hemipleji, inme, parapleji, felç, stroke, felç hastalığı, inme beslenme tedavisi, felçli hasta beslenmesi

Kanser hastaları masajdan kaçınmalı!

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doktor Öğretim Üyesi Mehmet Ağırman, bilinçsiz uygulanan masaj tedavisinin yarardan çok zarara neden olabileceğini belirterek, masaj, bütün tedavilerde olduğu gibi, hiç yan etkisi olmayan bir yöntem değil. Damar tıkanıklığı olan, aktif romatizma veya kanser hastaları, kan sulandırıcı kullanan hastalar masajdan kaçınmalı, ifadelerini kullandı.

Ağırman yaptığı yazılı açıklamada geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın bir parçası olan masajın özellikle son yıllarda popüler hale geldiğini dile getirerek, “Öncelikle masajın, tedavi edici bir müdahale olduğunu, yani tıbbi bir uygulama olduğunu unutmamak gerekir. Kullanılan her ilaç, yapılan her enjeksiyon veya ameliyat gibi masaj tedavisinin de bir endikasyonu, bir dozu ve bir yöntemi olmalı. Her hastaya her ilaç verilemeyeceği gibi ya da bir kişiye iyi gelen bir ilacın başka birine zararı olabileceği gibi, masaj tedavisi de kişiye özgü ve hastalığa ya da şikayete uygun olmalı.” değerlendirmesinde bulundu.

Etkisi uygulamaya göre değişiyor

Masajın vücudun yumuşak dokularına yani cilt, bağ, kas ve tendonlarına tedavi amacı ile uygulanan el hareketleri olduğunu belirten Ağırman, şunları kaydetti:

Masajın, mekanik, refleks, nörolojik ve psikolojik etkileri vardır. Ağrıyı dindirme, cilt ve altındaki dokuların yapışıklarını azaltma, sıvıları harekete geçirme, kas gevşemesi sağlama, doku dolaşımını artırma gibi etkileri bulunur. Etkiler, daha çok uygulama ile ilgilidir. Her uygulama yönteminin farklı etki mekanizması var denebilir. Öflöraj yani sıvazlama yöntemi ile derin veya yüzeysel dokulardaki nörorefleksler ve vasküler refleksler harekete geçirilir. Petrissaj yani yoğurma gibi uygulamalarda mekanik kompresyonun etkisi ile de kan akımı reaktivasyonu ve sıvıların mobilizasyonu hedeflenebilir.

Bunlar gibi farklı masaj teknikleri ile hastalığa ve kişiye özgü yöntemler belirlenir, uygulanır. Kol ve bacaklardaki lenf ödemin azaltılmasında, ağrılı ve spazmlar yumuşak doku hastalıklarında sıklıkla uygulanır. Kronik ağrı, yapışıklıkların önlenmesi, kan akışının artırılması ve ödemin azaltılması amaçlandığında da kullanılabilen bir tedavi yöntemidir. Bütün diğer medikal tedaviler gibi, tek başına etkinliği sınırlı, muhakkak hekimin önerisi doğrultusunda uygun egzersiz programı ile tedavi süreci desteklenmeli.”

Sağlıklı insanda bile yan etkisi var

Masajın, hiç yan etkisi olmayan bir tedavi yöntemi olmadığını, sağlıklı insanlarda bile kalbe gelen venöz dönüşü artırarak kalp vuruş volümünü artırdığını belirten Ağırman, şu ifadeleri kullandı:

Kalp yükünün artırılmaması gereken hastalıklarda ve derin ven trombozu gibi damar tıkanıklıklarının olduğu durumlarda kesinlikle yapılmaması gereken bir uygulamadır. Malign hastalıklarda (kanser), damar tıkanıklıklarında, infekte dokularda veya inflamasyonla giden iltihabi hastalıklarda, aktif romatizmal hastalıklarda uygulanmamalı. Hastanın kullandığı ilaçlar, özellikle kan sulandırıcı varlığında yine masajdan kaçınılmalı. Unutulmaması gereken en önemli husus, ağrıların her zaman kas-iskelet sisteminden kaynaklanmayabileceğidir. Ağrı, vücudumuzdaki birçok rahatsızlıkta, hastalıkta bir uyarı sistemi olarak görev görür. Farklı hastalıklar, öncelikle ağrı şikayeti ile ortaya çıkıp, sonra hastalığın gerçek bulguları ile karşılaşılabilir.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/hekim/genel/tr-doktorogretim-uyesi-mehmet-agirman-kanser-hastalari-masajdan-kacinmali-2-12-84762.html
çay kahve kanser

Çay ve kahve akciğer kanseri riskini artırabilir!

ABD’de yapılan araştırma, yaşam süresini artırdığı, depresyon, kalp krizi ve bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını azalttığı bilinen kahve ve çayın, günde en az iki fincan içildiğinde sigara tiryakisi olmayanlarda bile akciğer kanseri riskini artırabileceğini ortaya koydu.

LiveScience‘nin haberine göre, ABD’de Vanderbilt Üniversitesi‘nde görevli bilim insanı Jingjing Zhu liderliğinde yürütülen araştırma, yaşam süresini artırdığı, depresyon, kalp krizi ve bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını azalttığı bilinen kahve ve çayın, günde en az iki fincan içildiğinde sigara tiryakisi olmayanlarda bile akciğer kanseri riskini artırabileceğini ortaya çıkardı.

Araştırma kapsamında ABD ve Asya’da 1,2 milyon kişinin katıldığı 17 farklı araştırmanın verileri incelendi. Katılımcıların ortalama 8,6 yıl boyunca takip edildiği ve 20.500’den fazlasının süreç içinde akciğer kanserine yakalandığı belirtildi. Uzmanlar, sigara içmeyenler için günde iki ya da daha fazla fincan kahvenin, akciğer kanseri riskini %41, iki ya da daha fazla bardak çayın da %37 oranında artırdığı sonucuna vardı. Risk oranında, kişinin yaşı, ırkı ve içtiği kahvenin türüne göre önemli bir değişiklik gözlenmediği, bilhassa kafeinsiz kahvenin, kafeinli olandan %15 daha yüksek risk oranıyla ilişkilendirildiği kaydedildi.

