panik atak agorafobi

7 maddede: “Panik atak”

Panik atak endişe, korku (ölüm korkusu gibi) sıkıntı duygularını içinde bulunduran, nöbetler şeklinde ortaya çıkan bir rahatsızlıktır.

1.Panik atak sırasında hasta

Psikolojik sorunlarla ya da bazı hastalıklarla birlikte görülebilir. Hasta ani bir nöbette tamamen korku içindedir. Öleceğini, kalbinde bir sorun olduğunu, kalp krizi geçireceğini düşünür. Atak on dakika içinde en şiddetli halini alır. Hasta panik içinde doktora başvurur. Bayılacağını, çok kötü şeyler olacağını düşünür. Yarım saat kadar sonra atak geçmeye başlar. Kişi kendini çok yorgun ve bitkin hisseder. Hiç bir şey yapmak istemez. Tahammülü kalmamıştır, yalnız kalmak istemez. Birinin yanında kendini güvende hisseder.

2.Panik atak belirtileri

Panik atağın 13 belirtisi vardır. Bunlardan en az 4 tanesi varsa panik ataklı olma ihtimali fazladır.

  • Çarpıntı, kalbin sert ve fırlayacakmış gibi atması,
  • Terleme (ateş basması, üşüme),
  • Titreme,
  • Nefes almada güçlük, boğulma korkusu, tıkanma,
  • Baş dönmesi, bayılacağını düşünme,
  • Bulantı, geğirme, karın ağrısı çekme,
  • Nefesi kesilmek, aldığı havanın yetmediğini düşünerek derin nefes alma,
  • Göğüs sıkışması, ağrı,
  • Kendini hissedememe,kendine yabancılaşma, algılama güçlüğü (depersonalizasyon),
  • Çevrenin gerçek olmadığını düşünme (derealizasyon),
  • Ölmekten korkmak,
  • Çıldıracağını düşünmek, başkasına zarar verme korkusu,
  • Vücutta uyuşma, karıncalanma.

3.Panik atak tetikleyicileri

Çoğunlukla nedensiz bir şekilde ortaya çıkar. Beyindeki kimyasal maddelerden ya da beynin yan kısmının fonksiyonunu yitirmesi sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Tek başına ya da çeşitli hastalıklarla birlikte ortaya çıkabilir. Hastada belirtiler görülmeye başlar. Stresli bir hayat sürme panik atağı tetiklemektedir.

Bunlar dışında şu durumlar panik atağın ortaya çıkmasına neden olabilir:

  • Sara hastalığı (epilepsi), akciğer- kalp hastalıkları,
  • Vitamin eksikliği, kafeinli besinlerle beslenme,
  • Tiroid bezindeki sorunlar, fazla adrenalin salgılanması,
  • Kan şekeri düşmesi, kansızlık, beyinde oluşan tümör,
  • İlaçların yan etkisi sonucu,
  • Kapalı yerlerde bulunma, kalabalık yerler,
  • Depresyon, sinirsel bozukluklar,
  • Uyarıcı madde kullanımı ve bu maddenin aniden kesilmesi sonucu ortaya çıkabilir.

4.Panik atak kimlerde görülür, kimler risk altındadır?

Toplumda görülme sıklığı %1-3 arasında değişmektedir. Genelde yirmili yaşlarda olmak üzere her yaşta ortaya çıkabilir. Kadınlarda görülme ihtimali biraz daha fazladır. Genetik özellikler de etkilidir. Yakın akrabalarında panik bozukluk olanlarda görülme sıklığı daha çoktur.

Bazı insanlar kendilerini toplumda ifade etmekten çekinirler. Sürekli baskı altında yaşayanlar, içine kapanık, sorunlarını kimseyle paylaşmayanlar asosyal bir hayat süren kişilerde görülebilir. İnsanın kendi dürtülerini baskılaması yanlıştır. Öfkesini, üzüntüsünü, cinselliğini dışa vurmak zorundadır. Bunların baskılanması ya da başkaları tarafınfan engellenmesi panik bozukluğa neden olur.

