alkol bağımlılığı

Bağımlılığın kökeni daima travmaya ve çocuklukta yaşanan sorunlara dayanıyor!

Kanadalı doktor Gabor Mate, bağımlılık tedavisine yaklaşımımızı yeniden düşünmemiz gerektiğine inanıyor.

Mate bir bağımlılık uzmanı ve Kuzey Amerika’nın en çok madde bağımlılığı görülen yeri olan Kanada’nın Vancouver keninde yaptığı ruh sağlığı çalışmalarıyla bilinen ve kitapları çok satan bir yazar.

2018’de Kanada Devlet Nişanı’yla ödüllendirilmişti. Yaklaşımının temelinde, tüm bağımlılıkların altında bir travmanın yattığına yönelik inancı var.

Travmayı saptayabilecek biri varsa tabii, diyor.

Mate, bağımlılığa karşı tavrımızın neden yanlış olduğunu anlattı.

Gerçek nedeni tedavi etmiyoruz

Bağımlılığa neyin yol açtığını bulmak istiyorsanız, bağımlılığın getirdiği faydaya bakmalısınız: Sizin ne işinize yarıyor? İnsanlar genelde şöyle der:

Ağrılarımı kesiyor, stresten uzaklaştırıyor, bağ kurmuşluk, kontrol, anlam, hayatta kalma hissi, heyecan, canlılık veriyor.

Bir başka deyişle, bağımlılık o kişinin başka bir şekilde karşılayamadığı önemli bir insani ihtiyacı karşılar. Tüm bunlar, bağ kuramama ya da tecrit olma ya da hayatta çok fazla stres olma kaynaklı, duygusal acı halleridir. Dolayısıyla, benim bağımlılığa yaklaşımım “Neden bağımlılık?” değil, “Neden acı çekiyorsun?”.

Bağımlılara baktığınızda, çocuklukta yaşanan sorunlar çoğaldıkça bağımlılık riskinin kat be kat arttığını görüyorsunuz. Yani, bağımlılığın kökeni daima travmaya ve çocuklukta yaşanan sorunlara dayanıyor. Bu, her travma yaşayan insanın bağımlı olacağı anlamına gelmese de her bağımlının travma yaşamış olması demek.

Bağımlılığın tedavisi için cezalandırıcı önlemler ve toplumdan dışlamak yerine çok fazla merhamet, çok fazla yardım ve çok fazla anlayış gerekiyor. Çoğu bağımlılık tedavisi yönteminin büyük başarısızlığa uğramış olması karşısında uyanıp, kendimize:

Bağımlılığı gerçekten anlıyor muyuz, diye sormamızı beklerdiniz, değil mi?

Ama tıp dünyasında bu pek sık olmaz. Bağımlılığın gerçek doğasına, insanın çektiği acıya karşı verdiği bir tepki olmasına bakmıyoruz. İnsanlara travmaları üzerinde çalışmaları ve çözmeleri için yardımcı olmuyoruz. ABD’de ortalama bir tıp öğrencisi, duygusal travma üzerine tek bir ders bile almıyor. “Sana ne oldu?” diye sormak yerine, “Senin sorunun ne?” diye sormaya devam ediyoruz.

Bağımlılık bir tercih değildir

Bağımlılık konusunda doğru olmayan bir diğer görüş de, insanların yaptığı bir tercih olduğu. Tüm hukuk sistemi, insanların bağımlı olmayı tercih ettiği varsayımı üzerine kurulu. Dolayısıyla, diğerlerini caydırmak için onları cezalandıralım. Tanıdığım hiç kimse bir gün sabah kalkıp:

Amacım bağımlı olmak, demedi.

Bağımlılık kimsenin yaptığı bir tercih değil, duygusal acıya verilen bir tepki. Ve hiç kimse acı çekmeyi tercih etmez. Bağımlılık konusunda doğru olmayan bir diğer görüş de, genetik olduğu inancı. Evet, ailelerde kuşaktan kuşağa geçiyor. Peki, neden kuşaktan kuşağa geçiyor. Ben bir alkoliksem ve çocuklarıma bağırıp, çağırıyorsam; onlar da büyüdüklerinde kendilerini alkolle sakinleştirir. Bunu genetik yollarla mı geçirmiş oldum? Veya bu, kendi içinde büyüdüğüm koşulları onlara da yaşattığım için geliştirdikleri bir davranış mı? Genetik yatkınlıklar olabilir ancak bu önceden saptanmış bir şey değil. Bu, genetiğinizin bir bağımlı olmak üzere programlandığı anlamına gelmiyor.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-dr-mate-bagimliligin-kokeni-daima-travmaya-ve-cocuklukta-yasanan-sorunlara-dayaniyor-11-681-84374.html
psikoloji, psikolog, psikiatri, psikologlar derneği

Günlük vitamin takviyesi depresyonu önlemiyor!

LiveScience’ın haberine göre, İngiltere, Hollanda, Almanya ve İspanya’da yürütülen bir araştırma, bir yıl boyunca her gün multivitamin alan kişilerin depresyona girme olasılığının, almayanlarla aynı olduğunu gösterdi.

Araştırmaya katılan 1000’den fazla kişinin hepsinin, kilolu veya obez olduğu, depresyon açısından riskli grupta yer aldığı belirtildi. Katılımcıların, multivitamin alanlar, plasebo verilenler, multivitaminin yanı sıra yeme alışkanlıklarını değiştirmek için davranış terapisi görenler ve placebo kadar etki yarattığı düşünülen takviye alanlar olmak üzere dört gruba ayrıldığı kaydedildi.

Bir yıl içinde katılımcıların 105’inin depresyona girdiği, bu sayının dört gruba neredeyse eşit bölündüğü, yeme alışkanlıklarının değiştirilmesi amaçlı davranış terapisinin de işe yarıyor görünmediği kaydedildi. Katılımcıların aldığı multivitaminin folik asit, D vitamini, omega-3, çinko ve selenyum içerdiğine işaret edildi. Araştırmanın ayrıntıları JAMA dergisinde yayımlandı.

Daha önce yapılan bir araştırma, vücutta belli başlı besin maddelerinin eksikliğinin, depresyon ihtimalinin yükselmesiyle bağlantısı olduğunu ortaya koymuştu.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/gunluk-vitamin-takviyesi-depresyonu-onlemiyor/1410935
yalnızlık

Yalnızlığın anksiyete sinyallerini bastıracak ilaç bulundu!

Bilim insanları çağın vebası olarak görülen yalnızlık duygusunun ortadan kaldırmak için bu duyguya sebep olan anksiyete sinyallerini bastıracak bir ilaç geliştirdi.

Yalnızlık, fiziksel sağlığınızı etkileyebilecek duygular arasında en anlaşılamaz ve klinik olarak üstünde en az çalışma yapılmış olanıdır. Amerika’da yapılan bir ankete göre Amerikan halkının %50’si yalnız olduğunu, %80’i ise ileriki yaşlarda yalnız olacağını düşünüyor. Psikolojik etkilerinin yanı sıra yalnızlık kişilerde kalp, kas ve mide sorunları gibi hastalıkların oluşmasına da neden oluyor.

Karar Gazetesinde yer alan habere göre; bilim insanları yalnızlığı tedavi edecek bir formül üzerinde çalışıyor. Chicago Pritzker Tıp Fakültesi Beyin Dinamiği Laboratuvarı müdürü Stephanie Cacioppo yalnızlığın zihnimizin diğer insanlara ulaşmamızı teşvik eden kimyasal sinyaller yerine aşırı anksiyete ve sosyal tehlikeleri algılamasından kaynaklandığını söylüyor. Beynimizin teşvik edici sinyallerini ezici olmaktan korumak için Cacioppo ve ekibi zihnin kaygılara ve potansiyel tehlikelere karşı daha az duyarlı hale gelmesine yardımcı olacak pregnenolon adı verilen bir nörosteroid üzerinde çalışıyor. Cacioppo hedefinin yalnızlık duygusunu ortadan kaldırmak değil, bu duyguların zihin ve beden üzerinde yarattı zararlı etkilerini engellemek olduğunu belirterek ‘

Yalnız kişilerin kafasındaki alarm sistemini başarılı bir şekilde azaltabilirsek, kendilerini geri çekmeleri yerine tekrar bağlantı kurmalarını sağlayabiliriz. Nasıl ki susuz hissetmemiz bize su içmemiz gerektiğine dair bir işaretse, yalnız hissetmek de sosyalleşmemiz gerektiğine dair bir uyarı, dedi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/hekim/tibbi-gelismeler/tr-bilim-insanlari-yalnizligin-ilacini-buldular-anksiyete-sinyallerini-bastiracak-2-19-80280.html
Folie à deux

Psikolojik bir rahatsızlık: “Folie à deux”

Folie à deux sıklıkla iki kişi arasında görünen bir bozukluk olmasına karşın literatürde üç kişi (folie à trois), dört kişi (folie à quatre), beş, altı, yedi kişi (folie à cinq, six, sept), oniki kişi (folie à douze) arasında, aile bireylerinin tümünde (folie à famille) , sosyal gruplarda da (folie à plusieurs) görüldüğü bildirilmiştir.

