barsak, bağırsak, sindirim, karın, kabızlık, kolon

Sağlıklı bağırsak florası obeziteye kalkan oluyor!

Bilim insanları, bağırsak florasında bulunan bakterilerin yapısının yararlı yönde değiştirilmesiyle, insülin direncinin ve obeziteye neden olan vücuttaki yağ kitlesinin azaldığını belirtti.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bağırsaklarda yer alan trilyonlarca mikrobun toplu olarak “mikrobiyota” olarak isimlendirildiğini söyledi.

Mikrobiyota değişiklikleri ve bağırsakta vücuda yararlı mikropların azalması ya da fonksiyonlarının bozulmasının, obezite ve diyabet gibi obezite ile ilişkili metabolik hastalıkların gelişmesini kolaylaştırdığının belirlendiğini anlatan Yıldız, bununla ilgili pek çok araştırmanın bilim dünyasıyla paylaşıldığına işaret etti.

Bağırsakta zararlı bakteriler arttığı zaman gıdalarla alınan karbonhidratlardan daha fazla enerji elde edilerek, vücutta yağ ve şeker şeklinde depolandığını aktaran Yıldız,

Bağırsakların geçirgenliğinin artması ile dolaşıma geçen bakteri parçaları düşük dereceli iltihaplanma ile insülin direncini tetikleyerek, metabolizmanın yavaşlamasını ve vücudun yağ depolamasını kolaylaştırıyor. Bu durumda aynı şekilde beslenen ve hareket eden iki kişiden birinde mikrobiyota farklılığı nedeniyle obezite gelişirken diğeri kilo almayabiliyor, diye konuştu.

Hayvan çalışmalarının mikrobiyota üzerinde yapılan değişikliklerin vücut yağ kitlesini ve insülin direncini azalttığını gösterdiğine değinen Yıldız,

İnsan obezitesinde de diyet ve yaşam tarzı değişikliği ile kilo kaybı sağlandığı durumlarda mikrobiyota yararlı yönde değişim gösteriyor, dedi.

Yıldız, insanda mikrobiyotanın 3 yaşına kadar şekillendiğine dikkati çekerek,

Sağlıklı mikrobiyota gelişimi sağlamak ve ileride obezite gelişimini önlemek için normal yolla doğum, anne sütü ve bebeklikte aşırı antibiyotik kullanılmaması önem arz ediyor. Erişkin obez bireylerde prebiyotik özelliği olan lifli gıdalarla beslenme, bağırsak mikrobiyotası üzerinde olumlu etki gösteriyor, açıklamasında bulundu.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/saglikli-bagirsak-florasi-obeziteye-kalkan-oluyor-/1608380
kurban, kurban bayramı, kurban eti, kurban bayramında beslenme, kurban nasıl kesilir, kurban nasıl pişirilir, kurban kesmeden önce dikkat edilmesi gerekenler, kurban etinin pH değeri, etin pH ve lezzeti,

Hayvanların kesim öncesinde dikkat edilmesi gereken konular

Kurban bayramında kırmızı etler protein kaynağı olarak yaygın biçimde tüketilmektedir. Kurbanların kesim öncesi, kesimleri sırasında ve sonrasındaki uygulamalar, etlerin olgunlaştırılması, depolanması, pişirilmesi ve tüketimleri birbirleri ile ilgili ve önemli hususlardır.

Bütün kurbanlık hayvanlar kesim öncesinde bir miktar baskı deneyimi yaşamaktadır. Hayvanların kesimindeki baskı ile ilişkili olarak salgılanan hormonların kurban etinin kalitesini etkilediği belirlenmiştir. Herhangi bir olumsuz etkinin türü, süresi ve yoğunluğu bireysel olarak kesim öncesinde hayvanlarda baskı etkenleri önemli ekiler sahiptir.

Bu süreçte hayvanlar değişik uyarılara maruz kalabilirler. Bunlar:

  • Alıkoyma ve artmış insan teması,
  • taşıma,
  • alışık olunmayan yeni çevre,
  • su ve yem yoksunluğu,
  • sosyal yapıdaki değişmeler (ayırma ve karıştırma),
  • iklim koşullarındaki değişmelerdir.

Bu tür değişiklikler hayvanların özdengelerini karıştırır, uyum yanıtları ve dengeyi sağlamak yönünde tepki gelişir.

Kesim öncesindeki bu tür değişikliklerin sonucu olarak bir hayvan korku, endişe, heyecan, susuzluk, açlık, artmış fiziksel hareketlilik, yorgunluk ve fiziksel yaralanma yaşayabilir.

Yorgun ve tükenmiş hayvan etleri yorulmuş, dinlendirilmeden kesilen hayvanlardır. Etleri esmer renkte, kesitleri kuru olur. Ayrıca kan damarları içinde ufak kan pıhtıları görülür, lezzetleri ekşidir. Kesim öncesi baskı etkenleri ölüm sonrasındaki kasın ve et kalitesinin biyokimyasında önemli değişmelere neden olmaktadır. En büyük etkisi kas glikojen deposunun salınmasını etkileyerek bu yönde güç kullanmasıdır.

Eğer kesimde glikojen deposu düşmüş veya tükenmişse, ölüm sonrasında asitlik de çok düşmektedir. Ölüm sonrasında kasların pH’sı 5.4-7.2 arasında değişmektedir. Yüksek pH koyu renkli et oluşması, bakteriyel bozulmalar ve lezzette düşmelerle sonuçlanmaktadır. Etin son pH’sı kesim öncesindeki kastaki glikojen depolarının tükenmesinin bir sonucu olarak etin kalitesini etkilemektedir.

Bunun sonucunda da etin son pH’sı yüksek olmaktadır.

Hayvanların kesim öncesinde enerji depoları yerine konmuş olmalıdır. Yüksek pH’lı etler yüksek hızda bir yumuşamaya sahiptir, etin artmış yumuşaklığı ile de ilgilidir. Yüksek pH’ya sahip olan et koyu renkte, bakteriyel bozulmalara duyarlı ve lezzeti düşüktür.

Türkiye Diyetisyenler Derneği (TDD) Web Sitesi

hepatit e

Viral hepatitlerle savaşta kilit nokta tanı ve tedavi!

Prof. Dr. Alpay Azap, Ülkemizde çoğu henüz tanı almamış 3.500.000 hepatit B, 750.000 hepatit C hastası olduğu tahmin ediliyor. Hastaların tespiti ve tedavisi viral hepatitlerle savaşta kilit noktayı oluşturuyor, dedi

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap,

Tüm dünyada viral hepatiti olan 325 milyon insandan neredeyse 300 milyonu hepatit B veya C olduğunun farkında değil, dedi.

Prof. Dr. Azap, Dünya Hepatit Günü kapsamında AA muhabirine yaptığı açıklamada, hepatitlerin yeterince farkında olunmayan önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Akut seyirli A ve E hepatitlerinin uzun süre hastanede yatma ve iş gücü kaybı ile düşük oranda da ölümlere neden olduğunu aktaran Azap, hepatit B, C ve D’nin ise akut dönemdeki bu sıkıntılara ek olarak kronikleşebileceklerini ve siroz ya da karaciğer kanseriyle sonuçlanan enfeksiyonlara neden olabileceklerini kaydetti.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-prof-dr-alpay-azap-viral-hepatitlerle-savasta-kilit-nokta-tani-ve-tedavi-11-681-82544.html
Diyetisyen Hilal Mutlu

Diyetisyen Hilal Mutlu: “İftar ve sahur arasında 2-2,5 litre su tüketin”

Diyetisyen Hilal Mutlu, iftarla sahur arasında 2-2,5 litre su içilmesi ve çay, kahvenin çok tüketilmemesi gerektiğini söyledi.

Dyt. Mutlu, oruç tutanların rahat bir gün geçirmesi için önerilerde bulundu.

Ramazan da olsa besin ihtiyacı aynıdır

Yaklaşık 17 saat aç kalan vücudun iftarda hem fiziksel hem de ruhsal açlığını gidermek istediğini belirten Mutlu,

Normal zamanda vücudumuzun ne kadar besine ihtiyacı varsa Ramazan’da da bu miktar aynıdır. Beslenme ipuçları olarak orucu 1 su bardağı ılık suyla açıp, 1 veya 2 adet hurma yenilebilir. Ardından çorba içilip 10-15 dakika dinlenilmelidir. Çorba olarak yoğurtlu ve soğuk çorbalar hem yaz günlerinin sıcağından kurtulmak hem de gün içinde aç kalan vücudun ihtiyacını karşılamak için tüketilebilir. Daha sonra ana yemeğe geçilip yanında mutlaka az yağlı süt ürünleri (yoğurt, cacık, ayran gibi) ve yağsız, bol yeşillikli salata olmalıdır. Komposto şekersiz tüketilmelidir. Ana yemeklerde kızartmalar, ağır, yağlı yiyecekler tercih edilmemeli, ızgara, haşlama, buğulama şeklinde pişirilmiş sebze ağırlıklı yemekler tercih edilmelidir. Ramazan’ın simgelerinden olan pide ise orta boy pidenin sekizde birinin 1 dilim ekmeğe tekabül ettiği unutulmamalı, haftada iki gün pide tercih edip kalan günlerde tam tahıllı ekmekler tercih edilmelidir. Çünkü oruçla birlikte değişen beslenmemiz kabızlığa sebep olmaktadır. İftardan 30-45 dakika sonra orta tempoda yürüyüş yapılmalı ve yavaşlayan metabolizma harekete geçirilmelidir, dedi.

