diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

Dışarıda yemek yiyenler daha fazla kimyasala maruz kalıyor!

Dışarıda sıklıkla yemek yiyenler, zararlı kimyasal maddelere daha yüksek seviyede maruz kalıyor.

Medicaldaily internet sitesinde yayımlanan habere göre, Silent Spring Enstitüsündeki araştırmacıların, ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi’ne (NHANES) katılan 10.100 kişinin verileri üzerinden yaptığı araştırma, dışarıda yemek yiyenlerin PFAS olarak da adlandırılan zararlı kimyasal maddelere daha fazla maruz kaldıklarını ortaya koydu.

Araştırma kapsamında katılımcılara, son bir gün, hafta ve yılda içinde yedikleri öğünler soruldu. Kan tahlilleri yapılan katılımcılardan evde beslenenlerin kanlarında, dışarıda yemek yemeyi daha çok tercih eden bireylere oranla daha az seviyede kimyasal maddeye rastlandı.

Evde hazırlanan yemekler daha sağlıklı

Uzmanlar, evde hazırlanan yemeklerin restoranda hazırlananlardan daha sağlıklı olduğunu ve daha az PFAS içerdiğini kaydetti. Restoranlarda bulunan gıdaların özellikle depolanma aşamasında bu zararlı kimyasallara yüksek düzeyde maruz kaldıkları belirtildi.

PFAS’lar kanser gibi rahatsızlara yol açıyor

PFAS’ların kanser, üreme, tiroit sorunları ve düşük doğum ağırlığı gibi rahatsızlıklara yol açtığına vurgu yapıldı.

Araştırma ekibinden Laurel Schaider, PFAS’lar ve tüketilen yiyeceklerin hazırlandığı yerler arasındaki bağı ortaya koyan bir araştırmanın ilk kez yapıldığını ifade etti. Paketlenerek depolanan gıda malzemelerinin BPA ve fitalat benzeri başka kimyasal maddeleri içerdiği de kaydediliyor. Çalışmanın ayrıntıları Environmental Health Perspectives dergisinde yayımlandı.

https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-disarida-yemek-yiyenler-daha-fazla-kimyasala-maruz-kaliyor-11-681-83594.html
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-disarida-yemek-yiyenler-daha-fazla-kimyasala-maruz-kaliyor-11-681-83594.html
Natürel sızma, Natürel sızma zeytin yağı, Natürel sızma zeytinyağı, natural birinci, natural ikinci, riviera zeytinyağı, zeytinyağı, zeytinyağı kaç kalori, zeytinyağı faydaları, zeytinyağı yararları, Mitolojide ölümsüz ağaç, Mitolojide ölümsüz ağaç nedir,

Evde kullanılan sağlıklı yağ, trans yağa dönüşebilir

Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gıda Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bölek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, iyi huylu kolesterolü düşürüp, kötü huylu kolesterolü yükselten ve böylelikle kalp hastalıklarına neden olan trans yağların aynı zamanda farklı ciddi sorunlara da yol açabileceğini söyledi.

Trans yağların kansere neden olduğunun, gebelik süresini kısalttığının, anne sütünün kalitesini değiştirdiğinin, bağışıklık sistemini zayıflattığının, alzaymır riskini arttırdığının bilimsel araştırmalarla ortaya konulduğunu dile getiren Bölek, ayrıca trans yağların bel ve göbek çevresinde yağlanmaya da neden olduğunu aktardı. Bölek,

Trans yağlardan kaçınan tüketiciler genellikle trans yağlarca zengin çikolata, kraker, cips, patlamış mısır, şekerleme, kuru pasta, salata sosu gibi paketli gıdalardan uzak durmayı tercih ederler. Ancak bu kişiler trans yağların en önemli oluşum yollarından biri olan yağları yüksek sıcaklığa maruz bırakmama konusunda gerekli hassasiyeti göstermemektedir. Özellikle soğanı öldürmek için yapılan uzun süre kavurma işlemi sırasında yüksek sıcaklığa maruz kalan yağda önemli ölçüde trans yağ oluşabilmekte ve paketli gıdalardan uzak duran tüketiciler kendi evlerindeki yemeklerinde trans yağ oluşumuna sebep olmaktadır. Bu durumu önlemek için soğanı uzun süre yağda kavurma işleminden mümkün olduğunca kaçınılmalı ve tencereye konulan yemekler çiğden pişirme olarak bilinen doğrudan pişirme işlemiyle hazırlanmalıdır. Soğanı yumuşatmak için ise tencereye bir miktar su konularak haşlama işlemi yapılabilir.

Kavrulmuş kuru yemişlerdeki trans yağ riskine dikkat

SBÜ Gıda Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bölek, yüksek sıcaklığa maruz kalmasından dolayı trans yağ açısından zengin diğer gıda çeşidinin de patates kızartması ve lokmalar olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle tamamladı:

Gün boyu yüksek sıcaklığa maruz kalan yağ içerisinde pişirilen patates kızartması ve lokmaların trans yağ içeriklerinin çok yüksek olduğu saptanmıştır. Bazıları daha dayanıklı ve bazıları daha duyarlı olmakla beraber tüm yağlar yüksek sıcaklığa maruz kaldıklarında koroner kalp rahatsızlıklarından obeziteye varan sonuçları olan trans yağlara dönüşebilmektedir ve bu konuda çok dikkatli olunmalıdır. Trans yağlarca zengin olma ihtimali yüksek olan bir diğer besin grubu da kavrulmuş kuru yemişlerdir. Yağ içeriği bakımından oldukça zengin olan kuru yemişler kavurma esnasında yüksek sıcaklığa maruz kaldıklarından içerdikleri faydalı yağ, trans yağlarca zengin zararlı bir hale dönüşmektedir. Bu nedenle mümkün olduğunca kavrulmuş yerine çiğ kuru yemiş tüketmeye özen gösterilmelidir.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/evde-kullanilan-saglikli-yag-trans-yaga-donusebilir-/1594679
nişasta bazlı şeker, nbş

Şekerin en zararlı formu: “NBŞ”

Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gıda Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bölek, Kan şekerinin çok hızlı bir biçimde yükselip düşmesine neden olan glukoz-fruktoz şurubu şekerin en zararlı formudur, dedi.

SBÜ Gıda Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Sibel Bölek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Nişasta bazlı şeker oranını %10’dan %5’e düşürmüştük. Bu yılın sonunda oranı %2,5’e kadar indiriyoruz, dendiğini hatırlattı. Maliyeti düşük ve normal şekere göre daha tatlı olduğu için üreticilerin nişasta bazlı şekere yöneldiğini dile getiren Bölek, şöyle konuştu:

Nişasta bazlı şekerler genellikle mısır nişastanın kimyasal işlemlerden geçirilmesi ile elde edilirler. Meyve sularından gazlı içecekler, gofretler, bisküviler, dondurmalar ve reçellere kadar pek çok paketli gıdada kullanılan nişasta bazlı şekerler gıda ambalajında genellikle glukoz-fruktoz şurubu olarak belirtilmektedir. Kan şekerinin çok hızlı bir biçimde yükselip düşmesine neden olan glukoz-fruktoz şurubu şekerin en zararlı formudur. Glukoz-fruktoz şurubu içeren gıdalar açlığı bastırmak için tüketildiklerinde kan şekerini hızlıca yükselterek geçici bir tokluk hissi sağlasa da kısa bir süre sonra insülin hormonu artan kan şekerini düşürmek için hızlıca devreye gireceğinden daha şiddetli bir acıkmaya sebep olurlar. Böyle bir etki obezite, insülin direnci, diyabet, karaciğer yağlanması ve kalp-damar hastalıklarına kadar birçok hastalığa davetiye çıkarmaktadır.

