük, wheezing ve egzersiz ile ortaya çıkan nefes darlığıdır. Ayrıca çomak parmakta görülebilir. Bu yaş grubunda distal intestinal obstrüksiyon sendromu, karaciğer hastalığı ve ilerlemiş vakalarda pankreas ekzokrin bezlerin tutulumu yanında fibrozisin artması ile insülin salgılayan adacık hücrelerinin etkilenmesi sonu diyabet gelişir.
  4. Her yaşta görülen klinik bulgular: Akciğerlerde stafilokok ve pnömokoklarda oluşan enfeksiyonlar sonucu ampiyem, abse ve atelektazi görülür. KF’li hastaların %85-90’ında pankreas yetmezliği olduğundan proteolitik enzimlerde, amilaz ve lipazdaki azalma malabsorpsiyon, steatore ve dışkı ile enerji kaybına neden olur. Bu nedenle KF’li hastalarda dışarıdan pankreatik enzim verilmelidir.

KF’Lİ ÇOÇUKLARDA BÜYÜME VE GELİŞME:KF’li hastalar, pulmoner hastalıkları sonucu gelişen hastalık ve artmış serum tümör nekrozis faktör ve diğer sitokinlerin konsantrasyonu nedeniyle iştahsızdır. Ek olarak kusma, gastroözafajiyelreflü, özofajit, kronik karın ağrısı besin alımını azaltır. Depresyon gelişimi de iştahta azalmaya neden olur. Malabsorpsiyon ve besin alımında azalmaya ek olarak KF’li hastalarda dinlenme enerji harcanmasında normalin %10-15’ kadar artmıştır. KF’li çocuklarda dengeli ve yeterli bir beslenme programı oluşturmaktaki amaç, çocuğun büyüme ve gelişmesini izleyerek ağırlık kazanımının sağlanması, vücut direncinin arttırılması ve enfeksiyonlardan korunma, yetersiz besin tüketimi sonucunda gelişen malabsorpsiyon ve malnütrisyonun önlenmesi, çocuğun yaşam süresi ve kalitesinin arttırılmasıdır. Beslenme desteği bu hastaların solunum işlevini düzeltmektedir. Malnütrisyon büyüme ve gelişme geriliği, akciğer ve pankreatik hastalığın eşlik ettiği pek çok etkene bağlı olarak gelişebilir. Malnütrisyon sebebiyle oluşan büyüme ve gelişme geriliği enerji, protein, elzem yağ asitleri, vitamin ve minerallerin uzun süreli yetersiz alımıyla ilgilidir. Enerji dengesizliği, enerji gereksinmesi ile enerji alımı arasındaki farktan kaynaklanmaktadır. Enerji dengesizliğini 3 grup altında inceleyebiliriz.

  1. Enerji kayıpları: Sindirim ve emilimdeki bozukluklar sonucu fekal besin kaybı, enerji dengesizliğinin oluşmasında önemlidir. Besinlerle alınan protein ve yağın emilememesine neden olan pankreatik yetersizlik KF’li hastaların %85-90’ında görülür. Buna bağlı olarak gaita ile yüksek enerji kayıpları oluşur. Pankreatik yetmezliği olan hastalara besinlerle birlikte enzim eklenmesi yapıldığında besinler daha iyi tüketilir.
  2. Enerji alımı: Enerji alımının aşırı kayıplar sebebiyle normal gereksinimin üzerinde olması gerekmektedir. Sık geçirilen enfeksiyonlar oral alımı sınırlandrımakta, akciğer hastalıkları, öksürük nöbetleri ve kusma, özofajit ağrı ve besin alımındaki isteksizlik sonucu oluşan anoreksiya, tümden besin reddi olarak gelişerek hastanın enerj alımını en aza indirmektedir.
  3. Enerji harcanması:KF’li hastalarda dinlenme enerji harcaması normal sağlıklı çocuklara göre daha fazla olduğu bilinmektedir. Dinlenme enerji harcaması ile solunum işlevi ve beslenme durumu arasında negatif, solunum işlevleri ile beslenme arasında pozitif bir ilişki vardır.

BESLENME TEDAVİSİNİN AMAÇLARI:

  • Hastanın klinik bulguları içinde en iyi beslenme durumunu sağlamak,
  • Vücut ağırlığı ve boy uzunluğunu normale yakın değerlere ulaştırabilmek,
  • Artan besin ve enerji gereksinimini sağlamak, malabsorpsiyonu en düşük düzeye indirmek,
  • Ter ile kaybolan elektrolitleri yerine koyabilmek,

KF’li hastalarda diyet yaş, aktivite, ağırlık, klinik durum, yiyecek seçimi ve yiyeceklerin tüketilme durumuna göre kişiye özgü ayarlanmalıdır. Bebek ve çocuğun günlük tükettiği besinler, besin alışkanlıkları ve beslenme öyküsü alınarak diyet planlanmalı ve verilen diyetin ne kadarının tüketildiği izlenerek açık kalan enerji, protein ve yağ oranları ek bir öğünle ve beslenme desteği ile verilmeye çalışılmalıdır.

Enerji: Beslenmede en önemli alınması gereken öğedir. KF’li hastalarda enzim tedavisin rağmen malabsorpsiyondan kaynaklanan kayıplar, pulmoner enfeksiyonlar, solunum için harcanan enerji ve artmış metabolik hızı karşılamak için günlük enerji miktarı RDA’da belirtilen enerji miktarının %120-150 arasıdır. Doğal besinlerin çocuğun beslenmesinde alışkanlıklarına göre verilmesi gerekir. Bu besinler tam yağlı süt, yoğurt, sütlü tatlılar, sıvı yağlar, tereyağı, unlu besinler, ekmek, pekmez, bal, reçel gibi besinler olabilir. Çocuğun besin tüketiminde yeterli enerji dengesine ulaşılamıyorsa maltrodekstrin daha kolay tüketilebilen sıvı besinlere, mamalara eklenerek verilebilir.

Protein: Vücut proteinleri kas katabolizmasının artması ile azalır. Özellikle bu bulgular ağır malnütrisyonlu KF’lilerde daha belirgindir. Protein gereksinmesi malnütrisyon bulgularına ve enfeksiyon sıklığına göre değişiklik göstermekle birlikte, malabsorpsiyonlara bağlı olarak ve doku gelişimi için protein alımı arttırılmalı ve günlük total enerjinin %15-20’si proteinlerden sağlanmalıdır. Proteinlerin %60 iyi kalite yani NPU değeri yüksek olmalıdır.

Yağ: Üretilen her bir molekül CO2 için elde edilen enerji, yağ kullanıldığında daha fazla olduğu için, akciğer hastalığı ilerlemişse de yüksek yağ içerikli diyetler önemlidir. Steatorenin varlığı yumuşak ve sık dışkılama KF’li hastalarda uzun süre yağdan sınırlı diyet verilmesine neden olmuştur. Oysa yağlar en çok enerji veren besin öğesidir. Bu sebeple diyetle önerilen enerjini %35-40’ının yağlardan sağlanmaktadır. Hastaya uygulanan uygun enzim tedavisi ve elzem yağ asitlerinin diyette bulunması, yağda eriyen vitaminlerin sağlanmamsı ve enerjinin daha kolay karşılanması hastalarda olumlu düzenlemeler sağlamıştır.

MCT ( Orta Zincirli Yağ Asitleri ): Emilimleri için pankreatiklipaz ve safra asitlerine gereksinim olmadığından KF’li hastaların diyetlerinde MCT kullanılması önerilmektedir. Kaproik, kaprilik, kaprik, laurik asitten oluşan 6-12 C’lu orta zincirli yağ asitleri dışkı karakterini düzenlemekte ve ağırlık kazanımında önemli değişikliğe neden olmaktadır.