Suyun önemini unutmayın

İftarla sahur arasında 2-2,5 litre su içilmeli ve çay, kahvenin çok tüketilmemesi gerektiğini aktaran Mutlu,

Çay, kahve suyun yerini tutmadığı gibi idrarla su atımına da sebep olur. İftar ve sahurun haricinde 2 ara öğün yapılmalıdır. Ara öğünlerde meyve, yoğurt, süt en iyi seçeneklerdir. 1 su bardağı maden sulu ayran da gün içerisinde terle kaybedilen mineralleri geri almak için güzel bir alternatiftir. Şerbetli, hamur işi tatlıların yerine haftanın 1-2 günü az şekerle hazırlanmış sütlü, meyveli tatlılar veya 2-3 top dondurma tüketilebilir. Sahurda ise protein ağırlıklı kahvaltılıklar sizi gün boyu dinç tutar. Yumurta, az yağlı peynir, yeşillikler, tam tahıllı ekmekler, ceviz sahurun en iyi seçenekleridir. Pratik bir öğün tercih etmek isteyenler ise az yağlı süt, yulaf ezmesi ve taze meyvelerle hazırlanmış bir kahvaltı önerilebilir. Sonuç olarak çok hareket, çok su ve dengeli-düzenli beslenme, diye konuştu.

Memurlar.net
https://www.memurlar.net/haber/830855/iftarla-sahur-arasinda-2-5-litre-su-icin.html
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca

2. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi yapıldı!

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü iş birliğiyle düzenlenen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın Onursal Başkanı olduğu 2. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresinin açılışında, katılımcılara hitap etti.

Tarih boyunca tüm kültürlerin, dinlerin bu sorumluluk bilincini taşıdığını aktaran Koca, insanoğlunun yeryüzünde var olmasından bu yana her dönemin imkanları, birikimleri ve deneyimleri doğrultusunda şekillenen bir şifa, tıp anlayışının olduğunu ifade etti.

Koca, hemen her toplumun geleneklerinde hastalıklarla mücadeleye ilişkin uygulamalar bulunduğunu, bunların bir kısmının günümüzün bilimsel paradigması içinde kanıta dayalı olabildiğini ancak önemli bir kısmının da yıllar boyunca yapılan deneme ve gözleme dayalı olarak varlığını sürdürdüğünü bildirdi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün geleneksel tıbbı, “fiziksel ve ruhsal hastalıklardan korunma, bunlara tanı koyma, iyileştirme veya tedavi etmenin yanında sağlığın iyi sürdürülmesinde de kullanılan, farklı kültürlere özgü teori, inanç ve tecrübelere dayalı bilgi, beceri ve uygulamaların bütünü” olarak tanımladığını belirten Koca, şunları kaydetti:

Önceleri kapalı toplumların kendi etki alanında sınırlı kalan ve Ortodoks tıbbı tarafından dışlanan geleneksel tıp, 1990’lardan sonra gelişmiş ülkeler dahil tüm dünyada sağlık sistemleri içinde yer bulmaya başlamıştır. Dünya Sağlık Örgütü tahminine göre, bugün dünyada insanların yüzde 70 ila 80’i tamamlayıcı tıbbın bir şekline başvurmaktadır. Son 10-15 yıldır geleneksel ve tamamlayıcı tıp ile modern Batı tıbbının bir arada kullanılmaya başlandığı entegre tıp uygulamaları, Batı ülkelerinde yer bulmaya başlamıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2014-2023 GETAT stratejisinde, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının modern tıp uygulamalarına entegrasyonu ön plana çıkmaktadır. Gelenekten kaynak alarak, güvenliği ve etkinliği kanıtlanmış uygulamaları bilimin ışığında insanlığın hizmetine sunmayı hedefleyen entegratif tıp anlayışı gittikçe yaygınlaşmaktadır.

Hekimlerimizin bu alana sahip çıkması istismarları önleyecektir

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de önceleri tıp camiasının bilgisi ve kontrolü dışında tutulan geleneksel yaklaşımlara ilişkin hususların, 2011’de yapılan yasal düzenlemeyle Bakanlığın kontrol ve denetimine bırakıldığını hatırlatarak, bu sorumluluğa binaen, 2014’te Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliğini yayımladıklarını ifade etti.

GETAT uygulamalarının sağlam kanıtlar üzerine oturması, klinik ve laboratuvar çalışmaları yapılarak doğru ve verimli bir şekilde uygulanabilmesi ve bu alanda yapılacak akademik çalışmaların önünün açılması için Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarında Klinik Araştırmalar Yönetmeliğini de hazırlayarak mart ayında yayımladıklarını anlatan Bakan Koca,

Mevcut mevzuat çerçevesinde, geleneksel tıp uygulamalarında Türkiye’de sadece standart eğitimleri almış olan hekimler yetkilendirilmektedir. Akupunktur, apiterapi, fitoterapi, kupa terapisi, hirudoterapi (Sülük tedavisi), osteopati, kayropraksi, refleksoloji, ozon terapi, mezoterapi, maggotterapi (Larva tedavisi), müzik terapi, homeopati, hipnoz ve proloterapi olmak üzere 15 başlık üzerinde eğitim verilmektedir, dedi.

Bakan Koca, şöyle devam etti:

Bugün itibarıyla ülkemizde 56 üniversite hastanemizde öncelikle Ar-Ge ve eğitim faaliyetleri yapmak üzere GETAT uygulama merkezleri açılmıştır. 3 bin 350 hekime bu üniversitelerimizde GETAT uygulama sertifikası verilmiştir. Yine ülkemizin dört bir yanında 60 tanesi devlet hastanesi olmak üzere, özel sağlık kuruluşları ile birlikte toplamda 910 GETAT ünitesine açılış izni verilmiştir. GETAT alanında mevzuat geliştirme, eğitim ve yetkilendirme dışında görev yapan hekimlerimizin bilgi ve tecrübe paylaşımına da zemin hazırlamak istiyoruz. Bu amaçla destek verdiğimiz kongremizin bu yılki ana teması kronik hastalıklarda GETAT uygulamalarıdır. Kongrede, sadece hastalıkların tedavisi değil, hastalıklardan korunmak ve sağlıklı yaşamak için de ihtiyaç duyduğumuz yaklaşımların, bilimsel çalışmalarla harmanlanarak günümüze taşıma sorumluluğuyla ele alınacağına inanıyorum. Temel insan hakkı olan sağlık hizmetine adanmış olarak sağlıklı bir toplum hedefimize odaklanmış güzide bir mesleğin mensupları olan hekimlerimizin bu alana sahip çıkması, geleneksel yöntemlerin istismar amacı olmasını önleyecektir.

Tıpta öncelikli prensip zarar vermemek

Fahrettin Koca, tıpta öncelikli prensibin, zarar vermemek olduğunu belirterek, bu yaklaşımla kontrolsüz, ehil olmayan, tıp eğitimi almamış ellerde yapılan uygulamaları ortadan kaldırmayı amaçladıklarını dile getirdi.

İnsanın, ruhu, bedeni, duygu ve inanç dünyasıyla bir bütün olduğuna işaret eden Koca,

Ardında yatan sebep her ne olursa olsun, hastada bu bütünlüğün kırılganlığı doruk yapmaktadır. Bu yüzden empatiyle hastaya yaklaşabilmek üstün meziyetler gerektirmektedir. Ne yazık ki salt tıbbi bilgiyle donatılmış ve bunu klinik becerisiyle zenginleştirmiş bir doktor modeli, bir bütün olarak algılanması gereken insana gereken hizmeti vermekte yetersiz kalmaktadır. Her bilgili ve becerikli doktor, aynı zamanda hikmet sahibi hazık, yani işinin ehli, mahir bir hekim olamamaktadır. Hekim, insan bedenine teknik bilgi çerçevesinden bakmanın ötesinde, varlık, düşünce ve hareketi bünyesinde toplayan, insan bilmecesini çözmeye talip bir bilge olmalıdır, şeklinde konuştu.

Bakan Koca, tıbbın insan odaklı bir bilim, hekimliğin de insanlığa adanmış bir sanat olduğu gerçeğinin göz ardı edilemeyeceğini vurgulayarak, mesleğin insani yönünün ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.

Sağlık talebine muhtaç olan insanın beklentisinin tüm bilimsel ve teknolojik desteklerden önce kendine güven veren bir güler yüz olduğunu dile getiren Koca, sözlerini şöyle tamamladı:

İnsan sağlığını görev olarak üstlenmiş olanlar, aynı zamanda aciliyeti gözeten, muhtaç olanı önceleyen, ihtiyacı olana hakkını veren ve asla zarar vermemeyi ilke edinen bir ahlak anlayışına sahip olmak zorundadır. Bu ahlak anlayışı, hürmet etmeyi, hizmet etmeyi ve merhamet etmeyi prensip edinmiştir ve ancak tartışmasız bir insan sevgisiyle varlığını sürdürebilir. Nihai vizyonumuz, tüm toplum olarak sağlıklı hayat tarzının benimsendiği, herkesin sağlık hakkının korunduğu, ihtiyaç halindeki herkesin vaktinde ve kaliteli sağlık hizmetine kolayca erişebildiği bir Türkiye’ye sahip olmaktır. Bilimin aydınlatıcılığından sapmadan, kadim kültür birikimimiz de dahil, tüm kaynaklarımızı harekete geçirerek ve tüm araçlarımızı bu alanda seferber ederek böyle bir amaca ulaşabiliriz. Kongrenin bu misyonumuza katkı vermesini temenni ediyor ve umuyorum.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/2-uluslararasi-geleneksel-ve-tamamlayici-tip-kongresi-yapildi/1461749
tere yağı, tereyağı, margarin, margarin kalorisi, margarin yasak mı, diyette margarin, margarinsiz kurabiye

Doymamış yağ asitleri düşük mortalite riski ile ilişkilidir!

Doymamış yağ asitleri düşük mortalite riski ile ilişkilidir.

Doymamış yağ asitleri ve mortalite

Yağ, organizma için elzemdir. Deri altı yağ tabakası vücut ısısının kaybını önler ve yağlar organları çevreleyerek dış etkenlerden korur, midenin boşalmasını geciktirir. Daha çok hayvansal yiyeceklerin bulunduğu diyetlerin yağ oranı tahıllara dayalı diyetlerden yüksektir. Amerika Diyet Kılavuzu’nda (2015-2020) total yağ miktarından daha çok, aldığımız yağ asidi tipine dikkat etmemiz gerektiği vurgulanmaktadır.