Bölek, araştırmalara göre, glukoz-fruktoz şurubunun kanserli hücreleri daha etkin beslediğine işaret etti. Nişasta bazlı şekerin sağlık açısından birçok zararı olduğunu vurgulayan Bölek, şöyle devam etti:

Yapılan bir çalışma fruktozun kalp kası hücrelerinin büyümesinde rolü olan KHK-C enzimini aktif hale getirdiğini dolayısıyla kalp yetersizliğine yol açabileceğini ortaya koymuştur. Ayrıca, fruktoz beyindeki besinlerle ilişkili sinirleri güçlü bir şekilde uyararak bağımlılık yapmaktadır. Daha ucuz olduğu ve daha az miktarda kullanılarak istenilen tadın elde edilmesine olanak sağlayan glukoz-fruktoz şurubu genellikle çocukların tükettiği gıdalarda kullanılmaktadır. Bu nedenle paketli gıdaların içindekiler bölümü dikkatlice okunarak bu tür gıdaların çocuklar tarafından tüketilmesi mümkün olduğunca engellenmelidir.

Birçok ülkenin nişasta bazlı şeker oranını sıfıra çektiğini anımsatan Bölek, ülkemizde de sıfıra çekilmesinin sağlık açısından önemli olduğunu vurguladı.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-nisasta-bazli-seker-sekerin-en-zararli-formudur-11-681-82946.html

trans yağ yoktur, trans yağ nedir

Trans yağ tüketiyor olabilirsiniz

Sağlığa Evet Derneği ve Türk Kardiyoloji Derneği tarafından İstanbul’da yapılan bir çalışma sonucunda, markette ve açıkta satılan gıda ürünlerinin bir kısmında tehlikeli oranda trans yağ bulunduğu tespit edildi.

Sağlığa Evet Derneğinden, Trans yağ tüketiyor olabilirsiniz başlığı altında yapılan yazılı açıklamada, trans yağın paketli gıda etiketlerinde hidrojenize bitkisel yağ olarak yer aldığı belirtildi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Türk Kardiyoloji Derneği Lipid Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Öner Özdoğan, bu etiketle tüketicide bitkisel ise güvenlidir algısı yaratılmak istendiğini belirtti.

Dünya Sağlık Örgütünün gıdalarda her 100 gram yağda iki gram üzerinde trans yağ bulunmasının sağlığa zararlı olduğuna dikkati çekerek, 2023 yılına kadar gıda tedarik zincirinden trans yağların kaldırılmasını önerdiğini anımsatan Özdoğan, şöyle devam etti:

Ülkemizde de Tarım ve Orman Bakanlığı trans yağın gıdalarda mevcut toplam yağ miktarının %2’si ile sınırlı olması için bir düzenleme hazırlığı içindedir. Sivil toplum kurumları bu girişimi desteklemekte ve sınırın %1’e çekilmesini önermektedir. Türkiye’de dolaşım sistemi hastalıkları ölümlerin %40’ından sorumludur. Sanayi üretimi trans yağ, kalp krizi ve ölüme neden olan zehirli gıda katkısıdır. Günde 5 gram trans yağ tüketmek kalp hastalıkları riskini %25 arttırmaktadır. Çalışmada bazı gıda ürünlerinde o denli yüksek trans yağ bulunmuştur ki, her gün bu gıdayı tüketen birinde kalp hastalığı riskinin artacağı öngörülebilir. Kalp ve damar sağlığı için satışa sunulan yiyecek maddelerinin trans yağ içeriklerini mutlaka denetlemeliyiz. Trans yağın tedarik zincirinden kaldırılması yiyeceğin tadını ve maliyetini değiştirmeyecektir.

71 gıda ürününden alınan örnekler incelendi

Sağlığa Evet Derneği Üyesi Prof. Dr. Pınar Ay ise araştırmanın Türkiye’de satılan gıda ürünlerinde trans yağ miktarını saptamak üzere yapıldığını belirtti. Çalışma çerçevesinde İstanbul’da marketlerde ve dükkanlarda satışa sunulan paketli ve açık 71 gıda ürününden örnek alınarak laboratuvarda trans yağ miktarının ölçüldüğünü ifade eden Ay, şu bilgileri verdi:

Trans yağın, bu ürünlerin %7’sinde toplam yağ miktarında %3’ünü aştığı, %13’ünde ise 1 gram üzerinde olduğu saptanmıştır. En yüksek trans yağ değerleri açıkta satılan börek çeşitleri ile paketlenmiş bazı keklerde bulunmuştur. Örnek alınan simit, açma gibi çokça tüketilen hamur ürünlerinde, margarinlerde, süt ürünlerinde, dondurulmuş gıda ve çerezlerde trans yağ oranı %1’in altında bulunmuştur.

Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği tarafından 2014-2018 yıllarında yapılan başka çalışmalarda da örnek alınan margarin, sıvı yağ, çikolata, bisküvi gofret gibi gıda ürünlerinin hepsinde trans yağ oranı %1 değerinin altında saptanmıştır. Bazı gıda üreticilerinin kullandıkları yağlar toplum sağlığını tehdit etmektedir. Açıkta satılan yağlı börekler ve paketli kekler özellikle okullar civarında kısıtlı bütçe ile karın doyurmaya çalışan öğrenciler tarafından tüketilmektedir. Çalışmayı genişleterek başka ürünlerin trans yağ oranlarını ölçmeyi hedefliyoruz. Halk sağlığı açısından sağlıklı yeni bir nesil yetiştirmeyi önemsiyoruz.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/trans-yag-tuketiyor-olabilirsiniz/1571185
kurban, kurban bayramı, kurban eti, kurban bayramında beslenme, kurban nasıl kesilir, kurban nasıl pişirilir, kurban kesmeden önce dikkat edilmesi gerekenler, kurban etinin pH değeri, etin pH ve lezzeti, kurban eti neden katılaşır, kurban eti ne kadar dinlendirilmeli, ölüm katılığı nedir, kurban etinde rigor mortis, kurban eti dondurucuda ne kadar bekletilir, kurban eti buzdolabında ne kadar saklanır, et ne zaman bozulur

Kurban eti nasıl muhafaza edilmeli?

Etler çabuk bozulabilen besinlerdir. Bozulma sonucunda ekonomik kayıplar ve sağlığa karşı olumsuzluklar gelişebilir. Bunu önlemek içi etlerin depolamasında dikkatli davranılmalıdır.
▪ Kurban etleri hayvan kesildikten hemen sonra soğutucuya konmamalıdır. Ölüm sonrası katılığı sırasında etler, önce güneş görmeyen serin bir ortamda (7-15°C’de ) 3 – 4 saatlik bir süre bekletilmelidir.
▪ Etin ölüm sonrasındaki olgunlaşması için 4°C civarında belirli bir süre depolanması gereklidir. Etin soğutucularda 4°C’de olgunlaşması için 24 saat yeterlidir.
▪ Kıyma haline getirilmiş etler hazırlandığı gün içinde kullanılmalı, kullanılana kadar soğutucularda 4°C’de tutulmalıdır.
▪ Kuşbaşı, biftek gibi etler soğutucularda 4°C’de en çok 1 gün bekletilebilir.
▪ Etleri kıyma haline getirmek yerine parçalar halinde depolanmalıdır. Bu şekilde depolama ile besin değerindeki kayıplar daha düşük miktarlarda olmaktadır.
▪ Etler ailelerdeki birey sayısı düşünülerek küçük parçalara ayrılmalı, tek pişirimlik porsiyonlar halinde dondurulmalıdır. Etler yağlı kâğıt veya et sarmada kullanılan buzdolabı poşetlerine konularak dondurulabilir.
▪ Etler derin dondurucuda -18°C’de 4- 6 ay süreyle korunabilir.
▪ Dondurulmuş etler, soğutucuda 6-8 saat kadar bekletilerek çözdürülmelidir. Etler derin bir kaba konularak soğutucularda çözdürülmeli, çözdürme sırasında etlerin sıvıları çevreye damlamamalı veya saçılmamalıdır.
▪ Etler yapılacak yemeğin türüne göre çözdürme sonrası da parçalanabilir. Örneğin; parça et çıkarılıp kuşbaşı veya kıyma haline de getirilebilir.
▪ Dondurucudan çıkarılarak çözdürülmüş etler mutlaka kullanılmalıdır. Çözdürülmüş etin tamamı veya bir kısmı tekrar dondurulmamalıdır.