Başka bir ifadeyle bozukluğu paylaşan kişilerin sanrıyı paylaşma durumuna göre de folieden sonraki boşluk Fransızca olarak paylaşan kişi sayısıyla doldurulmaktadır.

Bozukluğun temel özelliği etkilenen kişinin baskın kişinin sanrılarını sorgulamaksızın kabullenmesidir. Etkide kalan kişi birincil hastanın çoğunlukla sistemli ve saçma olmayan kötülük görme sanrılarını, daha az sıklıkta hipokondriak ve grandiöz sanrılarını, çok nadiren de görece saçma sanrılarını paylaşmakta; bazen de etkilendiği birincil sanrılara benzer sanrılar geliştirmektedir. Buna karşın etkilenen kişide; şizofreni, sanrısal bozukluk ya da psikotik özellikli duygu durum bozukluğu gibi ruhsal bir bozukluk tanı ölçütlerini karşılayacak semptomatoloji söz konusu değildir.

Sanrının aktarımı telkin yoluyla olmaktadır. Tüm aileyi içine alan sanrı sistemlerine çocuklarında katıldığı bildirilmiştir. Hastalar arasında intihar ve adam öldürme anlaşmaları olabilir. Özellikle klinik değerlendirmede bu durum akılda tutulmalıdır. Paylaşan sayısı arttıkça sanrının etkileme gücünün zayıfladığı bildirilmekle birlikte dinsel içerikli sanrıların paylaşımında sanrıların etkinliği göreceli olarak daha az zayıflamaktadır.

Hastane.com.tr

  • İçerik: https://www.hastane.com.tr/saglik/paylasilmis-psikotik-bozukluk.html
  • Görsel: https://crasslipsrecords.bandcamp.com/album/folie-deux-not-a-drummer-not-a-singer

otizm, osb

Türkiye’de ilk: “Otizm beslenme kliniği” kuruldu!

Otizmli çocukların yaşamlarında önemli bir basamağı oluşturan özel eğitimin daha etkili olabilmesi amacıyla, kişinin beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi fikrinden yola çıkan Çocuk Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hasan Önal’ın girişimleriyle, Türkiye’nin ilk Otizm Beslenme Kliniği kuruldu.

Türkiye’de, hem kamu hem de özel sağlık kuruluşlarında başka örneği bulunmayan klinik, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veriyor. Kliniğe başvuran otizmli çocukların beslenme programları, yapılan tetkiklerin ardından hassasiyet gösterilen gıdaların listeden çıkarılmasıyla yeniden düzenleniyor. Bu sayede otizmin beslenme yoluyla görülen olumsuz sonuçlarının en az düzeye indirilmesi amaçlanıyor.

Otizmli çocukların çok ciddi beslenme sorunları var.

Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Hasan Önal, kliniğin Türkiye’de bu anlamda hizmet veren ilk merkez olduğunu dile getirdi. Önal,

Otizmli çocuklarda çok ciddi beslenme sorunları olabiliyor. Bir kısmı çiğnemeyi bilmiyor, tek çeşit belirli gıdalarla besleniyor, karın şişkinlikleri, kabızlık ve ishal yakınmaları var. Bazı gıdalara karşı hassasiyetleri mevcut. Beslenme iyi olmayınca çok sık hasta oluyorlar ve çok antibiyotik kullanıyorlar. Eğitim alırken beslenme sorunları çok fazla olursa almış oldukları eğitim de yeterince etkili olmuyor, diye konuştu.

Kendilerine çok fazla otizmli bireyin başvurduğunu dile getiren Önal, takipli otizmli hasta sayısının yaklaşık 3 bin olduğunu söyledi.

Yurt dışından dahi hastamız var

Doç. Dr. Önal,

Bırakın şehir dışını, İngiltere, Almanya, Hollanda, İsviçre ve çeşitli Afrika ülkelerinden dahi başvuru alabiliyoruz, diyerek, şunları kaydetti: Biz yaklaşık 5 yıldır bu işi yapıyorduk. Zamanla hasta sayısı çok arttı, hastalar fayda gördükçe birbirlerine söylediler, eğitim merkezleri takip ettikleri çocuklarda farkı görünce diğer çocukları da tarafımıza yönlendirmeye başladı. Hasta sayısı artınca yöneticilerimizin desteğiyle bu birim kuruldu. Buraya başvuran hastalarımızın psikiyatriden otizm tanısı almış olmalarını istiyoruz.

Diyet uzmanı aktif şekilde görev alıyor

Beslenmeyle ilgili bazı formlarımız var, aileler onları dolduruyor. Metabolik hastalık taramaları, aminoasit, vitamin ve mineral ölçümü yapılıyor, hassasiyet gösteren gıdaları tespit ediyor, Diyetisyenimizle beslenme listesi hazırlıyoruz. Etkinliğimizi ölçebilmek için bu konuda bir veri tabanı oluşturuyoruz.

Otizmde eğitimin çok önemli olduğuna dikkat çeken Önal, ancak hastanın beslenme sorunları var ise eğitimin etkisinin de belirli bir seviyede kaldığını ve ailenin de bu konuda bilinçli olarak, beslenmeye dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turkiyede-ilk-cocuk-metabolizma-hastaliklari-uzmani-girisimi-ile-otizm-beslenme-klinigi-kuruldu-11-681-79858.html
obezite hakkında gerçekler

Araştırma: “Fazla kilolu olmak depresyona neden olabilir”

Araştırmacılara göre, fazla kilolu olmak, büyük ölçüde psikolojik nedenler yüzünden depresyona neden olabilir.

Önceki araştırmalar obez kişilerin depresyona girme riskinin daha fazla olduğu sonucuna varmış olsa da depresyon mu kilo değişimine yol açıyor yoksa kilo değişimi mi depresyona sorusu belirsiz kalmıştı.

The Guardian’da yer alan habere göre; türünün en büyük çalışması olan bir araştırmada uzmanlar, kişinin uzunluğunun kilosuna oranı olan, yüksek Vücut Kitle İndeksi ile (BKİ) bağlantılı genetik varyasyonlara sahip olmanın depresyona neden olabileceğini ve buna bağlı depresyon riskinin kadınlarda erkeklerden daha fazla olduğuna dikkat çektiler. Daha da fazlası, araştırmaya göre, bu etki beden imajı gibi unsurlara indirgenebilir.

500.000 gönüllü üzerinde araştırıldı

Uluslararası Epidemiyoloji Dergisinde yazanlara göre, 2006-2010 aralığında araştırmaya katılan 37-73 yaş aralığındaki 500.000 gönüllü ile yapılan çalışmada toplanan veriler (Biyo banka), Birleşik Krallık ve Avusturalyalı araştırmacılar tarafından kullanıldı.

Araştırma ekibi depresyonda olduğu konusunda emin olan 49 bin kişi belirledi. Aynı zamanda ekip, genel olarak yüksek BKİ’si olan kişilerin depresyona girme riskinin daha fazla olduğunu, genetik olarak yüksek BKİ’ye yatkın olmanın depresyonla ilişkilendirildiğini ve bu etkinin kadınlarda, erkeklerden daha fazla olduğunu ortaya çıkardı.

Yaş ve cinsiyet unsurlarını da göz önünde bulundurarak, 73 genetik varyasyona odaklanarak yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, her 4.7 puanlık BKİ artışında genel olarak depresyona girme olasılığı %18, kadınlarda ise %23 arttı.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-arastirma-fazla-kilolu-olmak-depresyona-neden-olabilir-11-681-79264.html
Mindful eating eğitimi TARTI Akademi 2018

Mindful eating (sezgisel yeme farkındalığı) eğitimi

Mindfulness Doğu meditasyon tekniklerinden doğmuş ancak son dönemlerde gittikçe Batı kültüründe önem kazanmaya başlamıştır.

Mindful beslenme kişinin yaşadığı ana odaklanarak kilo verme endişesini ve yaşadıklarını geride bırakması ve yediği yemeye konsantre olmasını hedefler. Bu sertifikalı eğitimde, duygusal sağlığa odaklanarak danışanlarınıza en iyi hizmeti vermenizi sağlamak hedeflenmiştir. Yurt dışında kanser hastalarında uygulanarak yedikleri yemekten daha fazla yararlanmalarını sağlayan mindful beslenmeyi öğrenmek ve uygulamak sizi meslektaşlarınızın arasında bir adım öne taşıyacak.

  • Eğitim bilgilerini sadece üyeler görebilir.
  • Üyelik ücretsizdir.
  • Eğitim bilgilerini görebilmek için lütfen üye girişi yapınız.