Elzem Yağ Asitleri Eksikliği: Pankreatik yetmezliği olan hastaların kan ve doku lipidlerinde biyokimyasal anormallikler bulunmaktadır. Değişiklik linoleik asitte azalma ile palmitik ve oleik asitlerde artma şeklindedir. Bu hastalarda total kolesterol esterlerinin düşük olduğu bildirilmiştir. Total enerjinin %5’inin elzem yağ asitlerinden sağlanması uygun bulunmuştur. Elzem yağ asitlerinden n-3 ve n-6 grubu yağlar dengeli olarak alınmalıdır.

Vitamin ve Mineraller: Gerek emilimdeki eksiklikler, gerek oksadatif olaylarda antioksidan olarak artmış kullanımları nedeniyle KF’li hastalarda özellikle yağda eriyen vitaminlerin serum düzeylerinin izlenerek yüksek dozlarda kullanımları önerilmektedir.

Vitaminlerden A ve E vitaminlerinin alımı kronik akciğer enfeksiyonlarının yarattığı oksidatif stresle mücadele için gereklidir. Düşük antioksidant vitamin düzeyleri akciğer enfeksiyonlarında artışa dolayısıyla akciğer hasarına neden olmaktadır.

KF’li hastalarda kronik veya akut tuz kaybı gelişebilmektedir. Kronik hiponatremi, iştahsızlık ve büyüme geriliğine neden olabilir. Akut tabloda ise süt çocuklarında hipoelektrolitemi ve metabolikalkaloz görülür. Sıcak ortam, ateş ve terleme aşırı tuz kaybını arttırır. Bu nedenle, günlük 1 g NaCl kullanımı hiponatremi, elektrolit dengesizliğini ve metabolikalkoalozu önlemektedir.

Anne Sütü ve Kistik Fibrozis: Anne sütü tek başına ağırlık kazanımını sağladığından, çocuğa verilmesi gereken en önemli ve tek besindir. Ağır malnütrisyon ve malabsorpsiyon gelişmiş vakalarda anne sütü yetersiz kalmakta, çocukta hipoproteinemi, ödem, elektrolit imbalansı ve anemi gelişmektedir. Anne sütü ile MCT içeren Formulaların kullanılması ve diğer sağlıklı çocuklardaki gibi ayına, kilosuna göre ek besinlere başlanması uygundur.

Beslenmeye Bağlı Yetersizliğin Tanımlanması: Besinlerin hastaya ne şekilde verileceğine hastanın ve hastalığın durumuna göre karar verilmelidir. Ağızdan alabilen hastaya oral beslenme esas alınmalıdır. Bununla birlikte oral beslenme ile yeterli büyüyemeyen çocukların enteral beslenmesi gerekebilir. Enteral beslenmeye başlanmadan önce isteğe bağlı alım arttırılmaya çalışılmalı, enzim dozu tekrar ayarlanmalı, akciğer enfeksiyonu varsa kontrol altına alınmalı ve sonrasında hasta tekrar değerlendirilmelidir. Tüm bunlar düzeltildikten sonra da ağırlık artmıyorsa enteral beslenmeye başlanmalıdır.

Pankreas Enzimleri: Pankreas enzim desteği KF’de beslenme tedavisinin en önemli etmenlerinden biridir. Mide PH’sından etkilenmeyen, aside dirençli, mikrosfer şeklindeki enzim prepatlarının (kreon) geliştirilmesi KF tedavisini etkinleştirip kolaylaştırmıştır. Bu şekilde tedavi intestinal yoldan protein ve yağ kaybını azaltır. Yağ emilimi enzim kullanımı ile %80-90 düzeyine çıkabilir. Süt çocuklarında toz şeklindeki preperatlar süte karıştırılarak öğün öncesinde verilmelidir. Enzim biberondaki mamaya eklenebilir. Yeterli olmayan dozlarda enzim kullanımı genellikle klinikte karın şişliği, karın ağrısı, gaz çıkarma gibi gastrointestinal yakınmalara yol açar.

Pankreas enzim kullanımındaki temel prensipler şunlardır:

  • Her öğünde yemekten yarım saat önce verilmeli
  • Çok yağlı yiyecekler yendiği zaman 1-2 kapsül fazla alınmalı
  • Meyve suyu ve limonata gibi içeceklerle karıştırılmamalı
  • Tamamı 1 öğün yemeğin içine konmamalı
  • Enterik kaplı kapsüllerin tamamı yutulmalı, kesinlikle çiğnenmemeli ve ezilmemeli
  • Gaita sayısı günde 2 seferde fazla olduğunda enzim dozu arttırılmamalı

Hastanın ayına ve tedavinin uygulanmasına göre aylık, üçer aylık ve yıllık kontrolde büyüme eğrisi, ağırlık, boy ve diğer antropometrik ölçümlerin alınması ve diyetin günlük enerji tüketimi, sindirim, emilim ve dışkıda yağ incelenmesi yapılarak düzenlenmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak KF hastalarının erken tanı ve uygun tedavi ile yaşam süresi ve kalitesi arttırılmalıdır. Hastaya ve özel merkezlerde uzman doktor, diyet uzmanı gibi özel bir ekibin izlenmesi, yeniliklere ve hastanın bulgularına göre tedavinin uygulanması gerekmektedir.

yürüyüş diyet detoks spor yürüme

Hareketsiz yaşam kalp hastalığına davetiye çıkarıyor!

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalp rahatsızlığından korunmak için alınan önlemlere işaret etti.

Kalp damar hastalığının genellikle ileri yaşlarda görülmekle beraber günümüzde değişen yaşam tarzı ve diyet alışkanlıkları nedeniyle daha erken yaşlarda da görülmeye başladığını ifade eden Çelik, hastalığın özellikle sigara içenlerde veya ailesinde genç yaşta kalp damar hastalığı hikayesi olanlarda daha erken yaşlarda görülebildiğini anlattı.

Çelik, kalp damar hastalığının en sık görülen belirtileri olarak göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntının ön plana çıktığını dile getirerek, şu bilgileri verdi:

“Bu belirtiler kadınlarda ve erkeklerde farklılık gösterebilir. Örneğin erkeklerde göğüs ağrısı daha sık gelişirken kadınlarda nefes darlığı, ani aşırı halsizlik ve bulantı daha çok görülebilir. Göğüs ağrısı kalp damar hastalığının en önemli belirtisidir. Göğüs kafesi bölgesinde birçok organ yer aldığından kalp nedenli ağrının diğer nedenlere bağlı ağrılardan ayırt edilmesi önemlidir. Hastalar tarafından çok farklı şekillerde ifade edilse de sıklıkla egzersiz, stres, ağır yemek, soğuk hava gibi faktörlerin ardından gelişen göğüs kafesinin ortasında hissedilen geniş bir alana yayılan baskı, ağırlık, sıkışma, ezilme, yanma hissi olarak tanımlanır. Çene, boyun, her iki kol, sırtta sol kürek kemiğinin altına, karın üst kesimine, el bileklerine yayılabilir. Eşlik eden soğuk terleme, bulantı ve kusma gibi bulgular da olabilir. Genellikle tek noktada, batıcı tarzda, pozisyon ile değişiklik gösteren, egzersizden bağımsız istirahat halindeyken dahi olan ağrılar öncelikle kalp damarlarından kaynaklanan bir ağrı olarak kabul edilmemektedir.”

Korumanın temeli çocukluk çağlarında atılmaktadır

Doç. Dr. Murat Çelik, göğüs ağrısı şikayetlerinde olduğu gibi, nefes darlığının da dinlenme halinde olabileceğini belirterek, bu durumun ciddi bir kalp hastalığını haber verebileceğini ancak bazı akciğer hastalıklarının da benzer belirtilere yol açtığını ve gerçek sebebin araştırılması gerektiğini kaydetti.

