diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Türkiye’deki yetişkinlerin %11’i diyabetli!

Dünya üzerindeki diyabetli yetişkinlerin toplam nüfustaki payı açıklanırken, bu oranın en çok Pakistan’da olduğu görüldü. Böylelikle Pakistan’da bu oran %20, Türkiye’de ise %11 olarak kaydedildi.

Medya takip kurumu Ajans Press, diyabet ile ilgili basına yansıyan haber adetlerini inceledi. Ajans Press ve PRNet’in dijital basın arşivinden derlediği bilgilere göre diyabet ile ilgili geçen yıl basına yansıyan haber adedi 23.771 olarak kayıtlara geçti. Haber içerikleri incelendiğinde diyabetin nedenlerinin basında konuşulduğu görülürken, doktorların önlem amaçlı yaptığı açıklamalarında gündemde yer aldığı saptandı. Bunun birlikte diyabetle mücadele için açılan Diyabet Okulu’nun da basında oldukça yer aldığı belirlendi.

International Diabetes Federation (IDF) verilerinden elde edilen bilgilere göre, dünya üzerindeki diyabetli yetişkinlerin toplam nüfustaki payı açıklandı. Bu oranın en çok Pakistan’da olduğu görülürken,

  • Pakistan’da diyabetli oranının %20 olduğu kaydedildi.
  • Pakistan’dan sonra diyabetli yetişkinlerin toplam nüfustaki oranın en yüksek olduğu ülkeler %17 ile Malezya,
  • %16 ile de Suudi Arabistan olarak kayıtlara geçti.
  • Türkiye’de ise bu oran %11 olarak kaydedildi.

Diyabetli yetişkinlerin nüfusa oranla en düşük olduğu yer ise %3 ile Nijerya olarak saptandı.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turkiyedeki-yetiskinlerin-yuzde-11i-diyabetli-11-681-85425.html
yapay tatlandırıcılar, tatlandırıcılar, splenda, asesülfam k ve sağlık

Yapay tatlandırıcılar diyabete yol açıyor!

Güney Avustralya Üniversitesi Profesörü Peter Clifton tarafından yayınlanan bir araştırmada, düşük kalorili tatlandırıcıları kullanan kişilerin, kilo vermek bir yana kilo alma olasılıklarının daha yüksek olduğu belirtildi.

ABD’de 7 yıllık bir süre zarfında 5 bin 156 yetişkin üzerinde yapılan araştırma sonucunda, yoğun bir tada sahip olan ve sakkaroz, glukoz ve fruktoz yerine kullanılan düşük kalorili tatlandırıcıların, çok miktarda tüketildiğinde kilo almaya neden olduğu açıklandı. Araştırmaya göre 2,2 milyar dolarlık bir paya sahip olan yapay tatlandırıcı sektörü özellikle gençler arasında popüler durumda. Buna göre 20’li yaşlarda yapay tatlandırıcı kullanımı yüzde 200 oranında artarken yetişkinlerde ise bu artış yüzde 54 oranında.

Profesör Clifton açıklamasında “Yapay tatlandırıcı kullanımı, genel şeker alımını azaltmaz. Kullananlar hem şeker hem de düşük kalorili tatlandırıcılar kullanmış olurlar ve psikolojik olarak en sevdikleri yiyecekleri şımartabileceklerini hissedebilirler” dedi.

Tip 2 diyabete yol açabilir

Araştırmada yapay tatlandırıcıların kilo almak dışında tip 2 diyabet riskine yol açabilecek bağırsak bakterilerini de değiştirdiği ifade edildi. Clifton, yapay olarak tatlandırılmış içeceklerin (ASB) ise ayrıca ölüm ve kardiyovasküler hastalık risklerinin artmasında ve yaşlı insanlar arasında inme ve demansa da neden olabileceğinin altını çizdi. Prof Clifton,

Düşük kalorili tatlandırıcılardan daha iyi bir seçenek, bol miktarda kepekli tahıllar, süt ürünleri, deniz ürünleri, baklagiller, sebzeler ve meyveler ve sade su içeren sağlıklı bir diyete bağlı kalmaktır, diyor.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/hekim/tibbi-gelismeler/tr-kilo-vermek-icin-kullanilan-yapay-tatlandiricilar-diabete-yol-acabilir-2-19-84729.html
diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

HbA1c ne olmalı?

Endokrin Derneği’nin ABD’de yaptığı kongre devam ediyor. New Orleans’ta yapılan ENDO 2019’da, hekimler iki dernek tarafından kılavuzlara eklenen HbA1c değerini oyladı.

HbA1c değerinin tedavideki hedef değeri tartışma konusu. Amerikan Hekimler Koleji (ACP) tip 2 diabet tedavisinde HbA1c hedefini %7 ile %8 arasında olması gerektiğini belirtiyor. Amerikan Diabet Derneği (ADA) ise bu değerin %7’in altında olması gerektiğini belirtiyor.

Kongreye katılan delegeler ACP ve ADA’nın kılavuzlarındaki HbA1c değerini oyladılar. Oylama sonucunda ADA’yı %82 kişi desteklerken ACP Kılavuzunu %18 kişi destekledi. Ancak ADA ve ACP temsilcilerinin tartışmaları sonucunda tekrar bir oylama daha yapıldı. Sonuçlar şaşırtıcıydı!

ACP’nin temel savı, sıkı HbA1c hedefinin ve bunu elde etmeye yönelik yoğun tedavinin anlamlı bir fayda sağlamayacağı yönünde idi. Buna kanıt olarak UKPDS, ADVANCE, ACCORD ve VADT çalışmalarını gösterdiler. Büyük klinik çalışmalarda 5-10 yıl boyunca HbA1c <% 7’nin hedeflenmesinin klinik mikrovasküler veya makrovasküler sonuçları azaltmadığını belirttiler.

Öte yandan daha düşük HbA1c hedefinin daha yüksek dozda ilaç, daha fazla hipoglisemi riski, daha fazla izlem ve bakım yükü ve daha fazla maliyet demek olduğunu öne sürdüler.

Klinisyenler, tedavinin yararları ve zararları, hastanın tercihleri, hastanın genel sağlık ve yaşam beklentisi, tedavi yükü ve bakım maliyetleri parametrelerini göz önünde bulundurarak glisemik kontrol hedeflerini kişiselleştirmelidir, dediler.

ADA ise temel olarak, <%7 olan HbA1c hedefinin aslında %7-8’e ulaşmak için bir taktik olduğunu belirtti ve hedefi direkt %7-8’e olarak belirtince HbA1c’nin her hastada %7,9’a kadar tırmanmasından kaygı duyduklarını bildirdi. Her iki grup da tedavinin kişiselleştirilmesinin anahtar yaklaşım olduğu konusunda mutabık kaldı.

Ama bu tartışma sonunda izleyicilerin tartışmanın başındaki fikirleri ACP lehine değişmişti ve oylama sonuçları gerçekten sürpriz oldu. ACP kılavuzunu destekleyenler %18’den 42’ye yükselirken, ADA’yı destekleyenler %82’den 58’e düştü.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/var/www/html/mbeta/guncel/genel/tr-hba1c-ne-olmali-kongrede-hekimlerin-oylariyla-belirlendi-surpriz-sonuclar-ortaya-cikti-11-681-81005.html
c vitamini

C vitamini, diyabetlilerde yüksek kan şekerini düşürüyor!

C vitaminin, Tip 2 diyabet hastalarında yüksek kan şekeri seviyelerinin düşürülmesine yardımcı olduğu bildirildi.