1. Mindfulness nedir?
2. Mindfulnessın bilimsel, biyolojik, psikolojik temelleri
3. Düşüncelerin farkındalığı
4. Duyguların farkındalığı
5. Duyumsal farkındalık ve beden
6. Sezgisel yeme nedir?
7. Sezgisel yemenin değerlendirilmesi
8. "Diyet Yapmalı" düşüncesinden vazgeçmek
9. Diyet yapanların düştüğü ikilemler
10. Besinlerle ve Bedenimizle yeniden sağlıklı ilişki kurmak
11. Biyolojik Açlığımızı Anlamak
12. Besin tüketimini tetikleyen biyolojik mekanizmalar
13. Yiyecek Polisine Meydan Okuyun
14. Yiyecek polisi nedir?
15. Yiyecek polisine meydan okuma
16. Yiyecek polisi diyet suçunu önler mi?
17. Diyet mahkemesinin hakemleri
18. Beynimizdeki yiyecek tartışmaları
19. Yiyecek polisiyle baş etme: kendi kendine konuşma
20. Yiyecek polisine karşı en iyi silah: yeme farkındalığı
21. Tokluğa saygı duyma
22. Memnuniyet faktörlerini keşfetme
23. Yiyecekleri kullanmadan kendinizi onurlandırma
24. Bedeninize saygı duyma
25. Egzersizin yeme davranışı üzerine etkisi
26. Hafif beslenme
27. Sezgileri yönetme

Eğitim sonunda katılımcılara test sınavı uygulanacaktır.

Sertifika almaya hak kazanmak için 100 üzerinden 70 puan alınması gerekmektedir.

zayıflama hapı, zayıflama hapları, zayıflamak için ilaç, zayıflamak için haplar, zayıflama hapı xenical

Parasetamol empati yeteneğini azaltıyor!

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan bir araştırmada, dünyada en sık kullanılan ağrı kesici ve ateş düşürücülerin içinde bulunan parasetamol adlı etken maddenin, empatiyi azalttığı tespit edildi.

ABD Ohio State Üniversitesi‘nde yapılan bir anket sonucu parasetamol alan grubun, vahşet fotoğraflarından ve görüntülerinden daha az etkilendiğinin raporlanması üzerine Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyeleri TÜBİTAK destekli bir bilimsel araştırma başlattı.

Parasetomolün Empatiye Etkisi konulu çalışma kapsamında Türk araştırmacılar, deney hayvanları olarak belirlenen tüm sıçanlarla 12 gün boyunca, Japonya’daki Kwansei Gakuin Üniversitesinden bilim insanlarının da kullandığı “empati düzeneğinde” çalıştı.

Düzenekteki suyla dolu bölümünde boğulmak üzere olan bir deney hayvanını kapıyı açarak kurtarmayı öğrenen bazı sıçanlara, “ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlarda kullanılan parasetomol” verildi. Parasetamol almayan gruptaki hayvanların, boğulmak üzere olanları hemen kurtardığı, az ve orta doz ilaç alanlarda kurtarma süresinin uzadığı tespit edildi. Yüksek doz alan sıçanlar ise boğulmak üzere olan deney hayvanlarına kayıtsız kaldı ve onları kurtarmak için kapıyı açmadı.

Hormon seviyeleri de ölçüldü

DEÜ Fizyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Uysal Harzadın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, empati düzeyini ölçtüklerini, parasetamolün empati düzeyini etkilediğini, bu etken maddeyi almayan grubun 1 dakika içinde “empati düzeneği”nin kapısını açtığını belirtti.

Yaptıkları araştırma sonuçlarının saygın bir bilim dergisi olan Pharmacology Biochemistry and Behavior‘da yayınlandığını dile getiren Harzadın, “Kendimizi karşımızdakinin yerine koyarak onun hislerini içselleştirerek anlama durumunu araştırdık. Yüksek doz parasetamol alanlarda empati hemen düştü, orta dozda 3. gün, düşük dozda ise empati 5. günde azaldı.” dedi.

Harzadın, bilimsel çalışmada sadece düzenekte çalışmadıklarını belirterek,

Beyinde empati ilişkili bölgelerde yani prefrontal korteks ve amigdalada hormon seviyelerini ölçtük. Duygudaşlığı sağlayan oksitosin ve vazopressin seviyelerinde düşüklük tespit ettik, diye konuştu.

Bazı hastalıklarda empati seviyesi düşük

Parasetamolün bugün dünyada en güvenilir olarak bilinen etken maddelerden biri olduğunu anlatan Harzadın, şöyle devam etti:

Bu ilaç gebelere de yeni doğanlara da veriliyor. Son derece güvenilir kabul ediliyor. Doktorun reçete etmesine gerek kalmadan satın alınabiliyor ve yaygın kullanılıyor. Ancak bu ilaçları kullanırken de doktorlara danışmak gerekiyor. Dünya çapında yapılan bazı araştırmalar empati ile bazı hastalıkların ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. İnsanlar arasındaki iletişimi kolaylaştıran, toplumda birlikte yaşamamızı sağlayan empati yeteneğinin bazı hastalıklarda azaldığını görüyoruz. Depresyon, şizofreni, otizmde empati seviyesinin düşük olduğunu da biliyoruz.

AA
İZMİR – EFSUN ERBALABAN YILMAZ https://www.aa.com.tr/tr/saglik/parasetamol-empatiyi-azaltiyor-/1297568
Amfetamin

Amfetamin iştah keserken bağımlılık yapıyor!

Amfetamin dikkat bozukluğu, hiperaktivite bozukluğu gibi durumların tedavisi için kullanılmaktadır. Aynı zamanda kilo kontrolünde iştah azaltıcı olarak kullanılan sentetik bir üründür.

Amfetaminin içeriği, bağımlılık yapıcı etkisi ve yan etkilerinden dolayı uyarıcı madde olarak sınıflandırılmaktadır. Amfetamin Avrupa 2017 verilerine göre yasa dışı uyarıcı maddeler arasında yer almaktadır. Uzun süre kullanımında kilo kaybı ile birlikte, halüsinasyon, paranoya, çarpıntı gibi etkilerin görüldüğü bildirilmiştir.

Amfetamin kullanımı sporcularda ideal ağırlığına gelebilmek veya kısa süreli kilo kaybı sağlayabilmek için kullanıldığı bildirilmiştir.

binge eating, yeme davranışı bozuklukları, anoreksiya, bulumia

Anoreksiya nervoza hastalığının başlangıç yaşı 17!

Yeme bozukluğu hastalığı olan ve ergenlikte sıkça rastlanan anoreksiya nervozanın ölümcül bir psikiyatrik hastalık olduğunu ifade eden Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Uzman Psikoloğu Tuğçe Denizgil, hastalığın başlangıç yaşı 17 olarak kabul ediliyor. 40 yaş sonrasındaki kişilerde hastalık genelde görülmüyor, dedi.

Anoreksiya nervozanın, tüm psikiyatri hastalıkları arasında en ölümcül olanı olduğunu dile getiren Denizgil, düzenli tedavinin ardından sağlığına kavuşanların bulunduğunu ifade etti. Yeme bozukluğu olan anoreksiya nervoza hastalığı hakkında bilgiler veren Uzm. Psikolog Denizgil hastalığın, kişinin vücut algısının bozulması ve bunun akabinde kendini kilolu sanma durumu olduğunu belirtti.

Israrla kilo vermeye devam etme isteği hastalığın belirtisi olabilir

Anoreksiya Nervoza’nın kişilerin kilo vermeye kendi iradesi ile başlayıp daha sonra bunu ısrarla sürdürmesi durumu olduğunu belirten Uzm. Psikolog Tuğçe Denizgil,

Bir kişiye Anoreksiya Nervoza tanısı konması için kişinin normal ölçülerdeki kilosunu devam ettirmeyi kabul etmemesi, yaptığı diyetin ardından kendi kendini kusturması, yoğun egzersiz ve spor yapması, laksatif olarak adlandırılan müsli yiyecekler ve idrar sökücüler kullanarak kilo vermeye çalışması, kişinin beden ağırlığı normalden düşük olmasına rağmen kilo alımından son derece korkması ve bu korku yüzünden kilo kaybını artırması, kadınlarda görülen adet yoksunluğu veya kesilmesi gibi durumlar yaşaması gerekmektedir, diye konuştu.

Şiddetli kilo kaybı yaşayan kişilerin yaşadıkları sağlık sorunlarını kabul etmeyip inkar etme eğiliminde bulunduklarını söyleyen Uzm. Psikolog, kişilerde Anoreksiya Nervoza hastalığının ortaya çıkış dönemlerinin genellikle ilk veya orta ergenlik dönemi olup, yapılan diyet döneminin hemen arkasından veya yoğun bir stres dönemi sonrasında görülmeye başlandığını belirtti. Anoreksiya Nervoza’nın başlangıç yaşının on yedi olarak kabul edildiğini söyleyen Denizgil, kırk yaş sonrasındaki kişilerde Anoreksiya Nervoza hastalığının görülmediğini belirtti.