Harvard Halk Sağlığı Okulu’nda yapılan bir çalışmada; 126,233 katılımcının beslenme düzeni 2-4 yıl arası takip edilmiş, katılımcıların 33,304’ünün kardiyovasküler hastalıklar, kanser, nörodejeneratif ve solunum hastalıklarından ölmüş oldukları rapor edilmiştir. Araştırmada ölüm oranı, yüksek trans ve doymuş yağ asidi(tereyağı, hayvansal iç yağ, kırmızı et) alımı ile ilişkilendirilmiştir.

Doymamış yağ asiti ( zeytinyağı, fındıkyağı, bitkisel yağlar, kolza ve keten tohumu yağı, balık ) tüketenlerde ölüm oranı daha düşük bulunmuştur. Ayrıca doymamış yağ asitlerinin total ve LDL (kötü) kolesterol seviyelerini düşürdüğü gözlemlenmiştir. 

Yağ miktarını azaltıp yerine karbonhidrat alımı

Yapılan çalışmada, yağ yerine karbonhidrat alımının da ölüm oranını artırdığı gösterilmiştir. Çünkü; karbonhidrat ağırlıklı beslenmede rafine nişasta ve şeker içeriği, doymuş yağlar kadar mortalite riskine yol açar.

Daha sağlıklı bir yaşam için doymuş yağlar daha az tüketilmeli ve yerine doymamış yağ asitleri tüketimi artırılmalıdır.

Higher consumption of unsaturated fats linked with lower mortality rates
Harvard T.H. Chan School of Public Health, Higher consumption of unsaturated fats linked with lower mortality rates, 2016.

Beslenme
Baysal A. , Beslenme, 2014.

Amfetamin

Amfetamin iştah keserken bağımlılık yapıyor!

Amfetamin dikkat bozukluğu, hiperaktivite bozukluğu gibi durumların tedavisi için kullanılmaktadır. Aynı zamanda kilo kontrolünde iştah azaltıcı olarak kullanılan sentetik bir üründür.

Amfetaminin içeriği, bağımlılık yapıcı etkisi ve yan etkilerinden dolayı uyarıcı madde olarak sınıflandırılmaktadır. Amfetamin Avrupa 2017 verilerine göre yasa dışı uyarıcı maddeler arasında yer almaktadır. Uzun süre kullanımında kilo kaybı ile birlikte, halüsinasyon, paranoya, çarpıntı gibi etkilerin görüldüğü bildirilmiştir.

Amfetamin kullanımı sporcularda ideal ağırlığına gelebilmek veya kısa süreli kilo kaybı sağlayabilmek için kullanıldığı bildirilmiştir.

kemik erimesi oteoporoz beslenme diyet

Stronsiyum ve kemik sağlığı

Stronsiyum toprak metal grubunda bulunan bir elementtir.

Toprakta ve suda bol miktarda bulunmaktadır. Toprak ve suda bulunmasından dolayı bitkilerle alınabilmektedir. Böylelikle insan vücudunda da bulunmaktadır. İnsan vücudunda kemiğin yapısında bulunmakta kemiğe sağlamlık kazandırmaktadır.

Sporcuların vegan tarzı beslenme durumunda kemiklerde sağlamlık sağlayabilmeleri için beslenmenin düzenlenmesi ile kemiklerde hasar oluşumunun engellenebileceği bildirilmiştir.

Stronsiyum kalsiyum kadar kemik sağlığı açısından önemli olduğu bildirilmiştir.

Antik Roma dönemindeki savaşçıların çoğunun et ve et ürünleri tüketiminin kısıtlı olduğunun ve genel olarak vegan tarzında beslendikleri bildirilmiştir. Kemiklerdeki stronsiyum fazla tespit edilmiş ve dayanıklılıkları stronsiyum ile ilişkilendirilmiştir.

sporcu beslenmesi, sporcu diyeti

Egzersiz ve spor yapanlar için beslenmede 5 temel kural!

Egzersiz ve spor sırasında performansı artırmak ve bunun devamlılığını sağlamak, sağlığı korumak ve yaşam kalitesini artırmak için yeterli ve dengeli beslenmek gerekmektedir.

Egzersiz ve spor sırasında ideal beslenme kişiye göre değişikliklik göstermektedir. Gereksiz besin takviyelerinden kaçınılmalı sağlıklı yaşam ön planda tutulmalıdır. Düzenli egzersiz veya spor yapan bireylerin sağlıklıı ve dengeli beslenme yaşam biçimini benimsemesi gerekmektedir.

yürüyüş diyet detoks spor yürüme

Egzersiz ve spor yapanlar için beslenmede 5 temel kural!

  1. Günde en az 3 ana öğün tüketilmelidir. Vücudun enerji ihtiyacını karşılamak ve performansı artırmak için ana öğünlere takviye gıdalar verilmekte ve bireyin ihtiyacına göre ara öğünler düzenlenmektedir. İhtiyaca göre ergojenik destekler sağlanmalıdır.
  2. Her öğünde karbonhidrattan zengin beslenme sağlanmalı ancak, karbonhidratların %70’inin kompleks karbonhidratlardan oluşan beslenme örüntüsü hazırlanmalıdır. Egzersiz veya spor sonrası ilk 2 saat içinde kadınlarda 50 gram erkeklerde 70 gram karbonhidrat içeren yiyecekler tüketilmelidir. Enerji gereksinimin artığı durumlarda beslenme örüntüsünde protein miktarı artırılmalıdır.
  3. Demir ve Kalsiyum mineral eksikliği sonucu performansta ciddi azalma görülmekte bu nedenle takviye alınması gerektiği önerilmekte vücutta emilimi artırmak içinde beslenme örüntüsünün C vitamini açısından zengin olması gerekmektedir.
  4. Vücut ağırlığının kaybedilmesi gereken durumlarda hızlı ağırlık kayıplarından kaçınılmalı ortalama haftada 1 kilogram vücut ağırlık kaybı hedeflenmelidir.
  5. Yeterli sıvı alımı performansı artırmaktadır. Egzersiz veya spor durumunda vücuttan kaybedilen sıvının yerine konması için pratikte  ½ kilogram vücut ağırlık kaybı için 2-3 su bardağı su içilmesi gerekmektedir.
Egzersiz ve Spor Yapanlar İçin Beslenme, Gülgün Ersoy
Egzersiz ve Spor Yapanlar İçin Beslenme, Gülgün Ersoy, 2014.
gözde bulat tiroid beslenme tedavisi

3 Tiroid rahatsızlığı ve beslenme tedavileri

Ülkemizde sık görülen hastalıklardan biri de troid hastalıklardır.

Tiroid, tiroide bezi boyunca kahverengi kırmızı renkte ve yaklaşık 25-30 gr ağırlığında bir organdır. Endokrin bezlerinin en büyüğüdür ve sağ-sol loba sahiptir.

Tiroid bezinden;

  • Vücudun metabolizmasını artıran T4 (tiroksin) ve T3 (triyodotironin)
  • Kalsiyum metabolizmasında rol oynayan kalsitonin salgılanır.

Tiroid bezinin çalışması ve tiroid hormonunun sentezi için iyot önemlidir. Tiroid salgısı TSH tarafından kontrol edilir. TSH’ın salgılanması ise TRH tarafından kontrol edilir. Vücudun metabolizmasında rol oynayan T4 dolaşımda fazla bulunmaz ve etkisini T3’e çevirerek gösterir. Tiroid hormonları vücut dokularının metabolik aktivitesini ve bazal metabolizma hızını artırır.

tiroit, tiroid, tiroid bezi, levotiron, eutirox, hipotiroidi, guatr, graves

¹ Hipertiroidi

Tiroid hormonu çok fazla çalışır ve buna bağlı olarak metabolizma hızında bir artış vardır. Bu yüzden O2 tüketimi artar. İştah ve besin alımında bir artış vardır ancak metabolizma hızı artığı için kilo kaybı vardır. Mide ve barsak kanalında hareketlilik vardır bu yüzden sıklıkla ishal gözlenir. Tiroid hormonu vücudun metabolizma hızını düzenlediği için hipertiroidide de bu hız daha fazla arttığından bir çok enzim ve koenzimin vitamin gereksiniminde bir artış gözlenmektedir. Sinirlilik, nabız basıncında artış, ıslak-nemli-pembe cilt, göz bebeğinde büyüme, sıcağa dayanıksızlık gözlenir.

Hipertiroidide kilo kaybı gözlendiği için kişilere yüksek enerjili bol proteinli bir diyet uygulanır ve kişinin ideal vücut ağırlığına gelmesi sağlanır. Enzim ve koenzim kullanımındaki artıştan dolayı vitamin mineral takviyesi yapılabilir. Uzun süren ishaller için ishal diyeti uygulanmalıdır ( yoğurt, haşlanmış patates, pirinç lapası).

tiroid nodül, tiroit nodülü, guatr, boğaz, hipotiroidi, tsh, t3, t4, metabolizma

² Hipotiroidi

Tiroid hormonu yetersiz salgılanır. Fötal dönemde yetersiz salgılanırsa fiziksel ve mental gerilik oluşur. Eğer tiroide büyüme gözlenir ise guatır oluşur. (Hipertiroidi de guatr gözlenebilir.) Gode bırakmayan ödem oluşur. Kan glikoz, kolesterol, trigiliserit, fosfolipit seviyesi yükselir. Ateroskleroz gelişebilir. Saçlar kalın ve serttir, çabuk dökülür. Tırnaklar çabuk kırılır. Fiziksel ve mental aktivite yavaştır. Kas tonusu düşer bu yüzden güçsüzlük oluşur. Laringeal ödemden dolayı ses kalınlaşır. Kalp vurumları zayıf, frekansı ve debisi düşüktür. Aşırı uyku hali vardır. Soğuğa dayanıksızlardır. Terleme ve bazal metabolizma hızı düşüktür. Çeşitli psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Mide boşalmasında gecikme, barsak hareketlerinde yavaşlama ve kabızlık gözlenir. Kişiler iştahı az olsa bile kilo alımı vardır. Kadınlarda adet düzensizlikleri gözlenir.