Zhu, araştırmalarının gözleme dayalı olduğuna, kahve ile akciğer kanseri arasındaki neden sonuç ilişkisini tam olarak bilmediklerine işaret ederek, kavurma aşamasında ortaya çıkan bir durumun riski artırıyor olabileceğini aktardı. Araştırmanın bulguları, Amerikan Kanser Araştırma Derneği‘nin 31 Mart’ta düzenlenen yıllık toplantısında sunuldu. Levine Kanser Enstitüsü’nden doktor Julie Fisher, bulguları “ilginç ve merak uyandırıcı” sözleriyle nitelendirirken, bu bağlantıya ilişkin daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ifade etti.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/cay-ve-kahve-akciger-kanseri-riskini-artirabilir/1441630
altın, au, diyette altın, altın minerali

Kanser hücrelerinin DNA’ları altının çekim gücüne kapılıyor!

LiveScience’ın haberine göre, Queensland Üniversitesi’ne bağlı Biyomühendislik ve Nanoteknoloji Enstitüsünde görevli bilim insanlarının yürüttüğü çalışma, hangi türde olursa olsun kanser hücrelerinin DNA’sının, altının çekim gücüne daha güçlü biçimde kapıldığını gösterdi.

Bu özelliği tespit eden bilim insanlarının kanseri belirlemek için altın nano parçacıklarının kullanıldığı bir test tasarladığı, parçacıkların kanserli DNA’nın varlığı veya yokluğuna göre renk değiştirdiği belirtildi. Kanser hastası ve sağlıklı kişilerden alınan 200 kadar örnek üzerinde yapılan testin, sadece 10 dakika içinde %90’a kadar doğruluk payıyla kanseri tespit edebildiği kaydedildi.

Çalışmayla ilgili ayrıntılar Nature Communications dergisinde yayımlandı. Uzmanlar, testin hastalar üzerinde kullanılmadan önce daha fazla araştırma yapılması gerektiğini dile getirdi.

kanser, cancer, kaner hastalığı

Kronik stres kansere yatkınlığı artırıyor

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu, Stres hastalık gelişiminde etkilidir. Bu durumun sürekli olması halinde de stres kronikleşir ve kansere yatkınlık artar, dedi.

Ankara Eczacı Odası Gençlik Komisyonu tarafından, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, kanserden korunma yollarına ilişkin farkındalığının artırılması konferansı düzenlendi. Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu, burada yaptığı konuşmada, kanser ve kanserden korunma yollarını anlattı. Tüm dünyada görülen önemli bir hastalık olan kanserin, vücuttaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması olarak tanımlandığını belirten Sunguroğlu, kötü huylu tümörün kan, lenf bezleri, kas, beyin ve kemik gibi birçok yerde görülebildiğini ifade etti.

Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) göre, sağlığın “bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan iyi olma hali” olarak tanımlandığı dile getiren Sunguroğlu, sağlık üzerinde yüzde 7 iklim, yüzde 8 tıbbi koşullar, yüzde 10 sosyal koşullar, yüzde 15 kalıtsal faktörler ve yüzde 60 oranında ise yaşam stilinin etkili olduğunu vurguladı.

Yağ dokusu biriktikçe zararlı maddeler salgılanıyor

Prof. Dr. Sunguroğlu, yaşam stilini kişinin kendisinin belirleyebildiğinin altını çizerek, kanserden ve birçok hastalıktan korunulabileceğine işaret etti. Sağlığı korumaya yönelik faktörler içinde yeterli fiziksel aktivitenin çok önemli olduğuna dikkati çeken Sunguroğlu,

Yağ dokusu biriktikçe vücutta zararlı maddeler salgılanıyor. Bu da kanser gelişiminde önemli rol oynuyor, diye konuştu.

Kadirhan Sunguroğlu, kanserden korunmak için gün içinde yeterli fiziksel aktivitenin yapılması, spora zaman ayrılması gerektiğini bildirdi. Kanserden korunmada en önemli faktörlerin başında, tütün ve tütün ürünlerinden uzak geldiğini aktaran Sunguroğlu,

Özellikle akciğer kanseri gelişiminde %90’ın üstünde tütün kullanımı etkilidir. Tütün kullanımı başta akciğer olmak üzere mesane, gırtlak kanseri gelişiminden sorumludur, dedi.

Sağlıklı beslenmeye ve her gıdadan dengeli bir şekilde tüketmeye özen gösterilmesi gerektiğini ifade eden Sunguroğlu, özellikle hazır yerine doğal ve taze yiyeceklerin tüketilmesinin önemine işaret etti. Sunguroğlu, stresin de kanser gelişiminde önemli olduğunu vurgulayarak, gün içinde bunu azaltabilmek için spor ya da bir hobiyle ilgilenmesi önerisinde bulundu.

Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu,

Stres hastalık gelişiminde etkilidir çünkü stresle birlikte tansiyon yükselir, kan şekeri artar ve kişinin metabolizması bozulur. Bu durumun sürekli olması halinde de stres kronikleşir ve buna bağlı olarak bağışıklık sistemi bozulur ve kansere yatkınlık artar, diye konuştu.

Hastalara destek veriyor

Metastatik Meme Kanseri Derneği (Metamazon) Başkanı Canan Perdahlı da kanser tedavisi gördüğünü, tanıdan tedaviye kadar geçen sürenin hem hasta hem de hasta yakınları için güç ve uzun bir dönem olduğunu söyledi. Kanserle mücadelede toplumsal farkındalığın artırılmasının önemine işaret eden Perdahlı, hastalara destek vermek amacıyla faaliyetler yürüten Metamazon’un çalışmalarını anlattı. Perdahlı, dernek bünyesinde ilham ve destek vermek için danışmanlık yaptığını sözlerine ekledi.

AA
Muhabir: Yeşim Sert Karaaslan https://www.aa.com.tr/tr/saglik/prof-dr-kadirhan-sunguroglu-kronik-stres-kansere-yatkinligi-artiriyor/1281488

nobel tıp ödülü 2016

Nobel Tıp Ödülü kanser tedavisine gitti!