Avustralya’da Deakin Üniversitesi‘nden Glenn Wadley liderliğinde yapılan araştırma, gün içinde alınması gerekenin yaklaşık 10 katı C vitamini takviyesinin, Tip 2 diyabet hastalarında hem yüksek kan şekeri seviyelerini hem de tansiyonu düşürdüğü görüldü.

Wadley, C vitaminin, Tip 2 diyabet hastalarında yemeklerden sonra kan şekerindeki ani yükselişi %36 düşürdüğünü, bunun hastalarda günde neredeyse 3 saat daha az hiperglisemi hali anlamına geldiğini söyledi. Hipergliseminin, kardiyovasküler rahatsızlık açısından da bir risk faktörü olduğuna işaret eden Wadley,

Aynı zamanda C vitamini takviyesi aldıktan sonra hipertansiyonu olan kişi oranının yarı yarıya düştüğünü keşfettik, dedi.

Araştırmanın ayrıntıları “Diabetes, Obesity and Metabolism” dergisinde yayımlandı.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/c-vitamini-diyabet-hastalarinda-yuksek-kan-sekerini-dusuruyor/1402359
erkek ayakkab sağlık

Diyabetlilere: “Elektrikli ayakkabı”

Erciyes Üniversitesinde yürütülen proje kapsamında, diyabet hastalarının ayak yanması ve karıncalanması gibi şikayetlerinin ortadan kaldırılması için giyilebilir tens cihazı geliştirildi.

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) bünyesinde yürütülen çalışma ile diyabet hastalarının ayaklarındaki yanma ve karıncalanma şikayetlerini önlemeye yönelik giyilebilir tens cihazı geliştirildi. Mühendislik Fakültesi Mekatronik Mühendisliği Dr. Öğretim Üyesi Muzaffer Kanaan, Erciyes Teknopark bünyesinde Sanotek adlı bir şirket kurarak diyabet hastalarının muzdarip olduğu ayaklarda yanma, batma ve karıncalanmanın önlenmesi için çalışma yaptı. Kanaan, bu kapsamda ayakkabıların içine yerleştirilebilen özel bir tabanlık tasarladı.

Tens cihazının fonksiyonlarını yerine getiren tabanlık, hastaların sabit bir mekana bağlı kalmadan her ortamda tedavi olmalarına imkan sağlayacak.

Kanaan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insanların artık diyabet ile daha erken yaşlarda tanıştığına işaret ederek, bu hastalığa sahip kişilerin ayaklarda yanma, batma ve ağrı gibi anormal hisler yaşadıklarını, bu şikayetlerin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini dile getirdi. Hastaların tedavileri için iki temel alternatif tedavi yöntemi olduğunu anlatan Kanaan, şunları söyledi:

Biri ilaç tedavisi ancak yan etkileri sıkıntı yaratıyor. İkincisi ise ayak altına düşük güçte elektrik şoku vermek. Bu ikinci tedavi yöntemini hastanın her zaman, her koşulda kullanabileceği bir formata sokmak istedik. Diyabet hastalarının mobil yaşam tarzına uyum sağlayacak şekilde giyilebilir bir tens cihazı tasarladık. ‘TÜBİTAK 1512 Bireysel Girişimcilik Destek Programı’ kapsamında destek aldık. Tens cihazları daha ço k klinik ortamlarda ya da evlerde hastanın hareketini kısıtlayıcı şekilde, kullanım zorluğu olan cihazlar. Piyasada giyilebilir şekilde hastayı tedavi edici bir tens cihazı yok.

Prototipini yaptıkları, ayakkabıya yerleştirilen tabanlık içindeki tensin üretilmesiyle piyasada büyük bir boşluğu dolduracaklarına dikkati çeken Kanaan, bu elektro tabanlığı, hastanın toplu taşımada, iş yerinde, her ortamda rahatlıkla kullanabileceğini kaydetti.

Kanan, klinik ve patent çalışmalarının sürdüğünü, yakın zamanda yatırımcılar vasıtasıyla ürünü medikal bir cihaz olarak piyasaya sürmeyi hedeflediklerini bildirdi.

2040 yılında 600 milyon diyabetli

Projenin klinik çalışmalarına danışmanlık yapan ERÜ Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Ferda Erdoğan ise diyabetin pek çok organı, özellikle gözleri ve böbrekleri olumsuz etkilediğini aktardı. Yapılan bir araştırmaya göre 2040 yılında dünyada yaklaşık 600 milyon kişinin diyabetli olacağının tahmin edildiğine dikkati çeken Erdoğan, şunları kaydetti:

Diyabet hastalarında en sık karşılaştığımız problem, omurilikten çıkıp vücuda dağılan sinirlerin olumsuz etkilenmesi. Bu etkilenme sonucu sıklıkla ayaklarda yanma, batma, hissizlik ortaya çıkıyor. İleride 600 milyon diyabetlinin yarısının nöropatileri olacağı tahmin ediliyor. Yani sinir hasarları. Bu semptomları ortadan kaldıracak, daha etkin tedavi modellerine ihtiyaç var. Tüm dünyada da bu yönde araştırmalar var. Uygulanacak yöntem, sinir sisteminin dışarıdan bir enerjiyle uyarılması, manyetik olabilir, elektriksel olabilir. Sinir sistemi zaten elektrikle çalışan bir düzenek. Onun enerjitik bir aktivitesi var. Bu aktivitedeki bozulmaları yine benzer bir yöntemle gidebiliriz.

Erdoğan, bu yöntemin ilk 1960’larda kullanılmaya başlandığını ve işe yaradığının bilimsel olarak kanıtlandığını dile getirdi. Yöntemin Dr. Kanaan’ın geliştirdiği tasarımla bugünün hızlı yaşantısına uygun hızlı bir tedavi olacağını ifade eden Erdoğan, İnsanlar tedavi görürken günlük yaşantıdan kopmak istemiyor. Bu proje bunu destekliyor. İnşallah sonuçlanınca hem ülkemizin hem de dünyanın hizmetine sunulup diyabet hastalarının hayatını kolaylaştıracaktır. diye konuştu.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/diyabet-hastalarina-elektrikli-ayakkabi/1318285
diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

2030’a kadar 40 milyon diyabetli insülinsiz kalabilir!

Dünyada gelecek 12 yıl içinde yaklaşık 40 milyon tip 2 diyabet hastasının, diyabetli kişi sayısı artmaya devam ettiği ve erişim imkanlarını artırmak konusunda önemli ölçüde gelişme kaydedilmediği takdirde insülinsiz kalabileceği belirtildi.

Uluslararası basında yer alan haberlere göre, “Lancet Diabetes and Endocrinology” dergisinde yayımlanan çalışmada, 2030 yılına kadar dünyada 79 milyon tip 2 diyabet hastasının insüline ihtiyacı olacağı ve bunların yarısının insüline erişim sağlayamayacağı değerlendirmesinde bulunuldu. Çalışmada, insüline ihtiyaç duyan 63 milyon tip 2 diyabet hastasından yaklaşık 33 milyonunun hali hazırda ilaca erişemediğine dikkat çekildi.

ABD’deki Stanford Üniversitesinden araştırmacılar, 2030’a kadar tip 2 diyabetli sayısı ve ihtiyaç duyacakları insülin miktarıyla ilgili muhtemel artışı belirlemek için Uluslararası Diyabet Federasyonundan ve 221 ülkedeki tip 2 diyabet hastasıyla ilgili yapılan 14 çalışmadan alınan verileri değerlendirdi.

Dünya genelinde 2018’de 406 milyon olan tip 2 diyabetli hastası sayısının 2030 yılında 511 milyona ulaşacağı tahmininde bulunan araştırmacılar, bunlardan 130 milyonunun Çin’de, 98 milyonunun Hindistan’da ve 32 milyonunun ABD’de yaşayacağını öngördü. Her diyabet hastasının insüline ihtiyaç duymadığı ve 511 milyon kişiden 79 milyonunun insülin gereksinimi olacağı vurgulanan çalışmada, üretim miktarlarını artırmak ve maliyeti düşürmek gibi yeterli erişimin sağlanması için gerekli önlemler alınmadığı takdirde bu 79 milyon kişiden sadece 38 milyonunun insüline erişebileceği kaydedildi.

Çalışmanın lideri, Stanford Üniversitesinden Dr. Sanjay Basu,

Bu tahminler, mevcut insülin erişim düzeylerinin özellikle Afrika ve Asya’da öngörülen ihtiyaçla karşılaştırıldığında oldukça yetersiz olduğunu ve bu büyük sağlık sorununun üstesinden gelmek için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini öne sürüyor,  dedi.

Basu, şehirleşme ve buna bağlı olarak yeme alışkanlıklarındaki değişiklik ve fiziksel hareketsizlik nedeniyle tip 2 diyabetli hasta sayısının 12 yıl içinde artmasının beklendiğini ifade etti.

Diyabet, insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan, kan şekeri yüksekliği ile seyreden ve yaşam boyu kontrol gerektiren kronik ve ilerleyici bir hastalık. Gerektiği gibi kontrol edilmezse, kalp damar hastalıkları, böbrek yetmezliği, körlük, sinir hasarı ve diyabetik ayak gibi çeşitli önemli yaşamsal sorunlara yol açabiliyor.

Diyabet genel olarak tip 1 diyabet, tip 2 diyabet ve gebelikte görülen gestasyonel diyabet olmak üzere üçe ayrılıyor. Tip 1 diyabette insülin salgısı hiç yok veya yok denecek kadar az. Çok erken yaşlarda ortaya çıkan tip 1 diyabetin tedavisinde ise mutlaka insülin kullanılması gerekiyor. Tip 2 diyabette vücutta insülin salgısı yetersiz kalıyor. Salgı bozukluğu ile birlikte insülin direnci görülüyor. Yaşla birlikte görülme sıklığı artan tip 2 diyabette, şişmanlık ve genetik geçiş önemli risk faktörleri arasında bulunuyor. İlaç tedavisinde her zaman insülin gerekmiyor.

diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Türkiye’de diyabetli hasta oranı dünyadakinin 2 katı!

14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla yurt genelinde çeşitli etkinliklerle hastalığa dikkat çekilirken, Türk Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, Türkiye’deki durum hakkında endişe verici bilgiler paylaştı. Türkiye’de diyabetli sayısının dünyanın 2, Avrupa’nın ise 3 katı oranında olduğunu belirten Prof. Dr. Yılmaz, ülkemizde 11 milyon civarında diyabetli olduğunu vurguladı. Ayrıca daha önce Türkiye genelinde yapılan TURDEP araştırmasının sonuçlarına göre de Türkiye’de diyabetin görülme sıklığı her 10 yılda bir %100 oranında artıyor.

Birleşmiş Milletler’in sıtma salgını, tüberküloz ve AIDS hastalığından sonra dördüncü kez diyabet konusunda tüm dünyayı uyardığına dikkati çeken Yılmaz, “Şu anda diyabet dünyadaki ölüm nedenleri içinde 6’ıncı sırada. Asıl daha önemlisi dünyadaki ölüm nedenleri içinde, diğer ilk 5 sıradaki hastalığın 3 tanesinin bir numaralı sebebi. Dünyadaki bütün ülkelerde bir numaralı ölüm nedeni kalp damar hastalığı. Diyabet de kalp damar hastalıklarının bir numaralı sebebi. İki numaralı ölüm nedeni hipertansiyon. Buna bağlı inme, felç aynı şekilde diyabet nedeniyle gelişiyor. Böbrek hastalıklarının da aynı şekilde diyabet bir numaralı nedeni” dedi.

Türkiye’de diyabet her 10 yılda 1, %100 oranında artıyor

Dünyada diyabetin çok hızlı bir şekilde yayıldığını da belirten Prof. Dr. Yılmaz, şöyle konuştu:

10 yıl içinde ise 1 milyar insanın diyabet hastası olacağı düşünülüyor. Bizim ülkemizde ise her 10 yılda 1 diyabet %100 oranında artıyor. Diyabet aslında 21’inci yüzyılın bizim gündemimize getirdiği yüksek teknolojiden, bunların bize getirdiği yeni hayat modellerinden besleniyor. Teknoloji, otomobiller, akıllı televizyonlar aslında hiç farkına varmadan bizleri yavaş yavaş içine aldı. Çalışma saatleri uzadı, daha hareketsiz bir yaşamımız oldu. Oturduğumuz yerden artık her şeyi organize ediyoruz. Kimse yürümüyor, kimse koşmuyor. Buna karşılık zaman hızlandı. İnsanların oturup beslenmeye ayıracak vakti kalmadı ve fast food denilen yiyeceklere yöneldi. Yağlı, hamurlu, kırmızı etten zengin bir beslenme modeliyle tüm dünya şişmanlamaya başladı.

Türkiye’deki diyabetli sayısı dünyanın 2, Avrupa’nın 3 katı

Çocuklarda dahi obezitenin 3’te 1 oranına yükseldiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, diyabetin ülkemizde diğerlerinden daha önemli bir sorun olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Yılmaz,

Türkiye’deki diyabet ortalaması dünyadakinin 2 katı, Avrupa ortalamasının ise 3 katı. Türkiye’deki artış hızı da aynı şekilde çok fazla. TURDEP 1 (Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması) ve TURDEP 2 çalışmasına göre diyabetin artış hızı %100. Şu anda ülkemizde 11 milyon civarı diyabetli olduğunu düşünüyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kayıtlarına göre de 7,8 milyon ilaç kullanan diyabetli var. Diyabetin ailesel bir hastalık olması nedeniyle birinci dereceden yakınların da riskli grupta olduğunu düşünürsek 40 milyona yakın bir insanı ilgilendiriyor” şeklinde konuştu.

Her 8 saniyede 1 kişi diyabet nedeniyle ölüyor

Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun yaptığı bir çalışmaya göre her 8 saniyede 1 kişinin diyabet nedeniyle öldüğünü söyleyen Prof. Dr. Yılmaz,

Şu anda diyabet dünyadaki ölüm nedenleri içinde 6’ıncı sırada. Asıl daha önemlisi dünyadaki ölüm nedenleri içinde, diğer ilk 5 sıradaki hastalığın 3 tanesinin bir numaralı sebebi. Dünyadaki bütün ülkelerde bir numaralı ölüm nedeni kalp damar hastalığı. Diyabet de kalp damar hastalıklarının bir numaralı sebebi. İki numaralı ölüm nedeni hipertansiyon. Buna bağlı inme, felç aynı şekilde diyabet nedeniyle gelişiyor. Böbrek hastalıklarının da aynı şekilde diyabet bir numaralı nedeni, dedi.

CGM cihazı sgk kapsamına alınsın önerisi getirilecek

Prof. Dr. Temel Yılmaz ayrıca Türkiye Diyabet Vakfı olarak 18 yaşından küçük, diyabetli çocukların ayda 150 kez şeker ölçümü için parmaklarını delmek zorunda kaldığını, bunun yerine CGM denilen, deri altından şeker ölçümü yapan bir cihazın SGK geri ödeme kapsamına alınması için Meclis’e öneride bulunacaklarını belirtti. Sağlık harcamaları bakımından devlete yük oluşturmaması için CGM cihazına özel bir formül geliştirdiklerini belirten Prof. Dr. Yılmaz, bu sayede hem ailelerin sürekli olarak çocuklarının kan şekerini takip edebileceğini hem de küçük çocukların parmaklarının ayda 150 kez delinmek zorunda kalmayacağını söyledi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-prof-dr-temel-yilmaz-turkiyede-diyabetli-hasta-sayisi-dunyanin-2-kati-11-681-79222.html
mavi halka evrensel diyabet şeker hastalığı simgesi, Diyabetes Mellitus, Diyabetin görülme sıklığı, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mehtap Tınazlı,

TDD’den “14 Kasım Dünya Diyabet Günü” açıklaması!

Beslenme ve yaşam tarzındaki değişmeler, yanlış tutum ve davranışlara bağlı olarak son yıllarda çocuklarda ve gençlerde de tip 2 diyabet prevalansı hızla artmaktadır.

Ülkemizde 1997-1998 yıllarında yapılan Türkiye Diyabet Epidemiyoloji (TURDEP-I) çalışması sonuçlarına göre tip 2 diyabet prevalansı %7.2, bozulmuş glukoz toleransı (BGT) sıklığı ise %6.7 olarak belirlenmiştir. TURDEP-II çalışmasında ise ülkemiz genelinde 20 yaş üzerindeki 26.499 birey incelenmiş ve tip 2 diyabet sıklığının geçen yıllarda önemli derecede arttığı ve diyabet prevalansının %13.7’ye ulaştığı görülmüştür. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) ülke sıralamasında ise Ülkemiz maalesef 2. sırada yer almaktadır. Dünyadaki 2013 yılı itibari ile diyabetli birey sayısı 382 milyon iken diyabet vakalarında görülen bu artış hızıyla diyabetli sayısının 2035 yılında %55 daha artarak 600 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Dünyada diyabetin görülme sıklığı hızla artmakta, sağlık bakımı ve ekonomiye olan yükü de ağırlaşmaktadır.

Tip 2 diyabetes mellitus çağımızda hızla en yaygın karşılaşılan kronik hastalık olma eğilimindedir. Diyabet önemli bir sağlık sorunudur. Yapılan araştırmalarda insanların çoğunluğunun diyabeti ciddi bir hastalık olarak düşünmedikleri belirlenmiştir. Ülkeler ulusal diyabet eğitim programları çerçevesinde diyabetli bireyler için tedaviyi geliştirmek ve sonuçları iyileştirmek, erken teşhisi desteklemek ve sonuçta diyabet oluşumunun önlenmesini sağlamak için işbirliği ile yoğun emek harcamaktadır. Diyabet körlük, böbrek yetmezliği, sinirsel sorunlar, uzuv kayıplarına neden olabilir. Fakat bu komplikasyonların riskleri uygun tedavi ile düşürülebilir. Tip 2 diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalıklar ve kalp krizi riski 2-4 kat daha artmaktadır. Diyabetin bu komplikasyonları, sorunların ve harcamaların artmasına neden olmaktadır. Diyabetle ilgili komplikasyonları, morbidite ve mortaliteyi düşürmek için bazı hedefler konmuştur. Bu hedefler:

  • Toplumun diyabetin ciddi hastalık olduğu, diyabetin risk etkenleri, diyabeti ve komplikasyonların önlemek yönünde yaklaşımlarla farkındalığını arttırmak,
  • Diyabetin kontrolünü, diyabetli bireyler arasında kendini denetleme davranışını desteklemek,
  • Diyabetin kontrolü için sağlık bakım profesyonellerinin anlayışını geliştirmek, diyabet bakımında bütüncül yaklaşımı desteklemek,
  • Diyabet bakımında sağlık bakım politikalarını desteklemek, diyabet bakımında kaliteyi geliştirmek.

Diyetisyenler diyabet bakımında multidisipliner takımın ve çalışma çevresinin bir üyesi olarak önemli konuma sahiptir. Diyetisyenler, diyabet bakımında beslenme yönünden özel bilgi ve yeteneklere de sahip kişiler olarak tanınmaktadır. Diyetisyenler tarafından verilen yüksek kaliteli beslenme eğitimi ve danışmanlık hizmetleri diyabet bakımında bütünleyici bileşen olarak yer almaktadır. Diyabetli bireyler için beslenme önerileri; ölçümler, tedavi çıktıları ve genel besin alımı değişiklikleri temelinde yapılmalıdır.

Diyetisyenlerin diyabet için uygulamakta oldukları tıbbi beslenme tedavisinin başlıca hedefleri metabolik kontrolü (glukoz ve lipidler) düzenlemek, uygun enerjiyi sağlamak, optimal beslenme süresince hasta bireyin sağlığını geliştirmektir. Diyetisyenler tarafından uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin değişik sosyal yararları vardır. Hastanın (ve ailesinin) sağlığı gelişir, sağlık maliyetleri düşürülebilir ve hastanın üretkenliği artar. Örneğin Hollanda’da obez ve diyabetli bireylerin diyet danışmanlığı almak için harcadığı her 1€ ile toplumun net olarak 63€ kazandığı hesaplanmıştır. Bu kazancın dağılımı; sağlık koşullarında gelişmeyle 56€, toplam sağlık bakım maliyetlerinde net 3€ tasarruf ve üretkenlikte artışta 4€ olarak belirlenmiştir. Tıbbi beslenme tedavisi tıbbi ve klinik çıktılara bağlı olarak kapsam ve maliyetle ilgilidir. Hastanın yaşam kalitesi, maliyet-yarar, maliyet-verimlilik çıktılarına dayanmaktadır. Diyetisyenler tarafından uygulanan tıbbi beslenme tedavisi sağlık çıktılarını geliştirmekte ve birçok hasta için maliyeti düşürmektedir. Bu nedenle diyabetin tıbbi beslenme tedavisinin çıktılarının sürekli ölçümü ve dökümante edilmesi zorunludur.

Diyetisyenler yapmakta oldukları diyabet bakımında toplumsal sorumluluk için bir temel sağlamakta, hizmet ve kaynakların planlanmasında yönetime yardımcı olmakta ve doğal iletişim yetenekleri ile mesleki kimliğimizin de tanınmasını sağlamaktadır.

tubitak sağlık, tubitak beslenme, tubitak burs, tubitak proje, tubitak yüksek lisans

Diyabetliler için harika buluş diyabetik un!

Merhabalar; geçen yıl TUBİTAK resmi sayfasında karşılaştığım diyetisyenler için belkide danışanını mutlu etmeye açılan bir kapı olarak gördüğüm ve bütün diyetisyenlerin bilgi süzgecinden geçmesi gereken bir çalışmadan bahsetmek istiyorum.

Evet çalışma artık diyabetlilerin, diyabetli olmak istemeyenlerin, diyet yaparak sağlıklı beslenmek isteyenlerin mucizesi olacak ürünler çıkacak olması beni de bir diyetisyen adayı olarak çok mutlu etti.Biraz araştırma yaptığımda Tubitak MAM Gıda enstitüsü labaratuvarlarında geliştirilmiş olan  Enzime Dirençli Nişastanın endüstriyel üretimi büyük bir un şirketi ve TUBİTAK Marmara Araştırma Merkezi iş birliği ile Türkiye’ye kazandırıldığını ve bu un ile yapılan ürünlerin bulunduğu diyet ve diyabetik bir fırının olduğunu öğrendim.

Peki nedir bu enzime dirençli nişasta?

Dirençli nişasta , incebağırsakta sindirilemeyen ancak kalın bağırsakta fermente olabilen nişasta ve parçalanma ürünleridir.DN1,DN2,DN3,DN4 VE DN5 olmak üzere beş alt gruba ayrılmıştır.(Si
ve ark., 2017; Stewart ve Zimmer, 2017).TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM)
laboratuvarlarında geliştirilmiş olan dirençli nişasta, DN4 tipi (kimyasal olarak modifiye edilmiş) dirençli
nişastadır.TÜBİTAK MAM Gıda Enstitüsü laboratuvarlarında geliştirilen dirençli nişasta
ürününde de çapraz bağlama ajanları kullanılmıştır. Laboratuvar ortamında üretimi yapılan dirençli
nişasta, “Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği”nde E1413 kodu ve “Fosfatlandırılmış
dinişasta fosfat” adıyla tanımlanmakta ve “Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddelerinin Spesifikasyonları
Hakkında Yönetmelik” kapsamında belirtilmiş olan tüm spesifikasyon kriterlerine uymaktadır. TÜBİTAK
MAM Gıda Enstitüsü laboratuvarlarında %90±5 saflıkta üretilmiş olan E1413 kodlu dirençli nişastanın
ve bu nişasta katkılanarak hazırlanmış un karışımları, ekmek ve kurabiyenin in vitro glisemik indeksinin
tespitine yönelik çalışmalar da yapılmıştır. Bu çalışmalarda üretilmiş olan dirençli nişastanın glisemik
indeksi 9,1 olarak tespit edilmiş olup, ürün düşük glisemik indekslisınıfa girmektedir. Normal nişastanın
glisemik indeksi ise 91,2 olarak tespit edilmiştir ve yüksek glisemik indeksli gıda sınıfına girmektedir.
Ayrıca yapılan çalışmada normal ekmek, %20 oranında DN katkılı ekmek ve %50 oranında DN katkılı
kurabiye yapılmış ve in vitro glisemik indeks değerleri hesaplanmıştır. Normal ekmeğin glisemik indeks
değeri 79, %20 oranında DN katkılı ekmeğin glisemik indeks değeri 56, %50 oranında DN katkılı
kurabiyenin glisemik indeks değeri 43 bulunmuştur. Yani normal ekmek yüksek glisemik indeksli gıdalar
sınıfına girerken, %20 oranında DN katkılı ekmek orta düzeyde glisemik indeksli gıdalar sınıfına, %50
oranında DN katkılı kurabiye ise düşük glisemik indeksli gıda sınıfına girmektedir.Literatürde yer alan
pek çok klinik çalışmada ise, gıda formülasyonlarında kullanılan DN4 tipi dirençli nişastanın, yeme
sonrası glisemik yanıtı azalttığı, diğer bir deyişle kan glukoz seviyesini düşürdüğü gösterilmiştir. Ve daha bunun gibi bir çok çalışma aynı görüşü ortaya koymuştur.

TÜBİTAK MAM laboratuarlarında yapılan çalışmalar, yukarıda bahse konu olan klinik çalışmalar ve
literatür bilgileri göstermektedir ki DN4 tip dirençli nişasta, gıdaların enerjisini ve glisemik indeksini
azaltarak obezite, kalp ve diyabet hastalıklarıyla mücadeleye yardımcı olmaktadır. Ayrıca, ince
bağırsakta değil de kalın bağırsakta sindirilebilmeyi sağlayan özelliği sayesinde, sağlık üzerine etkileri
bakımından diyet lif özelliği göstermekte, kalın bağırsakta diyet liflere göre daha kolay fermente
edilmektedir. Probiyotik olma özelliklerinin yanında bu ürün, bütirat ve bol miktarda kısa zincirli yağ
asitleri üretmesi nedeniyle bağırsak sağlığı ve kolon kanserinin önlenmesi açısından da yararlı
olmaktadır.

Araştırdığım, taradığım bu çalışmaların küçük bir özetini sizinle paylaşmak istedim.İlgililere duyurulur.

Teşekkürler..

obezite ölçüm, obezite doktoru diyetisyen

Aşırı veya az kilolu olmak ortalama yaşam süresini azaltıyor!

Normalden fazla ya da az kilolu olmanın, ortalama yaşam süresini dört yıl civarında azaltabileceği belirtildi.

BBC’nin haberine göre Lancet Diabetes and Endocrinology dergisinde yayımlanan çalışmada, İngiltere’de yaklaşık 2 milyon kişinin yıllar içindeki doktor kayıtları incelendi. Araştırmacılar, 40 yaşından itibaren 18,5-25 aralığını kapsayan sağlıklı Beden Kütle İndeksi (BKİ) aralığının üst sınırına daha yakın olanların yaşam süresinin diğerlerine göre daha uzun olduğunu belirledi. Çalışmada, obez sınırındaki erkek ve kadınlar için yaşam beklentisinin, tüm sağlıklı BKİ aralığındaki kişilerden sırasıyla 4,2 ve 3,5 yıl daha az olduğu ortaya konuldu.

Düşük kilolu erkek ve kadınlarda ise sağlıklı BKİ aralığındaki kişilere göre yaşam süresi sırasıyla 4,3 ve 4,5 yıl daha az olarak kaydedildi. Kanser, kardiyovasküler hastalıklar ve solunum hastalıkları gibi pek çok rahatsızlıktan kaynaklanan ölümlerle ilişkilendirilen BKİ, vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünmesi ile hesaplanıyor.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/asiri-veya-az-kilolu-olmak-ortalama-yasam-suresini-azaltiyor-/1298732
diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Diyabet hastalarına dost 5 besin!

Diyabet her yaşta ortaya çıkabilen ve yaşam boyu süren bir hastalıktır.

Diyabetli kişi, kan şekerini kontrol etmeyi ve en önemlisi nasıl beslenmesi gerektiğini öğrenmelidir. Diyabet, insülin hormonunun üretilememesi veya etkili şekilde kullanılamaması ile gelişen bir hastalıktır. Diyabetli kişi, yediği besinlerden kana geçen glukozu kullanamaz ve hiperglisemi oluşur. Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması bozulur. Glukozun enerji olarak kullanılabilmesi için insülin hormonu anahtar görevi yaparak glukozun hücrelerin içine taşınmasını sağlar. Kan şekeri düzensizlikleri göz problemlerine, kalp-damar ve böbrek hastalıklarına, sinir sistemi hasarlarına neden olabilir. Amerikan Diyabet Derneği glisemik indeks ve glisemik yükü düşük besinlere ek olarak potasyum, kalsiyum, magnezyum, posa ve A,C,E vitaminlerini içeren besinlerin oldukça önemli olduğunu belirtmektedir. İşte size diyabetli hastalara dost 10 besin:

1.Tam Tahıllar

Glisemik indeks 50 gram karbonhidrat içeren bir besinin kan şekerini referans besine göre ne kadar arttırdığı önemlidir. Referans besin de glukoz veya beyaz ekmektir. Glisemik indeksi düşük besinler kan şekerini daha kontrollü yükseltir. Bu nedenle besin seçiminde glisemik indeksi düşük besinler tercih edilmelidir. Yulaf, çavdar, tam tahıllı ekmek, bulgur, kinoa ve kurubaklagiller glisemik indeksi düşük besinlerdir.

2.Kuru baklagiller

Baklagillerden bakla ve mercimek Orta Asya kökenli olduğu, nohut ve fasulyenin de Anadolu’ya yerleştikten sonra mutfakta kullanıldığı düşünülmektedir. Kuru baklagiller; B ve E vitaminlerini ve demir, kalsiyum, bakır, çinko içerir. Aynı zamanda bitkisel protein ve posa kaynağıdır. 100 gramında yaklaşık 20-25 g protein ve 5 g posa bulunur. Posadan zengin beslenme midede hacim kaplayarak doygunluk süresini arttırır ve kan şekerinin dengelenmesini, kan lipit seviyesinin azalmasını sağlar. Böylece kilo kontrolüne de yardımcı olur. Sağlığımız için haftada 1-2 kez kuru baklagil tüketmeye dikkat etmek gerekir. Ana yemeklerin dışında çorba ve salatalarınıza ekleyebilirsiniz.

3.Kuru yemişler

Kuru yemişler içerdiği doymamış yağ asitleri ile kalp sağlığını korur. Meyvenin yanında kuru yemiş tüketirseniz kan şekeri kontrolü sağlamış olursunuz. Ancak kalori ve yağ miktarı fazla olduğu için porsiyon miktarına dikkat etmek gerekir. Hastalıklardan korunmak için bağışıklık sisteminin güçlü olması gerekir. Beslenme programına eklenen antioksidan besinler oksidatif stresten korunmaya yardımcı olur. Magnezyum ve çinko olmak üzere vitamin ve mineral kaynağıdır. A, C, E vitaminleri ve selenyum içeren besinler bağışıklık sistemini güçlendirir. Güçlü antioksidanlardan E vitaminini içerir. Omega-3 yağ asitlerinden zengin olan ceviz kalp-damar sağlığının korunmasına yardımcı olur. Triptofan içeriği sayesine serotonin salınımını arttır. B vitamini ve selenyumdan dolayı da endişeli olmamamızı sağlar. Bu nedenle kuru yemişler ruh sağlımız için de oldukça yararlıdır.

4.Pancar

Pancarda bulunan lipoik asit özellikle diyabet hastalarında sinir hücre hasarının iyileşmesinde yardımcı olur. Özellikle stresli bir günden sonra, hızlı bir toparlanma için, güzel bir pancar salatası veya biraz pancar suyu sipariş edebilirsin. Çalışmalar pancar suyu tüketiminin, kan basıncını düşürdüğünü göstermektedir. Araştırmacılar pancarda olan nitratların pozitif etkisi olduğuna inanmaktadır. C vitamini içeriği ile bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. 2018 beslenme trendleri arasında da pancarlı veya havuçlu yoğurtlar var!

5.Tatlı Patates

Beslenme kültürümüzde olmayan yeni tanışmaya başladığımız tatlı patates içerdiği antosiyanin ile insülin salınımını arttırır ve kan şekerinin düşmesine yardımcı olur. Potasyum ve posa kaynağıdır. Glisemik indeksi düşük bir besindir.

Sonuç olarak diyabetli kişi, kan şekeri kontrolü yaparak hangi besinlerin kan şekerini yükselttiğini öğrenmelidir. Yasaklarla dolu bir beslenme programı yerine tüm besin ögelerinden porsiyon ölçülerine dikkat ederek tüketmelidir. Diyabetin komplikasyonlarından korunmak ve daha kaliteli bir yaşam sürmek için yeterli ve dengeli beslenmek gerekir.

fiziksel aktivite, fa, spor, egzersiz

Egzersiz, spor ve diyabet

Diyabet, kişilerin spor ya da fiziksel aktivite yapmasını engelleyen bir hastalık değildir.

Bireylerin diyabetin komplikasyonlarından korunabilmeleri için elzem bir faktördür. Spor veya fiziksel aktivite diyabet riskini azaltan ve kan şekerinin düzenlenebilmesini sağlayan faktörlerden biridir. İnsülin direncini azaltmakta, kilo kontrolünün sağlanmasında fayda sağlamaktadır. Spor veya fiziksel aktivitede kan şekerindeki meydana gelebilecek düşüklüğü engellemek gerekmektedir. En sık insülin kullanan diyabetik bireylerde kan şekerinde düşüş görülmektedir.

  • Kan şekeri ölçülmeli
  • Bunlar insülin miktarını yapacakları spor veya fiziksel aktiviteye göre azaltmalı
  • İnsülin pompası kullanıyorlarsa pompadan insülin gönderimi durdurmaları gerekmekte
  • Fiziksel aktivite veya spor öncesi 15 gram karbonhidrat tüketilmeli

Kan şekerinin 250-300 mg/dL ve daha yüksek olma durumunda fiziksel aktivite veya sporun yapılmaması gerekmekte, böyle bir durumda bol su tüketimi sağlanması ve dinlenilmesi önerilmektedir.

15 gram karbonhidrat içeren besinler

Meyve Grubu

1 orta boy incir

4 orta boy kuru kayısı

Ekmek ve tahıl grubu

1/4 simit

1 ince dilim ekmek

3 adet bisküvi

Et ve kuru baklagil grubu

4 yemek kaşığı kurubaklagil

90 gram sonrası et, tavuk, köfte

Süt ve süt ürünleri

1 kase yoğurt

1.5 su bardağı süt

**Hazır paketli ürünlerin etiketleri okunmalı!

diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Diyetisyen ve hemşire açığımız var!

Türkiye’de diyetisyenlerin üçte ikisi İstanbul, İzmir ve Ankara’da hizmet veriyor. Oysa ki, ülkenin her bölgesinde yaşayan diyabetlilerin de desteğe ihtiyacı bulunuyor.

Diyabet, Türkiye’de 10 yıl önce her 100 kişiden 7’sini etkiliyordu ancak bu rakam şimdilerde 100 kişiden 14’ü oldu. Ülkemiz, hem diyabet sıklığı hem de artış açısından, bulunduğu bölgede rekor kırıyor. En büyük sorunumuz, hastalığı kontrol altına alamamak. Bunun nedenleri, hekim tarafından hastaya ayrılan zamanın çok kısa olması, diyetisyen ve diyabet hemşiresi açığının bulunması…

Uzmanlara göre yakın gelecekte, diyabet ortadan kalkmayacak çünkü yaşadığımız hayat, bunu mümkün kılmıyor! Koç Üniversitesi Hastanesi’nden Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, Türkiye’de diyabet tedavisiyle ilgili yaşanan sıkıntıları anlattı, alınabilecek önlemleri sıraladı:

İlk eksiğimiz, diyabet hemşire ve eğitmen açığı… Türkiye’de diyabet eğitmeni adı altında bir meslek grubu yok. Hastalar, yeterince bilgi alamıyor. İnsüline başlayanlar, uygulamayla ilgili sorunlar yaşıyor. Kişi, ilk önerilen dozun ömür boyu kullanılacağını sanıyor. Düzenli aralıklarla doktorunu ziyaret etmesi gerektiğini bilmiyor.

İkinci sorun, enjeksiyon uygulaması… Doktorlar olarak tabii ki hastalara ne yapmaları gerektiğini anlatıyor ama birey, duyduğu kaygı nedeniyle bunu tam olarak anlayamıyor.

Üçüncüsüyse, yaşam değişikliğine gidilmemesi… Beslenmenin düzene sokulması ve tedavi süreci boyunca bir ekibin hastaya destek olması gerekir. Türkiye’de diyetisyenlerin üçte ikisi İstanbul, İzmir ve Ankara’da hizmet veriyor. Hastaya dört dakika! Hacettepe Üniversitesi’nden Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Dağdelen ise hastalara daha fazla zaman ayrılmasının önemine dikkat çekti:

Dünya genelinde diyabetin iyi kontrol oranı, üçte biri geçmiyor. İlaç olmasına rağmen, Türkiye’de de iyi durumda değiliz. Bizdeki sorun, uygunsuz insülin tedavisi uygulamak. Peki neden? Çünkü; sağlık sistemlerini diyabetle mücadele için verimli şekilde kullanamıyoruz, hastaları yeterince eğitemiyoruz ve hekim hastaya muayenede sadece dört dakika ayırıyor.

Hipoglisemi ataklarını azaltmak mümkün mü? İnsülin kullanan hastaların karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, düşük kan şekeri. Yeni ilaçlar, gün içindeki dalgalanmaların sayısını ve hipoglisemi ataklarının süresini azaltıyor. Etki sürelerinin 36 saat üzerinde olması, dengeli bir tedavi sağlıyor. Sanofi, ikinci nesil insülinlerin etkinliğini karşılaştıran araştırmasını, Amerikan Diyabet Derneği’nin, 78’inci Bilimsel Kongresi’nde sundu. BRIGHT çalışmasına göre, düşük kan şekerine bağlı gelişen hipoglisemi oranını ve buna bağlı komplikasyonları % 23 oranında azaltmak mümkün. Araştırmayı yürüten Toronto Üniversitesi Endokronoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Alice Cheng,

Hipoglisemi özellikle başlangıç döneminde, endişe yaratıyor. Bu, hastanın tedaviyi bırakmasına yol açıyor. İnsülin, ‘yerine koyma’ tedavisidir ve ömür boyu sürer, dedi.

İğne ilaçtan daha etkili

Sanofi Diyabet ve Kardiyovasküler Global İş Birimi Başkanı Stefan Oelrich ise, bazı hastaların yeni gelişmeleri takip ettiğini ve çıkan ürünleri denediğini ancak birçoğunun daha pratik ve ulaşılabilir olduğu için iğneye döndüğünü söyledi:

Araştırmalar, ilaçların iğneler kadar etkili olmadığını ortaya koyuyor. Haftada bir kez kullanılacak ve aynı etkiyi gösterecek bir teknoloji yok. Ama iğne batırmaktan kaynaklanan, rahatsız edici hissi azaltan gelişmeler var. Mesela içinde iğne göremediğiniz bir alet… Gerekli bölgeye dayayıp, bir tuşa basıyorsunuz.

Personel Sağlık Haber
https://www.personelsaglikhaber.net/guncel/diyetisyen-ve-hemsire-acigimiz-var-h75019.html

yürüyüş diyet detoks spor yürüme

Düzenli fiziksel aktivite diyabet, kalp ve inme riskini azaltıyor!

Uluslararası bilimsel çalışmalar, düzenli fiziksel aktivitenin diyabet, kalp hastalığı, inme, hipertansiyon, meme ve kolon kanseri ile alzaymır hastalığı riskini % 40-60 arasında azalttığını ortaya koyuyor

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, düzenli fiziksel aktivitenin, diyabet, kalp hastalığı, inme, hipertansiyon, meme ve kolon kanseri ile alzaymır gibi hastalıkların riskini % 40-60 arasında azalttığının uluslararası bilimsel çalışmalarla ortaya konduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Yıldız, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hareketsizliğin tüm dünyada sessizce büyüyen bir salgın haline geldiğini anlattı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından fiziksel aktiviteye ilişkin 168 ülkede 1,9 milyon kişinin katıldığı 358 çalışmayla, yıllar içinde fiziksel aktivite düzeyinin ele alındığını belirten Yıldız, analizin Lancet Global Health Dergisi‘nin bu ayki sayısında yayımlandığını ifade etti.

Yıldız, analizde dünyada 1,4 milyar kişinin yeterince hareket etmediği ve bu nedenle kalp-damar hastalığı, diyabet ve kanser başta olmak üzere kronik hastalık risklerinin arttığının ortaya konduğunu anlattı.

Kadınlar daha hareketsiz

Analizin sonuçlarına göre, her 3 kadın ve her 4 erkekten biri sağlıklı kalmak için gerekli fiziksel aktivite düzeyine ulaşamıyor.” bilgisini veren Yıldız, sözlerine şöyle devam etti:

Dünyada Delhi, Bangkok ve Sao Paolo gibi bazı büyük şehirlerde sadece işe gidiş gelişte oturarak geçirilen süre günde ortalama 4 saat. Yüksek gelirli ülkelerde hareketsizlik oranları daha fazla iken tüm ülkelerde gelir düzeyinden bağımsız olarak kadınların daha hareketsiz olduğu gözleniyor. Hareketsizlik ile birlikte obezite görülme sıklığı da artıyor. Dünyada fazla kilolu ve obez sayısı erişkinlerde 2 milyar, çocuk ve ergenlerde 380 milyonun üzerinde.

Prof. Yıldız, araştırmalara göre, hareketsizliğin koroner kalp hastalığı vakalarının % 6’sının, tip 2 diyabet vakalarının % 7’sinin, meme ve kolon kanseri vakalarının % 10’unun gelişiminden sorumlu olduğunu ve tüm dünyada her yıl 3,2 milyon ölüme yol açtığını belirtti.

Birleşmiş Milletler’in (BM) 27 Eylül tarihinde gerçekleştirdiği Yüksek Düzey Toplantısı’nda diyabet, kalp, akciğer hastalıkları ve kansere bağlı erken ölümlerin engellenmesini ele aldığını kaydeden Prof. Yıldız, bu konuda “fiziksel aktivitenin artırılması ve sağlıklı yaşam şeklinin benimsenmesi” başlığının öne çıktığını anlattı.

Küresel Fiziksel Aktivite Eylem Planı uygulanmalı

2018-2030 Global Fiziksel Aktivite Eylem Planı’nın uygulanabilmesinin Dünya Sağlık Örgütünce önemli olduğunun vurgulandığını anlatan Yıldız, “Bu plan, hareketsizliği 2025’te % 10, 2030’da % 15 azaltabilmek için tüm ülkelerde aktif toplum, aktif çevre, aktif insanlar ve aktif sistem şeklinde dört stratejik hedef içeriyor.” diye konuştu.

Yıldız, hareketsizliğin yaşlı erkeklerde ölüm riskini sigara, obezite, hipertansiyon ve yüksek kolesterolden daha fazla artırdığına işaret ederek, “Uluslararası bilimsel çalışmalar, düzenli fiziksel aktivitenin diyabet, kalp hastalığı, inme, hipertansiyon, meme ve kolon kanseri ile alzaymır hastalığı riskini % 40-60 arasında azalttığını ortaya koyuyor.” dedi.

DSÖ’nün fiziksel aktiviteyi artırmak için önerilerde bulunduğunu aktaran Yıldız,

Çocuklar, her gün 60 dakika orta ve yüksek şiddetli fiziksel aktivite beraberinde haftanın en az 3 günü kas ve kemikleri güçlendirmeye yönelik hareketler, erişkinler ise haftada en az 150 dakika orta şiddetli ya da 75 dakika yüksek şiddetli fiziksel aktivite, haftada 2 veya daha fazla kas güçlendirici hareketler yapmalı, bilgisini paylaştı.

Prof. Dr. Yıldız, fiziksel aktivitenin spor, hobi ve ev işleri, oyun, ulaşım, alışveriş, temizlik ve merdiven çıkma gibi günlük hayat aktiviteleri şeklinde de olabileceğini belirterek, sağlıklı yaşam için günlük yürüyüşlerin önemine dikkati çekti. İnsanın yaşamı boyunca yaklaşık 100 bin km yol yürüdüğünü, bunun dünyanın etrafında 3 tur atmaya denk geldiğini anlatan Yıldız, şunları kaydetti:

Çalışmalar bir dakikalık yürüyüşün insan ömrünü 1-2,5 dakika arasında uzattığını gösteriyor. Sağlıklı yaşam için her gün yarım saat tempolu yürüyüş yapmayı öneriyoruz. Çünkü, günlük 30 dakika yürüyüş kalp ve akciğerlerin çalışmasını güçlendirir, metabolizmayı hızlandırır, istirahatte dahi daha fazla kalori harcanmasını ve yağ yakımını sağlar, kişiye kendini daha iyi hissettirir, beynin çalışmasını kolaylaştırır, uyku kalitesini artırır, kemikleri güçlendirir, cildi daha sağlıklı yapar. Ayrıca, nikotin, alkol, kafein ve ilaç gibi bağımlılıkları ortadan kaldırmaya yardımcı olur.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/duzenli-fiziksel-aktivite-diyabet-kalp-ve-inme-riskini-azaltiyor/1270464
çavdar ekmeği, ekmek

Kepekli besinler tip-2 diyabete yakalanma riskini düşürüyor!

Tokyo Toho Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan bir araştırmada uykusuzluğun NIDDM riskini artırdığı belirlendi. İsveç’te 15 yıl süren araştırma ise kepekli besinlerin diyabeti engellediğini ortaya koydu.

Dünya genelinde 450 milyon diyabet hastası var. İlacın yanı sıra doktorların en önemli tavsiyesi sağlıklı bir yaşam tarzı. İki yeni araştırma şeker hastalığı riskinin nasıl düşürülebileceğine dair ipuçları sundu.

Tokyo Toho Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nde yapılan bir araştırmada, bir gecelik uykusuzluğun bile diyabet riskinin bariz şekilde artmasına yettiği belirlendi.

Vatan gazetesinde yer alan habere göre; araştırma fareler üzerinde yapıldı. Uykusuz bırakılan denek farelerin tansiyonu yükseldi. Yükselen bir başka değer de karaciğerlerindeki trigliserid düzeyi oldu. Trigliserid, kanda bulunan yağlardan biridir. Kandaki trigliserid seviyesinin yüksekliği, diyabete nenen olan insülin direncini de tetikleyebilir. Uykusuzluk aynı zamanda farelerin metabolizmasındaki karaciğer enzimlerinde de değişikliğe neden oldu.

Esmer ekmek kazandı

İsveç Chalmers Teknoloji Üniversitesi ile Danimarka Kanser Araştırmaları Merkezi‘nin ortak çalışmasında ise şeker hastalığı bulunmayan yaklaşık 55.000 kişinin beslenme alışkanlıkları büyüteç altına alındı.
Deneklerden, her gün yedikleri kepekli besinlerin listesini yapmaları istendi. Esmer ekmeğin yanı sıra yulaf ezmesi ve müsli karışımları gibi besinler de buna dahil. Tam  15 yıl sonra ise denekler kontrole tutuldu. Neticede her gün düzenli olarak kepekli besin tüketenlerin, tip 2 diyabete yakalanma riskinin hayli düşük olduğu saptandı.

Araştırmanın baş yazarı Rikard Landberg, önemli bir noktaya dikkat çekiyor:

Kepekli ürünler söz konusu olduğunda tüm araştırma sonuçları gayet açık: Bugüne kadar yapılan hiçbir araştırmada, bunların insan sağlığına olumsuz etkisi olduğuna dair bir sonuca rastlanmamıştır.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-japonyada-yapilan-arastirma-kepekli-besinlerin-tip-2-diyabete-yakalanma-riskini-dusurdugunu-saptadi-11-681-78376.html
diabetus mellitus şeker hastalığı, diyabete ne iyi gelir, diabet diyeti

Diyabet, kadınlarda kanser riskini daha çok artırıyor!

Diyabet hastalarının, sağlıklı kişilere kıyasla kansere yakalanma riskinin daha yüksek olabildiğini gösteren araştırmaya göre, diyabetli kadınların, sağlıklı hemcinslerine oranla kansere yakalanma olasılığı %27, erkeklerde ise bu oran %19…

Sonuçları Diabetologia dergisinde yayımlanan araştırmada, kanser ile diyabet arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalar incelendi. İncelenen 100’den fazla çalışmanın, Tip 1 veya Tip 2 diyabet hastası 19.000.000’dan fazla kişiyle ilgili verileri kapsadığı belirtildi. Araştırmada diyabetli kadınların, sağlıklı hemcinsleriyle karşılaştırıldığında kansere yakalanma olasılığının %27 fazla olduğu, erkeklerde bu oranın %19’a düştüğü görüldü.

Yüksek kan şekeri düzeyi DNA yapısını bozabilir

Diyabetli kadınlarda kanser riskinin erkeklerden %6 yüksek çıktığı, türlerine ayrıldığında diyabetli kadınların böbrek kanserine yakalanma olasılığının erkeklerden %11 fazla olduğu gözlendi. Ağız kanserinde bu oranın %13, mide kanserinde y%14, lösemide %15’e çıktığı belirtildi.

Araştırma ayrıca diyabet hastası erkeklerin karaciğer kanserine yakalanma riskinin kadınlardan yüzde 12 fazla olduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, diyabetli kadınların birçok kanser türüne yakalanma olasılığının yüksekliğine, uzun süre yüksek kan şekeri seviyeleriyle yaşamalarının yol açmış olabileceği varsayımında bulunuyor. Bu durumun, DNA hasarına neden olabileceği belirtiliyor.

Medi Magazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-diyabet-kadinlarda-kanser-riskini-daha-cok-arttiriyor-11-681-77811.html
Vegan, vejeteryan, vejetaryen, et yemeyen, veganizm, vejataryen

Vegan diyet HbA1C’yi düşürüyor!

Clinical Nutrition’da yayınlanmış bir literatür taramasına göre; vegan ve vejetaryen diyetleri uygulayan orta yaşlı, biraz kilolu tip 2 diyabeti olan hastalarda HbA1C ve kolesterol seviyelerinde düşme ve diğer kardiyometabolik risk faktörlerinde iyileşme görüldüğü kaydedildi.

Ontario Toronto’daki St. Michael’s Hastanesi Klinik Beslenme ve Risk Faktörleri Modifikasyon Merkezi’nde çalışan Effie Viguiliouka ve meslektaşları oral glukoz düşürücü ilaçlar, insülin, lipid düşürücü ilaç ve/veya anti-hipertansif ilaç alan 664 katılımcının yer aldığı dokuz randomize kontrollü çalışmanın bulgularını analiz etti. Vejetaryen olmayan diyetlerle karşılaştırıldığında vejetaryen diyetlerin HbA1C’yi %0.29 daha fazla düşürdüğü bulgusuna varıldı.

Araştırma vegan ve vejetaryenlerden oluşan geniş katılımcı ile gerçekleştirildi

Diğer sonuçlar ise açlık glikozunda 0,56 mmol / L, LDL-kolesterol (0.12 mmol / L), HDL olmayan kolesterol (0.13 mmol / L), vücut ağırlığı (2,15 kg veya 4 lbs, 12 oz), vücut kitle indeksi (VKİ) (0.74 kg / m2) ve bel çevresi (2,86 cm) vejetaryen olmayan diyetler ile karşılaştırıldığında azalma olduğu görüldü. Kan basıncı, açlık insülin, HDL-kolesterol veya trigliseritlerde anlamlı bir farklılık görülmedi.

Çalışmadaki vejeteryan diyet tipi; vegan olup yani et ve balık ürünlerinin hiç birini yemeyenden yumurta ve süt ürünleri içeren vejeteryan diyetler uygulayanlara kadar geniş bir katılımcı ile gerçekleştirildi.

Dr.Tuna Şengöz, Medimagazin Dış Haberler Editörü
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-vegan-diyet-hemoglobin-a1cyi-dusuruyor-diyabetiklerde-kalp-damar-rahatsizliklari-riskini-azaltiyor-11-681-77726.html