Hipotroidide düşük kalorili ve bol posalı bir diyet verilerek hem kilo kaybı sağlanmalı hem de kabızlığın önlenmesi sağlanmalıdır. Ayrıca kan glikozu ve kolesterol değerlerinin referans değerlere ulaşması sağlanmalıdır. Eğer bunlara çözüm bulunamaz ise kalp damar hastalıkları oluşabilir. Vücuttaki ödemin atılmasına yönelik önerilerde bulunulmalıdır.

tiroid nodül, tiroit nodülü, guatr, boğaz, hipotiroidi, tsh, t3, t4, metabolizma

³ Hashimoto tiroidi

Otoimmün bir rahatsızlıktır. Vücut tiroid bezini yabancı olarak algılar ve ona savaş açar. Bu yüzde tiroglobulin antikorları yüksek bulunur. Bu antikorlar hastalığı yapan veya oluşturan protein yapıdaki maddelerdir. Bunların düzeyini azaltacak bir ilaç henüz yoktur. Aşırı iyot alımı ya da genetik faktörlerden dolayı oluştuğu düşünülmektedir. Tedavisinde hipotiroidide uygulanan tedavi uygulanır.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
DİYETİSYEN Sümeyye şükran özkeleş

8 soruda: “Kahve”

Birçoğumuz keyifle yudumladığımız kahvemizin aslında ağaçta yetişen bir meyve olduğunu hayal etmeyiz…

kahve ağacı, kahve çekirdeği (1)

Fakat kahve, kahve ağacının kiraza benzeyen meyvelerinin çekirdeklerinden elde edilen doğal bir içecektir. Kahve ağacı altı yaşına geldiğinde ilk meyvelerini vermeye başlar. Olgunlaştıkça meyveler toplanarak; kalitesine, rengine ve büyüklüğüne göre sınıflandırılır ve güneşin altında kurumaya bırakılır. Kuruyan meyveleri elinize alıp salladığınızda, içlerinde bulunan 2 adet kahve çekirdeğinin sesini duyabilirsiniz.

Sadece tropikal iklim koşullarında yetişen kahve meyvesinin 60’a yakın çeşidi bulunmaktadır.

kahve ağacı, kahve çekirdeği (1)

1. Kahvenin sağlığa etkileri nelerdir?

Günümüzde Dünya nüfusunun üçte birinin kahve tükettiği bilinmektedir. Tüketiminin bu kadar yaygın olması ve yaygınlaşmasının da hızla artması bu konuda oldukça fazla deneysel ve epidemiyolojik çalışmaların yapılmasına yol açmıştır.Örneğin; 2002 – 2006 yılları arasında yapılan 20 epidemiyolojik çalışmanın 17 sinde kahve tüketiminin veya kahve kaynaklı bir veya birden fazla biyolojik aktif öğenin Tip 2 diyabet riskini azaltabildiği tespit edilmiştir.

Kahvenin üç temel bileşeni bulunmaktadır. Bunlar kafein, kafestol  ve kahveol, klorojenik asittir.Ayrıca bunlara ek olarak; büyük çoğunluğu su olarak hazırlanmış kahvede kahve çekirdeğinin türü ve geçirmiş olduğu işlemlere de bağlı olarak riboflavin,pantotenik asit,niasin,tiamin,folat,K vitamini,tokoferol ve B6 vitamini gibi vitaminler varken çinko,potasyum,manganez,magnezyum gibi mineraller de bulunmaktadır.

Kahve içeriğinde yer alan birçok biyoaktif bileşen sayesinde insan vücudu için önemli fizyolojik etkilerinin olduğu bilinmektedir.Bazı verilere göre kahve tüketiminin,

  • Antioksidan aktivite,
  • Kalp damar sistemi hastalıkları,
  • Kolesterol,
  • Hafıza,
  • Mental performans ve dikkat,
  • Sporcu performansı ve dayanıklılık,
  • Parkinson ve Alzheimer hastalıkları gibi bazı nörodejeneratif hastalıklar,
  • Tip 2 Diyabet,
  • Safra taşları,bazı karaciğer kanserleri ve siroz gibi gastrointestinal sistem hastalıkları,
  • Bronşiyal astım

Gibi birçok hastalıkla arasında negatif ilişki bulunduğu ve önleyebildiği, azalttığı bilinmektedir. Ayrıca antioksidan aktivitesi sayesinde bağışıklık sistemini destekler, yaşlanmayı hızlandıran hücre hasarından korumaya yardımcı olur.

kahve, kafein, kahvee, cofee, kave, diyet kahve

2. Kahve konsantrasyonu yükseltir mi?

Yapılan araştırmalar orta düzeyde kahve tüketiminin zihin açıklığı ve konsantrasyonu geliştirdiği, kısa süreli hafıza ve mantıklı düşünme üzerinde olumlu etkisi olduğunu gösteriyor.

  • Kahve;uyanmamıza, dikkatimizi toplamamıza yardımcı olur. Bu da daha kolay öğrenmemizi ve odaklanmamızı sağlar.
  • Kahve kısa süreli hafıza üzerinde de etkilidir.Böylece,tekrar yapacağınız zaman etrafınızda dikkatinizi dağıtacak birçok şey varken dikkatinizi toplamanıza ve konuya odaklanmanıza yardımcı olur.

kahve kaç kalori, kahvenin yararları, kahvenin faydaları, kahvenin zararları, kaç kupa kahve içmeli

3. Günlük ne kadar kafein tüketilebilir?

Yetişkinlerde 300 mg kafein alımı, çocuklarda ise kg başına 2 mg kafein alımı güvenli ve sağlık riski oluşturmayan orta düzey kafein tüketimi olarak tanımlanmaktadır.

  • 3-4 kupa filtre kahve (60 – 120 mg kafein/kupa)
  • 5-6 kupa çözünebilir kahve (50-80 mg kafein/kupa)
  • 6-7 kupa çay (45 mg kafein/kupa)
  • 400 gr bitter çikolata

Gün içerisinde 3 kupa çözünebilir kahve,2 kupa çay ve 80 gr çikolata tükettiğinizde orta düzey kafein tüketmiş oluyorsunuz.

kahve zayıflatırmı

4. Kahve bağımlılık yapar mı?

Hayır, kahve bağımlılık yapmaz. Dünya Sağlık Örgütü ‘Kafein kullanımının ciddi ilaç suistimali ile ilişkili fiziksel ve sosyal        sonuçlarla uzaktan bile kıyaslanabilir olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır.’ İfadesini kullanmaktadır.

Kahveyi düzenli olarak içmek,içmekten zevk almak kahvenin bize keyif vermesi alışkanlık olarak nitelendirilebilir evet ama bağımlılık değildir.

selülit diyet listesi

5. Kahve selülit yapar mı?

Kahvenin içeriğinde bulunan aynı zamanda selülitten sorumlu tutulan kafein;yağ yakıcı etkisinden dolayı selülit sorununu tetikleyici etki göstermez tam tersine kahvenin yağı ayrıştıran enzimleri harekete geçirip lenf akışını kolaylaştırdığı yapılan araştırmalarla görülmektedir.

kahve kaç kalori, kahvenin yararları, kahvenin faydaları, kahvenin zararları, kaç kupa kahve içmeli

6. Kahve su kaybına neden olur mu?

Kahvedeki kafein diüretiktir. Yani idrar miktarını arttırıp su kaybına neden olabilir.

kemik erimesi oteoporoz beslenme diyet

7. Kahve osteoporoza (kemik erimesi) neden  olur mu?

Yapılan araştırmalar üriner kalsiyum boşaltımının kafeinli içecekler içildikten sonra biraz yükseldiğine işaret etse de kafeinin etkisi gün içerisinde daha sonraki azalan idrarla kalsiyum atımı ile dengelemiştir. Dolayısıyla herhangi bir osteoporoz oluşumu veya kemik yoğunluğu üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı ortaya çıkmıştır.

kahve spor

8. Kahve egzersizden önce mi sonra mı içilmeli?

Egzersizden önce tüketeceğimiz kahve içeriğindeki kafein ile fiziksel performansımızı artırmaya hem de antioksidanlarla hücrelerimizi serbest radikallerden yani hücre hasarından korumaya yardımcı olur.

Son olarak fazla miktarda kafein alımının zararlı olduğu unutulmamalı, orta düzeyde kafein almaya dikkat etmeli önerilen düzeyin üzerine çıkılmamalıdır. Dahası için lütfen diyetisyeninize başvurunuz.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen

GAPS kitap Ön Kapak

4 soru ve 4 yanıt: “GAPS™”

Çoğu kişinin çaresiz hastalık sandığı psikolojik ya da psikiyatrik hastalıkların ve fizyoloji sendromlarının nedeni hasarlı, geçirgen bağırsak duvarı ve an​​ormal bağırsak florası nedeniyle beynin ve bedenin toksinlenmesidir.

Bağırsak florasının tedavi edilmesi sonucunda, beyin ve beden toksin yükünün etkisinden kurtulur ve bağırsakların kaynaklık ettiği bu hastalıklar da tamamen iyileşir.

1.GAPS™ nedir?

​Kitabın yazarı Nöroloji ve Beslenme Uzman Doktoru Natasha Campbell-McBride’ın oğluna üç yaşındayken otizm teşhisi konmuştur. Kendi geliştirdiği beslenmeye dayalı doğal bir tedavi yöntemiyle oğlunun bağırsak florasını ve böylece otizmini radikal olarak iyileştirir. Ardından İngiltere Cambridge’de açtığı klinikte, psikolojik sendromlu yüzlerce hastayı, geliştirdiği bu beslenme yöntemiyle sağlığına kavuşturur. Zamanla geliştirdiği bu tedavi GAPS Tedavisi, psikolojik sendromlu hastaları da GAPS hastaları olarak adlandırılır.

GAPS kitap Ön Kapak

2.GAPS™ kitabı nasıl ortaya çıktı?

2004 yılında, yazdığı GAPS – Gut and Psychology Syndrome (Bağırsak ve Psikoloji Sendromu) kitabı yayımlanır.

Bugün ise GAPS Tedavi kitabı, 7 dile çevrilmiş olup 11. baskısını yapmıştır ve kitabın satış rakamı 500.000’leri bulmuştur.