Hastalık muhakkak sağlık merkezinde tedavi edilmeli

Anoreksiya nevrozanın psikiyatri hastalıkları içinde en ölümcülü olduğunun altını çizen Denizgil, hastalığın muhakkak sağlık merkezinde tedavi edilmesi gerektiğini söyledi. Anoreksiya nervoza hastalığının tedavi sürecinin uzun olduğunu hatırlatan Denizgil,

Tedavi süresince eski kötü alışkanlıklara geri dönüş ve gerilemeler olabilir. Bu hastalığa yakalanan kişilerin sorunu kendi başına çözmeye çalışmaması ve mutlaka uzman bir psikologdan yardım alması gerekiyor. Sabırlı ve düzenli tedavi sonrasında sağlığına kavuşan hastalar mevcuttur. Tedavi sağlıklı kiloya ulaşmayı, daha iyi hissetmeyi ve sağlıklı yeme alışkanlıkları edinilmesini sağlar. Anoreksiya hem fiziksel hem de duygusal bir problem olduğu için hastalar, doktor, diyetisyen ve bir ruhsal sağlık danışmanı tarafından uygulanan tedaviye daha olumlu cevap verir. Anoreksiya nervozaya genellikle kaygı bozukluğu, panik bozukluk, takıntı zorlantı bozukluğu gibi diğer psikiyatrik hastalıklar da eşlik etmektedir. Dolayısıyla hastaların hem kaygı hem de takıntı gibi diğer var olabilecek psikiyatrik bozukluklarını da tedavi etmek gerekecektir. Eğer çocuğunuzda anoreksiya olduğunu düşünüyorsanız onunla konuşun. Endişe duyduğunuzu anlatın. Umurunuzda olduğunu anlamasını sağlayın. Kendiniz ve çocuğunuz için bir doktor veya danışmandan randevu alın, diye konuştu.

CNNTürk
https://www.cnnturk.com/saglik/anoreksiya-nervoza-hastaliginin-baslangic-yasi-17
zayıflama ilacı, zayıflama hapızayıflama ilacı, zayıflama hapı

Antidepresanlar kilo alma riskini artırıyor!

İngiltere’de King’s College London’da görevli psikiyatri hekimi Rafael Gafoor liderliğinde yapılan araştırma, 10’dan fazla yaygın antidepresanı kullanan hastaların, kullanmayanlar ile kıyaslandığında fazladan 2 – 3,5 kilo alma olasılığının %21 arttığını gösterdi.

Antidepresanların, kilo alımına neden olabileceği bildirildi. AA’nın New York Times kaynaklı haberine göre; İngiltere’de King’s College London’da görevli psikiyatr Rafael Gafoor liderliğinde yapılan araştırma, 10’dan fazla yaygın antidepresanı kullanan hastaların, kullanmayanlar ile kıyaslandığında fazladan 2-3,5 kilo alma olasılığının yüzde 21 arttığını gösterdi.

Gafoor, araştırmada kilo alımı riskinin, özellikle sürekli antidepresan kullanımının 2. ila 3. yılında zirveye çıktığının, bu riskin 6 yıla kadar sürdüğünün gözlendiğini açıkladı. Fazladan 2-3,5 kilonun, bazı kişileri normal kategorisinden kilolu veya obeze taşıyabileceğine işaret eden uzmanlar, kilolu kişilerde antidepresanın obezite riskini %29 yükselttiğini de vurguladı.

Rafael Gafoor ayrıca antidepresan kullananların, kilo alımıyla ilgili endişeleri varsa doktorlarına danışmadan ilacı bırakmamaları uyarısında bulundu. Antidepresan kullanan hastalar kilo yönetimi için Diyetisyene başvurmalıdır.

panik atak agorafobi

7 maddede: “Panik atak”

Panik atak endişe, korku (ölüm korkusu gibi) sıkıntı duygularını içinde bulunduran, nöbetler şeklinde ortaya çıkan bir rahatsızlıktır.

1.Panik atak sırasında hasta

Psikolojik sorunlarla ya da bazı hastalıklarla birlikte görülebilir. Hasta ani bir nöbette tamamen korku içindedir. Öleceğini, kalbinde bir sorun olduğunu, kalp krizi geçireceğini düşünür. Atak on dakika içinde en şiddetli halini alır. Hasta panik içinde doktora başvurur. Bayılacağını, çok kötü şeyler olacağını düşünür. Yarım saat kadar sonra atak geçmeye başlar. Kişi kendini çok yorgun ve bitkin hisseder. Hiç bir şey yapmak istemez. Tahammülü kalmamıştır, yalnız kalmak istemez. Birinin yanında kendini güvende hisseder.

2.Panik atak belirtileri

Panik atağın 13 belirtisi vardır. Bunlardan en az 4 tanesi varsa panik ataklı olma ihtimali fazladır.

  • Çarpıntı, kalbin sert ve fırlayacakmış gibi atması,
  • Terleme (ateş basması, üşüme),
  • Titreme,
  • Nefes almada güçlük, boğulma korkusu, tıkanma,
  • Baş dönmesi, bayılacağını düşünme,
  • Bulantı, geğirme, karın ağrısı çekme,
  • Nefesi kesilmek, aldığı havanın yetmediğini düşünerek derin nefes alma,
  • Göğüs sıkışması, ağrı,
  • Kendini hissedememe,kendine yabancılaşma, algılama güçlüğü (depersonalizasyon),
  • Çevrenin gerçek olmadığını düşünme (derealizasyon),
  • Ölmekten korkmak,
  • Çıldıracağını düşünmek, başkasına zarar verme korkusu,
  • Vücutta uyuşma, karıncalanma.

3.Panik atak tetikleyicileri

Çoğunlukla nedensiz bir şekilde ortaya çıkar. Beyindeki kimyasal maddelerden ya da beynin yan kısmının fonksiyonunu yitirmesi sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Tek başına ya da çeşitli hastalıklarla birlikte ortaya çıkabilir. Hastada belirtiler görülmeye başlar. Stresli bir hayat sürme panik atağı tetiklemektedir.

Bunlar dışında şu durumlar panik atağın ortaya çıkmasına neden olabilir:

  • Sara hastalığı (epilepsi), akciğer- kalp hastalıkları,
  • Vitamin eksikliği, kafeinli besinlerle beslenme,
  • Tiroid bezindeki sorunlar, fazla adrenalin salgılanması,
  • Kan şekeri düşmesi, kansızlık, beyinde oluşan tümör,
  • İlaçların yan etkisi sonucu,
  • Kapalı yerlerde bulunma, kalabalık yerler,
  • Depresyon, sinirsel bozukluklar,
  • Uyarıcı madde kullanımı ve bu maddenin aniden kesilmesi sonucu ortaya çıkabilir.

4.Panik atak kimlerde görülür, kimler risk altındadır?

Toplumda görülme sıklığı %1-3 arasında değişmektedir. Genelde yirmili yaşlarda olmak üzere her yaşta ortaya çıkabilir. Kadınlarda görülme ihtimali biraz daha fazladır. Genetik özellikler de etkilidir. Yakın akrabalarında panik bozukluk olanlarda görülme sıklığı daha çoktur.

Bazı insanlar kendilerini toplumda ifade etmekten çekinirler. Sürekli baskı altında yaşayanlar, içine kapanık, sorunlarını kimseyle paylaşmayanlar asosyal bir hayat süren kişilerde görülebilir. İnsanın kendi dürtülerini baskılaması yanlıştır. Öfkesini, üzüntüsünü, cinselliğini dışa vurmak zorundadır. Bunların baskılanması ya da başkaları tarafınfan engellenmesi panik bozukluğa neden olur.

Bağımlılık yapan maddeleri kullanan kişiler, kendini suçlu hissedenler, sorunları kafasına çok takan kişiler, mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olanlarda panik bozukluk görülebilir.

5.Panik atak ve panik bozukluk

Panik atakla panik bozukluk aynı değildir. Panik bozukluk kalp krizi geçireceğini, öleceğini, atakların tekrar olacağını, felç geçireceğini düşünerek sürekli endişe, korku içinde bulunma şeklindedir. Başka bir rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkmaz. Bu bozukluk iki şekilde bulunabilir: agorafobili ya da agorafobisiz. Agorafobi yalnız kalma korkusudur. Kapalı yerlerden kalabalık yerlerden uzak durma, evde tek başına kalmak istememe gibi durumlar görülür. Dışarıya yalnız çıkmaktan korkar ve sosyal olmaktan çıkar.

6.Panik atak tedavisi

Öncelikle muayene ve testler yapılıp herhangi bir kalp ve damar ya da solunum rahatsızlığı olup olmadığı araştırılır fakat bu hastalıkların olması panik atak olmadığını göstermez. Panik atak bunlarla birlikte de olabilir. Tedavideki amaç panik atağı yok etmek, hastanın endişe korku duygularını kontrol altına almak, sosyal hale getirmek ve bu hastalık sonucu oluşan psikolojik sorunları önlemektir. Bunun için ilaç tedavisi yanında hastaya terapi de uygulanmalıdır. Hastayı rahatlatmak gerekirse egzersiz yaptırmak gerekebilir.