Nobel Tıp Ödülü, kanser tedavisi araştırmaları için Nobel Tıp Ödülü James P. Aliison ve Tasuku Honjo ‘ya verildi.

Nobel Tıp Ödülü, bu yıl kanser alanındaki çalışmalarıyla tıp dünyasına yaptıkları katkılardan ötürü ABD’li James P. Allison ile Japon Tasuku Honjo arasında paylaştırıldı. Nobel Komitesinden yapılan açıklamada, 2018 Nobel Tıp Ödülü’nün bu yıl kanser alanındaki çalışmalarıyla tıp dünyasına yaptıkları katkılardan ötürü ABD’li James P. Allison ile Japon Tasuku Honjo’ya verildiği belirtildi.

Açıklamada, bilim insanlarının negatif bağışıklık düzenlemelerini önleyen kanser tedavi yöntemini keşfettikleri için ödüle layık görüldüğü ifade edildi. Açıklamada,

2018 Nobel Ödülü sahiplerinin yaptığı keşiflere kadar kanser tedavisi konusunda sınırlı bir klinik gelişme kaydedilmişti. Bağışıklık kontrol noktası olarak adlandırılan terapi yöntemi kanser tedavisinde çığır açarak kansere olan bakışımızı biçimimizi kökten değiştirdi, denildi.

Her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine yol açan kanserin, insanlığın en büyük sorunlarından biri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, bu yılın Nobel Tıp Ödülü’nün kazananları bağışıklık sistemimizin kanserli hücrelerle savaşma kabiliyetini uyararak kanser tedavisinde yepyeni bir ilke ortaya koydu, değerlendirmesinde bulunuldu.

Tasuku Honjo kimdir?

1942 yılında Japonya’nın Kyoto şehrinde doğan Tasuku Honjo, 1992’de bağışılık hücrelerinde PD-1 adını verdiği bir proteinin bir tür fren işlevi gördüğünü keşfetti. Söz konusu keşifte hareketle ilgili proteini bastırarak bağışık hücrelerini kanserli hücrelere karşı harekete geçirmeye yönelik terapiler geliştirildi.

James P. Allison kimdir?

1948 yılında ABD’nin Houston şehrinde doğan James P. Allison ise bağışıklık hücrelerinin çalışmasına ket vuran CTLA-4 adlı bir başka proteinin varlığını keşfederek, bağışıklık sistemini kanser hücreleriyle savaşmaya teşvik edecek terapi yöntemleri geliştirilmesinin yolunu açtı.

Nobel tıp ödülü

1901’den bu yana verilen Nobel Tıp Ödülü’ne bugüne dek 211 bilim insanı layık görüldü. Ödül, 39 kez tek kişiye verilirken, 32 ödül 2’şer kişi, 36 ödül de 3’er kişi arasında paylaştırıldı.

32 yaşındaki Frederick G. Banting, Nobel Tıp Ödülü’nü alan en genç bilim adamı oldu. İnsülini keşfeden Banting, ödüle 1923 yılında layık görülmüştü. 1966 yılında “tümöre neden olan virüsleri” bularak Nobel Tıp Ödülü’nü alan 87 yaşındaki Peyton Rous ise ödülü alan en yaşlı bilim adamı olarak tarihe geçmişti.

Nobel Tıp Ödülü’nü kazananlara para ödülünün yanı sıra İsveçli heykeltıraş ve gravürcü Erik Lindberg tarafından tasarlanan madalya da takdim ediliyor. Madalyada kucağında açık bir kitap tutan bir kadın ve yanında su verdiği kız çocuğunun bulunduğu bir kabartma bulunuyor.

Madalyaya Vergilius’un Aeneid adlı eserinden bir alıntı, “Inventas vitam juvat excoluisse per artes” ifadeleri yer alıyor. İfade Latincede, “Yeni buluşlar, sanatla güzelleşen hayatı daha da zengin kılar” anlamına geliyor.

Star
http://www.star.com.tr/saglik/nobel-tip-odulu-kanser-tedavisine-gitti-haber-1390841/
tere yağı, tereyağı, margarin, margarin kalorisi, margarin yasak mı, diyette margarin, margarinsiz kurabiye

Doymamış yağ asitleri düşük mortalite riski ile ilişkilidir!

Doymamış yağ asitleri düşük mortalite riski ile ilişkilidir.

Doymamış yağ asitleri ve mortalite

Yağ, organizma için elzemdir. Deri altı yağ tabakası vücut ısısının kaybını önler ve yağlar organları çevreleyerek dış etkenlerden korur, midenin boşalmasını geciktirir. Daha çok hayvansal yiyeceklerin bulunduğu diyetlerin yağ oranı tahıllara dayalı diyetlerden yüksektir. Amerika Diyet Kılavuzu’nda (2015-2020) total yağ miktarından daha çok, aldığımız yağ asidi tipine dikkat etmemiz gerektiği vurgulanmaktadır.

Harvard Halk Sağlığı Okulu’nda yapılan bir çalışmada; 126,233 katılımcının beslenme düzeni 2-4 yıl arası takip edilmiş, katılımcıların 33,304’ünün kardiyovasküler hastalıklar, kanser, nörodejeneratif ve solunum hastalıklarından ölmüş oldukları rapor edilmiştir. Araştırmada ölüm oranı, yüksek trans ve doymuş yağ asidi(tereyağı, hayvansal iç yağ, kırmızı et) alımı ile ilişkilendirilmiştir.

Doymamış yağ asiti ( zeytinyağı, fındıkyağı, bitkisel yağlar, kolza ve keten tohumu yağı, balık ) tüketenlerde ölüm oranı daha düşük bulunmuştur. Ayrıca doymamış yağ asitlerinin total ve LDL (kötü) kolesterol seviyelerini düşürdüğü gözlemlenmiştir. 

Yağ miktarını azaltıp yerine karbonhidrat alımı

Yapılan çalışmada, yağ yerine karbonhidrat alımının da ölüm oranını artırdığı gösterilmiştir. Çünkü; karbonhidrat ağırlıklı beslenmede rafine nişasta ve şeker içeriği, doymuş yağlar kadar mortalite riskine yol açar.