GAPS hayatımın eseridir, diyen Dr. Natasha Campbell-McBride, GAPS’ın dünyaca tescilli markasını almıştır.

Bağırsak ve Psikoloji Sendromu yani GAPS (Gut And Psychology Syndrome); Dr. Natasha Campbell-McBride’ın tescilli markası olarak bilinen bir tanımdır ve kendi geliştirdiği doğal tedavinin adıdır.

3.GAPS™ kitabının içeriği nasıldır?

​​​Kitap tam anlamıyla bir tedavi kitabıdır. Kitabı alan bir anne; GAPS hastalığı (otizm, disleksi, dispraksi, DEB, DEHB, gelişme geriliği, öğrenme bozukluğu, yeme bozukluğu, epilepsi, depresyon, şizofreni…) olan çocuğunu, sadece kitabı okuyup uygulayarak iyileştirebilir veya bir GAPS hastası, kitapta anlatılan tedavinin adımlarını uygulayarak kendini iyileştirebilir.

​​Dünyanın her bir köşesinden GAPS (Bağırsak ve Psikoloji Sendromu) hastaları, bu kitaptaki GAPS Tedavisiyle bağırsak floralarını tedavi ederek psikiyatrik hastalıklarından tamamen iyileştiler! Otizm, Şizofreni, Epilepsi, Depresyon, Anksiyete, Bipolar Bozukluk, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), Panik Atak, Dikkat Eksikliği Bozukluğu (DEB) ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Disleksi, Dispraksi, Yeme Bozukluğu (Anoreksiya, Bulimia Nervosa) hastaları… (detaylar için tıklayınız: Yaşanmış GAPS Hikayeleri )

4.GAPS™ kitabının Türkiye’deki durumu nedir?

​​Türkiye’den iki yetişkin kız kardeşin, bu kitaptaki GAPS Tedavisini uygulamaları ve böylece uzun yıllar süren ağır psikiyatrik hastalıklarını iyileştirmeleri; Türkiye’deki GAPS hastalarına da GAPS Tedavisini duyurmak istemelerine neden olmuştur. Böylece Adalin Yayıncılık kurulmuş ve GAPS kitabı Türkçeye kazandırılmıştır. Bu kitabın, Türkiye’deki GAPS hastalarının da umudu ve ışığı olacağına inanıyoruz! ​​Geri getirdiğin tüm hayatlar için teşekkürler, Dr. Natasha Campbell-McBride!

diyetisyen çisem önel anemi beslenme

Anemilerde beslenme tedavisi nasıl olmalı?

Dengesiz beslenme, yetersiz demir emilimi, hamilelik ve gebelik gibi gereksinmenin arttığı durumlar, kan kaybı, sağlık ve temizlik kurallarına uyulmaması sonucu oluşan enfeksiyonlar anemiye yol açmaktadır.

demir yetersizliği anemisi, biyokimya, eritrosit, alyuvar, demir, anemi, fe

Demir içeriği yüksek besinler

Anemi tedavisinde ilk olarak demirden zengin besinlerin tüketilmesi gerekir. Demirden en zengin besinler şöyle:

  • Kırmızı et,
  • Tavuk eti,
  • Hindi eti,
  • Balık ve kabuklu deniz ürünleri,
  • Ispanak ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeler,
  • Yer fıstığı,
  • Badem,
  • Yumurta,

  • Bezelye,
  • Mercimek,
  • Beyaz ve kırmızı fasulye,
  • Üzüm,
  • Kayısı,
  • Şeftali kurusu,
  • Erik suyu

demir yetersizliği anemisi, biyokimya, eritrosit, alyuvar, demir, anemi, fe

Demirden zengin besinlerin yanında bu besinlerin vücuttaki biyoyararlılığına da dikkat etmek gerekir. Hayvansal kaynaklı demirin %10-30‘u emilirken, bitkisel kaynaklı demirin sadece %2-10’u emile bilmektedir. C vitamini de vücutta demir emilimine yardımcı olmaktadır bu yüzden demirden zengin besinleri tüketirken yanında C vitamininden de zengin besinleri tüketmeliyiz. C vitaminden zengin besinler ise guava, tatlı kırmızı biber, kivi, portakal,yeşil biber, limon, greyfurt,çilek, kavun, ananas , mango, domates ve sebze sularıdır.

Guava meyvesi

Besinlerde C vitamini de ısı ile kaybolmaktadır bu yüzden pişirmeden tüketilmek daha doğrudur.
Demir emilimini olumsuz etkileyen bazı faktörler bulunmaktadır. Tanenler, fitatlar, yüksek posa, emilim bozukluğu bu faktörlerdendir.

Tanenler çay ve kahvelerde bulunan polifenollerdir, fitatlar ise tahıllarda bulunur ve bunlar demir emilimini engelleyen maddelerdir. Yemeklerle çay kahve tüketmek yerine yemeklerden 45dk bunları tüketmek anemi tedavisine yardımcı olmaktadır. Yüksek posa da bağırsak hareketini arttırdığı için demirin emilmeden vücuttan uzaklaştırılmasına yol açar.

demir yetersizliği anemisi, biyokimya, eritrosit, alyuvar, demir, anemi, fe

Yüksek miktarda süt ürünü tüketildiğinde ise kalsiyum ve demir emilim yarışına girerek demir emilimi azalır bu yüzden demirden zengin gıdaların yanında 1 su bardağı süt grubundan daha fazla tüketmemiz bizim için yararlı olacaktır.

Yüksek ısıda pişirilen yemekler ise demir organik moleküllerle sıkıca bağlanmış yapıya dönüşerek demir emilimi azalır.

Sağlıkla kalın, dahası için diyetisyeninizle görüşmeyi ihmal etmeyin…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Çisem Önel

Obezite kansere yakalanma riskini bakın nasıl hızlandırıyor!

Genetiğiyle oynanmış besinler ve hızlı hazır besinler, sektörünün getirdiği tehlikeler insanları obez yapmaya yetiyor…

obezite, elma, hamburger
Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin Ersoy, yaptığı yazılı açıklamada, obezite sorununun sadece fazla kiloların getirdiği sıkıntıları yaşatmadığını, aynı zamanda birçok hastalığın oluşumuna da zemin hazırladığını belirtti. Günümüzde obezitenin dünya genelinde arttığını ifade eden Ersoy, bu önemli sorunun sadece görüntüsel bir sıkıntı olarak geçiştirilemeyeceğini vurguladı.

obezite hakkında gerçekler
Bu kanserler, obez hastalarda daha sık görülüyor!

Gerek kötü beslenme alışkanlıklarının gerekse yaşam şartlarının ağırlığının dünya genelinde obezitenin hızla artmasının en önemli nedenleri arasında olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

Dünya genelinde bu hastalık için alınan önlemler ne yazık ki obez insan sayısının azalmasına yol açmıyor. Benim altını çizmek istediğim nokta, gerçek problemin görüntüsel olmaktan çok, sağlıkla ilgili yaşanan diğer ciddi problemlere de neden olması. Obez hastalarımızın neredeyse yarısından fazlasında kişinin yaşam kalitesini düşüren hatta yaşamına mal olan başka problemler ortaya çıkıyor. Obezite hastalarının yarısından fazlası, yüksek tansiyon, diyabet, kalp ve solunum sistemi, eklem hastalıkları gibi problemlerle mücadele ederken, asıl önemli olan bu hastalarda görülme sıklığı oldukça artan kanser olgularıdır. Meme, kalın bağırsak, prostat kanserleri obez insanlarda daha sıklıkla görülüyor.

obezite hakkında gerçekler

Önlem alın!

Obezite günümüzde oldukça yaygınlaşmakta ve istatistiklere göre obezite kaynaklı hastalılardan ölümlerde artış olacağı hesaplanmaktadır. Obezitede öneyici önlemlerin alınması oldukça önemli. Obeziteyi önlemek için aşağıdaki temel tavsiyeleri dikkate almaya çalışın. Obeziteyi önlemek için mümkün olduğunca aktif olmaya çalışın. Kilonuzu kontrol edin. Aktif bir yaşam obezite sorunundan uzak kalmanıza yardımcı olacaktır. Bunun için yaşam şeklinde bazı değişiklikler yapmanız yeterli olacaktır. Örneğin kısa mesafeler için asansör yerine merdivenleri tercih edin.

Neden kilo veremiyorum?, kilo verememe nedenleri, kilo verememe sebepleri, zor kilo vermek, kiloyu zor vermek, kilo verme zorluğu, insülin direnci kilo vermeyi engelliyor, kilo verirken dikkat edilecekler, kilo verdiren diyet, kilo verdiren gıdalar

Kısa mesafelere yürüyerek gidin. Mümkün olduğunca yürümeyi ve aktif kalmayı tercih edin. Obeziteyi önlemek için sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Bir insanın günlük ortalama kalori ihtiyacı 2000 kaloridir. Bu kalorileri, süt ürünlerinden, yağsız kırmızı et, beyaz et, sebzeler, meyveler, bakliyatlar ve tahıllardan yiyebilirsiniz. Besinleri sağlıklı yemeye de bir o kadar özen göstermelisiniz. Sağlıklı yağları tercih edin. Bir seferde çok fazla yemektense günde 5 – 6 öğün ve daha azar azar yemeye dikkat edin. Kilonuzu düzenli olarak kontrol edin. Düzenli kilo kontrolüyle aldığınız fazla kiloları daha çabuk geri verebilirsiniz.
Obeziteyi önlemek istiyorsanız bol su içmeyi alışkanlık haline getirin. Su içmeniz kilo kontrolünüze de yardımcı olacaktır. Günde 8 – 10 bardak su8 içmeye çalışın. Su vücudunuzdaki zararlı maddeleri dışarı atarak vücudunuzu da temizler. Yılda en az bir defa hekiminizi ziyaret edin.