Bağımlılık yapan maddeleri kullanan kişiler, kendini suçlu hissedenler, sorunları kafasına çok takan kişiler, mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olanlarda panik bozukluk görülebilir.

5.Panik atak ve panik bozukluk

Panik atakla panik bozukluk aynı değildir. Panik bozukluk kalp krizi geçireceğini, öleceğini, atakların tekrar olacağını, felç geçireceğini düşünerek sürekli endişe, korku içinde bulunma şeklindedir. Başka bir rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkmaz. Bu bozukluk iki şekilde bulunabilir: agorafobili ya da agorafobisiz. Agorafobi yalnız kalma korkusudur. Kapalı yerlerden kalabalık yerlerden uzak durma, evde tek başına kalmak istememe gibi durumlar görülür. Dışarıya yalnız çıkmaktan korkar ve sosyal olmaktan çıkar.

6.Panik atak tedavisi

Öncelikle muayene ve testler yapılıp herhangi bir kalp ve damar ya da solunum rahatsızlığı olup olmadığı araştırılır fakat bu hastalıkların olması panik atak olmadığını göstermez. Panik atak bunlarla birlikte de olabilir. Tedavideki amaç panik atağı yok etmek, hastanın endişe korku duygularını kontrol altına almak, sosyal hale getirmek ve bu hastalık sonucu oluşan psikolojik sorunları önlemektir. Bunun için ilaç tedavisi yanında hastaya terapi de uygulanmalıdır. Hastayı rahatlatmak gerekirse egzersiz yaptırmak gerekebilir.

Tedavi için depresyonu engelleyici (antidepresan) ilaçlar kullanılır. Bunun yanında yatıştırıcı, gevşetici, sakinleştiriciler de kullanılabilir. İlaç yeni kullanılmaya başlandığında sorunlar gözükse de, bunlar zamanla azalır. İlacı bırakmamak gerekir. Hastalık geçse bile tekrarlamaması için bir müddet daha ilaca devam edilmelidir. İlacın dozunu ve kullanım zamanını doktorun önerdiği şekilde gerçekleştirmelisiniz. Atak sırasında alınan ilaç işe yaramaz.

7.Panik atak sırasında hastanın durumu

Bir yere oturmalı ya da uzanmalısınız. Kendi kendinize bunun sadece bir atak olduğunu, korkulacak bir durum olmadığını söyleyin ve atağın geçmesini bekleyin. Atak sırasında üzücü, heyecanlandırıcı tartışmalardan kaçmak gerekir. Kafeinli içecekler, sigara ve alkol kullanımından uzak durmalısınız. Kendinizi kontrol etmeye çalışın. Atak sırasında derin nefes almayın çünkü şikayetler artar. Nöbet geçene kadar bir torbaya soluk alıp verilebilir.

Sağlık.net
http://www.xn--salk-1wa3i.net/panikatak.html
Obezite cerrahisi gizem nur savacı

Parolamız: “Sağlık ve değişim”

Obezite sağlığı olumsuz etkileyen, yaşam süresini kısaltan, önemli sağlık problemlerine yol açan vücut yağlarının aşırı artmasıyla karakterize patolojijk bir durumdur.

Birçok çalışma vücut kütle indeksi (VKİ) oranının, hayatı tehdit eden hipertansiyon, diyabet, ateroskleroz, uyku apnesi, osteoartrit gibi komorbid hastalıklarla güçlü ilişkili olduğunu göstermiştir ayrıca kanser riski (meme, kolon, uterus, akciğer, prostat gibi) ve erken ölümlerle de ilişkili bulunmuştur.

Diyabetli bireylerin %90’ı aşırı kilolu!