Tedavi için depresyonu engelleyici (antidepresan) ilaçlar kullanılır. Bunun yanında yatıştırıcı, gevşetici, sakinleştiriciler de kullanılabilir. İlaç yeni kullanılmaya başlandığında sorunlar gözükse de, bunlar zamanla azalır. İlacı bırakmamak gerekir. Hastalık geçse bile tekrarlamaması için bir müddet daha ilaca devam edilmelidir. İlacın dozunu ve kullanım zamanını doktorun önerdiği şekilde gerçekleştirmelisiniz. Atak sırasında alınan ilaç işe yaramaz.

7.Panik atak sırasında hastanın durumu

Bir yere oturmalı ya da uzanmalısınız. Kendi kendinize bunun sadece bir atak olduğunu, korkulacak bir durum olmadığını söyleyin ve atağın geçmesini bekleyin. Atak sırasında üzücü, heyecanlandırıcı tartışmalardan kaçmak gerekir. Kafeinli içecekler, sigara ve alkol kullanımından uzak durmalısınız. Kendinizi kontrol etmeye çalışın. Atak sırasında derin nefes almayın çünkü şikayetler artar. Nöbet geçene kadar bir torbaya soluk alıp verilebilir.

Sağlık.net
http://www.xn--salk-1wa3i.net/panikatak.html

Yemek davranış bozuklukları

Yeme bozuklukları yeme davranışının ciddi olarak bozulduğu bir tanı grubudur. Anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme davranışları gibi psikiyatrik hastalıklar yeme bozuklukları arasında yer almaktadır.

binge eating, yeme davranışı bozuklukları, anoreksiya, bulumia

Ergenlik dönemi, stresli yaşam, hormonal değişimler gibi meydana gelen biyolojik değişiklikler ve sosyal rollerdeki değişimler yeme bozukluğu davranışının gelişimi açısından kritik dönemlerdir.

binge eating, yeme davranışı bozuklukları, anoreksiya, bulumia

Epidemiyoloji

Yeme bozuklukları toplumumuzda kadınlarda ve genç kadınlarda 5-20 kat daha fazla görülen bir hastalık olsa da, son yıllarda genç erkeklerde de kaslı bir vücuda sahip olma çabası giderek artmaktadır. Bu durumu fazla egzersiz yapma ve kısıtlı yemek yeme izlemektedir.

binge eating, yeme davranışı bozuklukları, anoreksiya, bulumia

Anoreksiya nervoza genelde ergenlik döneminde 14-15 yaşlarında başlar. Bulimiya nervosa ise geç ergenlik ve erken yetişkinlik döneminde başlama eğilimindedir.

binge eating, yeme davranışı bozuklukları, anoreksiya, bulumia

Klinik görünüm

Anoreksiya nervoza zayıf bir bedene sahip olma arzusu ve kilo almaktan aşırı korkma ile karakterize bir yeme bozukluğu tablosudur. Bu hastalar genelde besin alımlarını ciddi oranda kısıtlayarak kilo vermeye çalışırlar. Bazıları aldıkları besinlerin kilo yapıcı etkisini azaltmak için laksatif ve diüretik kullanırlar, bazıları aşırı egzersiz yapar. Bir kısmı ise kendini kusturma çabasına girer. Yemekleri küçük parçalara ayırmak, tabağa belli miktarda yemek almak, sık sık tartılmak, kalori hesabı yapmak, kendi hastalığını reddetmek bu hastaların tipik özelliklerindendir. Ayrıca kendileri çok iyi yemek yapmasını bilir fakat yaptıkları yemekleri sürekli başkalarına yedirirler.

Anoreksiya nervoza hastalarının fizyolojik ve metabolik değişikliklerine bakacak olursak; kilolarının %25’ini kaybetmişlerdir, ciltleri solgun, kuru ve saçları azalmıştır, kadınlarda menstrual döngü bozulmuştur, kalp atım hızı yavaş, nabız, kan basıncı, kan şekeri ve vücut ısısı düşüktür, kusma bulantı çok sık yaşanır, kanda düşük potasyum (K) seviyesi ve ödem görülür, tiroid metabolizması düşer, karaciğer enzimleri ve kolesterol seviyesi yüksektir.

Bulimiya nervoza aşırı yeme atakları ve ardından kusmalarla gelen bir yeme davranışı bozukluğudur. Anoreksiya nervozadan farkı, hastanın kilosunun normal ya da normalin üzerinde olmasıdır. Hastalar kısa süre içinde kalori içeriği oldukça yüksek besinler tüketip, rahatlama duygusu yaşarlar. Ancak sonrasında gelen şişmanlama korkusu ve suçluluk duygusuyla kendi kendilerini kusturma veya laksatif – diüretik kullanma davranışına yönelirler. Bu hastalara en fazla 3 ay en az 2 haftada bir yeme atağı gelmektedir. Bu hastalar genelde düzenli yemek yemez, normal bir yemek sonrasında doygunluk hissetmekte zorluk çekerler ve genelde evde tek başına yemeyi tercih ederler. Sürekli kustukları için tükürük bezlerinde genişleme, gastrit, ağız ve dişlerde çürükler, el parmaklarında deride kalınlaşma ve sertleşmeler, elektrolit seviyelerinde bozulma, mide asidinin özefagusa temas etmesi gibi sorunlar yaşanır. Bunun yanında kan kalsiyum, potasyum, sodyum, magnezyum seviyelerinin düşük olması, metabolik asidoz ve alkaloz görülmektedir.

Tüm yeme bozukluklarının psikopatolojisinde erken dönem anne bebek ilişkisi bozuklukları vardır. Anoreksiya nervoza hastalarında mükemmeliyetçilik, obsesiflik, kötümserlik, içe dönüklülük ve çocukluk çağında yaşanmış bir cinsel dürtüden dolayı azalmış libido sorunları bulunmaktadır. Bulimiya nervosa iseumutsuzluk, çaresizlik, kendini eleştiren, kötümserlik, yinelenen kaygı semptomları ve kronik depresyonla seyreder.

Ayırıcı tanı

Diyabet, tiroid hastalıkları, inflamatuvar barsak hastalıkları, kolitler, addison ve beyin tümörleri anoreksiya nervoza ile karıştırılabilir. Yeme davranışını etkileyen beyin tümörü gibi nörolojik hastalıklar, klein-levin, klüver bucy, gastrointestinal ve endokrin hastalıklar da bulimia nervosa tablosuyla benzerlikler gösterebilir. Ayrıca duygudurum bozuklukları ve şizofreni gibi psikiyatrik hastalıklar da yeme davranışını etkileyebilir.

psikoloji, psikolog, psikiatri

Tedavi

Yeme bozukluklarının tedavisinde ekip çalışması oldukça önemlidir. Psikolog, diyetisyen, aile terapisti ve gastroenterolog beraber çalışmalı, hasta sosyal, medikal, beslenme ve psikolojik açıdan değerlendirilmelidir.
Anoreksiya nervoza hastalarında dinlenme, psikoterapi, tüple besleme ya da normal diyet, enerji içeriği yüksek küçük besinlerle besleme, kişilik değiştirme teknikleri uygulanması gereken tedavinin parçalarındandır.
Bulimiya nervoza hastalarında, bilişsel davranışçı stratejiler uygulanır. Yapılan grup dersleriyle hastaların negatif benlik saygısının, depresyon durumlarının iyileşmesi sağlanır.

Çalışmalar
Curr Diab Rep. 2017 Nov 22;17(12):138. doi: 10.1007/s11892-017-0949-1. Yeme bozukluklarının tıp 2 diyabet riskini artırmaktadır. J Psychosom Res. 2017 Nov;102:47-53. doi: 10.1016/j.jpsychores.2017.09.006. Epub 2017 Sep 14.Anoreksiya nervoza Crohn hastalığıyla seyreder ve iltihaplı bağırsak hastalığı yaşanır. Psychiatr Pol. 2017 Apr 30;51(2):219-229. doi: 10.12740/PP/65274. Epub 2017 Apr 30.Anorektik hastalar yemek yedikten sonra özellikle üst karınlarında ağrı, yutma güçlüğü, gaz, kusma, bulantı hissederler. Bu durum da beslenme yönetimlerini engelleyebilir. Pediatr Endocrinol Rev. 2017 Mar;14(3):302-311.doi 10.17458/per.vol14.2017.BMK. effects anorexia nervosa .Anoreksiya nervoza hastalarında yaşanan hormonal değişiklikler düşük insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) seviyeleri, hipotalamik hipogonadizm, görece hiperkortizolemi ve leptin, grelin ve peptid YY’yi içeren iştah düzenleyici hormonlardaki değişimler ile büyüme hormonu (GH) direncini içerir. Hypercaloric Diets Differing İn Fat Composition Have Similar Effects On Serum Leptin And Weight Gain İn Female Subjects With Anorexia Nervosa – Mauler et al. – 2009 Diyet tedavisiyle AN’li bireylerde artan leptin düzeylerinin PUFA ile düzenlenebileceğini hipotez alan bir çalışmada; AN’li bireylerde tedaviyle leptin hormonunun anlamlı olarak arttığı ancak PUFA’nın leptin düzeylerinde anlamlı bir fark yaratmadığı bulunmuştur.

esra inceDyt. Esra İNCE

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • İstanbul
uyku beslenme diyetisyen melis özkaya

Uyku kalitesini etkileyen 15 besin

Uyku, vücudumuzun ve beynimizin dinlendiği, vücuttan toksinlerin atıldığı ve öğrenme sürecinin gerçekleştiği zaman dilimidir.

