Vegan, vejeteryan, vejetaryen, et yemeyen, veganizm, vejataryen

Türkiye, vejetaryenliğin en fazla arttığı ülkelerden!

2018 yılında küresel et endüstrisinin pazar büyüklüğü 1 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Et tüketimi refahın bir işareti olarak görülse de buna rağmen özellikle gelişmekte olan ülkelerde vejetaryen ve vegan akımı günden güne artış gösteriyor.

Özellikle genç, kentsel, orta ve yüksek gelirli nüfus arasında giderek daha popüler hale gelen vejetaryenlik, bu anlamda küresel bir tüketici eğilimine dönüşmüş durumda. Euromonitor tarafından en son yayınlanan Küresel Tüketici Trendleri raporuna göre 2016 ve 2017 yılları arasında vejetaryen nüfusun en fazla arttığı ülkeler belirlendi. Listede:

  1. Nijerya,
  2. Pakistan,
  3. Filipinler,
  4. Almanya,
  5. Türkiye,
  6. Kenya,
  7. Tayland,
  8. İtalya

Hekim ve Diyetisyen kontrolü şart

Vejetaryen beslenmenin doğru yönetilmesi gereken bir beslenme programı olduğunu söyleyen Diyetisyen Aslıhan Altuntaş,

Özellikle protein örüntülerine dikkat edilmesi gereken beslenmelerden bir tanesidir.

Ben vejetaryen beslemeyi tercih ediyorum ve hayatımı böyle yaşamak istiyorum’ denildiği noktada öncelikle mutlaka tahlillerinin ve tetkiklerinin bir hekim ve diyetisyen kontrolünde yapılıyor olması gerekiyor. Bu tarz beslenmelerde B12 eksikliği sık görülen rahatsızlıklardandır. Vejetaryen beslenme benimsenecekse özellikle B12, kalsiyum, magnezyum değerlerine bakılıyor olması gerekir, dedi.

Doğru beslenme modeli oluşturmak şart

Vejetaryen beslenme şeklini benimseyen insanların hayvansal gıdalardan genellikle sadece eti günlük menülerinden çıkardığını ifade eden Memorial Bahçelievler Hastanesi’nden Diyetisyen Aslıhan Altuntaş,

Bunları tüketmediğimiz zaman yumurtadan, peynirden, kefirden yoğurttan ve sütten buradaki proteinlerimizi aslında karşılayabiliyoruz. Bazıları et ve tavuk tüketmeyip balık tüketebiliyor. Aslında bizim zaten en çok önerdiğimiz şeylerden biridir. Dolayısıyla vejetaryen beslenen biri balık tüketiyorsa, bunun yanında süt ürünlerinden özellikle yoğurt ve kefir tüketiyorsa, kahvaltısına peynir ve yumurtasını koyuyorsa aslında eksik bir beslenme yapmıyor demektir. Dolayısıyla bunların yanına sebzeyi, meyveyi, tahıllarını, baklagillerini koyduğu zaman doğru bir beslenme modeli oluşturulması mümkün” şeklinde açıklamada bulundu.

En büyük yanılgı sürekli sebze ve meyve yemek zorunda kalınacağı

Diyetisyen Altuntaş, vejetaryen beslenenler için sabah, öğlen ve akşam öğünlerinde neler yenmesi gerektiğini de anlattı.

Vejetaryen beslenmede en büyük yanlışlardan biri de sürekli sebze ve meyve ile beslenilmesi gerektiği gibi bir düşünce ile ilgili… Beslenmede proteinin eksik kalmamasına dikkat etmek gerekir. Çünkü vücudumuz karbonhidrat, protein ve yağlardan oluşuyor. Dolayısıyla bizim bunları günlük olarak belli dozlarda alıyor olmamız gerekiyor. Özellikle B12 eksikliği sinir sistemi harabiyetlerine, kansızlığa yol açacağı için yorgunluk, halsizlik, ileri yaşlarda görülen demans ve Alzheimer’ın daha erken bir döneme çekilmesine sebep olacaktır. Kas kayıpları en korktuğumuz şeylerden biridir. Yeterli proteini almadığımız takdirde kas kayıpları oluşmaya başlayacaktır. Eklem ve kemik rahatsızlıkları oluşmaya başlayacaktır. Eğer süt grubunu da tüketmek istemiyorsak kalsiyum da eksik kalacaktır. Kalsiyumun eksik kalmasıyla kilo vermede problem yaşarız, kemik erimelerine, obeziteye davetiye çıkarırız demektir.