Hekiminiz eğer bir obeziye sorununuz varsa daha sağlıklı bir yaşam için ve diğer obezite sağlık komplikasyonlarına karşı gerekli tavsiyeleri yapacaktır. Sorunları zamanında teşhis etmek tedavi şansını oldukça artırır. Obeziteyi önlemek için diyetinizden hızlı hazır besinler ve diğer boş besinleri çıkarın. Diyetisyeniniz ile görüşün. Çünkü bunlar şeker, yağ ve tuz katkılı özellikleriyle obezite ve diğer sağlık sorunları için risk oluşturur. Obeziteden uzak durmak istiyorsanız sadece aç olduğunuz zaman yiyin. Obez insanlar genelde sürekli atıştıran ve aç olmadıkları zaman da bir şeyler yiyen kişilerdir. Eğer obezite belirtileri varsa önce mutlaka hekiminize görünün. Ana öğünlerinizi atlamayın. Egzersiz yapmayı da ihmal etmeyin…

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3, Ayşe özgül

Balık yağının sağlığa etkileri

Yağ tüketiminin yaşamın sürekliliği için gerekli olduğu ilk kez 1929 yılında yağsız diyet verilen farelerde, büyümede gerilik, hastalık ve ölümlerin gözlendiği çalışma sonucunda bildirilmiştir.

b12, balık, deniz ürünleri, su ürünleri
Yetişkin bir insan beyninin kuru ağırlığının %50-60’ı lipidlerden ve bunun %35’i uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitlerini içeren fosfolipidlerden oluşmaktadır. Uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri olan α-linolenik asit ve linoleik asit, vücut için elzemdir ve özellikle bebeklik ve yaşlılıkta önem kazanmakla birlikte tüm yaşam süresince gereklidir.

omega 3 ve diyet

İnsan vücudunun sağlıklı şekilde gelişmesi, çalışması ve hastalıklardan korunması için beslenmenin önemi son yıllarda giderek daha da üzerinde durulan bir konu haline gelmiştir. Yağlar insan beslenmesi için gerekli olan en önemli unsurlardan biridir. Proteinlerle birleşip lipoproteinleri oluşturarak hücrenin yapı maddelerini meydana getirmekte, aynı zamanda yüksek enerji kaynağı sağlamaktadır. İnsan vücudu esansiyel yağ asitlerini sentezleyemedikleri için bunların gıdayla alınması gerekir; yağda eriyen vitaminlerin (A,D,E,K) kaynağını da yine yağlar oluşturmaktadır.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

İlk insanların diyetindeki n-6: n-3 oranı 1:1 iken günümüzde bu değer yaklaşık olarak 10:1 düzeyindedir. Bu durum, gıdalarla n-3 yağ asidi alımının azalması ve bitkisel yağ kullanımının yaygınlaşması nedeniyle ortaya çıkmıştır. Normal bir batılı diyetinin n-3’leri yeterince içermediği, bunları sağlayan en iyi kaynağın balık olduğu bilinmektedir. Balık yağları, karasal hayvanlardan elde edilenlere göre beslenme açısından daha değerlidir. Balık yağı %20 oranında doymuş yağ asitlerini içerirken; doymamış yağ asitlerini ise %80 düzeyinde ihtiva etmektedir. Bu doymamış yağ asitlerinin büyük çoğunluğunu da çoklu doymamış yağ asitleri oluşturmaktadır. Balık yağları n-3 grubu yağ asitleri olan EPA ve DHA asitlerin ise tek kaynağı konumundadır.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

Balık yağı tüketiminin sağladığı faydalar

Yüksek kolesterol

Omega 3’ün en çok bilinen faydası kolesterolü düşürmesidir. Omega 3 sadece kötü kolesterol olarak bilinen “LDL kolesterolü” düşürmekle kalmaz aynı zamanda “HDL” yani iyi kolesterolü yükseltir.

Yüksek tansiyon

Omega 3 yüksek tansiyonun düşürülmesine 2 farklı şekilde yardımcı oluyor. İlki damarlarda kasılmaya neden olarak kan basıncını yükselten bazı hormonların (eicosanoidler) üretimini baskılıyor, ikinci olarak ise tansiyonu yükselttiği bilinen zihinsel stresi azaltarak kan basıncının normal seyrini kolaylaştırıyor.

Kalp hastalıkları

Balık yağında bulunan EPA ve DHA adlı omega 3 yağ asitleri kandaki yağ oranını (trigliseritleri) düşürerek kalp krizi, inme ve kalp krizi geçirmiş kişilerde görülen anormal kalp ritmini önlüyor.

Bunlara ek olarak yapılan araştırmalar düzenli olarak alınan omega 3 yağ asitlerinin damar sertleşmesi (ateroskleroz) riskini azalttığını ve damar tıkanıklığına yol açan “plak oluşumunu” geciktirdiğini ortaya koyuyor.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

Eklem iltihabı (Romatoid artrit)

Balık yağlarının kas ve eklemlerdeki yangıları azaltmak, artriti yavaşlatmak gibi yararlar sağladığı bilinmektedir. Bir araştırmada romatoid artrit hastalarına morina karaciğeri yağı kapsül halinde verilmiş ve sabah tutulmalarında, eklem ağrıları ve şişmelerinde, mevcut ağrıların şiddetinde azalma sağlanmış; hastaların bu uygulamadan memnuniyetinin üst seviyede olduğu belirtilmiştir

Astım

Diyetle alınan balık yağlarının astım hastalığı üzerindeki olumlu etkileri de bilinmektedir. Bunun başlıca nedeninin diyetle alınan balık yağlarının damar yüzeyini genişletmesi ve bu sayede dokular tarafından daha fazla oksijenin alınabilmesi olduğu bilinmektedir

Kadın ve çocuklar

Diyetle yeterli miktarda n-3 tüketimi kadınlarda menstural sendromun ve menopoz sonrası sıcak basmasının önlenmesinde olumlu
etkiler sağlamaktadır. Diyette önemli miktarda EPA ve DHA bulunmasının hamileliğin kalitesini artırdığı ve fetüsteki beyin gelişimini destekleyici etki sağladığı bilinmektedir.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

Beyin

Balık yağları beyin için son derece gerekli olup; beyin rahatsızlığı risklerini azaltmak, hafızayı güçlendirmek, enerjiyi ve konsantrasyonu artırmak, manik depresif sorunları, depresyonu, alzeimer hastalığını, yaşlılığa bağlı depresyon gibi sorunları azaltmak için yağ asitleri tüketimi fayda sağlamaktadır.

Zayıflama

Omega 3’ün kilo vermeye yardımcı olduğu yönünde yapılan çalışma sayısı oldukça az olmasına karşın b
u çalışmalarda elde edilen sonuçlar DHA bakımından zengin spesifik omega 3 takviyelerinin egzersizle birleştiğinde yağ yakımını hızlandırdığı bulunmuştur.
Aynı araştırma sonuçlarında omega 3’ün özellikle aşırı kilolu ve yüksek tansiyonu olan kişilerde kilo vermeyi kolaylaştırdığı bilinmektedir.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

Omega 3 ve balık yağı takviyesinin bir zararı var mı?

Gün içinde 3 gramdan daha fazla balık yağı kullanmanın bazı yan etkileri olabilir.

Örnek olarak herhangi bir karaciğer hastalığı sebebiyle karaciğerinde yara bulunanlar balık yağı takviyesi kullandığında karaciğer kanaması riski artabilir.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

Yüksek dozda balık yağı tüketimi diyabet hastalarında kan şekerinin kontrolünü zorlaştırabilir. Yüksek tansiyon ilacıyla birlikte alınan balık yağı tansiyonun aşırı düşmesine yol açabilir.

Beslenme zincirinin tepesinde olan karnivor bazı balıkların (ton, köpekbalığı gibi) metil cıva ve diğer çevresel kontaminantları içerebildikleri bilinmekte olup; bu türlerden elde edilen balık yağları bu riskleri taşıyabilmektedir. İyi kontrol edilmeyen ürünlerde bu riskin söz konusu olabileceği de gözden kaçırılmamalı, bu ürünlerin kanunlara uygun üretim yapan firmalardan temin edilmesi ve etiketteki ürün bilgilerinin kontrol edilmesi gerekmektedir.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

Sonuç olarak; beslenme açısından önemi bilinen n-3 yağ asitlerini içeren balık yağlarının gerek balık tüketerek gerekse diyet takviyesi olarak alınması önem taşımakta olup; günde 3 grama kadar n-3 alınmasının güvenli olduğu belirtilmektedir. Böylece sağlıksız gıdaların vücutta oluşturabileceği istenmeyen etkilerin önüne geçilebildiği gibi, birçok olumlu faydalar sağlamak ta mümkün olabilmektedir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Ayşe Özgül, diyetisyen Ayşe Özgül, diyet uzmanı Ayşe Özgül, beslenme uzmanı Ayşe Özgül, Ayşe Özgül kimdir, Ayşe Özgül diyeti, Ayşe Özgül randevu al, Ayşe Özgül beslenme önerileri, dyt Ayşe Özgül

uzmanın tüm yazılarıdiyetisyenden online diyet alsoru sor

Eğer siz de Gerçek Diyetisyenler Sitesi‘nde uzman yazar olmak istiyorsanız aşağıdaki bağlantıdan bize ulaşabilirsiniz:

 

Probiyotikler hakkında az bilinen gerçekler

Probiyotikler, bağırsak sisteminin mikrobiyal florasını değiştirerek insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler yapan mikroorganizmalar olarak tanımlanabilir. Bu grupta laktobasiller, bifidobakterler ve enterokoklar yer almaktadır. Probiyotiklerin mide bağırsak ortamında zarar görmeden aktif olabilmeleri yüksek asitli ortamda dirençli olmalarından kaynaklanmaktadır aynı zamanda probiyotik mikroorganizmalar safra tuzlarına da dirençlidirler.

probiyotik, kefir, turşu, yoğurt

Laktobasiller ve bifidobakterler laktozu fermente ettiklerinden probiyotik özellikli besinlerin laktik asit nicelikleri diğer süt ürünlerdekinden daha fazladır.