Ailesinde kalp rahatsızlığı öyküsü bulunanların kalp ve damar hastalıkları açısından risk altında olduğuna işaret eden Çelik, bunun değiştirilemez ve önlenemez bir risk faktörü olduğunu ancak şişmanlık, kan basıncı ve kan yağlarının yüksekliği, sigara, şeker hastalığı, hareketsiz yaşamın diğer risk faktörleri arasından yer aldığını ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabildiğini ifade etti.

Doç. Dr. Çilek, “Kalp sağlığını korumanın temeli çocukluk çağlarında atılmaktadır. Çünkü çocukken edilen alışkanlıklar kalıcıdır ve tüm hayatı etkilemektedir.” diyerek, şöyle devam etti:

Çocuklara doğru davranış örnekleri gösterilmeli, sağlıklı beslenmesine yardımcı olunmalı, spor yapması teşvik edilmeli ve küçük yaşlardan itibaren kalp sağlığı bilinci aşılanmalıdır. Kalp damar hastalıklardan korunmanın birinci adımı, sağlıklı beslenme ve hareketli yaşamdır. Ancak gerekli olduğunda doktor kontrolüne gidilmelidir. Özellikle diyet kalp damar hastalıklarından korunulmasında özel bir öneme sahiptir. Ağır yağlı yiyecekler, katı yağlar ve şekerli besinlerden uzak durmak gerekmektedir.

Doymuş yağ gereksinimi (katı yağlar) genelde diğer besinlerden sağlanmalı, bu nedenle ekstra katı yağ alınmamalıdır. Özellikle aşırı doymuş olan margarin gibi yağlardan uzak durulmalıdır. Şekerli besinler hem aşırı kalori değerlerine sahiptir hem de insülin yanıtını artırarak şişmanlama nedeni olup kan yağlarının kontrolünü güçleştirmektedir. Ülkemizde ekmek tüketimi oranı çok yüksektir. Ekmeğin bir diliminin 70-100 kalori olduğu unutmamalıdır. Her öğünde ince bir dilimden fazla ekmek yenmemelidir.”

Haftada en az 3 gün 40-45 dakika olacak şekilde hafif hızlı tempoda yürüyüş önerisinde bulunan Çelik, sözlerini şöyle tamamdı:

Günlük yaşam koşuşturması içerisinde vakit ayırıp da bunu yapamayanların ise gidebildiği her yere yürüyerek gitmesi önerilmektedir. Sigara ile kalp damar hastalıkları gelişimi ve ölümleri arasında doğrudan bir ilişki vardır. Sigara, damar sertliği hastalığının gelişmesi ve ilerlemesine neden olurken diğer yandan kalp krizini tetiklemektedir. Az miktarda sigara içmenin dahi zararlı olacağı akılda tutulmalıdır. Sigara kullananların kullanmayanlara oranla yaklaşık 20 yıl daha az yaşadıkları gösterilmiştir.

Sigarayı bıraktıktan sonraki 10 yıl içerisinde kalp damar hastalıkları riski azalarak hiç içmeyenler seviyesine inmektedir. Kalp krizi geçirenlerde ise sigaranın bırakılması ile krizin tekrarlama riski yarı yarıya azalmaktadır. Aşırı alkol tüketimi de hem aşırı kalori kaynağı olarak kilo kontrolünü engellemekte hem de kan yağlarını bozmaktadır. Kalp hastalığı riskini bilmek ve olası ciddi hastalıklara karşı önlem almak için düzenli sağlık kontrollerinin yaptırılması da çok önemlidir. Erkekler 40, kadınlar 50 yaşından sonra en az bir kez doktora giderek gerekli tetkikleri yaptırmalıdır.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/hareketsiz-yasam-kalp-hastaligina-davetiye-cikariyor/1447643
obezite diyetisyeni

Günümüzde 1000’den fazla zayıflama diyeti yaklaşımı var!

Prof. Dr. Şeref Zileli’yi Anma ve Hacettepe İç Hastalıkları Günü’nde multidisipliner yaklaşım ile obezite ele alındı. Endokrinoloji, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, beslenme, spor hekimliği, psikiyatri, ve genel cerrahi alanlarında yapılan sunumlar ile obezite masaya yatırıldı.

Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Açıkgöz obeziteye multidisipliner olarak yaklaşılan günde obezite ve beslenme ilişkisini şu sözlerle aktardı:

Obezite; genel olarak genetik, metabolik ve çevresel faktörlerle etkileşimde olan ciddi ve kompleks bir hastalıktır. Obezite sıklığındaki artışa paralel olarak, literatürde ve medyada da zayıflama diyeti yaklaşımlarında da artış görülmektedir. Günümüzde 1000’den fazla zayıflama diyeti yaklaşımının olduğu bildirilmiştir. Belirtilen diyet yaklaşımlarının bazıları bilimsel kanıtlara dayansa da, bazıları destekleyici kanıtları olmasa da, bir veya birkaç besin grubunun diyetten çıkarılmasına veya sadece tek bir besinin diyette tüketimine dayanmaktadır. Bilimsel kanıtlardan yoksun bu diyetler moda veya popüler diyetler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne yazık ki ağırlık kaybının sağlanmasında veya sürdürülmesinde her bireye önerilebilecek evrensel olarak kabul gören tek bir diyet yaklaşımı bulunmamaktadır. Bireye yapılacak önerilerde obezitenin derecesi, beslenme alışkanlıkları, yandaş diğer hastalıklar, laboratuvar bulguları vb göz önünde bulundurulması gereken çok sayıda faktör söz konusudur. Aynı zamanda obezitenin diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser vb çok sayıda hastalığın riskini artırıcı bir faktör olduğu da unutulmamalıdır. Örneğin; yapılan çalışmalar ağırlık kaybı amacıyla uygulanacak düşük karbonhidrat ve yüksek protein içerikli diyet yaklaşımlarının yüksek doymuş yağ içerikleri ve yüksek miktarda tüketilen kırmızı et nedeniyle kardiyovasküler hastalıklar ve kanser riskinde artışa neden olabileceğini göstermektedir. Literatürde Akdeniz tipi beslenme tarzı, bireyler tarafından uygulanabilirliğinin daha kolay olması ve alınan sonuçların olumlu ve sürdürülebilir olması nedeniyle öne plana çıksa da, her birey bireysel olarak değerlendirilmeli ve bireye uygun diyet yaklaşımı seçilmelidir.

Obezite ve egzersiz

Egzersizin obezite üzerine etkilerini katılımcılar ile paylaşan Prof. Dr. Haydar Demirel şunları kaydetti:

Egzersizin kolesterol ve kan basıncını düşürmesi, kalp krizlerini önlemesi, meme ve kolon kanserleri başta olmak üzere çeşitli kanser risklerini azaltması, anksiyete ve depresyonu önleyerek kişinin kendini daha iyi hissetmesi gibi 35 farklı hastalık veya hastalık risk faktörü üzerine olumlu etkisi olduğu bilinmektedir. Bunlar içerisinde en önemlilerinden birisi de egzersizin metabolizma üzerine etkisidir. Egzersiz metabolizmayı hızlandırarak daha fazla kalori harcamamıza neden olarak kilo kontrolüne yardımcı olur. Obezite ilgili genetik eğilimi olan bireylerde bile düzenli egzersiz obezite görülmesini yüzde 40 civarında düşürmüştür.

Egzersiz tek başına kilo vermekte yeterli midir?