Daha sağlıklı bir yaşam için doymuş yağlar daha az tüketilmeli ve yerine doymamış yağ asitleri tüketimi artırılmalıdır.

Higher consumption of unsaturated fats linked with lower mortality rates
Harvard T.H. Chan School of Public Health, Higher consumption of unsaturated fats linked with lower mortality rates, 2016.

Beslenme
Baysal A. , Beslenme, 2014.

kayseri erciyes üniversitesi beslenme ve diyetetik

Onkoloji hastalarına “zeytinyağlı propolis ile besin desteği” uygulanıyor

Prof. Dr. Sibel Silici, arıların kovanı kapladığı propolis maddesini zeytinyağında çözdürüp, özellikle kanser tedavisinde kullanılan etkili bir gıda takviyesi elde ettiklerini söyledi. Prof. Dr. Sibel Silici, zeytinyağlı propolisin ERÜ hastanelerinin Onkoloji ve Pediatri bölümlerinde binin üzerindeki hastada başarıyla kullanıldığına dikkati çekti.

Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Sibel Silici, arıların kovanı kapladığı propolis maddesini zeytinyağında çözdürüp, özellikle kanser tedavisinde kullanılan etkili bir gıda takviyesi elde ettiklerini söyledi.

25 yıldır üzerinde çalışılıyor

25 yıldan beri propolis üzerinde çalışan, 300’den fazla uluslararası ödül, TÜBİTAK ve TUBA ödülleri sahibi Prof. Dr. Sibel Silici, tamamen yerli ve milli zeytinyağı ile propolisi buluşturup, patentini aldı. Piyasada alkol ve suyla çözdürülen propolisi zeytinyağı ile bütünleştiren ürünü Erciyes Üniversitesi Teknokent’te geliştiren Prof. Dr. Sibel Silici, zeytinyağlı propolisin ERÜ hastanelerinin Onkoloji ve Pediatri bölümlerinde binin üzerindeki hastada başarıyla kullanıldığına dikkati çekti.

Prof. Dr. Silici, sadece eczanelerde satılan oldukça yararlı bu gıda takviyesiyle ilgili şunları söyledi:

Son yıllarda propolise ilgi arttı ve tabiki de Türkiye’de bir sektör oluştu. Farklı çözücülerle hazırlanan değişik propolis tipleri var. Bu konuda tüketiciler son derece endişeli. Acaba hangi propolisi kullanmalıyım, ne kadar kullanmalıyım. Hangi hastalık için kullanmalıyım. Propolisin faydaları çok fazla. Her şeyden önce güçlü antioksidan, antimikrobiyel özellikleri var. Biz, 2 yıl önce farklı bir propolis hazırlamak istedik. Zaten çalışmalarımızda kanser için kullanılan kemoterapi ilaçlarının yan etkilerini azaltmak için çok sayıda projemiz vardı ve bu projelerde propolisi kullanmıştık. Biz de bir ürün hazırlayalım istedik. Yalnız bu üründe alkol ve kimyasal içermemesi, bizim için öncelikti. Çünkü, pek çok hastalıkta alkolün kullanılmaması gerektiği için alkolsüz bir ürün yapmak istedik. Tabii bir de dini gerekçelerle alkol içeren propolis kullanmak istemeyenler vardı. Biz bunu tamamen yerli ve milli olma düşüncesi ile ülkemizde de çok önemli üretim potansiyeli olan zeytinyağında hazırladık. Özel üretim bir eczacı tarafından hazırlanan zeytinyağını biyoteknolojik yöntemlerle çözdük. Son üründeki aktif madde olan kafeik asit fenetil ester’i elde ettik. Buna göre de dozlama yaptık. Koruyucu ve tedaviye destek amaçlı kullanılıyor. Birçok hastanenin onkoloji servisindeki hastalar kemoterapi öncesi bu ürünü kullanıyorlar ve son derece başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Kemoterapiden önce kullanılması, bu tür ilaçların yan etkilerini ortadan kaldırması anlamında da çok başarılı. Pediatride çocuklarda da kullanılabiliyor. Zaten Propolis’in antimikrobiyel özelliği nedeniyle antibiyotik kullanmaya bağımlı kalmış çocuklarda, çocukların antibiyotik kullanmaması gerekiyor. Bunun yerine kimyasal ürün içermeyen propolis ürün başarı ile kullanılıyor.

13 proje var

Prof. Dr. Sibel Silici, propolis konusunda Ziraat Fakültesi’nde 13 proje üzerinde çalıştıklarını belirterek, ‘

Ben, 25 yıldır propolis konusunda çalışıyorum. Türkiye’deki ilk doktoralı araştırmacıyım. Şu an laboratuvarda ve Erciyes Üniversitesi’nde araştırma ekibimizle ikisi TÜBİTAK olmak üzere 13 proje yürütüyoruz. Çoğunluğu kemoterapi üzerine. Çünkü kemoterapi ağır ve önemli bir süreç. Hastalık yaşam kalitesini çok etkileyen bir dönem. Bu nedenle doğal ve kimyasal ürün içermeyen ürünlerle takviye sağlamak gerekiyor. Propolisi zeytinyağında hazırlayarak katkı sağladığımızı düşünüyorum. Umarım herkes için çok faydalı ürün olur, diye sözlerini tamamladı.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-erciyes-universitesinde-onkoloji-hastalarina-zeytinyagli-propolis-ile-gida-takviyesi-uygulaniyor-11-681-77893.html
homeopatik ilaç

ABD’de kanser gelişimini durduran ilaç geliştirildi

ABD’deki Oregon Üniversitesi uzmanları dört tip kanserin gelişimini durduracak bir ilaç geliştirdi.

ABD’deki Oregon Üniversitesi uzmanları 4 tip kanserin gelişimini durduracak bir ilaç geliştirdi. KBU2046 isimli ilacın; meme, prostat, kolon ve akciğer kanserlerinin gelişimini durduğu öne sürüldü.