Türkler için ideal beslenme düzeni

Türk insanı için en uygun vejetaryen beslenme şekli konusunda öneride bulunan Diyetisyen Aslıhan Altuntaş,

Vejetaryen beslenmeyi ülkemize uyarlayacaksak biraz daha balık, tahıl ve baklagil ağırlıklı bir tarz, Türk insanı için uygun olacaktır, dedi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turkiye-vejetaryenligin-en-fazla-arttigi-7nci-ulke-11-681-82572.html
internette yazı yazmak, yazar diyetisyen, yazar ol, yazı yaz, bedava yazı yaz, internetten yazı yazarak para kazan, diyet yazıları yaz, diyet time, diyetisyen dünyası, genç diyetisyenler, gıda yazıları, herbalife

Sıralama belli oldu! İnternet bağımlılığında Türkiye kaçıncı sırada?

Dünyada internet kullanımının artmasıyla beraber internete bağımlı nüfus da her geçen gün artıyor. İnternete en bağımlı 15 ülke belli olurken, liderliği ABD göğüsledi. Türkiye ise ilk 15 ülke içerisinde yer almadı.

Medya takibinin öncü kurumlarından Ajans Press, dünyadaki internet bağımlılığı üzerine gerçekleştirilen araştırmayı inceledi. Ajans Press’in, WalueWalk verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, dünyanın internete en bağımlı ülkesinin ABD olduğu görüldü.

İşte İnternet bağımlılığında ülkeler sıralaması

  1. ABD,
  2. Brezilya,
  3. Makao,
  4. Rusya,
  5. Birleşik Arap Emirlikleri,
  6. Bahreyn,
  7. Hong Kong,
  8. Suudi Arabistan,
  9. Birleşik Krallık,
  10. Güney Kore,
  11. Lüksemburg,
  12. Almanya,
  13. Avusturya,
  14. Japonya,
  15. Danimarka

Türkiye bu listede yer almazken, TÜİK’in en son yayımladığı raporda ise Türkiye’deki kişilerin %72,9’unun internet kullanıcısı olduğu saptandı. Türkiye bu oranla internete bağımlı ülke olarak nitelendiriliyor.

ITS Medya ve Ajans Press‘in gerçekleştirdiği medya incelemesinde konuyla ilgili yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. Gerçekleştirilen yazılı basın incelemesinde, internet başlığı altında, 2018 yılında 196.116 haberin yansıma bulduğu tespit edildi. 2019 yılındaki haber adetleri incelendiğinde ise, internetin 42.151 haber yansıması ile konuşulduğu görüldü. İnternet ile ilgili medyaya yansıyan haberler içeriklerine göre analiz edildiğinde, internetin en çok sosyal medya mecraları ve yılbaşında kalkan adil kullanım kotası haberleri ile konuşulduğu tespit edildi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/var/www/html/mbeta/guncel/genel/tr-kuresel-arastirma-internet-bagimliliginda-turkiye-15-ulke-11-681-81170.html
AIDS'ten her gün 14 kişi ölüyorAIDS'ten her gün 14 kişi ölüyor

Bir HIV+ birey daha iyileşti!

Londra’da yaşayan ve HIV pozitif teşhisi konulan, kimliği açıklanmayan bir kişinin virüsü yendiği ve tamamen iyileştiği duyuruldu. Böylece Londra’da yaşayan kişi dünyada HIV virüsünü yenen ikinci vaka olarak tarihe geçti.

ABD’nin Seattle kentinde HIV konulu konferansta sunumu yapılacak vakanın, Almanya‘da kök hücre tedavisi görmesinin ardından 12 yıldır sağlıklı bir yaşam sürdüren Amerikalı Timothy Ray Brown’dan sonra AIDS’den tamamen kurtulmuş görünen ikinci hasta olduğu belirtildi. Kimliği açıklanmayan infekte bireye, 2003’te teşhis koyulduğu, 2012’de hastalığı kontrol altına almak amacıyla ilaç kullanmaya başladığı, aynı yıl Hodgkin lenfomaya yakalandığı ve 2016’da kanserin tedavisi için kök hücre naklini kabul ettiği ifade edildi.

Doğal direnç sağlayan bir gen mutasyonunun iki kopyasına sahip bağışçıdan kök hücre nakli yapılan hastanın bağışıklık sisteminin değişime uğradığı belirtildi. AIDS ilaçlarını 18 ay önce kullanmayı bırakan hastada HIV’ın izine hala rastlanmadığına işaret edildi. AIDS hastalarında virüsü baskılayan ilaç tedavisi bırakıldığında HIV, genellikle iki ya da üç hafta içinde saldırgan biçimde geri dönüyor.

Vakayla ilgili ayrıntılar Nature dergisinin internet sayfasında yayımlandı

Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi’nden doktor Keith Jerome, vakanın, Timothy Brown’un tedavisinin şans eseri olmadığını ortaya koyduğu değerlendirmesini yaptı.

İlk vaka Brown da kamuoyunun önüne çıkma konusunda ikna etmek için hastayla buluşmak istediğini belirterek, kendilerini tanıtmanın:

Bilim adına çok faydalı olduğunu ve HIV infekte insanlara ümit verdiğini ifade etti. Doktoru Gero Hutter da yeni vakayı harika haber olarak nitelendirdi.

Kök hücre nakli

Vücudun mevcut bağışıklık sistemine hasar vermek ve yeni bir sisteme yer açmak için kemoterapi ya da radyoterapiyle başlayan zorlu bir prosedür olan kök hücre naklinin, birçok komplikasyonu bulunuyor. Başka hastalar üzerinde de denenen, ancak başarı sağlanamayan kök hücre naklinin, AIDS hastası milyonlarca kişiyi tedavi etmek için elverişli bir yöntem olmadığı düşünülüyor.

İlk vaka olan Brown’a, yeniden lösemiye yakalanması üzerine ikinci kez kök hücre nakli yapılmak zorunda kalındığı belirtiliyor.

Hürriyet
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-hiv-virusu-tasiyan-bir-kisi-daha-iyilesti-41138000
otizm, osb

Türkiye’de ilk: “Otizm beslenme kliniği” kuruldu!

Otizmli çocukların yaşamlarında önemli bir basamağı oluşturan özel eğitimin daha etkili olabilmesi amacıyla, kişinin beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi fikrinden yola çıkan Çocuk Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hasan Önal’ın girişimleriyle, Türkiye’nin ilk Otizm Beslenme Kliniği kuruldu.

Türkiye’de, hem kamu hem de özel sağlık kuruluşlarında başka örneği bulunmayan klinik, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veriyor. Kliniğe başvuran otizmli çocukların beslenme programları, yapılan tetkiklerin ardından hassasiyet gösterilen gıdaların listeden çıkarılmasıyla yeniden düzenleniyor. Bu sayede otizmin beslenme yoluyla görülen olumsuz sonuçlarının en az düzeye indirilmesi amaçlanıyor.

Otizmli çocukların çok ciddi beslenme sorunları var.

Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Hasan Önal, kliniğin Türkiye’de bu anlamda hizmet veren ilk merkez olduğunu dile getirdi. Önal,

Otizmli çocuklarda çok ciddi beslenme sorunları olabiliyor. Bir kısmı çiğnemeyi bilmiyor, tek çeşit belirli gıdalarla besleniyor, karın şişkinlikleri, kabızlık ve ishal yakınmaları var. Bazı gıdalara karşı hassasiyetleri mevcut. Beslenme iyi olmayınca çok sık hasta oluyorlar ve çok antibiyotik kullanıyorlar. Eğitim alırken beslenme sorunları çok fazla olursa almış oldukları eğitim de yeterince etkili olmuyor, diye konuştu.

Kendilerine çok fazla otizmli bireyin başvurduğunu dile getiren Önal, takipli otizmli hasta sayısının yaklaşık 3 bin olduğunu söyledi.

Yurt dışından dahi hastamız var

Doç. Dr. Önal,

Bırakın şehir dışını, İngiltere, Almanya, Hollanda, İsviçre ve çeşitli Afrika ülkelerinden dahi başvuru alabiliyoruz, diyerek, şunları kaydetti: Biz yaklaşık 5 yıldır bu işi yapıyorduk. Zamanla hasta sayısı çok arttı, hastalar fayda gördükçe birbirlerine söylediler, eğitim merkezleri takip ettikleri çocuklarda farkı görünce diğer çocukları da tarafımıza yönlendirmeye başladı. Hasta sayısı artınca yöneticilerimizin desteğiyle bu birim kuruldu. Buraya başvuran hastalarımızın psikiyatriden otizm tanısı almış olmalarını istiyoruz.

Diyet uzmanı aktif şekilde görev alıyor

Beslenmeyle ilgili bazı formlarımız var, aileler onları dolduruyor. Metabolik hastalık taramaları, aminoasit, vitamin ve mineral ölçümü yapılıyor, hassasiyet gösteren gıdaları tespit ediyor, Diyetisyenimizle beslenme listesi hazırlıyoruz. Etkinliğimizi ölçebilmek için bu konuda bir veri tabanı oluşturuyoruz.

Otizmde eğitimin çok önemli olduğuna dikkat çeken Önal, ancak hastanın beslenme sorunları var ise eğitimin etkisinin de belirli bir seviyede kaldığını ve ailenin de bu konuda bilinçli olarak, beslenmeye dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turkiyede-ilk-cocuk-metabolizma-hastaliklari-uzmani-girisimi-ile-otizm-beslenme-klinigi-kuruldu-11-681-79858.html
ay sütü kısrak kımız içkisi (2)

Kaybolan tarihî Türk içeceği: “Kımız”

Kımız sözcüğü, Türk dilinin yer aldığı Ural-Altay Dil grubu içerisinde birçok topluluk tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Çeşitli ülkelerde koumiss, kumiss, kuymiss, kymyz, qymyz, qımız, kumiz gibi isimlerle ifade edilmektedir. Kımız Batı dillerine ve Rus diline “kumıs” şeklinde geçmiş olup, Rus dilindeki Yabancı Kelimeler Sözlüğü’nde kumıs:

Asya, Yakın ve Orta Doğu, Latin Amerika’da içilen içki, şeklinde ifade edilirken, kelimenin aslının “kımız” olduğu ve Türkçe’den Rusça’ya geçtiği belirtilmiştir (Aksoy 1998).

Kımız günümüzde; Kırgızlar, Moğollar, Tatarlar, Yakutlar, Özbekler, Ural Türkleri, Altay ve İdil Türkleri tarafından yıllardan beri üretilmekte ve sevilerek tüketilmektedir. Almanya, Avusturya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Ukrayna kımız tesislerine sahiptir. Ülkemizde, Doğu Türkistan’dan gelen bir Kazak Türk’ü İzmir Kemalpaşa’da bir kımız üretme çiftliği kurarak Türkiye’de bir ilke adım atmıştır (Yaygın, 1991, Yılmaz ve Kurdal, 2002).

Arkeolojik çalışmalarda elde edilen bulgulara göre insanoğlu antik çağlardan günümüze değin at sütünden kımız üretmiştir. Altay dağlarında bulunan ve milattan önce 5. yüzyıldan kalma bir kadın mezarına ait kalıntılar içerisinde yer alan kulplu bir kase içerisinde, kımız olduğu kalıntılardan tespit edilmiştir (Tegin ve Gönülaçar, 2015).

Kımız hakkındaki ilk bilgiye M.Ö. 9 yüzyılda yaşamış Homeros’un İlyada destanında rastlanmıştır. Yunanlı tarihçi Herodot, M.Ö. 420 civarında, Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan İskit Türkleri döneminde kısrak sütünden yaptıkları kımızdan bahsetmiştir. Herodot, İskitler’in kımız yapmanın sırrını gizli tutmak için kımız yapan kölelerin gözlerini kör ettiğini de yazmıştır (Kınık ve ark., 2000).

İbn-i Sina, yazdığı tıp kitabında kımızın tedavi amacıyla kullanıldığını bildiren ilk doktordur

Rus tarihçiler, 1182 yılında Prens Vsevolodovich’in tutsak edildiği hapishaneden, kımız içip uykuya dalan gardiyanlar sayesinde kaçtığını yazmıştır. Rus tarih kitaplarında, 13. yüzyılda Tatar hanlarını ziyaret eden resmi heyetlere, Tatarların kımız ikram ettiği yazılıdır. Fransız misyonerler ve rahipler 13. yüzyılda, Tatarların kımızı hakkında yazılı belgeler bırakmış, misyoner gezgin Rubrouck, Kırım ve civarını gezdikten sonra 1253’te yazdığı anılarında, Tatarların içtiği kımızın nasıl yapıldığını, tadını ve özelliklerini anlatmıştır. Rus gezgin Pallas’ın anılarında, 18. yüzyılda Başkurtların kımızını içmek için uzak bölgelerden hastaların geldiği yazılıdır. Rus Çarının dış ilişkiler sözcüsü Levshin, 18. yüzyılda yazdığı anılarında Kırgız kımızının çok sayıda hastalığın tedavisinde başarıyla kullanıldığını anlatır (Akbulut, 2015).

Çinli tarihçi Si-Ma-Cyen’in (M. Ö. 140- 80) Hunların kımız içtiğini (Uluğtuğ, 1939), İtalyan gezgin Marco Polo’nun (1254-1324) doğuya yaptığı seyahatinde Tatarlar’ın sosyal yaşamlarında kısrak sütü tükettiklerini ve yine bu sütten kımız diye ifade edilen bir içecek hazırladıklarını (Braddy 1960) bildirdiği günümüze ulaşan bilgilerdir.

Fransız Wilhelm Rubrikas’ın, 1253 yılında Tatar halkının yaşadığı bölgeye yaptığı ziyaretini yazdığı eserinde, halkın kımız yaparak içtiğini, kımızın nasıl yapıldığını yazdığı ve ayrıca kımızın insan sağlığına etkisi, sarhoş edici özelliği, diüretik etkisi konusunda da bilgiler verdiği, Rus ordusunda görev yapan İskoçyalı Con Griv’in, ülkesine dönünce Edinburg Düküne kımız konusunda bir rapor sunduğu, eski Rus yıllıklarında kımız için, “süt şarabı” deyiminin kullanıldığı bildirilmekedir (Yaygın, 1992, Özden 2008). Cengiz Han’ın ordularında, askerlerin sağlık ve dinçlik için kımız tükettiği anlaşılmaktadır (Bourlioux 2007).

Orta Asya’ya yolculuk eden gezginlerin eserlerinde, bu bölgede yaşayan Türklerin kısrak sütünden yaptıkları, kımız adı verilen içeceğe dikkat çekilerek bu içeceğin ekşi, içimi hoş, sıcaklarda vücuda serinlik veren ve besleyici özellikleri olduğundan bahsedilir (Karadağ 1987).

İbn Batûta’nın Seyahatnamesinde kımıza ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:

Bu Türkler hazırladıkları Davkı adı verilen yiyeceği yedikten sonra kımız adını verdikleri kısrak sütünü içerler. (İbn Batuta 1983).

Papalık emriyle 1245-1247 yıllarında Karakurum’a gidip dönen elçi Plano Carpini’nin, Kıpçaklarda gördüğü bir ölü gömme törenini ‘ölenin kabri olacak yere çadır kurulur, ölüyü ortaya alıp önüne pişmiş et yığılı bir tepsi ile kısrak sütü (kımız) dolu bir testi koyarlar’ şeklinde anlattığı bildirilmiştir (Kırzıoğlu 1993).

Dede Korkut Hikayeleri, Anadolu Müslümanlığının ilk yıllarında kımızın Asya’daki kullanımı ile aynı biçimde tüketildiğine tanıklık eder. Kaşgarlı Mahmut, “kısrak sütü tulumda bekletilir, ekşitiler, sonra içilir” derken kımızın yapılışı ve tadı hakkında bilgiler verir. Manas destanında Han Kökütey’in vasiyetleri arasında “Gözlerim yumulduğu zaman vücudumu kımız ile yıkayınız” ifadesi yer almaktadır (İnan 1991, Erdem 2000).