Egzersizi obezitenin önlenmesi ve tedavisinde sadece kilo kontrolündeki rolü açısından değil kardiyometabolik risk faktörleri üzerindeki etkileri açısından da ele almak gerekir. Haftada 5 gün, günde 30 dakikalık orta şiddette yapılacak egzersizler kilo alınmasının engellenmesinde ve kronik hastalıkların önlenmesi ile risk faktörlerinin azaltılmasında oldukça önemli rol oynarken, diyet kısıtlaması olmaksızın kilo verilmesinde sınırlı etki gösterirler. Bu nedenle Egzersizin önemli ölçüde bir kilo kaybına yol açması isteniyorsa önerilen egzersiz her seferde 60 dakika civarında yapılan ve haftada toplamda süresi 300 dakikaya ulaşan egzersizlerdir. Diğer yandan morbid obezlerin egzersiz programına başlamadan önce diyet yolu ile vücut ağırlıklarını belirli bir seviyeye düşürmeleri Egzersizin kilo kontrolündeki en önemli etkisi, sadece diyetle verilen kiloya göre çok daha sağlıklı kilo verilmesini sağlaması ve verilen kilonun yeniden kazanılmasını engellemesine ilişkindir. Diyete egzersiz ekleyen morbid obezlerde aynı miktarda kilo kaybı söz konusu olsa da karın çevresi genişliği ve karaciğer yağlanmasında daha ciddi bir azalma görülmüştür. Sonuç olarak,obezite tedavisi mutlaka fiziksel aktivite ve egzersizleri içermelidir.

Aerobik egzersiz mi? Kuvvet Egzersizleri mi?

Kuvvet egzersizlerinin aerobik egzersiz programına eklenmesi vücut kompozisyonunu yağın azaltılması ve yağsız kütlenin artırılması yönünde değiştirir. Böylece kas kütlesinin arttırılması bir yandan gün içerisinde daha fazla enerji harcanmasını sağlarken diğer yandan insülin direnci ve diyabet gelişiminin engellenmesinde de önemli rol oynar. Bu nedenle aerobik egzersizlere haftada 2-3 gün ana kas gruplarını içeren 8-10 kuvvet egzersiz programını da ilave etmek gerekir.

Obezitede ilaç tedavisi

Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, obezitede ilaç tedavisinin ayrıntılarını toplantıda şu sözlerle aktardı:

İnsan vücudunda enerji dengesi ve iştah, beyin önderliğinde, mide-barsak, karaciğer, yağ ve kas dokularının yer aldığı hormonal ve sinirsel mekanizmalarla çok sıkı bir şekilde kontrol edilir. Bu mekanizmalar, kilo kaybı durumunda kilonun geri kazanılmasını tetiklemektedir. Yaşam tarzı ve davranış değişiklikleri obezite tedavisinin temelini oluşturur. Bu değişikliklerin kilo kaybı ve uzun dönem idamesinde başarısız olduğu durumlarda tedaviye ilaçlar eklenebilir. Bu ilaçlarla sağlanan %5-10 kilo kaybı, obeziteye eşlik eden metabolik riskleri azaltır.

Obezitegelişiminde rol oynayan çok sayıda faktör kişiden kişiye farklılık gösterebileceği için bir ilaç her hastada etki göstermeyebilir. Yeni genetik ve kan belirteçleri yakın gelecekte obez hastalarda ilaç tedavisinin bireyselleştirilmesine olanak sağlayabilir.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-obeziteyi-multidisipliner-degerlendirme-gozardi-edilip-ameliyat-turu-ticari-urun-gibi-pazarlaniyor-11-681-80675.html
hekim sağlık doktor

Sağlık ve beslenme önerileri neden çelişkili?

Sağlık önemli bir konu… Sağlığımız ile yakından ilgilenmek ise en mühim görevimiz.

Yaşımız ne olursa olsun, sağlığımızı dikkatle izleyip kendimize iyi bakmak zorundayız. Zaten bu nedenle televizyon, dergi ve gazetelerdeki sağlık haberlerini takip ediyor; yazılıp çizilenleri, anlatılıp söylenenleri dikkatle izliyoruz. Ne var ki güvenilir sağlık uzmanlarının tavsiyeleri bile zamanla değişebiliyor. Hatta bazen birbiri ile çelişebiliyor. Peki bu değişme ve çelişkilerin sebebi ne? Yanıtım şu: Bilim insanları sürekli araştırıyor, sağlık alanındaki bilimsel veriler de sürekli yenileniyor da onun için. Bir köşe yazarının şu cümleleri işte bu mühim gerçeği göz önüne seriyor:

Tıp haberlerinde de sanki modasını geçirme uygulaması var. Bugünün devası yarının zehri olabiliyor. En yeni araştırmalardaki önerilerin son kullanma tarihi bile kahvaltı gevreği paketlerinin üzerindeki tarihten daha kısa. (Ellen Goodman/Boston Globe).

Peki ne yapmalı? Çelişkilerden daha az etkilenmek için nasıl bir strateji izlemeli? Haberleri nasol değerlendirmeli? Tıbbi araştırmalarda, yeni bir bilginin eski bilgileri hatta köklü gelenekleri bile bir anda ters yüz edivermesi beklenen bir durumdur. Ama yine de duyduğunuz her yeni bilgiye hemen o anda güvenmeyin. Her yeni bilginin ve her yeni önerinin üzerine balıklama atlamayın. Doğruluğu yeni bilgilerle onaylanana kadar bekleyin. Diğer taraftan eski ve etkisizliği kanıtlanmış bir bilgiyi kullanmakta da ısrar etmeyin.

Kısacası, bir bilgiyi ilk ve son kullanan olmak yanlışa düşmeyin.

Bilim insanlarının size önce tereyağını değil de margarini tüketmenizi, daha sonra da tereyağı yerine margarin yiyenlerin kalp krizi bakımından daha riskli bir durumda olduklarını söylemek zorunda kalmalarına şaşırmayın. Bir süre sonra margarini değil tereyağını yemenizde fayda var, önerisi gibi, günün birinde, zeytinyağı yerine tereyağı yiyin, gibi bir tavsiyeyle karşılaşırsanız da sakın şaşırmayın. Bilim değişir. Zira bilim gerçeği arar. Değişmeyen sadece gerçektir. Size Mark Twain’in yüz yıl önceki tavsiyesini bir kere daha hatırlatayım:

Sağlık kitaplarını okurken dikkat etmezseniz baskı hatasından bile ölebilirsiniz.

Personel Sağlık Haber
https://www.personelsaglikhaber.net/guncel/saglik-tavsiyeleri-neden-celiskili-h74344.html

diş hekimi, diş doktoru, ağız ve diş sağlığı, dişçi, diş diyetisyen

Sporcuların “ağız ve diş sağlığı”nın korunması!

Sporcularda en önemli besin kaynaklarından biri karbonhidratlardır. Yapılan çalışma sonuçları, diyette karyojenik (diş sağlığı açısından zararlı) potansiyele neden olan etmenin toplam karbonhidrat miktarı değil, tüketim sıklığı, besinin ağızda kalma süresi ve karbonhidrat tipi olduğunu belirtmektedir.

Karbonhidratlar; diş sağlığı için istenen ve istenmeyen olarak sınıflandırılmaktadır. İstenen bileşen; süt, meyve, sebze yapısındaki şeker iken istenmeyen besine sonradan üretici – pişiren veya tüketici tarafından eklenen, besinin kendi yapısında olmayan (şekerlemeler, şekerli içecekler, çay şekeri, bisküvi ve kekler, tatlılar, tahıl gevrekleri…) şekerlerdir.