Bilim insanları erken teşhis yapıldığı durumlarda ilaçla bu kanser türlerine yakalanan kişilerin hayatlarının kurtulabileceğini söyledi. Genetik olarak değiştirilmiş kanserli farelerle yapılan araştırmalarda KBU2046 ilacının tümör metastazlarını bastırdığı gözlemlendi.

Üstelik ilacın yan etkisi olmadığı iddia ediliyor. Araştırmayı yürüten Dr. Raymond Bergan,

İlaç proteinle birleşiyor ve protein üzerinde negatif bir etki oluşturmaksızın hücrelerin hareket etmesini engelliyor.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-abdde-kanser-gelisimini-durduran-ilac-gelistirildi-11-681-77538.html
kanser, kanserde beslenme, onkoloji

Araştırmalar sonucu kanserin yayılmasında etkin genler tespit edildi

Kanadalı bilim insanları, kanserin yayılmasında kilit öneme sahip olabileceği düşünülen 11 geni tespit etti.

Nature Communications Dergisi’nde yayımlanan araştırma, yeni tespit edilen hedef genlere ket vurmanın, kanserin canlı hücrelerde metastaz yapmasını engellediğini gösterdi. Alberta Üniversitesi‘nden bilim adamlarının araştırması sırasında kanser hücrelerinin gerçek zamanlı yayılması ve büyümesini canlandıran eşsiz bir platform kullanıldı.

Bilim insanları, bu platformda kanser hücrelerine kısa kıvrımlı RNA taşıyıcılarını enjekte etmek için hücrelerde belirli genlere bağlanan ve bunların faaliyetini durduran moleküler bir araçtan faydalandı.

Daha sonra bu kanser hücreleri embriyonlara yerleştirildi ve kanser salkımları oluşturup oluşturmadıkları gözlendi. Araştırma ekibinin lideri Konstantin Stoletov,

Metastaza giden adımların tümü anlamına gelen yoğun (kanser) kolonilerinin engellendiğini keşfettik, dedi.

Alberta Kanser Vakfı‘ndan John Lewis, araştırmada tespit edilen 11 genin, kanser hücrelerinin yayılmasında önemli rol oynadığını söyledi. Bilim adamları bundan sonraki aşamada metastazla ilişkili genler ve kanserin yayılmasını önlemek için hedef ilaç gibi genetik ürünler üzerinde inceleme yapmayı planlıyor.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-arastirmalar-sonucu-kanserin-yayilmasinda-etkin-genler-tespit-edildi-11-681-77526.html

Obez onkolojik hastalarda riski artırıyor

Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları, obez veya aşırı kilolu hastalarda etkinliğini yitiriyor olabilir.

Obezitenin birçok kanser türü için daha kötü sonuçlar alınmasına neden olduğu çeşitli araştırmalarda belirtiliyor. Yeni yapılan bir çalışmada ise bilim insanları, ilk defa birikmiş yağ dokuları ile kemoterapi ilaçlarının etkinliği arasında bir ilişki buldu.

Molecular Cancer Research’teAdipocytes Sequester and Metabolize the Chemotherapeutic Daunorubicin” başlığıyla yayımlanan çalışmada, yağ dokularının kemoterapi ilaçlarının etkinliğini azaltabildiği ve tedavilerden kötü sonuç alınabildiği söylendi.

Yağ dokuları kemoterapi ilacını kanserli hücrelerden uzaklaştırıyor

Los Angeles Çocuk Hastanesi Pediatrik Endokrinoloji bölümünde klinik şef olan ve çalışmaya liderlik eden Doç. Dr. Steven Mittelman, antrasiklin ailesine mensup bir kemoterapik olan ve lösemi de dahil birçok kanserin tedavisinde kullanılan daunorubisinin etkinliğinin, adiposit yağ doku birikimi fazla olan bütün hücrelerde azaldığını ifade etti.

Araştırmaya göre, adiposit yağ dokuları kemoterapik daunorubisin’i emiyor ve kanserli çevrelerden uzaklaşmasına neden oluyor. Ayrıca adiposit yağ dokularında bulunan enzimler, kemoterapi molekül yapısında değişikliklere yol açarak kanserli hücrelere karşı daha az toksik olmasına yol açıyor.

Neden kilo veremiyorum?, kilo verememe nedenleri, kilo verememe sebepleri, zor kilo vermek, kiloyu zor vermek, kilo verme zorluğu, insülin direnci kilo vermeyi engelliyor, kilo verirken dikkat edilecekler, kilo verdiren diyet, kilo verdiren gıdalar

Obezler için yağ hücrelerine karşı daha dirençli ilaçlar üretilebilir

Araştırmacılar çalışmayla ilgili,

Sonuçlar insandaki yağ hücrelerinin kemoterapi ilaçlarında moleküler düzeyde değişikliklere yol açabileceğini ve hatta tamamıyla etkisiz hale getirebileceğini gösteriyor. Bu bulgular, omentum, göğüs ve kemik iliği gibi adiposit yağ dokusu açısından zengin kanser bölgeleri için oldukça önemli.

İfadelerine yer veriyor, obeziteli insanlarda standart kemoterapi ilaçlarına duyarlı enzimlere karşı daha dirençli olan ilaçların geliştirilebileceğini söylüyor.

Yağ dokularındaki kemoterapi ilaçlarına duyarlı enzimlerin daha detaylı incelemesinin gelecekteki tedaviler açısından oldukça önemli olduğunu söyleyen araştırmacılar, bu enzimlere karşı daha dirençli ilaçların üretilebileceğini ifade ediyor.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/hekim/tibbi-gelismeler/tr-kilolu-kanser-hastalari-daha-mi-fazla-risk-altinda-2-19-75232.html
kanser, cancer, kaner hastalığı

Türk araştırmacılardan kanseri önleyip yaşamı uzatan bir karışım!

Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde (AKÜ) bir grup bilim insanı, kanseri önleyen ve yaşamı uzatan tamamen doğal ve bitkisel olarak bir karışım yaptı.