Kırgızıstan’ın başkenti olan Bişkek ülkenin en büyük şehridir. Bişkek ismi araştırıldığında ilk şeklinin Pişkek olduğu görülür. Bişkek ile Türklerin milli içeceği kımız arasında bir bağlantı vardır. Pişkek-Bişkek Bişşek- Bişek kımız yapılırken karıştırmaya yarayan ağaçtan yapılmış sopaya verilen isimdir. Kırgız Türkçesinde ‘biş’ olmak, olgunlaşmak anlamındadır (Doğan 1998).

Çeşitli Türk boylarında kımız ile ilgili olarak kımız bayramı diye bilinen özel bir kutlama merasimi vardır. Fergana havalisinde Kıpçak, Kırgız, Kazak gibi Türk boyları tarafından Mayıs sonlarında yapılan ve bir hafta süren bu kutlamalarda ‘en iyi kımız yapma’ yarışı düzenlenmektedir. Aileler birbirlerine ve sevdiklerine bayram gününe yetişmek şartıyla deriden yapılmış kaplarla kımız gönderir ve kımız içmek için aile arasında ziyaretlerde bulunurlar. Bu törenlerde kımız şarkıları ve mehdiyeleri söylenir. Bu törenin ana amacı halkın birbirini tanımasını ve sevgi bağlarını kuvvetlendirmesini sağlamaktır. Yakut’lar bu bayrama “Isıah” derler. Kımızın tarla ve çayırlara serpilmesiyle bayram başlar ve on gün on gece sürer. Kıpçak ve Kırgızlarda bu bayram dini bayramlarla mukayese edilemeyecek kadar önemli olup, bu bayrama “Sevgi ve Saadet Bayramı” denir. Moğol ve Altay’ larda da Kımız bayramı düzenlenmektedir (Uluğtuğ 1939).

Kımızla tedavi hizmeti veren ilk hastane (sanatoryum) 1858 yılında, sanatoryumu 55 yıl yöneten, Dr. Postnikkofun gayretleri ile Samara’da açılmıştır. Berlin (1962), eski S.S.C.B’de 50’ye yakın sanatoryumda 1000 hastanın kımızla iyileştirildiğini, bu amaçla sanatoryumlarda 3500 kısrak beslendiğini bildirmiştir.

Kazak mitolojisinde kımızı ilk üreten kişinin, atların koruyucusu olarak kabul edilen Kambar olduğu ifade edilmektedir. Mitolojide, Kambar ata olarak da bilinen atların koruyucusunun (ata, ota sözcükleri Asya’da baba anlamına gelmektedir) kımızı ürettikten sonra insanlara öğrettiği kabul edilmektedir. Asya’da toy ya da tuy olarak bilinen yemek ve müzik eşliğinde gerçekleştirilen törenlerde kımız son derece önemli bir içecek olarak yer almaktadır. Günümüzde bu geleneksel törenlerde halen ‘Atlarımızın koruyucusu büyük ata Kambar, tanrı her dileğini yerine getirsin. Kısrağımız bol, kımızımız çok, çocuklarımız sağlıklı, akrabalarımız ahenk içerisinde olsun, bizi bir ve güçlü kılsın’ şeklinde dilek ve dualar yapılmaktadır (Tegin ve Gönülalan, 2014).

Günümüzde Kırgız, Özbek, Kazak, Tatar, İdil, Ural Türkleri, Moğollar, Sibirya’da Yakut’lar, Rus halkları yoğun şekilde kımız tüketmektedirler. Kırgızlar bu içkiyi kullanmasını bilmeyenlere” mayası bozuk” derler. Sık sık hastalananlara “atası vaktiyle kımızdan kesmiş” ifadesini kullanırlar (Yaygın, 1992, Özden 2008).

Süt Dünyası
https://www.sutdunyasi.com/makaleler/bilimsel/kisrak-sutu-kimiz/