Çalışmalar istenen karbonhidrat tiplerinden düşük ve orta düzeyde süt ve ürünlerinin tüketiminin şekerli, alkolsüz içeceklere tercih edilebilir bir alternatif olduğunu göstermektedir. Peynirin ise, tükürüğün uyarılmasında rolü vardır. Yine sebze ağırlıklı çiğnemeye yönelik beslenme şekli karyojenik etkiyi azaltmaktadır.

Sporcu ve enerji içeceklerindeki basit şeker miktarı göz önüne alındığında tüketim sıklığına dikkat edilmelidir.

Bunun yanında çay tüketiminin (şeker eklenmeden içilen) diş çürük skorunu önemli ölçüde düşürdüğü bildirilmektedir. Çünkü çay antioksidan besin öğeleri ve besin öğesi olmayan fitokimyasallar, iz elementler ve florun besinsel kaynağıdır. Fakat yine de içeriğindeki kafein ve demiri bağlama durumu göz önüne alındığında miktarına dikkat edilmelidir. (Günlük 3-4 fincan kadar).

Sakız çiğnemenin diş çürüklerinin oluşumunu azalttığı belirtilmektedir. Özellikle ksilitol içeren sakızların şekersiz sakızlara göre daha iyi sonuç verdiği gözlenmiştir.

Sporculara hekim tarafından flor preparatları, flor jelleri, flor gargaraları kullanmaları önerilebilir. Çünkü flor (diş minesinin çürüklere karşı dayanıklı hale gelmesini sağlayan) çürük önleyici iz elementtir. Endojen yolla; besinlerle, su içerek, florlu tuz ve tabletlerle (fazla dozun florozis gelişme riskine neden olacağı unutulmamalıdır) egzojen olarak; diş macunları ve ağız gargaralarıyla alınabilir.

pump etkisi, sporcu kas, sırt, halat çekme

Pump etkisi nasıl artar?

Spor veya egzersiz sonrası kaslarda kan birikiyor ve kasların şişerek şekilli görünmesi sağlanıyor. Bu duruma pump denmektedir.

Spor veya egzersiz sonrası pump etkisini artırmak için,

  1. Spor veya egzersiz öncesi yeterli karbonhidrat tüketimi sağlanmalıdır.
  2. Kas yapısının %75’inin sudan oluştuğu unutulmamalı spor veya egzersiz öncesi, sırasında ve sonrasında su ve sıvı tüketimine dikkat edilmeli. Aşırı terleme ile meydana gelen sıvı ve elektrolit kaybının önüne geçilmesi gerekmektedir.
  3. Suplement kullanımına dikkat edilmelidir. Diyetisyenin önerisi dışında alelade kullanımdan kesinlikle kaçınılmalıdır.
  4. Doymuş yağ tüketimine dikkat edilmelidir.
  5. Basit şeker tüketimine dikkat edilmelidir.

Sağlıklı bir vücut için spor eğitmeniniz ile birlikte spor beslenmesi konusunda yetkin tek sağlık profesyoneli olan  beslenme uzmanınıza danışınız.

protein tozu sporcu kreatin

Sporcu beslenmesinde kreatin

Kreatin vücutta üretilebilen bir amino asittir.

Kreatin kaslardaki enerji depolarının sürekliliği sağlarken egzersiz ve sporda efor için kas kuvvetini sağlamaktadır. Ani ve kısa süre için enerji gerektiren sporcularda patlayıcı pump etkisi için besin takviyesi olarak alınmaktadır. Kaslardaki su kütlesini arttırdığı için kaslarda dolgunluk sağlayarak görsel olarak tatmin olmak isteyen sporcular tarafından da kullanılmaktadır. Yapılan bir çalışmada en çok kreatin kullanan sporcuların güreşçiler olduğu bildirilmiştir.

Son zamanlarda yapılan çalışmalarda akut kreatin kullanımın sürekli kullanıma nazar performansı çok fazla etkilemediği, bu durumunda sporcunun kas kütlesinin kreatin açısından dolu olduğu bu nedenle kreatin kullanımına cevap vermiyor olabileceği bildirilmiştir.

Kreatinin kısa süre kullanımının her hangi bir yan etkisinin bulunmadığı ancak uzun süre kullanımı üzerinde de yeterli çalışmaya rastlanmamış bu nedenle kreatinin uzun süre kullanımında meydana gelen yan etkiler bilinememektedir.

Koenzim-Q10

Sporcu beslenmesinde Koenzim Q10

Koenzim Q10 (CoQ10) enerji üretimi için gereklidir.

Mitokondri içinde bulunan koenim Q10, karaciğerde hücre içinde enerji taşınmasında görev almaktadır. Enerji yetersizliğinde veya bozukluklarında tedavi amaçlı koenzim Q10 kullanılmaktadır. Egzersize bağlı kas hasarı veya sporcu yaralanması sonucu performansı etkileyen durumlarda da kullanılmaktadır. Yoğun egzersiz ve spor sonrası karaciğerde üretilen serbest oksijen radikallerinden koruyucu olduğu bildirilmiştir.

Koenzim Q10 sporcularda performansı  veya kas kütlesini artırmak için değil, yoğun spor veya egzersiz sonrası oluşan kas yırtılmasının tedavisi ve meydana gelen kas ağrılarının azalması amacı ile besin desteği olarak kullanıldığı bildirilmiştir.

Yapılan bazı çalışmalarda hareketsiz yaşam süren bireylerin hareketli yaşama geçişlerinde meydana gelen kas problemlerinde koenzim Q10 kullanımın olumlu etkileri olduğu bildirilirken, bazı çalışmalarda da etkisinin olmadığı görülmüş bu nedenle koenzim Q10 kullanımın sporcularda kesin olarak kullanılması ile ilgili bildiriye rastlanmamıştır.

Doktor ve diyetisyen tavsiyesi ile gerekli durumlarda kullanılması gerekmektedir.

Glutamin

Sporcu beslenmesinde: “Glutamin”

Glutamin insan vücudunda en çok bulunan aminoasittir.

Yoğunluğu en çok iskelet kasında sentezlenir. Travma, kanser ve yaralanma gibi durumlarda yoğunluğu azalmaktadır. Glutaminin bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri tespit edilmiştir. Cerrahi müdahaleler sonrası veya yaralanmalarda yaranın hızlı iyileşmesi yani doku onarımının hızlanmasını, kas onarımının hızlanmasını sağladığı bildirilmiştir. Yoğun egzersiz ve spor durumunda kaslarda meydana gelen ağrının azalmasını, oluşan kas yırtık onarımının hızlanmasını sağladığı bildirilmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda glutaminin kaslara olumlu etkisinden dolayı egzersiz veya sporda performansı arttırdığını bildirirken bazı çalışmalar glutamin kullanımın performansa etki etmediğini bildirmiştir. Standart günlük alınması gereken bir glutamin miktarı yoktur ancak, beslenme ile glutamin ihtiyacı karşılanabilmektedir. Gerekli durumlarda doktor ve diyetisyen tarafından önerilmektedir.

Glutamin oranı yüksek besinler

  • Et kaynakları; kırmızı et, tavuk eti, balık,
  • Kurubaklagiller
  • Sebze kaynakları; maydanoz, pancar, ıspanak
koenzim q10

Koenzim Q10

Koenzim Q10 hücre mitokondrisinde bulunan bir enzimdir.

Enerji metabolizmasında önemli rolü vardır. Kalp kası gibi sürekli olarak çalışan doku ve organlarda yoğun olarak bulunmaktadır. Koenzim Q10 hücre içi oksijen kullanımını artırmakta böylece enerjinin artmasını ve kullanılmasını sağlamaktadır. Karaciğerde hücre içi enerji transportunu sağlamaktadır.