AKÜ Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalında görevli Prof. Dr. İbrahim Demirkan çalışmanın sonucunun olumlu olduğunu anlattı. Prof. Dr. Demirkan, karışımın

  • Antep fıstığı reçinesi,
  • sumak reçinesi,
  • polen,
  • çörek otu tohumu,
  • nar kabuğu ve
  • zeytinyağı kombinasyonundan oluştuğunu ifade etti. Prof. Dr. Demirkan,

Çalışmamızda 100 adet fare kullandık. Bunları değişik gruplara ayırdık. Birinci grup, önce ürünü verdik tarafımızdan hazırlanan bu bitkisel kürü. İkinci gruba hem kanser tatbik ettik, hem de ürünü aynı anda verdik. Üçüncü gruba önce kanseri oluşturduk daha sonra bu ürünü tatbik ettik. Biz bunu kanseri önleyip önleyemeyeceği yönünde araştırma yapmak istedik. Neticede gördük ki önceden kullandığımızda bitkisel kürü kanser gelişmedi hiçbir şekilde ancak diğer gruplarda ikinci ve üçüncü grupta farelerin yaşam süresi %100 – 150 oranında arttı. Ayrıca farelerde yaşam kalitesi davranış bozukluğu diğer parametreler yönünden değerlendirildiğinde hiçbir yan etkisi olmadığını tespit ettik. Bu çalışma bilimsel camiada faz sıfır çalışması olarak değerlendirilir. Bundan sonra yapılacak çalışmalar insan üzerinde bu ürünün denenmesi gerekir. Buna da faz bir faz iki ve faz üç çalışması deriz. Klinik çalışmaları da kapsar, dedi.

Kanser hücreleri cerrahi girişimlerle azaltılabilir

Kanser tedavisinin en zor yanının kansere neden olan odağın yok edilmesindeki güçlüklerdir, diyen Prof. Dr. Demirkan konuşmasında,

Kanser hücreleri cerrahi girişimlerle uzaklaştırılabilir, zehirli kimyasallar veya radyasyon ile yıkımlanabilir. Ancak kanser hücrelerinin her birini bölgede bir tane kanser hücresi kalmayıncaya kadar yok etmek çok güçtür. Bir tek kanser hücresi bile tedaviden kurtulsa hastalık yeniden ortaya çıkar. Son yıllarda yapılan çalışmalarda hedefe yönelik akıllı ilaçlar geliştirilmiştir. Nano parçacıklara yüklenmiş modern anti-tumor ajanlar doğrudan hedefe ulaşıp kitlenin içine penetre olarak ilacı orada hedefine bırakıp odakları yok etmek amacıyla tasarlanmışlardır. Dolayısıyla hasta bu sağaltımda minimum komplikasyona maruz kalmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Yaşam süresindeki artık %100 – 150

Fareler üzerinden denenen karışımın olumlu sonuç verdiğini ve farelerin yüzde 100’ün üzerinde iyileşme gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Demirkan, şunları söyledi:

AK27 karışımının tümör oluşturulmasından önce verilmesi kanser gelişimini engellerken aynı anda veya tümör oluştuktan sonra verilmesi kanser kontrol grubu ile karşılaştırıldığında canlı kanser hücre sayısını anlamlı düzeyde azalttığı gözlendi. Dördüncü günden itibaren 12. güne kadar canlı ağırlık artışı bakımında gruplar arasında anlamlı farklar tespit edildi. AK27 uygulanan gruplarda ortalama yaşam süresi 24 ile 26 gün arasında artarken yaşam süresinde yüzde artış 100 ile 150 arasında değişti. Bu çalışmada AK27 doğal bitkisel bileşiminin meme tümörü hücresi ile oluşturulan kanserde dikkate değer oranda kanser önleyici etkisi ile yaşam süresini % 100’ün üzerinde uzattığını gösterdik. Çalışma sonuçları uluslararası SCI-EXP bir derginin Eylül 2017 sayısında yayınlanmıştır.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turk-arastirmacilardan-kanseri-onleyip-yasami-uzatan-bir-karisim-11-681-74847.html
SICAK ÇAY DİYETİSYEN AKGÜL

Sıcak tüketilen çaydaki tehlike!

Dumanı üstünde tüten sıcacık çayınızdan bir yudum almak için sabırsızlanıyor olabilirsiniz fakat sadece beş dakika beklemek sağlığınız ve kendiniz için yapacağınız olumlu bir davranış olabilir…

[irp posts=”10227″ name=”Flavonoidlerin kanser üzerine etkileri”]

Kanser riski sekiz kat artıyor

British Medical Journal’da yayınlanan bir çalışmaya göre 70°C üzerinde sıcak içecek tüketimi özofagus yani yemek borusunda oluşabilecek kanser riskini sekiz kat artırabileceği bildirilmektedir.

çay zararlı mı, diyette çay içilir mi, kahvaltıda çay, çay kaç kalori, yeşil çay, siyah çay kalorisi

Çayın sıcak olarak tüketilmesi riski artırıyor

Dünya genelinde her yıl 500.000’den fazla bireyin ölmesine sebep olan özofagus kanseri genel olarak Asya, Güney Amerika ve Doğu Afrika’da görülmektedir. Yaygın olarak nedeninin alkol ve tütün kullanımı olabileceği belirtilmektedir. Aynı zamanda bu bölgelerde içeceklerin sıcak olarak tüketildiği bildirilmektedir. Özellikle Türkiye, Çin, İran ve Güney Amerika’da 70 derece ve üzerinde çay tüketilmektedir.

çay diyet, çay zararlı mı, diyette çay içilir mi, kahvaltıda çay, çay kaç kalori, yeşil çay, siyah çay kalorisi

Örneklem olarak İran alındı

İran’da sigara ve alkol tüketimi çok düşüktür çay tüketiminin fazla olması nedeniyle araştırmacılar çay içme alışkanlıklarıyla kanser riskinin arasındaki bağlantıyı anlayabilmek adına çalışmalar yapmışlardır. Bireylere hafif sıcak, (65 derece ya da daha az) sıcak ( 65-68 derece) ve çok sıcak (70 derece ve üzeri ) çaylar içirilerek karşılaştırmalar yapılmış ve görülmüştür ki; yüksek sıcaklıklarda çay tüketimi kanser riskini arttırmaktadır. Çalışmayı kaleme alan araştırmacılar:

Çalışmamız, sıcak ya da çok sıcak çay içmenin yemek borusunda skuamöz hücreli karsinom riskinde önemli bir artışa yol açtığını gösteriyor.”diyerek tüketilen çay miktarı ile kanser riski arasında herhangi bir ilişki olmadığını belirtmişlerdir.

Sıcak tüketilen yeşil çay da risk taşıyor

Çin’de yapılan farklı bir çalışmada da bireylere sıcak olarak yeşil çay verilmiş ve araştırmacılar yeşil çay tüketiminin kanser riskini olumsuz etkilemediğini fakat sıcak olarak tüketilen yeşil çayın kanser riskini artırdığını bildirmişlerdir.

[irp posts=”9890″ name=”Kanser ve beslenme ilişkisi ortaya konuldu!”]

İngiltere çayını 56 – 60 °C’de içiyor

İngiltere’de yapılan daha önceki çalışmalara göre, sağlıklı nüfusta ortalama sıcaklık tercihinin 56-60 derece olduğu bildirilmiştir.

Isıyla yaralanma epitelyum dokuda kansere neden olabileceğinden içeceklerinizi tüketmeden önce beş dakika beklemeniz sağlığınıza fayda sağlayacaktır. Gelenekselleşmiş çay/kahve keyiflerimizin daimi olmasını dileyerek sıcak yiyecek içeceklerin enazından 5 dakika bekledikten sonra, soğumasına izin vererek, sıcaklığını tolere edebileceğiniz haliyle tüketilmesini öneririm.

Keyfiniz bol, sağlığınız yerinde olsun…
Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Gizem çalışkan Akgül

Flavonoidlerin kanser üzerine etkileri

Meyve ve sebze tüketmeyen bireylerde, tüketen bireylere göre kanser görülme riski iki kat daha fazladır…

Flavonoidlerin sağlığa etkileri – I

Özellikle akciğer, özefagus, ağız boşluğu, pankreas, mide, kolon, rektum, mesane ve larinks kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Bu hastalıkları önlemek için günde 5 porsiyon renkli sebze ve meyve tüketilmelidir.

Domateste bulunan likopen, A vitamini benzeri madde olup prostat, meme, sindirim sistemi, mesane, deri ve serviks kanserine karşı etkilidir ve bu etkisini antioksidan özelliğiyle yapmaktadır. Brokoli, karnabahar ve lahana gibi besinler de kansere karşı etkilidir. Bu etkiyi içerdikleri glukozinatlarla göstermektedir.

gmo, GDO, Genetiği değiştirilmiş organizma (1)

İndol, izosiyonat ve sulforan gibi fitokimyasallar ise DNA hasarını önleyen ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini arttıran yapılardır. Sarımsak ise yıllardır tıbbi amaçlı kullanılmaktadır. Etkisini yapısındaki allisin, allik sülfitler gibi organosülfür bileşikleri ile sağlamaktadır. Soğanda da bulunan allik sülfitler immün sistemi güçlendirir, karsinojen maddelerin atımını sağlar, tümör hücrelerinin oluşumunu baskılayan enzim sistemlerini uyarır.

bağışıklık sistemi immün sistem hiv aids
Flavonoidlerin büyük bir kısmı glutatyon-S-transferaz (GST) aktive ederek mutajenik etkiye sahip ksenobiyotikleri detoksifiye eder.  Östrojen gibi davranan bitkisel kimyasallara fitoöstrojen denilir ve bu fitoöstrojenler hormon bağımlı meme, hipospadias, testis ve prostat kanserleri üzerine etkilidir. Fitoöstrojen kaynağı olarak en başta soya ve ürünleri gelir ve etkisini fitosteroller, saponinler, fenolik asit, fitik asit, izoflavonlar, genistein ve diadzein gibi yapılarla gösterir.  Siyah çay tüketiminin kanser üzerine etkisi üzerine de araştırılmalar yürütülmektedir.

Antioksidant,B6 vitamini,bağışıklık hüreleri,bağışıklık sistemi,besin çeşitliliği,Çinko,folik asit,yeşil yapraklı sebzeler, Diyetisyen Sibel Mumcu, Diyetisyen Sibel Mumcu kimdir, Diyetisyen Sibel Mumcu yazıları, Diyetisyen Sibel Mumcu bağışıklık sistemi, gıda hattı, gıda gündemi, bağışıklığı yükselten besinler, bağışıklığa iyi gelen gıdalar,

İn vitro çalışmalarda çayın yapısında bulunan epigallokateşin-3-gallo (EGCG) ve theaflavin kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını engeller ankanserlerik insan çalışmalarında bu koruyuculuk henüz netleşmemiştir. Yeşil çay tüketimiyle ilgili yapılan çalışmalarda boğaz, prostat ve göğüs kanserlerine karşı koruyucu etki gösterdiği belirtilmiştir.

Ağız  kanserleri

Yeşil Çay 6 ay uygulamadan sonra lezyonlarda %37.9 kısmi azalma…

Yemek Borusu kanserleri

Yeşil ve siyah çay etkisiz…

Mide kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay Günde 7 finkanserlerin veya daha fazla yeşil çay tüketenlerde kanser riskinde %31’e varan azalma…

fitokimyasallar yazı dizisi

Pankreas kanserleri

Yeşil Çay 200 g/ay’a kadar tüketen erkeklerde kanser riskinde % 12, kadınlarda %53; 200 g/ay’dan fazla tüketen erkeklerde % 43, kadınlarda % 47 azalma…

Kolerektal kanserler

Siyah Çay Günde 2 veya daha fazla finkanserlerin çay tüketenlerde kolon kanser riskinde % 4, rektum kanseri riskinde % 44, kolorektumda % 21 azalma…

Deri kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, çay+UV ışın uygulanan grupta su+UV ışın verilen gruba göre % 30–42 daha az karetoakantoma ve % 26-33’den daha az squamus deri tümörü…

Akciğer kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, 4-tilnitrozamin–1(3-piridil)1-bütanon uygulanan grupta su+4–metilnitrozamin–1–(3–piridil)–1–bütanon uygulanan gruba göre tümör oluşumunda % 24 azalma, mevcut tümör boyutlarında % 38 küçülme…

Prostat kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay 2 finkanserlerin/gün’den çok çay tüketenlerde kanser riskinde % 30 azalma
Mesane Yeşil Çay Kadınlarda kanser riskinde % 50 azalma…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

kanser, kanserde beslenme, onkoloji

Kanser ve beslenme ilişkisi ortaya konuldu!

Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz’ün öncülüğünde Kartal Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, Kanser ve Beslenme konulu bir seminer düzenledi.

Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem veren Kartal Belediye Başkanı Op. Dr. Altınok Öz’ün öncülüğünde çalışmalarına devam eden Kartal Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, Kanser ve Beslenme konusunda bir seminer düzenledi. Seminerde Radyoloji Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Güden, Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Fidan konuşmacı olarak yer alırken, Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Turgut Mermertaş, Kartal İlçe Sağlık Müdürü Muhammet Sakarya, Kartal Mal Müdürü Aydemir Adem Kınalı, Kartal Nüfus Müdürü Ülker A.Saraç, Kartal Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü personeli, Yakacık Yeni Mahalle Muhtarı İlhan Düzülütaş ve vatandaşlar katıldı.

Kartal Belediyesi’nin Okan Üniversitesi işbirliğiyle düzenlediği Kanser ve Beslenme semineri, Yakacık Yaşam Kalitesini Yükseltme Merkezi’nde gerçekleşti. Seminere konuşmacı olarak katılan Radyoloji Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Güden ve Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Fidan, kanser ve beslenme arasındaki ilişki, sağlıklı beslenerek kanserden korunmanın yolları, kanser belirtileri ve alınması gereken tedbirler hakkında Kartallılara bilgi verdi.

Hareketli yaşama biçimi ile kansere engel olunabileceğine dikkat çeken Radyoloji Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Güden, sigaradan neden uzak durulması gerektiğini, hangi ürünlerin ne miktarda tüketilmesi gerektiğini ve hangi ürünlerde ne tür besinlerin bulunduğunu anlattı. Güden,

Sağlıklı insanların ek vitamin almalarına gerek yoktur. Yüksek riski olan insanların ve kanser hastalarının, doktorlarının önerdiği diyetleri mutlaka uygulaması gerekiyor, dedi.

kanser, kanserde beslenme, onkoloji

Hastalık yok, hasta var

Kanser tedavisinde artık ‘hastalık yok, hasta var’ prensibi doğrultusunda kişiselleştirilmiş tedavi uygulandığını, böylece her kanser hastasının kendi şartlarında değerlendirilerek tedavi edilebildiğini söyleyen Doç. Dr. Hasan Üstün, şunları dile getirdi:

kanser, kanserde beslenme, onkoloji

Hastanın mevcut diğer hastalıkları, kan laboratuvar bulguları, kemoterapinin yan etkilerine göre tercihler, tedavi seçiminde önemlidir. Günümüzde tıbbın bütün alanlarındaki gelişmelerine paralel olarak kanser tedavisinde de ilerlemeler yaşanıyor. Bütün kanser türlerinde ve her evrede, etkili tedavinin cerrahidir. Hastaların cerrahi öncesi daha iyi değerlendirilmeleri, cerrahi becerilerin artması ve gelişen teknolojinin sunduğu imkanlar kanser tedavisinde başarı oranlarını artırmasını sağlıyor. Cerrahi kazanımların bir diğer etkisi de hastaların artık daha erken taburcu olabilmesi. Bu sayede hastanın tedavisinde gerekli olan kemoterapiye de daha erken başlanabiliyor.

Antioksidant,B6 vitamini,bağışıklık hüreleri,bağışıklık sistemi,besin çeşitliliği,Çinko,folik asit,yeşil yapraklı sebzeler, Diyetisyen Sibel Mumcu, Diyetisyen Sibel Mumcu kimdir, Diyetisyen Sibel Mumcu yazıları, Diyetisyen Sibel Mumcu bağışıklık sistemi, gıda hattı, gıda gündemi, bağışıklığı yükselten besinler, bağışıklığa iyi gelen gıdalar,

C vitamini kanser kök hücrelerinin çoğalmasını engelliyor

Bilim adamları, C vitamininin kanser kök hücrelerini yok edebildiği sonucuna vardı.

Antioksidant,B6 vitamini,bağışıklık hüreleri,bağışıklık sistemi,besin çeşitliliği,Çinko,folik asit,yeşil yapraklı sebzeler, Diyetisyen Sibel Mumcu, Diyetisyen Sibel Mumcu kimdir, Diyetisyen Sibel Mumcu yazıları, Diyetisyen Sibel Mumcu bağışıklık sistemi, gıda hattı, gıda gündemi, bağışıklığı yükselten besinler, bağışıklığa iyi gelen gıdalar,

Sonuçları Oncotarget dergisinde yayımlanan, İngiltere’nin Manchester Salford Üniversitesinde yürütülen bir araştırma C vitamininin, deneysel ilaç 2-DG’den 10 kat daha etkili olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar, kanser kök hücrelerinin (CSCs) çoğalmasını durdurmak konusunda üç doğal maddenin (caffeic acid phenyl ester, silibinin ve askorbik asit), üç deneysel ilacın (actinonin, FK866 ile 2-DG) ve bir klinik ilacın etkinliğini inceledi. Söz konusu maddelerin ve ilaçların etkisini ölçen Dr. Gloria Bonuccelli’nin liderliğindeki ekip, hücrelerin yaşamasına ve çoğalmasına imkan sağlayan, kanser kök hücrelerinin biyoenerjetik sürecine odaklandı.

kanser, cancer, kaner hastalığı

Çalışmanın, kanser kök hücrelerinin metabolizmasını bozmayı ve çoğalmasına engel olmayı amaçladığını belirten araştırmacılar, actinonin ve FK866 ilaçlarının en etkin maddeler olduğunu ifade etti.