Gün içerisinde gördüğümüz, duyduğumuz bir çok şeyi uyku sırasında öğreniriz. Bu nedenle kaliteli ve rahat bir uyku düzeni zihinsel, hücresel ve psikolojik gelişim için son derece önemlidir.

enerji ofis yorgunluk uyku

Uykuyu, vücudumuzdaki bazı hormonların düzeyi etkiler. Özellikle uyku hormonu olarak bilinen melatonin hormonunun kandaki düzeyi uyku kalitesini etkiler. Melatonin, geceleri genellikle 23:00-05:00 saatleri arasında vücuttan salınan, vücudun biyolojik saatini ve uykuya dalma süresini etkileyen önemli bir hormondur. Yatılan ortamın ışık alması, yaşın ilerlemesi ve özellikle seçtiğiniz besinler vücudunuzdaki melatonin hormonunu etkileyerek uyku kalitenizi belirler.

Peki hangi besinler uyku kalitesini etkiler diye soracak olursanız? İşte kaslarınızı gevşetip, derin bir uykuya dalmanıza yardımcı olan o besinler…

ceviz diyet kalori

1.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “CEVİZ”

Ceviz, içeriğindeki ‘triptofan’ aminoasidi sayesinde uyku döngüsünü etkileyen melatonin hormonunun artmasına yardımcı olur. Yapılan çalışmalar, cevizin, melatonin hormonunun ana kaynağını içerdiğini göstermektedir. Maryland Üniversitesi’nde yapılan çalışmada uykusuzluğun engellenmesi için gerekli olan melatoninin, yetişkinlerde günde ortalama 1-5 gr arasında olduğu belirlenmiştir. Texas Üniversitesi’nde yapılan araştırmada ise 1 g cevizin 2.5-4.5 ng melatonin içerdiği bulunmuştur. Melatonin açısından iyi bir kaynak olan ceviz, alerjik bir gıda olabileceğinden, alerjisi olan bireyler tarafından tercih edilmemelidir.

ananas (2)

2.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “ANANAS”

‘Bromelin’ enzimi sayesinde sindirim problemlerinde, yüksek antioksidan kapasitesi sayesinde bağışıklık sistemi hastalıklarında tercih edilen ananas, içerdiği B vitaminleri nedeniyle melatonin hormonunun artışına yardımcı olan bir meyvedir. Taze veya dondurulmuş olanları tercih edilmeli, kurutulmuş veya şekerlendirilmiş olanlar tüketilmemelidir.

yumurta kaç kalori, yumurta besin değeri, yumurta faydaları, yumurta sporcu

3.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “YUMURTA”

Yüksek protein içeriği nedeniyle gece boyunca kan şekerinin düzenlenmesine ve kaliteli bir uyku geçirmenize imkan tanıyan bir besindir. Yapılan araştırmalar D vitaminin, uyku sırasında nöronların gelişimini ve uyku kalitesini etkilediğini göstermektedir. Çoğu besinde az bulunan D vitaminini içeren yumurta, yine bu özeliği nedeniyle de uyku kalitenizi artıran bir besindir. Öğünlerinizde karbonhidrat grubundan olan besinlerle tüketmeniz yumurtadaki triptofan aminoasidinin daha kolay emilmesini sağlayarak melatonin hormonunun salgılanmasına yardımcı olur. Ve gelsin uykusuz geceler…

badem sütü, badem sütü kalorisi, badem sütü faydaları, diyette badem sütü,

4.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “BADEM”

Badem, içeriğindeki yüksek magnezyum nedeniyle kaslarda gevşemeye , triptofan içeriği nedeniyle melatonin hormonunun artışına ve protein içeriğinin yüksek olması nedeniyle de kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olarak kesintisiz ve kaliteli bir uyku geçirmenizi sağlar. Gece ara öğünlerinde tercih edilebilecek ideal besinlerden biridir. Ancak tuzsuz ve çiğ olanları tercih edilmelidir.

badem sütü, badem sütü kalorisi, badem sütü faydaları, diyette badem sütü,

5.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “SÜT”

Yatmadan önce bir bardak süt içmeye ne dersiniz..İçeriğinde kalsiyum ve triptofan aminoasidi bulunan süt, melatonin hormonunun artmasına yardımcı olarak ,rahat bir uyku geçirmeniz için ideal bir besindir. Yapılan çalışmalar derin bir uyku sırasında vücutta kalsiyumun en yüksek düzeyde bulunduğunu göstermekte ve sütün uyku kalitesi için önemini desteklemektedir. Ayrıca sütün D vitamininden zenginleştirilmiş olması da uyku kalitesini daha çok arttırmaktadır. Soya sütü, badem sütü, yulaf sütü, Hindistan cevizi sütü gibi çeşitli türlerinin bulunması , günlük hayatta bireyler için iyi birer alternatiftir. Ancak menopoz döneminde olan kadınlarda soya sütü, uykusuzluk problemlerini arttırabileceğinden, tüketimine dikkat edilmelidir.

vişne antosiyanin, vişne kaç kalori, vişne glisemik indeks, vişne kilokalori, vişne enerji, vişne Gİ, vişne melatonin, Diyetisyen Melis Destereci, Diyetisyen Melis Destereci kimdir, Diyetisyen Melis Destereci randevu al, Diyetisyen Melis Destereci diyet listesi,

6.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “VİŞNE”

Yaz ayları denince akla gelen meyvelerden biri olan vişne, doğal bir melatonin kaynağı olması nedeniyle, melatonin hormonunu arttırarak rahat bir uyku geçirmenize yardımcı olur. Yaşlı bireylerle yapılan bir çalışmada vişnenin uykusuzluk süresini kısalttığı, rahat ve kaliteli bir uyku sağladığı bulunmuştur. Yatmadan önce tüketebileceğiniz ideal bir seçenek olan vişneyi sütünüzle birlikte rondodan geçirerek de değişik bir alternatif olarak tüketebilirsiniz.

diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

7.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “MUZ”

Muz, potasyum ve magnezyumun iyi bir kaynağı olup, kasların ve sinirlerin gevşemesine yardımcı olup, uyku sürenizin uzamasını ve rahat bir uyku geçirmenizi sağlar. Huzursuz bacak sendromu adı verilen rahatsızlıktaki krampların ve uykusuzluğun önlenmesini, ayrıca spor yapan bireyler tarafından spor sonrası kas onarımını sağlar. Yatmadan önce tüketeceğiniz muzlu bir süt veya muzlu bir smoothie ideal bir tercih olabilir.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

8.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “BALIKLAR”

Somon, ton balığı, uskumru ve kabuklu deniz ürünleri (karides) gibi omega-3 yağ asitlerinden zengin olan balıklar, iyi bir gece uykusu için tercih edilebilecek ideal bir akşam yemeği olarak düşünülebilir. Bu balıklar omega-3 yağ asitlerini içermeleri nedeniyle stres hormonlarının azaltılmasına yardımcı olarak, rahat ve huzurlu bir uyku sağlar. Ayrıca içeriklerindeki B6 vitamini nedeniyle melatonin hormonunun yapımına yardımcı olarak da uyku kalitenizi etkiler.

yeşil çay, yeşil çay kalorisi, yeşil çay zararlı mı, yeşil çay yararlı mı, doğadan yeşil çay, yeşil çay faydaları, tiroid için yeşil çay

9.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “YEŞİL ÇAY”

Yeşil çayın tadından sorumlu olan ‘theanin’ amino asidi rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olur. Yapılan çalışmalar kafeinsiz yeşil çayın rahatlatıcı, yatıştırıcı etkisiyle uykuya dalma süresini kısalttığını göstermektedir.

yulaf ezmesi

10.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “YULAF EZMESİ”

Bir kase yulaf ezmesine ne dersiniz ? Yulaf, triptofan amino asidinden zengin olması nedeniyle, uyku düzeninizin dengelenmesine yardımcı olan melatonin hormonunun, kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olan serotonin hormonunun salgılanmasını arttırır. İçeriğindeki potasyum, magnezyum, fosfor ve lif içeriğiyle hem sindirim sisteminize hem de kaslarınızın gevşemesine yardımcı olarak rahat bir uyku geçirmenizi sağlar.

tatlı patates

11.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “TATLI PATATES”

Kasların gevşemesine yardımcı olan mineralleri içeren tatlı patates, potasyumun önemli kaynağıdır. Ayrıca melatonin hormonunun yapımı sağlayan B6 vitaminlerinden de zengin olup, uyku probleminizin önüne geçmenize yardımcı olur.