Koenzim Q10 yağda çözünürlük göstermekte suda çözünürlüğü azdır bu nedenle biyoyararlığı düşüktür. Koenzim Q10 seviyesi yaşlanmaya ve bazı hastalıklara bağlı olarak azalma göstermektedir. Balık, et ve tam tahıllı besinlerde belli bir miktarda bulunmaktadır. Koenzim Q10 beslenme ile alınmaktadır ancak bazı durumlarda takviye gıda olarak dışarıdan alımı sağlanmaktadır.

Koenzim Q10;

  • Metabolizma üzerinde enerji üretimini arttırıcı,
  • Kasları güçlendirici,
  • Kalp sağlığı,
  • Diş ve diş eti sağlığı,
  • Bağışıklık sistemi,
  • Yüksek tansiyon ve
  • Diyabet gibi hastalıkların tedavisinde yardımcı olarak kullanılmaktadır.

Ayrıca nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde de etkili olduğu bildirilmiştir.

sporcu beslenmesi, sporcu diyeti

Egzersiz ve spor yapanlar için beslenmede 5 temel kural!

Egzersiz ve spor sırasında performansı artırmak ve bunun devamlılığını sağlamak, sağlığı korumak ve yaşam kalitesini artırmak için yeterli ve dengeli beslenmek gerekmektedir.

Egzersiz ve spor sırasında ideal beslenme kişiye göre değişikliklik göstermektedir. Gereksiz besin takviyelerinden kaçınılmalı sağlıklı yaşam ön planda tutulmalıdır. Düzenli egzersiz veya spor yapan bireylerin sağlıklıı ve dengeli beslenme yaşam biçimini benimsemesi gerekmektedir.

yürüyüş diyet detoks spor yürüme

Egzersiz ve spor yapanlar için beslenmede 5 temel kural!

  1. Günde en az 3 ana öğün tüketilmelidir. Vücudun enerji ihtiyacını karşılamak ve performansı artırmak için ana öğünlere takviye gıdalar verilmekte ve bireyin ihtiyacına göre ara öğünler düzenlenmektedir. İhtiyaca göre ergojenik destekler sağlanmalıdır.
  2. Her öğünde karbonhidrattan zengin beslenme sağlanmalı ancak, karbonhidratların %70’inin kompleks karbonhidratlardan oluşan beslenme örüntüsü hazırlanmalıdır. Egzersiz veya spor sonrası ilk 2 saat içinde kadınlarda 50 gram erkeklerde 70 gram karbonhidrat içeren yiyecekler tüketilmelidir. Enerji gereksinimin artığı durumlarda beslenme örüntüsünde protein miktarı artırılmalıdır.
  3. Demir ve Kalsiyum mineral eksikliği sonucu performansta ciddi azalma görülmekte bu nedenle takviye alınması gerektiği önerilmekte vücutta emilimi artırmak içinde beslenme örüntüsünün C vitamini açısından zengin olması gerekmektedir.
  4. Vücut ağırlığının kaybedilmesi gereken durumlarda hızlı ağırlık kayıplarından kaçınılmalı ortalama haftada 1 kilogram vücut ağırlık kaybı hedeflenmelidir.
  5. Yeterli sıvı alımı performansı artırmaktadır. Egzersiz veya spor durumunda vücuttan kaybedilen sıvının yerine konması için pratikte  ½ kilogram vücut ağırlık kaybı için 2-3 su bardağı su içilmesi gerekmektedir.
Egzersiz ve Spor Yapanlar İçin Beslenme, Gülgün Ersoy
Egzersiz ve Spor Yapanlar İçin Beslenme, Gülgün Ersoy, 2014.
diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Ergojenik destek nedir, hangi durumlarda gereklidir?

Ergojenik destek, bireysel enerji kullanımını, üretimini veya yenilenmesini artıran maddeler, araçlar ve uygulamalardır.

Sportif performansı artırmak için kullanılmaktadır. Ergojenik destek hekim veya diyetisyen tavsiyesi ile gerekli durumlarda alınmalıdır. Gerekli olmayan durumlarda kullanımı risk oluşturabilmektedir. Yaş, cinsiyet gözetilmeden dünya üzerinde çoğu sporcu performansını ve bağışıklığını artırmak, sakatlıklarını önlemek, istenilen vücut şekline ulaşmak için ergojenik desteklere ihtiyaç duyulmaktadır.

Ergojenik destek öncesi sporcunun en az 3 günlük besin tüketim kaydı tutulmalıdır. Eksiklik, ihtiyaç veya düzensizlik doğrultusunda ergojenik destekler önerilmektedir.

sporcular için su, sporcu günlük ne kadar su içmeli, içme suyu, fitness yaparken ne kadar su içmeli, diyette su, sporda su

Ergojenik destekler neler?

Hekim ve diyetisyen kontrolünde önerilen kabul görmüş ergojenik destekler:

  • Antioksidan C ve E vitaminleri,
  • Whey proteini,
  • Kreatin,
  • Demir,
  • Kalsiyum,
  • Elektrolitler,
  • Multivitamin ve mineraller,
  • Kafein,
  • Probiyotik,
  • Bikarbonat ve sitrat,
  • L-karnitin,
  • Sporcu barları,
  • Sporcu içecekleri,
  • Sporcu jelleri
başak günay alkol diyeti

Diyette alkole yer verilir mi?

Sağlıklı beslenirken doğru alışkanlıklar kazanmaya çalışıyoruz. Birçok hastalığın risk faktörü alkol, değiştirilmesi en güç alışkanlıklardan olabiliyor bazen… Sağlık problemi olmayan insanlar için ölçülü tüketiminde sorun olmayacağını düşündüğüm alkolle ilgili birkaç bilgi paylaşmak istiyorum:

Alkolün metabolik yıkımı ve eliminasyonunda rol oynayan temel organ karaciğerdir.

Etanol (alkol) karaciğerde alkoldehidrogenaz (ADH) tarafından hidrojen ve asetaldehite okside olur. Asetaldehid ise daha sonra aldehiddehidrogenaz ile asetata okside olur. Bu da sitrikasit siklusuyla karbondioksite dönüştürülür.

Yani aşırı tüketimiyle zarar verdiği ilk organ da karaciğer oluyor bu durumda! Tabii kalp, mide gibi diğer organları da etkiliyor. O nedenle ölçülü kullanmakta yarar var.

Etanolden daha toksik olan asetaldehit, fiziksel değişliklerle daha çok ilişkilidir. Adrenal medulladaki kromofin hücrelerinden ve sempatik sinir uçlarından katekolamin salınımını arttırır. Bu da kalp atım hızını artırır, damarları genişletir ve karotise kan akımını hızlandırır.

Ayrıca alkol vazodilatördür ve sinir sistemi ile ilişkilidir

Ağırlık sorunu olanlar, diyet yapanlar; alkollü içkinin enerjisi hesaplayıp günlük tüketilen enerjiden çıkararak alkol tüketebilirler. Ama tabii sağlıklı bir bireysek ve yine ölçülü olarak!

Kalori bakımından en düşükten yükseğe doğru alkol çeşitlerini sıralayacak olursak

Vermut < Likör < Şarap < Rom < Şampanya < Viski = Tekila < Bira < Brandy < Cin < Rakı < Votka

Ayrıca alkol alırken beslenme ile ilgili önerilere değinecek olursak

  • Alkolle etkileşime giren ilaçlarınıza aman dikkat edin!
  • Alkol içerken yanındaki meze, çerez gibi sevimli görünen kalori bombalarına ölçü koyun.
  • Hatta kalori bombalarını sağlıklı olanları ile (peynir, salata, meyve, vb.) yer değiştirebilirsiniz, tabii yine ölçülü…

Diyetisyen Başak Gökay - ProfilDyt. Başak GÜNAY

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Büyükçekmece
Ekmeğin suçu yok

Ekmeğin suçu yok!