– Probiyotik bakterilerin folik asit, niasin, tiamin, riboflavin, pridoksin gibi B grubu vitaminler ve K vitamini üretmeleri bu vitaminlerce gıdanın zenginleşmesini sağlamaktadır.
– Bu arada fosfor, demir, bakır ve magnezyumun sindirim sistemindeki emiliminin artmasına yardımcı olmaktadırlar. Bağırsak florasında önemli düzeyde bulunan probiyotik mikroorganizmaların bağırsak rahatsızlıklarını önleyici etkilerinin olduğu saptanmıştır.
– Bazı patojenlerin kolonizasyonu ve üremelerini önledikleri gibi bağışıklık sistemini güçlendirdikleri, antikolestremik, antigenotoksik, antimikrobiyal ve antimutajenik etkilerinin olduğu bildirilmektedir.
– Ağız, üst solunum yolları, mide bağırsak sistemi ve genital sistemin mukotik yüzeyleri üzerinde etkili olan hastalıkları önleyici etkide bulunmaktadırlar.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet
– Vücutta laktaz (beta galaktosidaz) enziminin sentezlenememesi nedeni ile laktozun parçalanmaması sonucu oluşan “laktoz intoleransı” denilen rahatsızlığın giderilmesinde probiyotiklerin önemli rolü olmaktadır. Laktoz intoleransı olan tüketiciler, bağırsaklarında laktaz enzimi olmadığından süt ürünlerini tüketemezler.
– Probiyotik süt ürünlerinin söz konusu hastalıktan muzdarip tüketiciler tarafından tüketilebilmesi vücut için gerekli kalsiyumun alınması ve osteoporoz riskinin azaltılması adına önemlidir.

– Probiyotik bakteriler pütrifaktif bakteri gelişmesini inhibe ederek bunların nitrozaminleri ve diğer kanserojen bileşikleri oluşturmalarını önlemekte, dolayısıyla kansere yakalanma riskini azaltmaktadırlar.
– Son yıllarda yapılan çalışmalar, probiyotik bakterilerin çocuklarda alerjik semptomların engellenmesinde ve Helicobacter pylori enfeksiyonu riskinin azaltılmasında rol oynadıklarını ortaya koymaktadır.
– Bütün bu olumlu etkileri yanında probiyotik bakterilerin kan serumu kolesterol niceliğini azaltıcı etki yaptıkları, damar sertliği ve kalp damar hastalıklarını engelledikleri, iyi huylu (HDL, yüksek yoğunluklu lipoprotein) kolesterol düzeyini arttırdıkları ifade edilmektedir.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Doğal prebiyotik besinler

  • Ayran
  • Süzme peynir
  • Kefir
  • Yoğurt
  • Lahana turşusu
  • Pastörize edilmemiş turşu ve zeytin
  • Dosa (pirinç ve siyah mercimek fermente edilerek yapılan geleneksel Güney Hint yemeği)
  • Idli (pirinç ve siyah mercimek fermente edilerek yapılan Hint aperatifi)
  • Kim Chi (baharatlı, keskin fermente edilmiş lahana, geleneksel Kore yemeği)
  • Miso (fermente soya salçası, popüler Japon besini)
  • Natto (fermente edilen soya fasulyesinden yapılmış Japon yiyeceği)

Eğer emziren bir kadın antibiyotik alır ise bebek de antibiyotiklerin yan etkilerinden muzdarip olabilir. Probiyotik gıdalar ile beslenen bebeklerde bu belirtiler hafifler.

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Hangi durumlarda probiyotik kulllanmalıdır?

Probiyotikler geniş bir yelpazede sağlık problemleri ile mücadelede kullanılabilirler.

  • Antibiyotik kullanımın neden olduğu ishal
  • Irritabl(hassas) barsak sendromu
  • Enfeksiyona bağlı ishaller
  • İnflamatuar barsak hastalıkları

probiyotikler, prebiyotikler, diyet

Probiyotik besinlerinyan etkileri

Yararlı bakteriler bakımından zengin olan yiyecekler tamamlayıcı ve alternatif tıpta kullanılır. Probiyotikler, kapsüller, tabletler ve tozlar şeklinde bulunurlar. Probiyotiklerin aşırı tüketimi, bağırsaklarda doğal olarak bulunan probiyotik bakterileri yok edebilir. Sağlık üzerine olan bütün bu olumlu etkilerine karşın probiyotikler sağlığın iyileştirilmesi için alınan ilaçlar değillerdir. Probiyotik gıdaların tüketiminin kesilmesiyle bağırsak florası eski halini alır ve olumlu etki ortadan kalkar. Bu nedenle probiyotikler ancak probiyotik gıdalarla düzenli olarak vücuda alındıklarında olumlu etki gösteren mikroorganizmalardır.

Vücut dostu bu bakterilerin türleri ve miktarları kişiden kişiye değişir. Probiyotiklerin yan etkilerini kanıtlamak için gerekli olan daha çok çalışma yapılmalıdır, ancak şimdiki çalışmalar göstermiştir ki bu gıdaların aşırı tüketimi şişkinlik ve gaz gibi hafif yan etkilere yol açar.
Probiyotik bakteriler bakımından zengin olan doğal gıdaların tüketimi, yapay probiyotik takviyelerinin tüketiminden daha faydalıdır.

Eğer bir sindirim problemi için probiyotik takviyesi kullanmayı düşünüyorsanız öncelikle diyetisyeninize veya doktorunuza başvurunuz.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Ayşe Özgül, diyetisyen Ayşe Özgül, diyet uzmanı Ayşe Özgül, beslenme uzmanı Ayşe Özgül, Ayşe Özgül kimdir, Ayşe Özgül diyeti, Ayşe Özgül randevu al, Ayşe Özgül beslenme önerileri, dyt Ayşe Özgül

alkol bağımlılığı

Alkol ve enerji içeceği araştırması!

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Nörobilim Lisansüstü Programı öğrencisi Tayfun Gözler, alkol ve enerji içecekleri kombinasyonu üzerindeki çalışmalarıyla dikkat çekiyor.

enerji içecekleri zararlımı

Alkol ve enerji içeceğinin birlikte tüketiminin epilepsiye etkisi, dünyada ilk kez genç bir Türk bilim insanı tarafından araştırılıyor. Aynı zamanda Nörobilim Yüksek Lisans Programı öğrencisi olan Tayfun Gözler’in bu alandaki çalışmasını TÜBİTAK da destekleme kararı aldı.

alkol bağımlılığı

Son dönemde özellikle gençler arasında alkol ve enerji içeceklerinin birlikte kullanılması gittikçe yaygınlaşıyor. Yapılan araştırmalar ise kafeinin epilepsiyi tetiklediğini gösteriyor. Dünyada ve Türkiye’de epilepsi hastası olmayan bazı kişilerin enerji içeceği tükettiği için epilepsi nöbeti geçirdiği iddiaları gündeme geldi.

enerji içecekleri zararlımı

Yüksek oranda kafein içeren enerji içeceklerinin alkolle birlikte tüketilmesinin çok daha ağır sonuçları olabileceği yönündeki iddialar bilim dünyasında mercek altına alındı.

tubitak sağlık, tubitak beslenme, tubitak burs, tubitak proje, tubitak yüksek lisans

Araştırmasını TÜBİTAK’a sunan Gözler, BİDEB Yüksek Lisans Bursu’na ve ARDEB’in desteğine layık görüldü. Tayfun Gözler, projesiyle bu yıl TÜBİTAK tarafından destek alması uygun görülen 121 kişi arasına girmeyi de başardı.

enerji içecekleri zararlımı

Alkol ve enerji içecekleri kombinasyonun epilepsi üzerindeki etkilerini araştıran çalışmalarıyla bu alanda dünyada ilk bilim insanı da olan Gözler, TÜBİTAK’ın kendisine verdiği destekle beraber yürüteceği çalışmalarıyla söz konusu iddiaları araştıracak ve bilimsel bir temele dayandıracak.

tubitak sağlık, tubitak beslenme, tubitak burs, tubitak proje, tubitak yüksek lisans

Tayfun Gözler, araştırmalarını Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay’ın danışmanlığında ve Nöropsikofarmakoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde 2017 yılı içerisinde tamamlamayı hedefliyor.

türkiye ve dünyada beslenme ve diyetetik eğitimi - gerçek diyetisyenler sitesi, gerçek diyetisyen, diyetisyen dünyası,

Besinlerin sağlıklı şekilde hazırlanması, pişirilmesi ve muhafazası

Öncelikle sebze ve meyvelerin toz, toprak ve ilaç kalıntılarından temizlenmeleri için bol suda iyice yıkanması gerekir. Kabuklu sebzeler soyulurken dikkat edilmediğinde, sebzenin önemli bir kısmı kabukla beraber atılır. Yaprak sebzelerin dış kısımlarının büyük oranda atılması, uçlarının derin kesilmesi veya tamamen kesilip atılması en çok uygulanmakta olan yanlış hazırlama yöntemleridir. Özellikle her aşamada temiz ve içilebilir nitelikte su kullanılmalıdır.

türkiye ve dünyada beslenme ve diyetetik eğitimi - gerçek diyetisyenler sitesi, gerçek diyetisyen, diyetisyen dünyası,

Besinlerin Sağlıklı Hazırlanması

Kuru baklagillerin pişirilmesinde yapılan bazı ön işlemler vardır; bunlardan biri ıslatma aşaması olup, oda ısısındaki suda 8- 24 saatte yapılmalıdır. Islatmada sıcak su kullanılırsa bu süre daha da kısalır. Islatılan taneler yumuşar ve gaz yapıcı öğeler ıslatma suyuna geçer. Kuru baklagillerin ön haşlama suyu atılmazsa besin ögesi kaybı çok azdır. Haşlama suyu atılırsa, B vitaminleri ve minerallerde kayıp olur. Bu nedenle haşlama suları kesinlikle dökülmemelidir.

Hijyenik risk açısından et, süt ve yumurta gibi potansiyel tehlikeli besinler hazırlık aşamasında buzdolabının dışında en fazla 2 saat bekletilmelidir.

Sözleşmeli diyetisyenler kadroya geçecek mi?, kpss diyetisyen habeleri, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Kamu Hastaneler Kurumu KPSS Diyetisyen

Çapraz Bulaşma Nedir?