12.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “PAPATYA ÇAYI”

Sakinleştirici, gevşetici bir çay olmasının yanı sıra içeriğindeki ‘glisin’ aminoasidi sayesinde kas ağrılarının azaltılmasına yardımcı olması nedeniyle rahat bir uyku geçirmenize yardımcı olur. Yatmadan önce içilen 1 kupa papatya çayı, vücut sıcaklığınızı arttırarak uykuya dalma süresinin de kısalmasını sağlar. Ancak aşırı tüketimden kaçınılmalıdır.

nohut

13.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “NOHUT”

Mutluluk hormonu olan ‘serotonin’i üretmek için gerekli olan B6 vitaminini bol miktarda bulunduran nohut, stresinizin azalmasına yardımcı olarak daha rahat bir uyku geçirmenizi sağlar. Aynı zamanda B6 vitamini içeriğiyle de yine melatonin hormonunun sentezine destek olur. Akşam yemeklerinizde nohutlu bir salata, nohut yemeği veya humus yaparak sofralarınızda nohuta yer açabilirsiniz.

kuruyemişler, kuru yemişler, kuru yemişler nelerdir, kaju fıstığı, fıstık, fınık, badem, ceviz, leblebi, kuru yemiş kalorisi, kuruyemiş kalorisi

14.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “KAJU FISTIĞI”

Kaju fıstığı, içeriğindeki magnezyum nedeniyle kas kasılmalarının engellenmesine yardımcı olan bir kuruyemiştir. Bu özelliği nedeniyle uyku problemlerinizin önüne geçilmesinde yardımcıdır.

pirinç, pirinç pilavı, diyette pirinç

15.Uyku kalitesini etkileyen 15 besin: “PİRİNÇ”

Yapılan çalışmalar beyaz pirinç tüketen bireylerin daha kısa sürede uykuya geçtiğini göstermektedir. Bunun nedeni rahatlamayı, sakinleşmeyi sağlayan beyindeki nörotransmitterlerin mutluluk hormonu olan ‘serotonini’ salgılamak için karbonhidratlara ihtiyaç duymasıdır. Glisemik indeksi yüksek olup, kan şekerini hızlı yükselttiğinden aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır.

Bu haftada uyku düzenini etkileyen besinlerden bahsettik, haftaya yeni bir konu ile görüşmek dileğiyle… Vücudunuz ömür boyu size ait olan tek şey…

İlacınız besinler besinler ilacınız olsun. Sağlıklı günler…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen Melis özkaya

Depresyon ve beslenme ilişkisi

Depresyon; keyif kaybı, kendini halsiz hissetme, özgüven eksikliği, bozulmuş iştah ve uyku düzeni ve sürekli üzüntü haliyle karakterize bir hastalıktır. Günlük hayattan keyif almadan yapılan işlerden dolayı verim de düşmektedir. Bu durum daha da ciddileşip intiharla bile sonuçlanabilir.

psikoloji, psikolog, psikiatri, psikologlar derneği

Bu hastalık tarihte ilk defa Hipokrat tarafından adlandırılmış ve tanımı yapılmıştır. Burton tarafından ise beslenme kısmıyla ilgili bölümleri araştırılmıştır.

Günümüzde çok yaygın olarak görülen bir psikiyatrik hastalık olan depresyon tüm yaş gruplarında görülür. Cinsiyetler arasında ise kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür.  WHO’ya göre 2020 yılında depresyonun stres ve kardiyovasküler sistemle ilgili komplikasyonlarda dolayı ölüme neden olan ikinci hastalık olacağı ileri sürülmüştür.

Depresyon tanısı koyulurken hemen antidepresan tedavisine başlanmak yerine psikoterepi ve tıbbi beslenme tedavisi teşvik edilirse daha olumlu ve kalıcı sonuçlar alınabilir. Çünkü alınan antidepresanlar genelde iştah açtıkları için vücudu olumsuz etkilemektedir. İştah kapatan ilaçlar ise vitamin ve mineral yetersizlikleriyle sonuçlanabilir.

[irp]

Depresyon oluşumuna etki eden nedenler

1. Genetik nedenler
2. Psikolojik nedenler
3. Biyolojik etmenler

Depresyon ve beslenme

Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar glikoz metabolizması üzerine olumsuz etkilere neden olabilmektedir. İştah artışıyla birlikte vücut ağırlığında artışlar da meydana gelebilir.

Son yıllarda beslenme ve depresyon ilişkilendirilmektedir. Mikro ve makro besinler arasından özellikle folat, tiamin, magnezyum ve omega 3 gibi bileşenlerden eksiklikler görülmektedir. Ayrıca yetersiz balık tüketimi ve düşük posa alımı yüksek miktarda işlenmiş ve hazır gıdaların tüketimi yaygınlaşmıştır. Bu durum ise depresyona yatkınlığı artırmaktadır. Batılı tarzda beslenme yerleştikçe geleneksel diyetten uzaklaşılmıştır. Bu durumda mental hastalıklarda görülme sıklığı da artmıştır. Rafine gıdalar ve basit şeker tüketimi depresyon üzerine olumsuz etkiler göstermektedir. Ayrıca depresyon serotonin düzeyinde düşme ile ilgilidir. Yeterli kadar B6 vitamini, C vitamini, folat, kalsiyum, magnezyum ve D vitamini alınmadığı takdirde depresyona yakalanma riski de artıyor. Ayrıca triptofan düzeyinin azalması da depresyona neden olmaktadır. Kompleks karbonhidrat alımı ise serotonin salınımı artırmaktadır. Beslenme beyni etkiler beyin de ruhsal durumu. Bu nedenle yakın beslenmeyle ruhsal durumun yakın ilişkisi vardır.

Yeme düzeni değişen depresyondan şüphelensin, beslenme ve psikoloji, psikoloji ve diyet

Basit Karbonhidratlar

6 ülkenin katıldığı bilimsel bir araştırmada basit şeker tüketiminin depresyon riskini arttırdığı ve mevcut depresyon durumunu olumsuz etkilediği bulunmuştur.

[irp]

Besin yetersizliği

Depresyonlu bireylerde D, C, B1, B3, B6, Folat ve B12 yetersizlikleri sık görülmektedir. Bu nedenle beslenmemizi batılı tarzda değil de geleneksel beslenme tarzında yapmalıyız ve balık tüketimini arttırmamız gerekmektedir.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

Omega 3

Omega 3 ten fakir besinlerle beslenen kişilerin depresyona daha yatkınlığı daha fazladır. Omega 3 alınması ise depresyon üzerine olumlu etkiler sağlamaktadır. Gebelik sonrası oluşan depresyon üzerine de olumlu etkileri olduğu yapılan çalışmalarla ortaya koyulmuştur. Mesela Eskimolarda depresyon görülmemektedir. Beslenmelerinde balığa sık sık yer verdikleri için depresyona karşı korunmaktadırlar.

vitamin d, d vitamini, d vitamini kilo, d vitamini diyet, d vitamini beslenme

D vitamini

Güneşlenme süresi ülkemizde fazla olmasına rağmen D vitamini yetersizliği sık görülmektedir. Bu da farketmeden bizi depresyona sürüklüyor olabilir. D vitamini düşük olan bireyler depresyona daha çabuk ve sık yakalanıyor. Ek D vitamini alınması yapılan çalışmalarda olumlu etkiler göstermiştir.

çay diyet, çay zararlı mı, diyette çay içilir mi, kahvaltıda çay, çay kaç kalori, yeşil çay, siyah çay kalorisi

Kahve ve çay tüketimi

Ülkemizde özellikle çay, sudan sonra en çok tüketilen içecektir. Kahve serotonin salınımını arttırarak hiç kahve içmeyenlere göre depresyona yakalanma riskini %70 oranında azaltıyor. Çay tüketimi de serotonin salınımı üzerine etki ederek depresyona karşı koruma sağlıyor.

[irp]

Depresyon ve beslenme sorunları

  • Tat olma duyusu değişir.
  • İştah artabilir veya azalabilir.( genellikle artar.)
  • Basit karbonhidrata yönelme yaşanabilir.
  • Yeme krizleri oluşabilir.
  • Yeme düzeni ve saatleri değişebilir.