Obezite, Tip 2 diyabet için öncelikli risk faktörüdür ve şeker hastalarının neredeyse %90’ı aynı zamanda aşırı kilolu ve obez olarak tabir edilen vücut kitle indeksi normal sınırların üzerinde olan kişilerdir. Şeker hastalığı gelişme riski, vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan kişilerde çok daha fazladır. Obez bireylerde ağırlık kaybının tip 2 diyabet (şeker hastalığı) görülme riskini önemli şekilde düşürdüğü bilimsel çalışmalarda da gösterilmiştir. Ciddi sağlık sorunlarına neden olan obezitenin önlenmesi neden olduğu kronik hastalıkların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Son yıllarda yapılan çalışmalarda Türkiye’de erkeklerin dörtte birinde (% 25), kadınların ise yarıya yakınında (% 44) obezite sorunu olduğu tespit edilmiştir. Bu oran 10 yıl önce çok daha az iken, günümüzde erkeklerde iki kat artmış; hatta 50 yaş üzeri kadınlarda da % 40’tan az iken, % 50’ye yükselmiştir.

obezite hakkında gerçekler

Enerji değeri yüksek olan besinler obeziteyi tetikliyor

Sol yıllarda hayat şartlarının düzelmesi, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, yani daha yüksek kalorili besinler ile beslenme ve alkol tüketimi gibi faktörler obezite oranında artışa neden olmuştur. Özellikle genç yaşlarda obezitenin getirdiği tıbbi ve sosyal sorunlar, hastaları diyet dışı yöntemler arayışına sokmuştur.

Morbid obez kişilerin sadece % 2-3’ü diyet ve egzersiz programıyla kilo verip, ideal kilolarında kalabilmektedir. Geri kalan kısım ise gerek kişisel sebeplerden gerekse kilo fazlalarından dolayı başarısız olmaktadır. Aynı zamanda obezite cerrahisinin özellikle son beş yılda gelişim kaydetmesi, komplikasyon oranlarının düşmesi de bu tercihlerde etkili olmuştur.

diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Obezite cerrahisi, içinde diyetisyenin de olduğu bir ekip işidir

Obezite cerrahisinin başarı oranı deneyimli ve eğitimli ellerde çok daha yüksektir ancak hem tüp mide ameliyatları sonrası hem de bypass ameliyatları sonrası hastalarda geri kilo artışı gözlenebilmektedir. Unutulmamalıdır ki morbid obezite tedavisinde cerrahi operasyon işin sadece başlangıç aşamasıdır. Obezite cerrahisinin başarısında, hastanın yeni yaşam tarzını benimsemesi, bariatrik ve metabolik cerrahi uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı ve ekiplerinin gözetiminde kontrollerine devam edilmesi, ameliyat sonrasında sağlıklı ve dengeli beslenmesi için oluşturulan beslenme programına uyması, gerekiyorsa uzman doktorun belirlediği besin, vitamin ve mineral takviyelerini düzenli olarak kullanması, spor ve egzersizi yaşam şekli haline getirmesi büyük önem taşımaktadır. Obezite cerrahisinden sonra uygulanacak olan beslenme programları bir diyet gibi görülmemeli, edinilecek bu sağlıklı beslenme alışkanlıkları bundan sonraki yeni yaşam biçimi olarak düşünülmelidir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Gizem Nur Savacı

Flavonoidlerin kanser üzerine etkileri

Meyve ve sebze tüketmeyen bireylerde, tüketen bireylere göre kanser görülme riski iki kat daha fazladır…

Flavonoidlerin sağlığa etkileri – I

Özellikle akciğer, özefagus, ağız boşluğu, pankreas, mide, kolon, rektum, mesane ve larinks kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Bu hastalıkları önlemek için günde 5 porsiyon renkli sebze ve meyve tüketilmelidir.