Çapraz bulaşma; temiz bir yiyeceğe besin olmayan ve bakteri içeren etmenlerden bakteri bulaşmasına denir. Çapraz bulaşmaya neden olan besin dışı etmenler;

Eller Araç-gereçler,
Doğrama tahtaları, Mutfak tezgahları
Mutfakta kullanılan bez ve süngerler, Öksürme, hapşırmadan kaynaklanan damlacıklar

türkiye ve dünyada beslenme ve diyetetik eğitimi - gerçek diyetisyenler sitesi, gerçek diyetisyen, diyetisyen dünyası,
Çapraz bulaşmayı önlemek için;

  • Çiğ ve pişmiş besinler ayrı yerlerde ve araç gereçler ile hazırlanmalı ve bu besinler birbirinde uzak tutulmalı,
  • Çiğ besinlere (özellikle et, et ürünler, yumurta vb.) dokunduktan sonra eller yıkanmalı,
  • Dondurulmuş besinler, buzdolabı sıcaklığında, orijinal ambalajı içinde veya mikrodalga fırınlarda çözdürülmeli,
  • Bir kez çözdürülmüş besinler tekrar dondurulmamalıdır.
 güvenilir gıda, güvenilir besin, güvenli gıda, güvenilir gıda, helal gıda, sağlıklı gıda, gıda denetimleri, diyet denetimleri

Besinlerin Sağlıklı Pişirilmesi

Etkin bir pişirme işlemi, besin zehirlenmelerine sebep olan bakterileri etkisiz hale getirir. Bu nedenle besinlerin yeterli şekilde pişirilmesine dikkat etmek son derece önemlidir.

Pişirme sırasında uygun yöntemin seçilmesi tüketim kalitesini geliştirmek ve ekonomik açıdan önemlidir. Besinleri pişirmek için iç kısımlarına yeterli ısı transferi gereklidir. Besinlerin pişirilmesinin başlıca nedenleri sindirimi ve tüketimi kolaylaştırmak, lezzeti arttırmak, tat, doku ve renk açısından daha cazip hale getirmek ve mikroorganizmaların etkisini engellemektir. Bir besinin güvenilirliği, besinin iç sıcaklığının yeterli yüksekliğe çıkması ile sağlanır ve bu şekilde besinde mevcut tehlikeli patojen (hastalık yapan) bakterilerin yok edilmesi sağlanır. Uygun sıcaklıkta ve yeterli sürede yapılan pişirme ile besinlerin zararlı hale gelmesi önlenir

türkiye ve dünyada beslenme ve diyetetik eğitimi - gerçek diyetisyenler sitesi, gerçek diyetisyen, diyetisyen dünyası,

Besinlerin pişirilmesinde dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır:

Etler: Etin çeşidine ve bağ dokusu içeriğine göre uygulanan pişirme yöntemi, etin lezzetini arttırır. Genelde bağ dokusu fazla olan etlerin sulu ısıda, az olanların ise kuru ısıda pişirilmesi gereklidir. Kuru ısıda pişen ette, ısı yükseldikçe su kaybı artar ve kurur. Kuruluğu önlemek ve pişirmeyi tam olarak sağlamak için etler ortaya yakın ısıda etin iç kısmındaki ısı en az75 °C ye ulaşana kadar iyice pişirilmelidir. Etler ızgara edilirken etle ateş arasındaki uzaklık (en az25 cm.) eti yakmayacak, kömürleşme sağlamayacak şekilde ayarlanmalıdır. Aksi takdirde kanser yapıcı maddeler oluşur. Aynı nedenle etler çok yüksek sıcaklıkta uzun süre pişirilmemelidir.

Balık: Balıklar hafif ateşte kısa sürede pişirilmelidir. Genellikle yağlı balıklar ızgara veya kendi suyu içinde (buğulama) pişirilir, yağı az balıklar ise yağda kızartılır. Kızartılırken dağılmayı önlemek için önce una bulanmalı sonra sıcak derin yağa konarak pişirilmelidir.

Yumurta: Yumurta kabuklarından kolayca mikroorganizmalar geçtiği için yıkandıktan sonra kullanılmalı, kabuklar uzaklaştırıldıktan sonra eller uygun şekilde yıkanmalı ve pişirme işlemene geçilmelidir. Özellikle iyi pişirilerek tüketilmelidir Bu nedenle taze yumurta tüketilmeli ve haşlama süresi katı yumurta için su kaynamaya başladıktan sonra 8-12 dakika ile sınırlandırılmalıdır.

Kuru Baklagiller: Ön hazırlık aşaması tamamlanan kuru baklagillerin sindiriminin kolaylaşması için uygun şekilde pişirilmesi gereklidir. Kuru baklagiller iyice pişirilirse gaz yapıcı etkileri azalır. Bu nedenle pişirme, basınçlı tencerelerde yapılmalıdır.

Süt ve Türevleri: Süt genel olarak içme sütü şeklinde veya yoğurt, peynir, çökelek haline getirilerek kullanılır. Pastörize veya Uzun Ömürlü Süt (UHT)  ve Pastörize süt ürünleri tercih edilmelidir. Sütün çok kaynatılması, vitamin kaybına neden olur.

Özellikle Sütlü tatlı yapımında şekerin pişirme esnasında eklenmesi süt ve şekerin yüksek ısıda kimyasal tepkimeye girmesi ile protein kaybına neden olacağından, sütlü tatlı ocaktan alınırken şeker eklenmelidir.

Sebze-Meyveler: Sebze ve meyvelerdeki pişirme kayıplarını önlemek ve en aza indirmek için sebze ve meyvelerin tüketilmeden veya pişirilmeden hemen önce doğranması gerekmektedir. Sebzeler hemen sıcak ortamla temas ettirilmeli, bekletilmeden pişirilerek C vitamini kaybı önlenmelidir. Sebzeye yeterince su konmalı veya susuz pişirilmelidir. Sebze ve meyveleri pişirirken tencerenin kapağı sık sık açılmamalıdır. Böylece buhar kaybı az olur ve pişme süresi kısalır. Ancak pırasa, lahana, karnabahar vb. sebzelerin pişirilmesi sırasında tencerenin kapağının ara sıra açılması önerilir. Sebzelerin haşlama suyu kesinlikle dökülmemelidir, dökülürse suda eriyen vitaminlerin büyük bir kısmı (C, B2 vitaminleri, folik asit vb.) suya geçtiği için besin değeri kaybı olur. Sebzeler pişirilirken asla soda, eklenmemelidir. Eklenen soda bazı vitaminlerde kayıplara neden olur.

Tahıllar: Tahılların pişirilmesi esnasında yapılan en yaygın yanlış uygulama kavurma yapmaktır. Unun ve pirincin kavrulması vitamin ve mineral kayıplarına neden olur.

Yağlar: Özellikle kızartma yapılırken uygun (dumanlanma noktası düşük) yağlar tercih edilmeli. Derin yağda kızartma, kırıntıların az olması, besinin her tarafının düzgün şekilde kızarması ve besinin az yağ çekmesi nedeni ile daha uygundur. Potansiyel riskli besinlerin (köfte, balık vb.) kızartıldığı yağlar bir kereden fazla kullanılmamalı, patates gibi sebzelerin kızartıldığı yağlar ise kullanıldıktan sonra iyice süzülerek kapalı bir cam kapta serin ve karanlık ortamda saklanmalı ve iki kereden fazla kullanılmamalıdır.

güvenilir gıda, güvenilir besin, güvenli gıda, güvenilir gıda, helal gıda, sağlıklı gıda, gıda denetimleri, diyet denetimleri

Besinlerin Sağlıklı Saklanması

Pişmiş yiyecekler oda sıcaklığında 2 saatten fazla bekletilmemeli, hızlı bir şekilde tüketilmeli kalan yiyecekler kısa sürede uygun koşullarda muhafaza edilmelidir.

Kısa sürede saklanacak gıdalar buzdolabının soğutucu bölümünde +4°C’de, uzun süre bekletilmesi gereken gıdalar ise buzdolabının dondurucu bölümünde -18°C’de muhafaza edilmelidir.

Gıdaları buzdolabında saklarken dikkat edilmesi gerekenler:

• Buzdolabının doğru çalışıp çalışmadığı kontrol edilmelidir.

• Buzdolabında gıdaları gereğinden uzun süre tutmamak gerekir.

• Çiğ ve pişmiş gıdaların birbiriyle teması engellenmelidir.

• Gıdaları buzdolabı poşetinde veya saklama kapları içinde muhafaza etmek gerekmektedir.

• Sıcak gıdalar buzdolabına direkt konulmamalıdır.

• Buzdolabı temiz tutulmalıdır.

Dondurma işlemi

  • Dondurma işlemi uygulanacak besinlerin taze ve temiz olmasına dikkat edilmeli, kolay çözünebilecek ve tüketilecek miktarlarda dondurulmalı,
  • Dondurulacak besinler uygun koşullarda ve üzerleri kapalı kaplarda muhafaza edilmeli ve dondurulmaya uygun ambalajlar ve materyali kullanılmalı,
  • Dondurulacak besinlerin etiketlerinde üretim ve son tüketim tarihi bilgileri ile birlikte muhafaza sıcaklığı da belirtilmelidir.

türkiye ve dünyada beslenme ve diyetetik eğitimi - gerçek diyetisyenler sitesi, gerçek diyetisyen, diyetisyen dünyası,

Besin / Besin Grupları

Saklama / Depolama Sıcaklıkları (0C)

Süt ve süt ürünleri

 4 – 6

Kırmızı et ve et ürünleri

  0 – 4

Kıyma

  0 – 2

Yumurta

   5 -12

Kanatlı et ve ürünleri

   0 – 4

Taze balık ürünleri (veya erimekte olan buz içinde)

   0 – 4

Sakatat

    0 – 3

Meyve ve sebzeler

      0 – 12

Dondurulmuş  ürünler

-18 ve daha düşük sıcaklıklarda

türkiye ve dünyada beslenme ve diyetetik eğitimi - gerçek diyetisyenler sitesi, gerçek diyetisyen, diyetisyen dünyası,

Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) 2015

Pansiyonlu Okullar İçin Toplu Beslenme Hizmetleri Rehberi, Millî Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü, Ankara 2016