[irp]

Genel beslenme önerileri

  • Az az, sık sık beslenme planı uygulanmalıdır.
  • Yağ kaynağı olarak doymuş yağ yerine doymamış yağ tüketilmelidir.
  • Trans yağ alımı azaltılmalıdır hatta hiç tüketilmemelidir.
  • İşlenmiş ve hazır gıdalar diyetten çıkarılmalıdır.
  • Bol miktarda sebze, meyve ve kurubaklagil tüketilmelidir.
  • Tam tahıl ve yağlı tohumlar tüketilmelidir.
  • Kaliteli protein kaynaklarına diyetimizde yer vermeliyiz.(et, süt, yumurta gibi)
  • Haftalık omega 3 alımımıza dikkat etmeli ve 2-3 kez balık tüketmeliyiz.
  • Yeterli sıvı alımı yapmalıyız. (Günde en az 1.5 – 2 litre)
  • Alkol tüketiminden kaçınılmalıdır.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

Kalp, damar, kardiovasküler, kolesterol, trigliserit, yağ

“Kırık Kalpler Sendromu” en çok kadınları vuruyor…

Stres, abartılı sevinç ve üzüntü sonucu, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi kalp krizi tablosuna benzer şikayetlerle ortaya çıkan geçici kalp hastalığı “Kırık Kalpler Sendromu” en çok da kadınları etkiliyor…

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Siyami Ersek Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kardiyoloji Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Ahmet Taha Alper, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sendromun ilk kez 1990 yılında Japonya’da tanımlanmış bir kalp hastalığı olduğunu söyledi.

Hastalığın nedeninin tam olarak bilinmediğini ancak üzüntü halleriyle ilişkilendirilerek “Kırık Kalpler Sendromu” olarak adlandırıldığını vurgulayan Alper, sendromun sadece üzüntü durumunda değil, abartılı sevinçlerde de ortaya çıkabildiğini söyledi. Prof. Dr. Alper,

Sendrom, genellikle ağır stresli durumlarda, abartılı sevinçlerde gelişebilen geçici kalp rahatsızlığıdır. Ciddi fiziksel hastalıklar veya cerrahi operasyonlar sonrasında da gelişebilmektedir, diyerek, şöyle devam etti: Hastalar genellikle göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi kalp krizi tablosuna benzer şikayetlerle hastaneye başvurmaktadır. Bu nedenle ilk etapta kalp kriziyle karıştırılmaktadır. Kan tahlilleri ve EKG bulguları hastalığın tipik bir kalp krizinden ayırımında yeterli olmamaktadır. Tanı konulurken, kalbin hastalık sırasında ortaya çıkan tipik görüntüsünün tespiti önem teşkil ediyor. Bu görüntüyü anjiyografi sırasında karıncıklara (ventrikül) opak madde vererek ya da ekokardiyografi ile tespit etmek mümkündür.

Hastaların çoğunluğunu menopoz dönemindeki kadınlar oluşturuyor

Kalp krizi ön tanısıyla başvuran hastaların %1 – 2’sinde bu hastalığın tespit edildiğine dikkati çeken Alper, hastaların çok büyük çoğunluğunu menopoz dönemindeki kadınların oluşturduğunu ancak genç yaşlarda da sendromunu görülebileceğini ifade etti.

Prof. Dr. Alper, semptom ortaya çıktığında kalp kasının önemli bir kısmının aniden görevini yapamaz hale geldiğini ve hastada kalp yetersizliği durumunun gelişebildiğini ifade ederek, şunları kaydetti.

Bu nedenle öncelikle kalp yetersizliğinin tedavisi önemli. Hastalığın kendisine özel, kesin belirlenmiş bir tedavi şekli bulunmamakla birlikte, beta bloker olarak adlandırılan kalpte stres hormonunun bağlanmasını engelleyen ajanlar ve pıhtı oluşumunu önlemek amacıyla kan incelticiler sıklıkla tedavisinde kullanılmaktadır. Kalp krizleriyle kıyaslandığında hastalığın seyri çok daha sorunsuzdur. Birçok hastanın kalp fonksiyonları zaman içinde kendiliğinden düzelir ancak hastaların yaklaşık %10’unda hastalığın tekrarlaması söz konusu olabilir. Bu nedenle, düzenli kontroller önem arz ediyor.

Memurlar.net
http://www.memurlar.net/haber/681478/kirik-kalpler-sendromu-en-cok-kadinlari-vuruyor.html
GAPS kitap Ön Kapak

4 soru ve 4 yanıt: “GAPS™”

Çoğu kişinin çaresiz hastalık sandığı psikolojik ya da psikiyatrik hastalıkların ve fizyoloji sendromlarının nedeni hasarlı, geçirgen bağırsak duvarı ve an​​ormal bağırsak florası nedeniyle beynin ve bedenin toksinlenmesidir.

Bağırsak florasının tedavi edilmesi sonucunda, beyin ve beden toksin yükünün etkisinden kurtulur ve bağırsakların kaynaklık ettiği bu hastalıklar da tamamen iyileşir.

1.GAPS™ nedir?

​Kitabın yazarı Nöroloji ve Beslenme Uzman Doktoru Natasha Campbell-McBride’ın oğluna üç yaşındayken otizm teşhisi konmuştur. Kendi geliştirdiği beslenmeye dayalı doğal bir tedavi yöntemiyle oğlunun bağırsak florasını ve böylece otizmini radikal olarak iyileştirir. Ardından İngiltere Cambridge’de açtığı klinikte, psikolojik sendromlu yüzlerce hastayı, geliştirdiği bu beslenme yöntemiyle sağlığına kavuşturur. Zamanla geliştirdiği bu tedavi GAPS Tedavisi, psikolojik sendromlu hastaları da GAPS hastaları olarak adlandırılır.

GAPS kitap Ön Kapak

2.GAPS™ kitabı nasıl ortaya çıktı?

2004 yılında, yazdığı GAPS – Gut and Psychology Syndrome (Bağırsak ve Psikoloji Sendromu) kitabı yayımlanır.

Bugün ise GAPS Tedavi kitabı, 7 dile çevrilmiş olup 11. baskısını yapmıştır ve kitabın satış rakamı 500.000’leri bulmuştur.

GAPS hayatımın eseridir, diyen Dr. Natasha Campbell-McBride, GAPS’ın dünyaca tescilli markasını almıştır.

Bağırsak ve Psikoloji Sendromu yani GAPS (Gut And Psychology Syndrome); Dr. Natasha Campbell-McBride’ın tescilli markası olarak bilinen bir tanımdır ve kendi geliştirdiği doğal tedavinin adıdır.

3.GAPS™ kitabının içeriği nasıldır?

​​​Kitap tam anlamıyla bir tedavi kitabıdır. Kitabı alan bir anne; GAPS hastalığı (otizm, disleksi, dispraksi, DEB, DEHB, gelişme geriliği, öğrenme bozukluğu, yeme bozukluğu, epilepsi, depresyon, şizofreni…) olan çocuğunu, sadece kitabı okuyup uygulayarak iyileştirebilir veya bir GAPS hastası, kitapta anlatılan tedavinin adımlarını uygulayarak kendini iyileştirebilir.

​​Dünyanın her bir köşesinden GAPS (Bağırsak ve Psikoloji Sendromu) hastaları, bu kitaptaki GAPS Tedavisiyle bağırsak floralarını tedavi ederek psikiyatrik hastalıklarından tamamen iyileştiler! Otizm, Şizofreni, Epilepsi, Depresyon, Anksiyete, Bipolar Bozukluk, Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), Panik Atak, Dikkat Eksikliği Bozukluğu (DEB) ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Disleksi, Dispraksi, Yeme Bozukluğu (Anoreksiya, Bulimia Nervosa) hastaları… (detaylar için tıklayınız: Yaşanmış GAPS Hikayeleri )

4.GAPS™ kitabının Türkiye’deki durumu nedir?

​​Türkiye’den iki yetişkin kız kardeşin, bu kitaptaki GAPS Tedavisini uygulamaları ve böylece uzun yıllar süren ağır psikiyatrik hastalıklarını iyileştirmeleri; Türkiye’deki GAPS hastalarına da GAPS Tedavisini duyurmak istemelerine neden olmuştur. Böylece Adalin Yayıncılık kurulmuş ve GAPS kitabı Türkçeye kazandırılmıştır. Bu kitabın, Türkiye’deki GAPS hastalarının da umudu ve ışığı olacağına inanıyoruz! ​​Geri getirdiğin tüm hayatlar için teşekkürler, Dr. Natasha Campbell-McBride!

Yeme düzeni değişen depresyondan şüphelensin, beslenme ve psikoloji, psikoloji ve diyet

Obezitede “davranış değişikliği” tedavisi

Vücut ağırlığının denetiminde davranış değişikliği tedavisi, fazla ağırlık kazanımına neden olan yemek yeme ve fiziksel aktivite ile ilgili olumsuz davranışları olumlu yönde değiştirmeyi ya da azaltmayı, olumlu davranışları ise pekiştirerek yaşam biçimi haline gelmesini amaçlayan bir tedavi şeklidir.

Davranış değişikliği tedavisinin basamakları

  1. Kendi kendini gözlemleme
  2. Uyaran kontrolü
  3. Alternatif davranış geliştirme
  4. Pekiştirme, kendi kendini ödüllendirme
  5. Bilişsel yeniden yapılandırma
  6. Sosyal destek