Tahıllar vücudun temel  enerji kaynağıdır. Tahıl grubunda başta olan ekmeğin öneminden bahsedeceğim bugün.. Diyet yapanların korkulu rüyası olan ekmeklerin, biz diyetisyenler tarafından neden bu kadar önemli olduğundan da.. Sonuçta ölçülü olarak, doğru tecihlerle ekmeğin zararından çok yararını göreceğinizden emin olabilirsiniz.

Ekmek; buğday unu, maya, tuz ve belli oranda su ile karıştırılıp, yoğrulması ve hamurun belli bir süre fermente ettirilip pişirilmesi ile elde edilen ; ucuz ve kolay temin edilebilen, besleyici ve doyurucu özellikleri olan bir gıda maddesidir.

Ekmek yapımında kullanılan unun hammaddesi buğday ; %85 unsu endosperm, %13 kepek ve %2  rüşeymden oluşmuştur. Başlıca B grubu vitaminler, kabuk ve embriyo gibi tanenin dış kısımlarında yüksek oranda, endosperm gibi tanenin orta kısmında düşük miktarlarda bulunmaktadır. Buğday rüşeymininin, vitamin ve protein miktarı yüksek, amino asit dengesi iyidir. Bu nedenle ekmek içi ve kabuğu  arasında besin maddesi miktarı ve bunların hazmedilme kabiliyetleri arasında fark vardır. Amino asitler pişme sırasında kabukta maillard reaksiyonuna iştirak ettikleri için biyolojik değerleri kayba uğrar. Dolayısıyla ekmek kabuğunun biyolojik değeri ekmek içininkinden daha düşüktür.

ORGANİK TAM BUĞDAY EKMEK

Kepekli ekmek

Buğdayın Öğütülmesi ile kepekle birlikte mineral maddeler de ayrılmaktadır. Kepeğin çok oluşu, beraberinde fitik asitin de fazla olmasına neden olur. Bu da insan sağlığı için önemli olan Ca, Fe ve Zn ‘nin kullanımını kısıtlar. Safrada taş oluşumunu önlediği bildirilmiştir. Kepek de sağlığımıza yararlı olan posa fazlaca bulunur. Bunu önlemek için;

a- Kepekli ekmek yapımında maya kullanılmalıdır. Kullanılan mayadaki fitaz enzimi, fermantasyon sırasında asitli i artan hamurda, fitik asidin bu elementleri bağlayıcı özelliğini azaltır.

b- Hamur içeriğine malt unu katılmalıdır. Malt unundaki fitaz aktivitesi yüksektir. Bu enzim, Ca, Fe ve Zn’ yi bağlayan fitik asiti parçalayarak, bu elementlerin serbest kalmasını sağlar.

tam buğday ekmeği, ekmek

Çavdarlı ekmek

Çavdar, buğdaydan daha koyu un verir. Kepek kısmı ayrılmadığında, B vitaminleri ve mineral maddelerce zengindir. Bu ekmeği tüketmek kabızlık önler, yetişkin şeker hastalarının kan şekerinin yükselmesini yavaşlatır ve kan kolesterolünü düşürür.

tam tahıllı ekmek, tam tahıl ekmeği

Tam tahıllı ekmek

Besleyicilik ve fitokimyasal açısından zengindir. Enerjisi daha düşük, kan şekerini yükseltme eğilimi daha azdır. Posa içerdiği için tokluk süresini uzatır, insülin salınımını uyarır. Çözünür posa içerdiği için mide boşalma hızını yavaşlatır, ince bağırsaktan emilim yavaşlar. Bütün bunlar hem diyet yapanlar için olumlu etkenlerdir, hem de enerji alımını kısıtlar.

Tam tahıl ekmek zenginleştirmeleri ile birçok hastalığın görülme sıklığı azalmıştır. Bu çalışmalara Demir eklenmesi de dahil edilirse ‘demir eksikliği anemisi’ görülme sıklığı azalabilir.

Ekşi mayalı ekmek, Ekşi mayalı ekmek yapımı, Ekşi mayalı ekmek kalorisi, Ekşi mayalı ekmek zayıflatır mı, Ekşi mayalı ekmek yararları, Ekşi mayalı ekmek zararları, Ekşi mayalı ekmek diyeti, Ekşi mayalı ekmek hakkında bilgi, Ekşi mayalı ekmek nasıl yapılır, diyetisyen şenol yıldız, eskişehir diyetisyen şenol yıldız

Ekşi mayalı ekmek

İçerisinde bakteri mantar kültürleri olduğundan probiyotiktir. Uzun süre dayanıklıdır.

YULAF VE KARABUĞDAY EKMEK de yine yararlı sayılacak ekmeklerdendir.

Sonuç olarak;

  • Yukarıdaki ekmeklerden size uygun ölçüde tüketmek,
  • Tek tip ekmek yerine belirli aralıklarla ekmek çeşidini değiştirmek,
  • Mayalı ekmeği tercih etmek sağlığımıza yararlı olacaktır.

O nedenle;

  • Kan şekeri dengeleyen,
  • Posa içeren,
  • Besleyici özelliği göz ardı edilemeyen,
  • Mide boşalmasını geciktiren,
  • Hormon salınımını düzenleyen,
  • Uzun süre tok tutan,
  • Ulaşımı, tüketilmesi kolay bu mucize besini hayatınızından çıkartmayın!

Yararlanılan kaynaklar
EKMEĞİN BESİN DEĞERİ VE BESLENMEDEKİ ÖNEMİ. Atatürk ÜmZir.FakJDer. 26 (3), 431-441, 1995. OPTİMAL BESLENME. Sağlık Bakanlığı Yayın No: 726. 2008. Tam Buğday Ekmeği ve Sağlık Üzerine Etkisi. AYDIN GASTRONOMY, 1 (1):37-46, 2017. http://yemek.com/ekmek-cesitleri/sayfa/10

Bu yayın, yukarıda belirtilen kaynaklardan derlenmiştir, genelde sağlık sorunu olmayan, toplumda sağlıklı sayılan kimseler için yazılmıştır.

Diyetisyen Başak Gökay - ProfilDyt. Başak GÜNAY

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Büyükçekmece
hünnap (gözde bulat)

İyi antioksidan: “Hünnap”

Eylül ayında olgunlaşan ve ekim ayının sonuna kadar rafları süsleyen, ülkemizde Marmara Bölgesi, Güney ve Batı Anadolu bölgelerinde yetişen hünnabı daha yakından tanıyalım.

hünnap

Hünnap cehrigiller familyasına aittir. Zeytin büyüklüğünde ve çoğunlukla iğde ile karıştırılan bir meyvedir. Hünnabın üzerinde kahverengi tonlarında tüketilebilen ince bir kabuk bulunur. Çin’de çok fazla tüketilen hünnabın tüketimi ülkemizde yaygın değildir ve ülkemizde innabi, ünnap ve çiğde adı ile bilinir.

Hünnap

 

Hünnabın yararları

  • A ve C vitamininden zengin olduğu için bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • İçeriğindeki niasinden (B3 vitamini) dolayı kan dolaşımını düzenler ve aynı zamanda sinir sistemi için faydalıdır.
  • İyi bir antioksidan olan hünnap karaciğer hastalıklarından kansere birçok hastalığa iyi gelir. Kansere iyi gelmesinin sebebi serbest radikallere karşı açtığı savaş ve kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemesidir.
  • Lif içeriği yüksek olduğu için kabızlığa iyi gelir ve sindirim sistemini düzenler.
  • Kalsiyum ve magnezyum içeriğinden dolayı kemik sağlığı için faydalıdır.
  • Düşük kaloriye sahip olmasına rağmen kişiye enerji verir ve zinde kalmasına yardımcı olur. Bu özelliğinden dolayı sporcular tarafından tüketilebilir.
  • Potasyum içeriğinden dolayı kalp damar hastalıklarına iyi gelir.

Hünnap kurutulmuş olarak tüm yıl tüketilebilir ve kurutulmuş hali aktarlarda bulunabilir. Taze hali ise mevsimi geldiğinde manavlarda, pazarda ve büyük marketlerde bulunabilir.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
mürdüm eriği

4 maddede “mürdüm eriği”

Sağlıklı beslenmek için her zaman mevsiminde sebze ve meyve tüketmeliyiz. Ağustos ayında tezgahların üzerini süsleyen mürdüm eriği eylül ayında da yerini korumaktadır. O zaman mevsimi geçmeden mürdüm eriğinin faydalarından bahsedebiliriz.

mürdüm eriği

1. Dört maddede mürdüm eriği: “Her yerde yetişebilir”

Mürdüm eriği ülkemizde Doğu Anadolu’nun yüksek dağları ve Güneydoğu Anadolu’nun kurak kısımları hariç her yerde yetiştirilebilir.

mürdüm eriği

2. Dört maddede mürdüm eriği: “Demir emilimine etkisi”

Mürdüm eriği demir emilimi için gerekli olan C vitamini, A vitaminin, riboflavin (B2 vitamini) ve potasyuma sahiptir.

mürdüm eriği

3. Dört maddede mürdüm eriği: “Sağlığa katkıları”

  • Kuvvetli bir antioksidan olan mürdüm eriği idrar söktürücüdür.
  • Adet düzensizliği çeken kadınlar kullanabilir.
  • Düzenli tüketilmesi halinde kötü kolestrolü düşürmeye yardımcıdır.
  • Metabolizmayı hızlandırarak toksinlerin vücuttan atılmasını hızlandırır.
  • Bağışıklık sisteminin güçlendirir.
  • Kabızlığa karşı kullanılabilir.
  • Kalp sağlığını korur.
  • Kan şekerini dengede tutar.
  • İçeriğindeki yüksek lif sayesinde sindirimini düzenlemeye yardımcıdır.

diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

4. Dört maddede mürdüm eriği: “Beslenme önerileri”

Kış aylarına yaklaşırken evlerde hummalı bir kış hazırlığı var. Bu kadar çok faydası varken mürdüm eriğini kurutarak ya da marmelat halinde de tüketebiliriz. Elbette marmelat haline getirirken şeker kullanmayıp meyvenin kendi özünde olan şekeri yeterli görüyoruz ve bu şekilde tüketiyoruz.

Anemi olan ve kan şurubu kullananlar ilaçlarından sonra kuru erik yiyerek ilacın emilimini artırabilirler.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
Beslenme ve diyetetik kitapları

Beslenme ve Diyetetik kitapları “İstanbul Tıp Kitabevleri”nde!

En yeni ve en popüler Sağlık Bilimleri Beslenme ve Diyetetik akademik yayınları artık İstanbul Tıp Kitabevleri’nde!

İstanbul Tıp Kitabevi; yayın hayatına verdiği hizmetiyle on üçüncü yılını geride bırakmıştır. Kitabevimizin temel hedefi, güncel ve en geniş kitap seçeneğiyle tıp ve sağlık araştırmacısı ve okuyucusunu buluşturmaktır. Bunu önemli yayın evleri ve yazarların eserleri ile, güncel konuların yer aldığı kitaplarla gerçekleştirecektir.Bize bu seçimimizde ve nasıl yol alacağımız konusunda yönlendirenlerin araştırmacılar ve okuyucuların olduğunun bilinmesini isteriz.

istanbul tıp kitap

Bugün tıp kitabevimiz, tüm Türkiye’deki tıp ve sağlık, araştırmacı ve okuyucusuna en iyi şekilde ulaşmaya gayret etmektedir. 2015 yılında kapılarını açtığımız iki yeni şubemizle (Konya ve Kadıköy şubeleri) daha fazla sayıda okuyucuya ulaşacaktır.

İstanbul Tıp Kitabevi, en kaliteli baskı teknolojisini kullanarak okuyucunun yıllarca kütüphanesinde saklayacağı kitapları oluşturmaktadır. Yaptığı yeni girişimlerle okuyucu memnun etmeye devam edecektir. İstanbul Tıp Kitabevi, tüm meslektaşları ile uyum içinde çalışmaktadır ve bunu sürdürmeye kararlıdır. Yaptığı iş ortaklıkları ile diğer yayın evlerinin de haklarına saygı duyarak ticari faaliyetlerine devam etmektedir. Şirketimiz, hizmetlerine paralel olarak, Türk tıbbının gelişiminin daimi destekçilerinden İlaç firmaları ile oluşturduğu koordineli işbirliği ile sektöre katkıda bulunmaya devam edecektir.

İstanbul Tıp Kitabevi, Türkiye de hemşirelik eğitimine de ciddi önem vermektedir., Bugüne kadar Hemşirelik alanında, en önemli editörlerle 40’ın üzerinde kitaplar çıkarmıştır,Fizyoterapi ve Rehabilitasyon alanında ise daha önce yapılmamış temel kitapları okuyucuya sunmuştur ve sunmaya devam edecektir. Ayrıca Temel Tıp Bilimleri kitapları ve serileri (BRS) ile akademik çevrelerin takdirini kazanırken, öğrencilerin yoğun ilgisi ile memnuniyet duymuştur. Ve bu alanlarda yeni kitaplar sunmaya devam ederek hak ettiği yerini koruyacaktır.Doğru kitap seçimleri ve yeni çalışmalarımızla araştırmacıların ve okuyucuların takdirini kazanacağımızdan eminiz ve biz İstanbul Tıp Kitabevi olarak bundan kıvanç duyacağız.

istanbul tıp kitap

Anne sütü alımı ve sigara dumanına maruz kalmanın respiratuvar semptomlara etkisi

Çocuklarda tekrarlayan respiratuvar semptomların oluşmasında erkek cinsiyet, gebelikte annenin sigara içmesi, sigara dumanına maruz kalma, bireysel ve parental atopi, anne veya babanın çalışıp çalışmaması önemli olup; bronşial hiperreaktivite (BHR) ve astım için de bilinen risk faktörlerini oluştururlar.

Çocuklarda allerjene maruz kalma (inek sütü, ev hayvanı), viral enfeksiyonlar, pasif sigara içiciliği ve hava kirliliği astım için risk faktörü olduğundan, yenidoğan ve süt çocuklarının çevresel etkenlerden korunması, özellikle genetik  yatkınlığı olan çocuklarda respiratuvar semptomların şiddetini ve sıklığını azaltabilir.

Yapılan epidemiyolojik çalışmalar, sigara dumanına maruz kalan çocuklarda alt solunum yolu hastalıkları (ASYH), orta kulak effüzyonu, astım ve ani bebek ölümlerinde artış olduğunu göstermiştir. Ayrıca sigara içen annelerin çocuklarında wheezing, öksürük ve akciğer enfeksiyonlarında önemli derecede artma olduğu ve bunun direkt olarak içilen sigara sayısı ile orantılı olduğu saptanmıştır.

Yaşamın ilk altı ayında anne sütü ile beslenen süt çocuklarında respiratuvar semptomların süresinde ve şiddetinde belirgin azalma olduğu, ancak sıklığında farklılık olmadığı görülmüştür.

diyetisyen mehmet tevfik nargülDyt. Mehmet Tevfik NARGÜL

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • İstanbul