Kurban bayramında kırmızı etler protein kaynağı olarak yaygın biçimde tüketilmektedir. Kurbanların kesim öncesi, kesimleri sırasında ve sonrasındaki uygulamalar, etlerin olgunlaştırılması, depolanması, pişirilmesi ve tüketimleri birbirleri ile ilgili ve önemli hususlardır.

Türkiye Diyetisyenler Derneği (TDD) Web Sitesi

su, içme suyu, çeşme suyu, su neden kalorisiz

İçme suyundaki florür, böbrek ve karaciğerleri olumsuz etkiliyor!

Sonuçları Environment International dergisinde yayımlanan araştırma, florür katılmış içme suyu kullanan 1.983 gencin kan örneklerinden elde edilen sonuçların, florürün, böbrek ve karaciğerlerin çalışmasını kötü yönde etkilediğini gösterdi. İşte “İçme suyundaki florür, böbrek ve karaciğerleri olumsuz etkiliyor!” haberimiz:

Çalışma, böbrek ve karaciğer işleyişi zayıflayan gençlerin vücutlarının daha yüksek oranda florür emilimi yaptığını ortaya koydu. Bir çocuğun idrarından florürün sadece %45’i dışarı atılabilirken yetişkinlerde bu oran %60’ı buluyor. Böbreğin diğer organlara göre daha yüksek oranda florür biriktirdiği ifade ediliyor.

Florürün olumsuz etkisiyle kişilerde böbrek hasarı, karaciğer ve tiroid rahatsızlıkları, kemik ve diş hastalıkları görülebiliyor. ABD’de diş sağlığı için içme sularının %74’üne florür katılıyor.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/icme-suyundaki-florur-genclerin-bobrek-ve-karacigerlerini-olumsuz-etkiliyor/1552847
TDD, Diyetisyenler derneği, türkiye diyetisyenler derneği

TDD ikinci başkanı: “Trans yağların büyük çoğunluğu hidrojenize yağda bulunuyor”

Türkiye Diyetisyenler Derneği 2. Başkanı ve Atılım Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Zeynep Begüm Kalyoncu da trans yağın en sık kısmının hidrojenize yağda bulunduğunu ve bu tip yağların sağlıklı alternatifi olmasına rağmen fırınlanmış hamur ürünlerinin ve kızartılmış gıdaların hazırlanmasında kullanıldığını anlattı.

Trans yağların sağlıklı alternatiflerle yer değiştirmesini izleyen 25 yılda, 17 milyon kişinin hayatının kurtulacağına işaret eden Kalyoncu, trans yağı sağlıklı alternatiflerle değiştirmenin, maliyeti ve gıdaların tadını değiştirmediğinin altını çizdi.

Türk Kardiyoloji Derneği Lipid Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Öner Özdoğan ise dünyada bir numaralı ölüm nedeni olan kardiyovasküler hastalıkların yılda 18 milyon kişinin ölümüne yol açtığını belirterek, şu bilgileri paylaştı:

Trans yağların kaldırılması kalp hastalığı yükünü azaltacak en etkin ve uygulanabilir yöntemlerden biridir. Dünya Sağlık Örgütü, Danimarka’nın 2003’de uygulamaya başladığı gibi trans yağları, yağ içinde yüzde 1-2 ile sınırlamayı veya Kanada ve ABD’nin yaptığı gibi kısmi hidrojenize edilmiş yağları güvenli olmayan gıda sınıfına almayı önermektedir.

Geçen yıl 28 ülke trans yağları kaldıran politikalar benimsedi

Türk Kardiyoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Asiye Ayça Boyacı da dünyada halen 122 ülkede gıdalarda trans yağ kullanıldığını ve bu nedenle 5 milyar kişinin kalp hastalığı riski taşıdığını aktararak, geçen yıl 28 ülkenin gıda tedarik zincirinden trans yağları kaldıran politikalar benimsediğini, 6 ülkenin trans yağ kullanımını kısıtladığını, 25 ülkenin 2 yıl içinde yürürlüğe girecek trans yağ düzenlemelerini kabul ettiğini kaydetti.

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Sağlığa Evet Derneği Üyesi Prof. Dr. Pınar Ay ise ABD’de trans yağın gıda tedarik zincirinden kaldırılmasının 20 yılda 130 milyon dolar mertebesinde mali yararı olduğuna dikkati çekti.

Türk Kardiyoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan da kısmen hidrojenize edilmiş yağların 2017’de pazar hacminin 128 bin tona ulaştığı bilgisini vererek, Türkiye’nin gıdada trans yağın yüksek olabildiği Doğu Avrupa ve bazı Orta Doğu ülkelerine de ihracat yaptığını belirtti.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turkiye-trans-yag-kullaniminda-mercek-altinda-2023e-kadar-tumden-kaldirilmasi-bekleniyor-11-681-81971.html

tere yağı, tereyağı, margarin, margarin kalorisi, margarin yasak mı, diyette margarin, margarinsiz kurabiye

Trans yağ içeren ürünlerin denetimi zor

Marketlerde satılan paketli ve açık gıdaların trans yağ oranlarını ölçme ve denetlemenin nispeten kolay, ancak piyasadaki trans yağ içeren ürünlerin çoğunu satan küçük ve orta ölçekli işletmelerin denetiminin zor olduğunu vurgulayan Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı:

Türkiye’de yapılan çalışmalar gıdaların %7’sinde trans yağ oranının %2’nin üzerinde olduğunu ortaya koymuştur. Ülkemizdeki önemli bir halk sağlığı sorununu çözecek olan trans yağın tedarik zincirinden 2023 yılına kadar tümden kaldırılması kararını dört gözle bekliyoruz. Dünya Sağlık Örgütü’nün Küresel Trans Yağ Raporu’nun Avrupa Bölgesi bölümünde Türkiye’nin mercek altına alınması sorumluluğumuzu artırmıştır. Dünya kamuoyunun bizden beklediğini yerine getirmek için sivil toplum olarak her türlü desteği vermeye hazırız. Gerek sivil toplum gerekse küresel rekabet gereği gıda sanayicileri tarafından da desteklenen bu düzenlemenin her aşaması tamamlanmış olup Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’ni daha fazla geciktirmeden yayımlaması beklenmektedir.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turkiye-trans-yag-kullaniminda-mercek-altinda-2023e-kadar-tumden-kaldirilmasi-bekleniyor-11-681-81971.html

trans yağ yoktur, trans yağ nedir

Trans yağ kullanımında küresel durum

Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, gıdalarda kullanılan trans yağ nedeniyle dünyada yılda yarım milyon kişinin koroner kalp hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdiğine dikkati çekerek, şu bilgileri paylaştı:

Endüstriyel trans yağ yerine sağlıklı yağların kullanılması, maliyeti arttırmadan, tadı değiştirmeden mümkündür. Dünya Sağlık Örgütü 2018 Mayıs ayında hükümetlere 2023 yılına kadar gıda tedarik zincirinden trans yağları kaldırmak üzere bir politika paketi sundu. Politika paketi, kanunlar ve düzenlemeler ile sağlıklı yağların trans yağların yerine geçmesini, bu konuda farkındalık yaratılmasını ve mevzuata uyumun izlenmesini içermekteydi. Bir yıl içerisinde birçok ülkede daha trans yağ ile ilgili kanunların hayata geçmesi ve uygulanması izlendi. Dünya nüfusunun yüzde 31’ini oluşturan 28 ülkede 2,4 milyar kişi artık trans yağ ile ilgili kanunların koruması altındadır. 2018 yılı içerisinde 24 ülke daha değişikliği benimsedi, altı ülke uygulamaya girdi. Bazı ulus ötesi firmalar da trans yağı ürünlerinden kaldırmak üzere adım attı. Gelişmeler ümit verici olmakla birlikte dünya nüfusunun çoğunluğu henüz trans yağların zararlı etkilerinden korunmamaktadır.

En iyi uygulamaları gerçekleştiren ülkeler

Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Letonya, Tayland, Slovenya en iyi uygulamaları gerçekleştiren ülkeler olurken

Trans yağın kaldırılmasını yasalaştıran ülkeler

Peru, Suudi Arabistan, Uruguay trans yağ kaldırılmasını yasalaştırmışlardır.

Türkiye ve Hindistan gibi ülkelerde durum

Hindistan ve Türkiye mevzuat görüşmelerini sürdürmektedir.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turkiye-trans-yag-kullaniminda-mercek-altinda-2023e-kadar-tumden-kaldirilmasi-bekleniyor-11-681-81971.html

Sağlığa Evet Derneği

Küresel Trans Yağ Raporu’nda Türkiye mercek altına!

Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, Dünya Sağlık Örgütü’nün Küresel Trans Yağ Raporu’nun Avrupa Bölgesi bölümünde Türkiye’nin mercek altına alınmasının, Türkiye’nin sorumluluğunu artırdığını belirterek, önemli bir halk sağlığı sorununu çözecek olan trans yağın tedarik zincirinden 2023 yılına kadar tümden kaldırılması kararının beklendiğini ifade etti.

Dağlı, yaptığı yazılı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü Küresel Trans Yağın Kaldırılması Raporu’nda Türkiye’ye özel bölüm ayrıldığına ve Türkiye’nin gelecek yıl içinde en önemli gelişmeyi gösterecek ülke olacağının öngörüldüğüne değindi.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın görüşmeye açtığı Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği taslağında, 100 gram yağda trans yağ oranını 2 gram olarak sınırladığını aktaran Dağlı, 2019 sonuna kadar tamamlanması beklenen bu mevzuatın, halk sağlığı camiası ve gıda üreticileri tarafından desteklendiğini ve dünya kamuoyu tarafından izlendiğini belirtti.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-turkiye-trans-yag-kullaniminda-mercek-altinda-2023e-kadar-tumden-kaldirilmasi-bekleniyor-11-681-81971.html

Diyetisyen Beyza Köse

Diyetisyen Beyza Köse: “Filizlenen patates öldürebilir”

Doğru koşullarda saklanmayan patates, yeşillenip filizlendiği zaman zehirleyerek ölüme yol açabiliyor. Diyetisyen Beyza Köse, Patates yedikten sonra mide bulantısı, boğaz yanması ve baş ağrısı başladıysa hemen hastaneye gidin, diyerek uyarılarda bulundu.

Sofraların vazgeçilmez sebzesi olan patates, lif / posa içeriği sayesinde tokluk hissine katkı sağlayarak sindirim sistemini destekler; C ve B vitaminleri, potasyum minerali ile de enerji verir. Ancak patatesin faydaları kadar yanlış tüketiminin zararları da hayati önem taşıyor. Konuyla ilgili risklere dikkati çeken Dyt. Beyza Köse,

İnsan sağlığı üzerinde birçok olumlu etkileri olan patates, hasatından önce ve sonra depolanma sırasında yapılan hatalar sebebiyle besin zehirlenmelerine hatta bunlara bağlı ölümlere yol açabilir.Bitkiler; mantarlar, böcekler gibi dış faktörlerden kendilerini korumak için bazı toksik maddeler üretir. Hasat ve depolanmasında yapılan hatalarda (depolama sıcaklığı, hasat ve taşıma sırasında mekanik yaralanma, nem, havalandırma ve zararlı böcekler) bu toksik maddelerin artmasına sebep olur ve insan hayatını tehlikeye sokar. Patates içeriğinde de bu kimyasallardan solanin bulunur, dedi.

Sarıdan yeşil renge dönüyor

Depolama ve hasat sırasındaki hatalardan dolayı solanin miktarının artabildiği vurgusunu da yapan Diyetisyen Köse, şunları söyledi:

Güneş altında ya da yüksek neme sahip ortamda bekletilen patateste solanin miktarı artar. Solaninin artması, klorofil sentezini uyararak patatesin sarıdan yeşil renge dönmesine sebep olur. Solanin miktarı arttıkça yeşillenmeyle birlikte zehirlenme etkiside oluşur. Bu yüzden üzerinde yeşil lekeler/ filizler oluşan patateslerin tüketiminden kaçınılmalıdır. Nemsiz, ışık olmayan serin yerlerde saklanmalıdır. Solanin zehirlenmelerinin belirtileri mide bulantısı, kusma, ishal, mide krampları, boğaz yanması, baş ağrısı ve baş dönmesidir. Ciddi zehirlenmeler, ölümle sonuçlanabilir. Bu nedenle patatesleri güneş altında çok uzun süre bırakmamaya, yeşillenme gördüğünüzde tüketmemeye, pazarda, markette alışveriş yaparken aldığınız patatesleri tek tek kontrol edip yeşillenmiş olanları asla satın almamaya dikkat etmelisiniz. Eğer farkında olmadan yeşillenmiş patates tükettiyseniz ve bahsettiğimiz belirtileri görmeye başladıysanız acilen doktora başvurun. Ramazan sofraları açısından değerlendirdiğimizde de patatesli pişmiş yemeklerin ortalama 3-4 günden fazla tüketilmemesi önem arz ediyor.

Memurlar.net
https://www.memurlar.net/haber/829618/filizlenen-patatese-dikkat-oldurebilir.html
trans yağ yoktur, trans yağ nedir

Trans yağlar erken yaşta hastalık ve ölüm riskini artırıyor!

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Alpaslan Tanoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, trans yağların, vücut ve sağlık için gerekli ve vazgeçilmez yağ asitlerinden olmadığını belirterek, bu yağların, et ve süt ürünlerinde doğal halde eser miktarda bulunabildiğini ancak sağlığı tehdit edecek düzeyde hazır gıdalar içinde bulunabilenlere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

Trans yağların en iyi bilinen zararlı etkisinin vücuttaki yağ dengesini bozarak LDL diye adlandırılan “kötü kolesterol” düzeyini arttırması olduğunu dile getiren Tanoğlu, aynı zamanda HDL denilen “iyi kolesterol” düzeyinin azaltarak başta kalp-damar sağlığının da tehdit altında olduğuna işaret etti. Tanoğlu, bu yağların damar sertliği gelişme sürecini hızlandırdığını vurgulayarak, şu bilgileri verdi:

Bilimsel çalışmalarla ortaya konulan bir gerçek var ki trans yağ seviyesi yüksek olan bireylerde kalp krizi geçirme riski üç kat daha fazladır ve ne yazık ki bu durum, bireylerde daha erken yaşlarda kalp krizine ve daha genç yaşlarda artan ölüm riskine neden olmaktadır. Bu hayatı tehdit edici etkilerine ilave olarak trans yağların, obeziteye, karaciğer yağlanmasına, metabolik sendroma, diyabete, inme, alzaymır ve Parkinson gibi nörolojik hastalıklara, hamilelikte artan düşük riskine, kısırlığa ve hatta göğüs ve kolon kanserine neden olduğu bilimsel araştırmalarla ortaya konulmuştur.

Trans yağların kullanılmasının en önemli nedeni düşük maliyet

Sağlık üzerindeki zararlı etkilerine rağmen hali hazırda trans yağların kullanılmasının en önemli nedeninin düşük maliyet olduğuna dikkati çeken Tanoğlu, şöyle devam etti:

Özellikle de hazır patates kızartmalarında, bisküvi çeşitleri, kraker, çikolata çeşitleri, gofret ve benzeri gıdalarda trans yağlar kullanılabilmektedir. Diğer yağlara göre trans yağların ömürlerinin daha uzun olması da gıdalarda kullanılmasına yol açan etmenlerdendir. Bazı margarin türlerinde, fast food tarzı yiyeceklerde ve fırınlanmış besinlerde de trans yağların bulunabildiği akılda tutulmalıdır. Dünya çapında sağlık otoriteleri trans yağlarının tüketiminin mümkün olduğunca eser miktarlara azaltılması gerektiği konusunda hemfikirdir. Artan oranlardaki kalp-damar hastalıkları ve bunlara bağlı ölümler yasal düzenlemelerin yapılmasını zorunlu kılmıştır.

Doç. Dr. Tanoğlu, trans yağ konusunda dünyada ve Türkiye’de atılan adımlara da değinerek,

Trans yağların zararlı etkilerinin önlenebilmesi için, günlük tüketilen besinler ve özellikle de hazır gıdalarda kızartmalar yerine ızgara ve haşlamalar tercih edilmelidir. Yine gıdalarda margarin yerine zeytinyağı, soya yağı, mısır özü yağı gibi doğal sıvı yağlar ve tereyağı tercih edilmelidir. Ayrıca elbette ki beslenme ile ilişkili hastalık risklerini düşük oranlara indirgeyebilmek için, taze sebze ve meyve ağırlıklı beslenip, düzenli egzersizi ihmal etmemek gerekmektedir, tavsiyelerinde bulundu.

AA
https://www.aa.com.tr/tr/saglik/doc-dr-tanoglu-trans-yaglar-erken-yasta-hastalik-ve-olum-riskini-artiriyor/1446441
kedi

Şizofreninin gelişmesinde etkili parazit bulundu: “Toxoplasma gondii”

Danimarkalı bilim insanları, kedilerde sıklıkla rastlanan Toxoplasma gondii adlı parazitin insanlarda şizofreni hastalığının gelişme riskini artırdığını ortaya koydu.

Bilimsel, teknik ve tıbbi araştırmalar sitesi ScienceDirect‘te yayınlanan araştırma kapsamında uzmanlar, kapsamlı donör kan analizi yaparak neredeyse 82 bin kişinin verilerini inceledi. Yaklaşık 3 bin kişide psişik sapmaların olduğunu belirleyen uzmanlar, bu kişilerin kanında Toxoplasma gondii olup olmadığını araştırdı ve bu enfeksiyonun şizofreni hastalığının gelişme riskini %50 arttırdığı sonucunda vardı.

Bilim insanları ayrıca bu unsurun, doktorlar şizofreni teşhisi koymadan önce insan vücudunda ortaya çıktığını saptadı. Açıklamada, “Araştırma, toxoplazmanın şizofreni gelişimini olumlu etkilediğini doğruluyor” denildi.

Uzmanlar, Toxoplasma gondii parazitinin insanların sağlığına etkisinin araştırılmaya devam etmesi gerektiğine dikkat çekti. Evcil kedilerin bağırsaklarında yaşayan Toxoplasma gondii paraziti, toksoplazma enfeksiyonunun gelişmesine yol açıyor. İnsanlar bu enfeksiyonu hafif geçirebiliyor, ancak bağışıklık sisteminin zayıf olması durumunda parazit ciddi sonuçlara da yol açabiliyor. Toxoplasma gondii larvaları, çiftlik hayvanlarının çiğ etinden veya bir evcil hayvanla temas yoluyla bulaşabiliyor.

İnsanlarda sıklıkla rastlanan bu enfeksiyon dünyanın dört bir yanında görülüyor, Amerikan Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi‘nin verilerine göre bugün sadece ABD’de 60 milyon kişi bu paraziti taşıyor.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-sizofreninin-gelismesinde-etkili-parazit-bulundu-toxoplasma-gondii-11-681-80321.html
döner

Döner ve köfte standardında değişiklik!

Dönerin içerdiği yağ oranı kütlece en çok kırmızı ette %25, kanatlı eti dönerinin içerdiği yağ oranı ise kütlece en çok %20 olarak belirlendi. Kasap, market gibi perakende işletmelerde köfte üretiminde günlük 10 kilogramlık miktar sınırı ise kaldırıldı.

Tarım ve Orman Bakanlığının Türk Gıda Kodeksi Et Hazırlanmış Et Karışımları ve Et Ürünleri Tebliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre, fermente sucuk olarak adlandırılan ürünün adı, tüketici tarafından anlaşılamadığı gerekçesiyle sucuk olarak güncellendi.

Türkiye’de et üretiminde kullanımına izin verilmeyen, mekanik yöntemlerle kanatlı hayvanların karkaslarından ayrılan etlerin, kalsiyum limitleri çerçevesinde sadece ısıl işlem görmüş emülsifiye kanatlı eti ürünlerinde etikette belirtilmesi kaydıyla kullanımına olanak sağlandı. Böylece yıllık üretim miktarı yaklaşık 160 bin tonu bulan MAKE’nin yurt içi üretimde de kullanılmasıyla ciddi bir ekonomik kaybın önüne geçilmesi hedefleniyor.

350mg değerini geçemeyecek

Tebliğ kapsamında yer alan, MAKE kullanılmayan ürünlerde kalsiyum miktarı çiğ kanatlı eti ve kanatlı kıymada kilogram başına 150 miligramı, hazırlanmış kanatlı eti karışımlarında 250 miligramı ve ısıl işlem emülsifiye kanatlı eti ürünleri dahil olmak üzere diğer kanatlı eti ürünlerinde 350 miligramı geçemeyecek. Etiketlerinde MAKE kullanıldığı bildirilen kanatlı emülsifiye et ürünlerinde ise kalsiyum miktarı 750 miligramı aşamayacak.

Emülsifiye et ürünleri, evcil tırnaklı hayvan veya kanatlı hayvan etlerinden özel bir teknik işlem uygulanarak elde edilen karışımın doğal veya yapay kılıflara doldurulup ısıl işlem görmesiyle üretilen salam, sucuk gibi ürünleri kapsıyor.

Köfte üretim sınırı kaldırıldı

Kasap, market gibi perakende işletmelerde köfte üretiminde günlük 10 kilogram olarak belirlenen miktar kısıtlaması da kaldırıldı. Hazırlanmış kırmızı et karışımı olarak sadece pişmemiş köfte ve yöresel ürünler (tantuni, Kilis tava, kağıt kebabı gibi), büyükbaş ve/veya küçükbaş hayvan karkas etlerinden günlük olarak üretilip satışa sunulabilecek.

Soğuk zincirin kırılması halinde gıda güvenliği açısından riskli görülen tavuk kıymanın dondurulmuş olarak piyasaya sunulmasına, uygun teknik ve hijyenik şartların sağlanması şartıyla izin verilecek. Pastırma için tuz oranının üst limiti, ürün içinde yer alan mikroorganizma faaliyetini yeterince stabil halde tutamayacağı ve ürünü mikrobiyal bozulmalara açık hale getirebileceği gerekçesiyle kütlece %7’den %10’a çıkarıldı. Tebliğ kapsamında yer alan çiğ et, kıyma, kanatlı kıyma, hazırlanmış et karışımları, mekanik ayrılmış kanatlı eti ve et ürünlerinin üretiminde, “ürün” ismi “tür” ismiyle birlikte ifade edilebilecek.

Dönerin yağ oranı

Dönerin içerdiği yağ oranı kütlece en çok %25, kanatlı eti dönerinin içerdiği yağ oranı ise kütlece en çok %20 olarak belirlendi. Et ürünleri için belirlenmiş ürün özelliklerinde, toplam et proteinindeki kolajen bağ doku proteini oranı esas alınacak. Kurutulmuş jambonda nem miktarı kütlece en çok %50 olacak. Baş eti, ilgili mevzuatta belirtilen şartları sağlaması halinde sadece emülsifiye et ürünlerinin üretiminde kullanılabilecek. Gıda işletmecilerine bu hükümlere uyum sağlayabilmeleri için 31 Aralık’a kadar süre tanındı.

https://www.sabah.com.tr/saglik/2019/01/29/doner-ve-kofte-standardinda-degisiklik

Neden kilo veremiyorum?, kilo verememe nedenleri, kilo verememe sebepleri, zor kilo vermek, kiloyu zor vermek, kilo verme zorluğu, insülin direnci kilo vermeyi engelliyor, kilo verirken dikkat edilecekler, kilo verdiren diyet, kilo verdiren gıdalar

43 su markasının analiz sonucu: “Duş bile alınamaz, zehir”

Bursa Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden 4 akademisyenin gerçekleştirdiği analiz çalışması kapsamında 43 farklı markanın içme suyu örneği üzerinde 16 farklı ağır metalin analiz işlemi gerçekleştirildi. Analizler 250 ml’lik plastik ambalajlı su örneğine yapıldı.

Su örnekleri içerisinde tespit edilen en yüksek ağır metal konsantrasyonları, baryum, kurşun, stronsiyum oldu. Sularda en yüksek oran olarak baryumda 366.08, kurşunda 0,80 ve stronsiyumda ise 6,01 ppB oranları ölçüldü. İçme suyu yoluyla maruz kalma dozunun baryum için en fazla 0,004, kurşun için 0,029 ve stronisyum için de 0,0012 mikrogram olduğu belirlendi.
Araştırmada, kurşun oranlarının ambalajlı içme sularında yetişkinler için 10-6‘yı aşan kanserojen indeks aralığı sergilediğine vurgu yapılarak,

Ambalajlı içme suyu tüketmenin Pb (kurşun) seviyesine göre kanserojen risk oluşturduğu gözlenmektedir. Toplum sağlığının korunması açısından uygun kontrol tedbirlerinin alınması gerekmektedir. Sularda As, Pb, Mn, Cd, Cu, Hg Cr gibi ağır metallerin bulunması ciltte incelme, böbrek hasarı, karaciğer sirozu, sinir sisteminde ileti bozuklukları, gibi sorunlara yol açabilmektedir. Toplumun bir bölümünün, su ihtiyacını sağlıklı olduğuna güvenemediği için musluk suyu yerine ambalajlı sulardan karşıladığı bir gerçektir. Ambalajlanarak tüketime sunulan doğal kaynak suları ve içme sularının bakteri içermemesi kadar ağır metal bulunma durumu ve konsantrasyonu da önem arz etmektedir” ifadelerine yer verildi.

Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Ali Uğurlu,

Tespit edilen en yüksek baryum oranı korkutucu. Kurşun miktarı 0.010’un altında olması gerek ancak 8 katı çıkmış. Araştırma sonuçlarına göre bazı içme suları dördüncü derece su kalitesinde. Böyle bir ürün ancak banyoda kullanılır. Baryum (Ba), kurşun (Pb) ve stronsiyum (Sr) ağır metallerdir. Bu ağır metallarin kansorejen etkileri var. Bazı organlarda birikme, mutasyon, dejenerasyon etkileri söz konusu olabilir. Çünkü bu metaller vücutta birikme yapabiliyor. Ambalajlı su sektöründe korkunç derece denetimsizlik var. Standart dışı firmaların ruhsatları iptal edilmeli, ifadelerini kullandı.

Araştırmada, şu bilgilere yer verildi:

Sudaki kirliliğin çoğu kimyasal kaynaklı. Sanayi atıkları, tarımsal ilaç atıkları, petrol su kimyasında önemli değişiklikler yapmaktadır Ayrıca doğal sular, mineral, cevher ve kayaçlarda etkileşim yoluyla ayrışmalara ve bu şekilde metallerin suya karışmasına sebep olabilirler. İçme suları da bu kaynaklardan temin edildiğinden kimyasal bileşimleri sürekli değişir.

Sputniknews
https://tr.sputniknews.com/bilim/201901101037022268-kirk-uc-farkli-marka-su-analiz/

Düzeltme (16.02.2019, Çarşamba, 09:32)

Su konusunda halkı korkutmak doğru değil!

esnaf lokantası

Lokantacılar Odası Başkanı: “Diyetisyenler tarafından kontrol altında olmalıyız”

Eskişehir Lokantacılar Odası Başkanı Bahar Bilen: Bizi Tarım ve Orman Bakanlığı denetliyor, bence bizi Sağlık Bakanlığı denetlemeli. Diyetisyenler tarafından kontrol altında olmalıyız, dedi.

Göreve kısa bir süre önce gelen Bilen, lokantacı esnafının sorunlarını aktardı. En büyük sorunlarının ucuz yemek ve haksız rekabet olduğunu aktaran Bilen,

Bizim en büyük sorunumuz fiyat tarifeleri ve kontrolsüz bir şekilde çoğalmak! Serbest piyasa ekonomisi olan bir ülkede fiyat sınırlaması olmamalı.

Eskişehir’de eğitimsiz esnaf kalmayacak

Göreve gelmemizle birlikte odamızın envanterini çıkarttık. Arşiv çok şişmişti. Arşivi temizledik. Önce odamızın işleyiş sistemine vakıf olduk. Odamız kendi mülkümüz. Sağ olsunlar değerli büyüklerimiz zamanında burayı almışlar. Fiziki şartları çok kullanışlı değildi. Mobilyasından, elektronik eşyalarına kadar her şeyin yenilenmesi gerekiyordu. Eskişehir’in en büyük, en faal odalarından biri olan Lokantacılar Odası’nın daha çağdaş, üyelerinin çok rahat kullanabileceği bir hale gelmesi gerekiyordu. İlk toplantıda bunun kararını aldık. Odamızı yeniledik. Üyelerimize teşekkür ziyaretlerinde bulunmaktayız. Eğitimle ilgili sıkıntılarımız var. Lokanta açmak için hiçbir diploma istenmemekte. Bir parmak izi yeterli ne hikmetse. Bunun önüne geçilmeli diye düşündük. Bizim sektörümüzün % 90’ı alaylı. Dededen toruna gelen bir süreç var. Bir de emekli olduktan sonra aldığım tazminatla ne iş yaparım diyerek dükkân açanlar var. Dolayısıyla bu arkadaşlarımıza eğitim vermemiz lazım diye düşündük. Yasanın bize vermiş olduğu yetkiler çerçevesinde sertifikalar, diplomalar verelim, dedik. Bununla ilgili çalışmaları başlattık. İlk etapta 80’e yakın arkadaşımıza kalfalık belgelerini dağıttık. Daha sonra şartları uygun olan esnafımıza ustalık belgelerini de verdik. Yoğun talep oluştuğundan sınavlarımız devam etmektedir.

Bundan önce iki başlılık söz konusuydu. Bakanlığımızın 2005 yılında çıkartmış olduğu yasa ile ticaret odalarına üye olanlardan ustalık belgesi istenmemekteydi. Esnaf teşkilatımız için bu bir haksızlıktı, esnaf odaları çok ciddi üye kaybına maruz kaldılar. Birçok oda neredeyse kapanma noktasına gelmişti. Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Genel Başkanımız Sn. Aykut Yenice’nin önderliğinde bu işe soyunduk ve Mali Hizmetler Müdürlüğü’nden sorumlu, o gün Gümrük ve Ticaret Bakanımız olan Bülent Tüfenkçi ile yoğun çalışmalarımız sonucunda haklı itirazlarımızı olur buldu ve bundan sonra Ticaret Odası üyelerinden de ustalık belgesi istenmektedir. Üyelerimiz ait oldukları odaya üye olmaya başladılar. Genelgeden sonra, sertifika talepleri arttı. Bizler de bunun cevabını vermeye çalışıyoruz. Eskişehir’de eğitimsiz, sertifikasız esnaf bırakmayacağız.

Lokantacıların başlıca sorunları nelerdir?

Bizim en büyük sorunumuz; fiyat tarifeleri ve kontrolsüz çoğalma serbest piyasa ekonomisi olan bir ülkede fiyat sınırlaması olmamalı. Oda olarak fiyat tarifesi düzenliyoruz, tavan fiyatı beliriyoruz. Taban fiyatı belirlemiyoruz. Serbest ekonomi piyasasında tavan olmaz, taban olmalı. Bir kenar mahalledeki esnaf ile çarşının prestijli yerindeki esnaf aynı gelir ve gidere sahip değil. Ama biz oda olarak her ikisine de aynı fiyat tarifesi veriyoruz. Ancak taban fiyatı mutlaka olmalı. Taban fiyatın olmadığı yerde kaos çıkıyor, haksız rekabetler oluşuyor Dolayısıyla esnafımız rekabet edeceğim, müşterimi kaybetmeyeyim derken fiyatlarını düşük tutmakta ve borçlarını ödeyememektedir. İşte kaos buradan doğuyor. Bunun önüne geçilmeli.

Bizi Sağlık Bakanlığı denetlemeli

Bizi Tarım ve Orman Bakanlığı denetliyor, bence bizi Sağlık Bakanlığı denetlemeli. Diyetisyenler tarafından kontrol altında olmalıyız. Kullandığımız yağlar, tuzlar, gıdalar mutlaka denetim altında olmalı. 3 liraya çorba satılıyor. 3,5 liraya ekmek arası döner satılıyor. Maliyetler belli. Bir tane ekmeğin fiyatı 1,25 ₺. Lokantalarımıza bakıyorum ekmek kutusu, turşu çanağı, sürahi önünde, çorba 3 lira diyor. Aklım almıyor. Kim, kaç lira kazanıyor ya da o nasıl bir çorba. 3 liraya çorba olmamalı, olmaz. Oluyorsa denetlenmeli. Ne yazık ki bir yaptırımımız yok. Ben meslektaşlarımıza sadece tavsiyelerde bulunuyorum. Çünkü insan sağlığı söz konusu. Vatandaşlar bunu mutlaka değerlendirmeli. 2-3 liranın hesabını yaparken yıllar sonra doktorlara kucak dolusu paralar veriyoruz, sağlığımızı kazanmak için. Sağlık Bakanlığı bu işe mutlaka el atmalı. Obezitenin ve kanserlerin önüne geçmenin de yolu burası.

Mantar gibi her taraf lokanta

Bir diğer sorunumuz, hoyratça çoğalıyoruz. Mantar gibi her taraf lokanta. Keraat cetvelini ezbere bilmeyen, maliyet hesabı yapamayan, stopaj, KDV vergisinin ne olduğunu bilmeyen, işi ehliyle yapan esnafın müşterisinin yarısını kapsam, iş yaparım mantığıyla lokanta açanlar çoğaldı. Onun müşterisinin yarısını kapsam iş yaparım mantığıyla herkes lokanta açıyor. ‘Vatandaş ucuza yesin’ mantığı nedeniyle kanserlerin önüne geçemediğimiz gibi, burada da ‘rekabet olsun rekabet iyidir’ mantığı ile esnafımızın devlete karşı ödevlerini yerine getirmekte sıkıntı çekmesine neden oluyoruz. Esnaf para kazanırsa kullandığı ürünün kalitesi artar, devlete rahatlıkla borcunu öder ve refah içinde yaşar. Haksız çoğalmalar birbirimizi kırmaktadır. Artık biri buna dur demeli, nasıl ki bazı meslek gruplarında ruhsat sınırlamaları getirildiyse bizde de mutlaka nüfusa oranlı iş yeri ruhsatları verilmeli.

Kaç üyeniz var?

Şu an 900 civarında üyemiz var. Gitgide üye sayımız artmaya başladı. Ticaret Odası’na bunun 3 misli kayıtlı esnaf var. Çok büyük sektör. Lokantacılar bu şehrin aynasıdır. Eskişehir’e bir turist geldiğinde alışveriş yapmadan ilk önce karnını doyuruyor, yemek yiyor. Çok iyi bir mutfağımız var. İyi bir mozaiğiz. Eskişehir hoşgörü ve göçler şehridir. Her gelen buraya bir damak tadı getirmiş. Böylesine zengin bir mutfak haksız rekabetler ve ucuz yemekler sonucu neredeyse unutulma noktasına gelmiş. Oda olarak bir çalışma başlatacağız. Ucuz yemeyin sağlığınızdan olmayın diye bir kamu spotu çalışmalarımız olacak.

Federasyonda da görev alıyorsunuz. Birçok ile gitmişsinizdir. Eskişehir’de fiyatlar diğer illere göre daha mı ucuz?

Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Denetim Kurulu Üyesiyim. Türkiye geneline bakarak kesinlikle fiyatlarımız çok ucuz nerdeyse milyoncu olmuşuz. Eskişehir’e gelen misafirlerimiz çok şaşırıyorlar. “Esnaf nasıl oluyor da bu fiyatlarla işin altından kalkıyor” diye soruyorlar. İnanın kalkamıyoruz, borçlanıp gidiyoruz. Hiçbir esnaf, bu fiyatların altından kalkamıyor. Gururumuzu muhafaza etmeye çalışıyoruz. Dükkanı kapatmadık mı kendimizi başarılı sayıyoruz. Çalışanların haftalığını verebildik mi mutlu oluyoruz. Onun dışında para kazanmıyoruz. Esnafımız korkmuş. ‘Burası Eskişehir burada böyle’. ‘Burası öğrenci şehri’,‘Zam yaparsam müşteri bana gelmez…’ Komşu illerde en ucuz çorba 8 lira. Bizim ilçelerimizde bile en ucuz çorba 7 lira. 2018 yılının fiyat tarifesini aldık. Çorbanın tavan fiyatı 6 lira. İlçelerde bile 7 lira iken burada 6 lira. Bunu da uygulatamıyoruz. Para kazanamıyor esnafımız, fiyat tarifesinin altında satış yapıyorlar buna çok üzülüyorum. Hâlbuki herkes buna uymalı.

Yerli ve milli olan kartımıza sahip çıkalım

Federasyon olarak Türkiye’nin ilk yerli ve milli yemek kartı Yemekmatik kartının tanıtımını yaptınız. Nedir bu Yemekmatik kartı? Avantajları nelerdir?

Yemekmatik kartı bir kere esnafımızın zorlu piyasa koşullarından, yabancı komisyonculardan biz kurtaracak. Yabancı komisyon şirketleri yıllardır bizim kanımızı vampir gibi emmişler. Kendi ülkelerinde komisyon % 3’lerde iken, bizden % 12 komisyon almaktadır. Joker ürünlerle bu % 20’lere çıkmaktadır. Esnafımız bu kadar kar elde etmiyor. 13 senedir bunun acısını çekiyoruz. Bundan 4 sene önce Türkiye Lokantacılar ve Pastacılar Federasyonu Başkanımız Sayın Aykut Yenice’nin önderliğinde bir proje başlattık. Bir başka kartla bu işe girdik. Bizim yola çıktığımız firmalarla bu iş yürümedi. Ama şükürler olsun ki İNFOTEK’in sahibi Mustafa Yavuz gibi kahraman bir iş adamımız bu işe baş koydu. Türkiye genelinde 104 oda, 81 il, 957 ilçe, 130 bin üyemizi bu karta ortak etti. Çok düşük komisyonlu çift bakiyeli kart olacak. Yemekmatik bir kere esnafımızı prangalardan kurtaracak. POS bedeli yok, komisyon çok düşük, sigorta yok. Her esnafın elinde bulunan yazar kasa, POS cihazına yüklenecek ve ipotek olmadan para günlük hesabına geçerek kullanılmaya başlayacak.Yılbaşına kadar kartımızı yürürlüğe sokacağız. Yemekmatik logosu olan yerlerde bu kart kullanılacak. Odalarımız her alışverişte 0.5 komisyon elde ederek çok ciddi bir gelir kaynağına sahip olacaklardır. Türk insanı bu kartı sahiplenmeli. Esnafımız bu kartı sahip çıkmalı. Bu bizim yerli ve milli tek kartımız. Paralarımız yurt dışına gitmesin.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Eksiklerimizden biri odamızı yeterince tanıtamamaktı. Meslektaşlarımıza bu şehirde olup biteni yeterince aktaramamaktı. Bu doğrultuda bizlerde odamız adına bir dergi çıkartmaya karar verdik. Eskişehir Lokantacılar Odası adı altında olan dergimiz 2 ayda bir baskıya girecek. Üyelerimize ve halkımıza sektörümüzde olup bitenleri daha kolay aktaracağımızı umuyorum. Tüm esnaf arkadaşlarıma bol bereketli günler diliyorum…

Esgazete
https://www.esgazete.com/roportaj/3-liraya-corba-olmaz-h166578.html

dana kıyma, kıymada hile, boyalı kıyma deneyi

Bakanlıktan hileli kıyma açıklaması!

Tarım ve Orman Bakanlığı, suda yıkanınca beyazlayan kıyma videoları üzerine inceleme yapıldığını, ürünlerde gıda boyasına rastlanmadığını açıkladı.

Son günlerde sosyal medyada paylaşılan videolarda bazı marketlerden alınan kıymaların suda yıkanınca beyaz renge büründüğü görünmüştü. Bu videolar ucuz et diyerek satılan kıymaların aslında etten yapılmadığı iddialarını da beraberinde getirmişti.

Yazılı açıklama yayınlayan bakanlık, videolar üzerine Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü ekiplerinin hareket geçtiği ve videoda yer alan markadan numunelerin incelendiğini duyurdu. Açıklamada şöyle dendi:

Rutin olarak yapılmakta olan gıda kontrol ve denetim çalışmalarına ek olarak toplanan numuneler, Bakanlığımız laboratuvarlarında analiz için işleme alınmıştır. İlk analiz sonucuna göre, kıymada boya kullanıldığı bulgusuna rastlanılmamıştır. Ayrıca dokuz ilde kıyma ve kuşbaşı üretimi yapan 10 et parçalama tesisinden ve Türkiye genelinde 33 ildeki satış noktalarından numune alınmış olup analiz için laboratuvarlara gönderilmiştir. Çıkacak olan detaylı laboratuvar analiz sonuçları da kamuoyuyla ayrıca paylaşılacaktır.

Gıda Gündemi
http://www.gidagundemi.com/gida-gundemi/turkiye/bakanliktan-hileli-kiyma-aciklamasi-h18192.html
Gıda ambalajlarında kırmızı nokta

Sağlığa zararlı gıdalara kırmızı damga geliyor!

Türk Böbrek Vakfı (TBV) Başkanı Timur Erk, bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan trafik ışıkları sisteminin Türkiye’de hayata geçirileceğini ve sağlığa zararlı gıdaların paketlerine kırmızı nokta konulacağını söyledi.

Erk, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde ilkokul öğrencilerine yönelik düzenlenen programa katıldı. TBV tarafından Çorlu’da Unilever İş İlkokulunda düzenlenen programda konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk,

Eski zamanlarda özellikle benim gençliğimde sokak oyunları vardı. Şimdi elinizde telefon, önünüzde bilgisayar, karşınızda televizyon dolayısıyla eskisi kadar sokak oyunu kalmadı, dedi.

3 milyon obez var

Türkiye’de 3 milyon obez bulunduğunu kaydeden Erk,

Eğer bir ülkede 81 milyon nüfus içinde 3 milyon obez varsa, 3 milyon obezin içinde 1.8 milyonu 18 yaş altındaysa yani gençlik yahut çocuk çağındaysa o zaman ciddi bir sıkıntı var demektir. Her sene 1.8 milyon çocuk obezi nüfusumuz %8 artıyorsa bir sıkıntı var demektir. İşte biz 10 seneden beri kendimizi bu işe verdik Türk Böbrek Vakfı olarak. Bütün Trakya’yı il ve ilçelerini dolaşıyoruz. İstanbul’u da dolaşıyoruz. Şimdiye kadar da 16 tane ile gitmiş durumdayız Anadolu’da. Bütün yaptığımız şey 3 tane beyaz düşman tuz, şeker ve un tüketimini azaltmak. Eğer bunu başarabilirsek daha sağlıklı nesillere ulaşma imkanımız var. Biliyorsunuz 6 gram tuz yeterli. Dünya Sağlık Örgütü 5 yahut 6 gram diyor. Her şeyde tuz var. Biz daha bundan 10 sene evvel ortalama günlük tüketim 18 gramdı. Devlet, Sağlık Bakanlığı ve bizim de Türk Böbrek Vakfı olarak ciddi kampanyamızla birlikte bu ilk defa 3 sene evvel 14 grama düştü arkasında da şu anda 10 grama düşmüş durumda, müthiş bir başarı, diye konuştu.

Tuzdaki başarıyı şekerde elde etmeye çalışıyoruz

“Şimdi aynı başarıyı 3-4 yıldır şekerde elde etmeye çalışıyoruz” diyen Timur Erk,

Ama o konuda sıkıntı var açık ve net. 50 gram yeterli 150 gram şeker tüketiyoruz. Her şeyde şeker var. Tuzda olduğu gibi 3 misli şeker tüketiyorduk. Tuz başarı ile aşağı çekildi ama şekerde hala sıkıntı devam. Şimdi dünyada gelişmiş ülkelerde yaygınlaştırılmış bir trafik ışıkları modelimiz var. Bütün sıkıntımız, paketlenmiş, işlenmiş paketlerde, şeklinde konuştu.

Şeker oranı fazlaysa kırmızı noktayı, damgayı yiyecek

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk,

Her 100 gramlık paket önümüze konulduğunda bir çay kaşığı tam dolu olduğunda 6 gram dörtte biri bunu 1,5 gram yapıyor. Yani 100 gramda 1,5 gram tuz varsa kırmızı nokta alacak Türk Gıda Kodeksi’ne göre. 26 Ocak 2017 tarihinde yeni bir kararname çıktı. Oradaki konuya göre 2020’nin başından itibaren bütün işlenmiş, paketlenmiş, ambalajlanmış gıdalarda kırmızı nokta geliyor. Malum, ne ilaç içeriklerini okuruz ne de bu paketler üzerindeki karga burga yazılmış paketleri pek okumayız. Ama görülebilecek şekilde kırmızı damgayı herkes görür. Şimdi kırmızı damgayı görünce markete giden anneleriniz başta olmak üzere kim alışveriş yapıyorsa bundan uzak duracak, 2020’nin başından itibaren, ifadelerini kaydetti.

Türkiye’deki yıllık %8 obezite artışını frenlemiş olacağız

Endüstri de şu anda tuzu yavaş yavaş aşağıya çekmeye başladı, diyen Erk,

Şekerde daha başlamadılar. Çünkü işlerine pek gelmiyor. Özellikle şeker var, şeker var. Şeker var pancar şekeri, şeker var nişasta bazlı şekeri. Özellikle mısırın içindeki nişastadan yapılmış şeker. Renksiz, bal kıvamında bir sıvı, raf ömrünü çok iyi arttırıyor. Markette raf ömrü çok önemli. Ne zaman alınacağı belli mi? Mesela bir hazır çorba içinde 4 gram tuz var. Ne zaman alınacağı belli değil. O tuz niçin 4 gram konuyor oraya raf ömrü artsın diye. Eğer içinde şeker varsa 22,5 gramdan fazlası kırmızı noktayı, damgayı yiyecek. Biz zararlı diye, tüm hastalıkları bertaraf etmek için bunu almayacağız. Ne alacağız, ya sarı damgalı hatta yeşil damgalı ürünü alacağız. Aşırı tuzlu, aşırı şekerli olunca dur diyeceğiz alma diyeceğiz kendimize. Sarıda ihtiyatlı olarak alabilirsin diyeceğiz. Yeşile geldiğimiz zaman istediğimiz kadar tüketebileceğiz. Dolayısıyla yeni bir duyarlılık ortaya çıkacak ve o duyarlılığa göre hareket edeceğiz. İşte o zaman Türkiye’deki yıllık %8 obezite artışını frenlemiş olacağız, kısmış olacağız ve çok daha sağlıklı yarınlara sahip olacağız, açıklamasında bulundu.

Bizler sizler kadar şanslı değildik

Programda konuşan Çorlu Kaymakamı Cafer Sarılı ise,

Türk Böbrek Vakfı’nın tüm Türkiye’de böbreklerin korunması ile ilgili bu şekilde programları var. Ben bu programların çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bizler sizler kadar şanslı değildik. Bilgiye çok kolay ulaşamıyorduk. Bize bu şekilde öğreten de olmuyordu. Biz kaşık kaşık şeker kaşık kaşık tuz, hiç dikkat etmeden bunun sağlığımıza zararlı olduğunu bilmeden böyle yetiştik. Ama sizler öyle değilsiniz. Sizler daha sağlıklı beslenme için yeterli bilgiye ve bilgilendirme imkanlarına sahipsiniz, dedi.

Medimagazin
https://www.medimagazin.com.tr/guncel/genel/tr-2020nin-basindan-itibaren-sagliga-zararli-gidalara-kirmizi-damga-geliyor-11-681-79551.html