Domateste bulunan likopen, A vitamini benzeri madde olup prostat, meme, sindirim sistemi, mesane, deri ve serviks kanserine karşı etkilidir ve bu etkisini antioksidan özelliğiyle yapmaktadır. Brokoli, karnabahar ve lahana gibi besinler de kansere karşı etkilidir. Bu etkiyi içerdikleri glukozinatlarla göstermektedir.

gmo, GDO, Genetiği değiştirilmiş organizma (1)

İndol, izosiyonat ve sulforan gibi fitokimyasallar ise DNA hasarını önleyen ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini arttıran yapılardır. Sarımsak ise yıllardır tıbbi amaçlı kullanılmaktadır. Etkisini yapısındaki allisin, allik sülfitler gibi organosülfür bileşikleri ile sağlamaktadır. Soğanda da bulunan allik sülfitler immün sistemi güçlendirir, karsinojen maddelerin atımını sağlar, tümör hücrelerinin oluşumunu baskılayan enzim sistemlerini uyarır.

bağışıklık sistemi immün sistem hiv aids
Flavonoidlerin büyük bir kısmı glutatyon-S-transferaz (GST) aktive ederek mutajenik etkiye sahip ksenobiyotikleri detoksifiye eder.  Östrojen gibi davranan bitkisel kimyasallara fitoöstrojen denilir ve bu fitoöstrojenler hormon bağımlı meme, hipospadias, testis ve prostat kanserleri üzerine etkilidir. Fitoöstrojen kaynağı olarak en başta soya ve ürünleri gelir ve etkisini fitosteroller, saponinler, fenolik asit, fitik asit, izoflavonlar, genistein ve diadzein gibi yapılarla gösterir.  Siyah çay tüketiminin kanser üzerine etkisi üzerine de araştırılmalar yürütülmektedir.

Antioksidant,B6 vitamini,bağışıklık hüreleri,bağışıklık sistemi,besin çeşitliliği,Çinko,folik asit,yeşil yapraklı sebzeler, Diyetisyen Sibel Mumcu, Diyetisyen Sibel Mumcu kimdir, Diyetisyen Sibel Mumcu yazıları, Diyetisyen Sibel Mumcu bağışıklık sistemi, gıda hattı, gıda gündemi, bağışıklığı yükselten besinler, bağışıklığa iyi gelen gıdalar,

İn vitro çalışmalarda çayın yapısında bulunan epigallokateşin-3-gallo (EGCG) ve theaflavin kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını engeller ankanserlerik insan çalışmalarında bu koruyuculuk henüz netleşmemiştir. Yeşil çay tüketimiyle ilgili yapılan çalışmalarda boğaz, prostat ve göğüs kanserlerine karşı koruyucu etki gösterdiği belirtilmiştir.

Ağız  kanserleri

Yeşil Çay 6 ay uygulamadan sonra lezyonlarda %37.9 kısmi azalma…

Yemek Borusu kanserleri

Yeşil ve siyah çay etkisiz…

Mide kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay Günde 7 finkanserlerin veya daha fazla yeşil çay tüketenlerde kanser riskinde %31’e varan azalma…

fitokimyasallar yazı dizisi

Pankreas kanserleri

Yeşil Çay 200 g/ay’a kadar tüketen erkeklerde kanser riskinde % 12, kadınlarda %53; 200 g/ay’dan fazla tüketen erkeklerde % 43, kadınlarda % 47 azalma…

Kolerektal kanserler

Siyah Çay Günde 2 veya daha fazla finkanserlerin çay tüketenlerde kolon kanser riskinde % 4, rektum kanseri riskinde % 44, kolorektumda % 21 azalma…

Deri kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, çay+UV ışın uygulanan grupta su+UV ışın verilen gruba göre % 30–42 daha az karetoakantoma ve % 26-33’den daha az squamus deri tümörü…

Akciğer kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, 4-tilnitrozamin–1(3-piridil)1-bütanon uygulanan grupta su+4–metilnitrozamin–1–(3–piridil)–1–bütanon uygulanan gruba göre tümör oluşumunda % 24 azalma, mevcut tümör boyutlarında % 38 küçülme…

Prostat kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay 2 finkanserlerin/gün’den çok çay tüketenlerde kanser riskinde % 30 azalma
Mesane Yeşil Çay Kadınlarda kanser riskinde % 50 azalma…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz