kistik fibroziste beslenme

Kistik fibroziste beslenme nasıl olmalı?

TANIMI: Kistikfibrozis (KF) diğer adıyla mukovisidozis 1/2000-2500 görülme sıklığı ile çocukluk çağında görülen, vücudun dış salgı bezlerini tutan, pankreas yetersizliği, kronik akciğer hastalığı ve malnütrisyonun eşlik ettiği fatal seyirli bir hastalıktır. İlk kez 1936 yılında tanımlanan hastalığın görülme yaşının erken olması, büyüme ve gelişmeyi engellemektedir. Malnütrisyon, yetersiz ağırlık kazanımı prognozu olumsuz etkileyen etmenlerden biri olup enerji, protein, yağ ve diğer besin öğelerine olan gereksinim artmaktadır. Buna karşılık KF’de sindirim ve solunum sisteminde oluşan sorunlar ve sık geçirilen enfeksiyonlar nedeniyle tüketilen besin öğelerinden yararlanma azalır, gereksinmeler malabsorpsiyon nedeniyle artar.

GENETİK: Solunum sisteminin epitel hücrelerindeki klor geçirgenliği azalır ve temel bozukluk epitel hücrelerinin apikal (uca yakın ) membranlarında klor iyon iletiminin azalmasına bağlıdır. Hastalığın kalıtsal sıklığı bölgelere göre değişen otozomal resesif geçişli kronik bir hastalıktır. KF geni 7. kromozomun uzun kolunda q22-31 bölgesinde yer alır ve kistik fibrozis transmembran regulatör (KFTR) proteinini kodlar. 1480 aminoasitten oluşan KFTR geninde, 2011 yılı itibariyle, 1893 mutasyon tanımlanmıştır. KFTR geninde en sık rastlanan mutasyon ΔF508 olup, en sık rastlanan KF genotipi de homozigot ΔF508/ΔF508’dir. Bu mutasyonda fenilalanin amino asidini kodlayan 508. kodonun delesyonu söz konusudur. Sağlıklı kişilerde normal siklik AMP ve protein kinaz bağımlı olarak çalışan bir iyon kanalı görevini göstermektedir. Bu proteinin işlevsel kaybı ile oluşan KF hastalığında, salgı epitelinde azalmış Cl iyonu sekresonu ve artmış Na iyonu absorbsiyonu hastalığın patogenezini ouşturmaktadır.

TANI YÖNTEMLERİ:

  • Solunum sistemi bulguları
  • Gastrointestinal sistem bulguları
  • Aile öyküsü
  • Terin elektrolit (klor) konsatrasyonu (klor kanalının etkilenmesi sonucunda hücreden dışarıya klor salgılanması) bozulur. Hücrenin içine ise sodyum ve klor geçişi artar. Sonuç olarak oluşan salgı elektrolitten ve sudan fakir koyu, yapışkan niteliktedir. Terde klor konsantrasyonunun 60 mEq/lt’nin üzerinde olması tanı konulmasında yardımcıdır.

KLİNİK BULGULAR:

  1. Yenidoğan bulguları: Bu dönemdeki en önemli bulgu mekonyum ileusudur. Mekonyumun içerdiği yüksek yoğunluktaki proteinin pankreas enzimlerince eritilememesi sonucunda barsakta tıkanma başlar. Ayrıca yenidoğan döneminde artmış safraya bağlı olarak tıkanma sarılığı veya uzamış sarılıkta görülebilir.
  2. Süt çocuğu dönemi bulguları: Akciğerler doğumda normaldir. Akciğer hastalıklarının ilk bulgusu öksürüktür. Antibiyotiklere yanıt geç ve yavaştır. Enfeksiyonlar sık tekrarlanır ve devamlılık gösterir. Öksürük kusmayı uyarır ve besin alımını azalır ve büyüme geriler. Sindirim sisteminde, pankreas yetersizliği ile birlikte emilim bozukluğu, yetersiz kilo alımı, büyümede gerilik ve malnütrisyon gelişebilir.
  3. Çocukluk ve adölesan dönemi bulguları:Bu dönemde en belirgin bulgu uzun süren ve devam eden öksürük, wheezing ve egzersiz ile ortaya çıkan nefes darlığıdır. Ayrıca çomak parmakta görülebilir. Bu yaş grubunda distal intestinal obstrüksiyon sendromu, karaciğer hastalığı ve ilerlemiş vakalarda pankreas ekzokrin bezlerin tutulumu yanında fibrozisin artması ile insülin salgılayan adacık hücrelerinin etkilenmesi sonu diyabet gelişir.
  4. Her yaşta görülen klinik bulgular: Akciğerlerde stafilokok ve pnömokoklarda oluşan enfeksiyonlar sonucu ampiyem, abse ve atelektazi görülür. KF’li hastaların %85-90’ında pankreas yetmezliği olduğundan proteolitik enzimlerde, amilaz ve lipazdaki azalma malabsorpsiyon, steatore ve dışkı ile enerji kaybına neden olur. Bu nedenle KF’li hastalarda dışarıdan pankreatik enzim verilmelidir.

KF’Lİ ÇOÇUKLARDA BÜYÜME VE GELİŞME:KF’li hastalar, pulmoner hastalıkları sonucu gelişen hastalık ve artmış serum tümör nekrozis faktör ve diğer sitokinlerin konsantrasyonu nedeniyle iştahsızdır. Ek olarak kusma, gastroözafajiyelreflü, özofajit, kronik karın ağrısı besin alımını azaltır. Depresyon gelişimi de iştahta azalmaya neden olur. Malabsorpsiyon ve besin alımında azalmaya ek olarak KF’li hastalarda dinlenme enerji harcanmasında normalin %10-15’ kadar artmıştır. KF’li çocuklarda dengeli ve yeterli bir beslenme programı oluşturmaktaki amaç, çocuğun büyüme ve gelişmesini izleyerek ağırlık kazanımının sağlanması, vücut direncinin arttırılması ve enfeksiyonlardan korunma, yetersiz besin tüketimi sonucunda gelişen malabsorpsiyon ve malnütrisyonun önlenmesi, çocuğun yaşam süresi ve kalitesinin arttırılmasıdır. Beslenme desteği bu hastaların solunum işlevini düzeltmektedir. Malnütrisyon büyüme ve gelişme geriliği, akciğer ve pankreatik hastalığın eşlik ettiği pek çok etkene bağlı olarak gelişebilir. Malnütrisyon sebebiyle oluşan büyüme ve gelişme geriliği enerji, protein, elzem yağ asitleri, vitamin ve minerallerin uzun süreli yetersiz alımıyla ilgilidir. Enerji dengesizliği, enerji gereksinmesi ile enerji alımı arasındaki farktan kaynaklanmaktadır. Enerji dengesizliğini 3 grup altında inceleyebiliriz.

  1. Enerji kayıpları: Sindirim ve emilimdeki bozukluklar sonucu fekal besin kaybı, enerji dengesizliğinin oluşmasında önemlidir. Besinlerle alınan protein ve yağın emilememesine neden olan pankreatik yetersizlik KF’li hastaların %85-90’ında görülür. Buna bağlı olarak gaita ile yüksek enerji kayıpları oluşur. Pankreatik yetmezliği olan hastalara besinlerle birlikte enzim eklenmesi yapıldığında besinler daha iyi tüketilir.
  2. Enerji alımı: Enerji alımının aşırı kayıplar sebebiyle normal gereksinimin üzerinde olması gerekmektedir. Sık geçirilen enfeksiyonlar oral alımı sınırlandrımakta, akciğer hastalıkları, öksürük nöbetleri ve kusma, özofajit ağrı ve besin alımındaki isteksizlik sonucu oluşan anoreksiya, tümden besin reddi olarak gelişerek hastanın enerj alımını en aza indirmektedir.
  3. Enerji harcanması:KF’li hastalarda dinlenme enerji harcaması normal sağlıklı çocuklara göre daha fazla olduğu bilinmektedir. Dinlenme enerji harcaması ile solunum işlevi ve beslenme durumu arasında negatif, solunum işlevleri ile beslenme arasında pozitif bir ilişki vardır.

BESLENME TEDAVİSİNİN AMAÇLARI:

  • Hastanın klinik bulguları içinde en iyi beslenme durumunu sağlamak,
  • Vücut ağırlığı ve boy uzunluğunu normale yakın değerlere ulaştırabilmek,
  • Artan besin ve enerji gereksinimini sağlamak, malabsorpsiyonu en düşük düzeye indirmek,
  • Ter ile kaybolan elektrolitleri yerine koyabilmek,

KF’li hastalarda diyet yaş, aktivite, ağırlık, klinik durum, yiyecek seçimi ve yiyeceklerin tüketilme durumuna göre kişiye özgü ayarlanmalıdır. Bebek ve çocuğun günlük tükettiği besinler, besin alışkanlıkları ve beslenme öyküsü alınarak diyet planlanmalı ve verilen diyetin ne kadarının tüketildiği izlenerek açık kalan enerji, protein ve yağ oranları ek bir öğünle ve beslenme desteği ile verilmeye çalışılmalıdır.

Enerji: Beslenmede en önemli alınması gereken öğedir. KF’li hastalarda enzim tedavisin rağmen malabsorpsiyondan kaynaklanan kayıplar, pulmoner enfeksiyonlar, solunum için harcanan enerji ve artmış metabolik hızı karşılamak için günlük enerji miktarı RDA’da belirtilen enerji miktarının %120-150 arasıdır. Doğal besinlerin çocuğun beslenmesinde alışkanlıklarına göre verilmesi gerekir. Bu besinler tam yağlı süt, yoğurt, sütlü tatlılar, sıvı yağlar, tereyağı, unlu besinler, ekmek, pekmez, bal, reçel gibi besinler olabilir. Çocuğun besin tüketiminde yeterli enerji dengesine ulaşılamıyorsa maltrodekstrin daha kolay tüketilebilen sıvı besinlere, mamalara eklenerek verilebilir.

Protein: Vücut proteinleri kas katabolizmasının artması ile azalır. Özellikle bu bulgular ağır malnütrisyonlu KF’lilerde daha belirgindir. Protein gereksinmesi malnütrisyon bulgularına ve enfeksiyon sıklığına göre değişiklik göstermekle birlikte, malabsorpsiyonlara bağlı olarak ve doku gelişimi için protein alımı arttırılmalı ve günlük total enerjinin %15-20’si proteinlerden sağlanmalıdır. Proteinlerin %60 iyi kalite yani NPU değeri yüksek olmalıdır.

Yağ: Üretilen her bir molekül CO2 için elde edilen enerji, yağ kullanıldığında daha fazla olduğu için, akciğer hastalığı ilerlemişse de yüksek yağ içerikli diyetler önemlidir. Steatorenin varlığı yumuşak ve sık dışkılama KF’li hastalarda uzun süre yağdan sınırlı diyet verilmesine neden olmuştur. Oysa yağlar en çok enerji veren besin öğesidir. Bu sebeple diyetle önerilen enerjini %35-40’ının yağlardan sağlanmaktadır. Hastaya uygulanan uygun enzim tedavisi ve elzem yağ asitlerinin diyette bulunması, yağda eriyen vitaminlerin sağlanmamsı ve enerjinin daha kolay karşılanması hastalarda olumlu düzenlemeler sağlamıştır.

MCT ( Orta Zincirli Yağ Asitleri ): Emilimleri için pankreatiklipaz ve safra asitlerine gereksinim olmadığından KF’li hastaların diyetlerinde MCT kullanılması önerilmektedir. Kaproik, kaprilik, kaprik, laurik asitten oluşan 6-12 C’lu orta zincirli yağ asitleri dışkı karakterini düzenlemekte ve ağırlık kazanımında önemli değişikliğe neden olmaktadır.

Elzem Yağ Asitleri Eksikliği: Pankreatik yetmezliği olan hastaların kan ve doku lipidlerinde biyokimyasal anormallikler bulunmaktadır. Değişiklik linoleik asitte azalma ile palmitik ve oleik asitlerde artma şeklindedir. Bu hastalarda total kolesterol esterlerinin düşük olduğu bildirilmiştir. Total enerjinin %5’inin elzem yağ asitlerinden sağlanması uygun bulunmuştur. Elzem yağ asitlerinden n-3 ve n-6 grubu yağlar dengeli olarak alınmalıdır.

Vitamin ve Mineraller: Gerek emilimdeki eksiklikler, gerek oksadatif olaylarda antioksidan olarak artmış kullanımları nedeniyle KF’li hastalarda özellikle yağda eriyen vitaminlerin serum düzeylerinin izlenerek yüksek dozlarda kullanımları önerilmektedir.

Vitaminlerden A ve E vitaminlerinin alımı kronik akciğer enfeksiyonlarının yarattığı oksidatif stresle mücadele için gereklidir. Düşük antioksidant vitamin düzeyleri akciğer enfeksiyonlarında artışa dolayısıyla akciğer hasarına neden olmaktadır.

KF’li hastalarda kronik veya akut tuz kaybı gelişebilmektedir. Kronik hiponatremi, iştahsızlık ve büyüme geriliğine neden olabilir. Akut tabloda ise süt çocuklarında hipoelektrolitemi ve metabolikalkaloz görülür. Sıcak ortam, ateş ve terleme aşırı tuz kaybını arttırır. Bu nedenle, günlük 1 g NaCl kullanımı hiponatremi, elektrolit dengesizliğini ve metabolikalkoalozu önlemektedir.

Anne Sütü ve Kistik Fibrozis: Anne sütü tek başına ağırlık kazanımını sağladığından, çocuğa verilmesi gereken en önemli ve tek besindir. Ağır malnütrisyon ve malabsorpsiyon gelişmiş vakalarda anne sütü yetersiz kalmakta, çocukta hipoproteinemi, ödem, elektrolit imbalansı ve anemi gelişmektedir. Anne sütü ile MCT içeren Formulaların kullanılması ve diğer sağlıklı çocuklardaki gibi ayına, kilosuna göre ek besinlere başlanması uygundur.

Beslenmeye Bağlı Yetersizliğin Tanımlanması: Besinlerin hastaya ne şekilde verileceğine hastanın ve hastalığın durumuna göre karar verilmelidir. Ağızdan alabilen hastaya oral beslenme esas alınmalıdır. Bununla birlikte oral beslenme ile yeterli büyüyemeyen çocukların enteral beslenmesi gerekebilir. Enteral beslenmeye başlanmadan önce isteğe bağlı alım arttırılmaya çalışılmalı, enzim dozu tekrar ayarlanmalı, akciğer enfeksiyonu varsa kontrol altına alınmalı ve sonrasında hasta tekrar değerlendirilmelidir. Tüm bunlar düzeltildikten sonra da ağırlık artmıyorsa enteral beslenmeye başlanmalıdır.

Pankreas Enzimleri: Pankreas enzim desteği KF’de beslenme tedavisinin en önemli etmenlerinden biridir. Mide PH’sından etkilenmeyen, aside dirençli, mikrosfer şeklindeki enzim prepatlarının (kreon) geliştirilmesi KF tedavisini etkinleştirip kolaylaştırmıştır. Bu şekilde tedavi intestinal yoldan protein ve yağ kaybını azaltır. Yağ emilimi enzim kullanımı ile %80-90 düzeyine çıkabilir. Süt çocuklarında toz şeklindeki preperatlar süte karıştırılarak öğün öncesinde verilmelidir. Enzim biberondaki mamaya eklenebilir. Yeterli olmayan dozlarda enzim kullanımı genellikle klinikte karın şişliği, karın ağrısı, gaz çıkarma gibi gastrointestinal yakınmalara yol açar.

Pankreas enzim kullanımındaki temel prensipler şunlardır:

  • Her öğünde yemekten yarım saat önce verilmeli
  • Çok yağlı yiyecekler yendiği zaman 1-2 kapsül fazla alınmalı
  • Meyve suyu ve limonata gibi içeceklerle karıştırılmamalı
  • Tamamı 1 öğün yemeğin içine konmamalı
  • Enterik kaplı kapsüllerin tamamı yutulmalı, kesinlikle çiğnenmemeli ve ezilmemeli
  • Gaita sayısı günde 2 seferde fazla olduğunda enzim dozu arttırılmamalı

Hastanın ayına ve tedavinin uygulanmasına göre aylık, üçer aylık ve yıllık kontrolde büyüme eğrisi, ağırlık, boy ve diğer antropometrik ölçümlerin alınması ve diyetin günlük enerji tüketimi, sindirim, emilim ve dışkıda yağ incelenmesi yapılarak düzenlenmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak KF hastalarının erken tanı ve uygun tedavi ile yaşam süresi ve kalitesi arttırılmalıdır. Hastaya ve özel merkezlerde uzman doktor, diyet uzmanı gibi özel bir ekibin izlenmesi, yeniliklere ve hastanın bulgularına göre tedavinin uygulanması gerekmektedir.

ekmek zararlı mı, ekmek yararlı mı, diyette ekmek olur mu, ekmeği kesmek zayıflatır mı

Ekmek zararlı değildir!

Son zamanlarda sosyal medya ya da televizyon programlarında ekmeğe ilişkin sıklıkla bilimsel hiçbir yanı olmayan açıklamalar yer alıyor.

Ekmek zehirdir, gluten zararlıdır, gibi.

Ülkemiz iyi bir tarım ülkesidir ve yetiştirilen tarım ürünlerinin yüksek bir miktarını ise tahıl grubu olan buğday oluşturmaktadır. Yani geleneksel beslenme alışkanlığımızda ekmek yer almaktadır. Bunun dışında ekmeğin bilimsel olarak kanıtlanmış birçok faydası vardır. Bu faydaları belirtmeden önce glutenin ne olduğunu açıklayalım.

Gluten ekmek oluşumu için gereklidir ve buğday ununa su eklendiği zaman buğdaydaki proteinlerden glutelin ve prolaminin diğer ögelerle bir araya gelmesi ile oluşur. Bu oluşan gluten kompleksi %85 oranında protein içerir.

Ülkemizde ekmek tüketimi geleneksel olarak yer almasının yanı sıra gelir dağılımındaki adaletsizlikten dolayı düşük gelirli gruplarda daha çok tüketilmektedir. Ekmek özellikle B grubu vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum (Ca), demir (Fe), çinko (Zn) gibi minerallerden zengindir. Ancak un elde edilirken kepeği çok ayrıldığında bu vitamin ve mineraller ayrılır. Uzun süre bu şekilde beslenmek hastalıklara neden olabilir. Bu yüzden beslenmemizde tam tahıl veya çavdar ekmeğine daha çok yer vermeliyiz. Ülkemizde ekmekte eksik kalan besin ögelerini tamamlama yönünde politakalar geliştirilebilir.

Ekmek B grubu vitaminlerinden tiaminin ( B1) iyi bir kaynağıdır. Bu vitaminin eksikliğinde iştahsızlık, halsizlik ve sinirlilik meydana gelir. Bu durumda beslenmemizde ekmeği çıkardığımız zaman sinirli olmaya başlarız. Pirinçte ise tiamin az miktarda bulunmaktadır. Yani beslenmemizden ekmeği çıkarıp yerine pirinç tüketmek bizim tiamin eksikliğimizin devam etmesine neden olur.

Ekmek niasin (B3) vitamininden de zengindir. Niasin eksikliğinde de deride iltihap, sinirlilik oluşur. Mısır da niasinden eksiktir.

Ekmek çinkodan zengindir ve eksikliğinde büyüme gelişme geriliği ve iştahsızlık olur.

Tam tahıllı ekmekler iyi posa kaynağıdır. Posa bağırsak dostudur. Kabızlığı önler. Bağırsak ve kolon kanserlerini önler. Ayrıca tam tahıllı ekmekler kolesterolün yükselmesini önler ve kalp damar hastalığı riskini azaltır.

Bunun dışında ekmek tokluk hissini arttırır ve acıkma süresini uzatır. Yapılan bir araştırmaya göre yoğun şekilde çalışan işçilere ara öğünde ekmek ve meyve verildiğinde performanslarının arttığı gözlemlenmiştir.

Tüm bunlardan da anlaşıldığı üzere kişinin günlük enerji ihtiyacının uygun görüldüğü miktarda ekmek tüketmesi gerekmektedir. Beslenmenizde ekmek yemekten korkmayın!

Dyt. Gözde Bulat

balık helva foto

Balıktan sonra neden helva önerilir?

Balık yemek için bir yere gitsek sonrasında “Çok güzel helvamız var ister misiniz?” diye sorarlar ya da çalıştığımız yer de o gün öğle menüsünde balık ve helva ikilisi vardır. Peki neden balıktan sonra helva yenir? Bu gelenekten gelen bir şey midir? Yoksa sağlıkla bir ilgisi var mıdır? Bu konu toplum içinde açılsa esprili bir şekilde “Balık öldüğünü anlasın diye” denir. Balığın yanında helva yemenin nedeni sağlıkla ilgilidir ve hatta bunun iki sebebi vardır.

Bildiğiniz üzere balık kalp dostu omega-3 yağ asitlerinden zengindir. Ayrıca iyot, demir, çinko gibi minerallerinde iyi kaynağıdır. Bu faydalarının yanı sıra eşsiz lezzeti sayesinde büyük bir keyifle tüketiriz. Ancak balık tüketiminden sonra sindirim sistemimiz tahribata uğrar. Mide bulantısı, şişkinlik ve halsizlik meydana gelir kan şekerimiz düşer.

BALIK DİYETİ

Düşen bu kan şekerini tüketmek için helva yeriz. Bunun dışında helva yememizin ikinci bir sebebi ise içeriğindeki tahindir. Denizlerimizdeki kirlilikten dolayı balıklarda ağır metaller, radyasyon, bazı ilaçların etkilerinden vücudu korumak için ayrıca fosforun etkisini azaltarak mide asit düzeyini normale döndürür. Bu açıklamadan sonra şimdi akıllara şu soru gelir “Neden diğer tatlılar değil de helva ?” Çünkü sütlü tatlılar balığın bayat olma ihtimaline karşı tüketilmez. Şerbetli tatlılar da yoğun şeker içeriğinden ve yine mideyi rahatsız edeceğinden dolayı tercih edilmez. Bu sebeplerden ötürü en iyi seçim helvadır.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
gözde bulat balkabağı

Balkabağının az bilinen yararları!

Kasım ayı ile beraber göz alıcı rengiyle bal kabağı tezgahlarındaki yerini aldı. Bu muhteşem renge sahip bal kabağının bir o kadar da faydası var.

balkabağı

Bal kabağı iyi bir A vitamini kaynağıdır. Günlük bir porsiyon tüketimi ihtiyacın tam iki buçuk katını karşılar. A vitamini deri ve hücre yapısı ayrıca göz ve görme sağlığı için çok faydalıdır. Bal kabağı içeriğindeki A vitamini sayesinde vücudumuza bu faydaları sağlar. Bunun yanı sıra antioksidanlardan karotoneidlerin iyi bir kaynağıdır.  Bağışıklı sistemi zayıf olan kişilerde oluşan enfeksiyolar kalp hastalıklarını tetikler. Virüsler bazı kanser türlerinin oluşumuna zemin hazırlar.

balkabağı

Karotoneidler ise bağışıklı sistemini güçlendirerek kalp hastalıkları ve kansere yakalanma riskini azaltırlar. Bal kabağının kalorisi oldukça düşüktür. 100 gramı yaklaşık 26 kaloridir. Bu yüzden diyetlerde tercih edilebilir. ancak bizler genelde bal kabağını tatlı olarak tüketmekte ve bunu yaparken de oldukça fazla şeker kullanmaktayız.

balkabağı

Adı üstünde bir meyve olan bal kabağını tüketirken fazla şeker kullanıp bu kadar sağlıklı bir besini sağlıksız hale getirmemeliyiz. Ayrıca bal kabağının lif içeriği yüksektir. Bu yüzden diyetlerimizde tükettiğimizde açlık süresini uzatarak tok tutar. Bunun yanı sıra bağırsaklarımızın dostudur. Bağırsak hastalıklarına karşı koruyucudur.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
zayıflık ve kilo alma diyetisyen

Zayıflıkta beslenme nasıl olmalı?

Benim gibi birçok diyetisyen arkadaşımın şikayet ettiği konulardan biri de bizim mesleğimizin sadece kilo vermekle alakalı olduğunun düşünülmesidir. Aslında mesleğimizin geniş bir alanı var. Kilo verme görünen yüze bunu dışında kilo aldırma ve kalp hastalıları, diyabet, böbrek hastalıkları gibi birçok kronik hastalığın beslenme tedavisinde bize ihtiyaç vardır.

Ben bu yazımda aşırı zayıflıktan ve beslenme tedavisinden bahsedeceğim. Aşırı zayıflığında istenmeyen bir durum olduğunu söylediğimde birçok danışanım:

Ee o zaman biz ne yapacağız, diyorlar.

Bireylerin beden kitle indeksine (BKİ) bakarak kişilerin zayıf, normal ve kilolu olduğuna karar veririz. BKİ zor bir hesaplama değildir. Kiloyu boyun karesine bölerek bu indekse ulaşabiliriz (Kilo/Boy²). Sağlık bir bireyin BKİ’si 20.0 – 24.9 arasında olmalıdır. Eğer BKİ 18,5 ve altı ise bu istediğimiz bir durum değildir. Bu durum yetersiz beslenmenin göstergesidir.

  • Bireyin bağışıklık sistemi düşüktür. Bu yüzden enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskinde bir artış vardır. Kronik diyare (ishal) görülebilir. Bu yüzden kısır bir döngü oluşur. Birey enfeksiyondan dolayı kilo alamaz kilo alamadığı için hastalığın şiddeti ve süresi artar.
  • Yetersiz beslenmeden ötürü vitamin ve mineral eksiklikleri ve buna bağlı hastalıklar olabilir.
  • Bireyin kemik ve kas sistemi güçsüz olur. Hareketleri yavaştır ve çabuk yorulur. Kemik ve kas ağrıları olur.
  • Saçlar güçsüz, deri mattır.

Zayıf olan bir çok birey çok yediğini ancak kilo alamadığını söyler. Kesinlikle danışanın yaptığı bir yanlışlık vardır. Eğer kişi sağlıklı kilosuna ulaşmak istiyorsa bu konuda eğitim almış bir diyetisyene başvurmalıdır. Zayıf bireylerin mide çapı küçüktür. Bu yüzden ana öğünler dışında ara öğünlerde de enerji ve besin içeri yüksek besinler önerilmelidir. Hatta bir öğünde tüketmesi ilk zamanlar için zor ise ara öğün sayısı arttırılabilir. Ara öğünlerde sütlü tatlılar, kuru yemişler, taze sıkılmış meyve suyu (içine pekmez ya da bak katılabilir) gibi besinler verilebilir. Kahvaltı alışkanlık haline getirilmelidir. Öğün atlanmamasına dikkat edilmelidir. Kilo alınmamasına sebep psikolojik bir durum ise bu durumun çözümüne gidilmelidir. Egzersiz yapmak sadece kilo vermek için değil kilo almak içinde önemli bir yöntemdir. Ayrıca kişide enfeksiyonel bir hastalık varsa protein içeriği yüksek besinler diyetinde yer almalıdır. Ben zaten zayıfım deyip aşırı yağlı besinler tüketilmemelidir. Zayıflığa bağlı vitamin ve mineral yetersizliği varsa buna uygun bir beslenme tercih edilmelidir. Zayıflığa neden olan hipertiroidi gibi kronik bir hastalık ise doktor ve diyetisyen birlikte çalışmalıdır.

Görüldüğü gibi zayıflıkta istediğimiz bir durum değildir. Sağlıklı bir şekilde kilo almak ve ideal ağırlığınıza ulaşmak için bir diyetisyene gitmeyi ihmal etmeyiniz.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
balık gözde bulat

Denizden gelen sağlık: “Balık”

1 eylül ile birlikte av yasağının kalkmasıyla tezgahlara taze balıklar çıkmaya başladı. Balığın sayısız faydasından bahsetmeden önce taze balığın özelliklerinden bahsedelim.

Yağ, Omega3 yağ asidi, balık yağı, balık yağları, herbalife balık yağları, omega3

  1. Gözleri parlak ve lekesizdir,
  2. Solungaçları kırmızımsı pembe renktedir,
  3. Pulları ve yüzgeçleri diridir,
  4. Kasları sert ve esnek durumdadır. Ayrıca kaslara parmak ile basıldığı zaman bırakılan iz hemen düzelir,
  5. Ayrıca taze balığın kokusu yoktur.

b12, balık, deniz ürünleri, su ürünleri

Taze balığın özelliklerinden bahsettiğimize göre balığın faydalarından bahsedelim. Balık iyi kalite protein içerir. A, K ve B grubu vitaminleri ile iyot, fosfor ve çinko gibi minerallerin iyi kaynağıdır. Yağlı balıkları yağsız balıklara göre daha çok enerji içerir. balıklar sahip oldukları omega 3 yağ asitleri sayesinde kalp dostudur, koroner kalp hastalıklarına karşı koruyucudur.

Balık içeriğindeki vitaminler ve mineraller sayesinde zihni açar ve unutkanlığı önler. Depresyon ilaçlarının çoğunda omega 3 yağ asidi bulunur. Balık sinir sisteminin düzenlenmesinde faydalıdır. Kemikleri ile birlikte tüketilen balılar önemli miktarda kalsiyum içerir ve  kemik erimesinin önlenmesinde faydalıdır.

Sayısız faydası olan balığı hafta da en az bir kere tüketmeye önem vermeliyiz.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
hünnap (gözde bulat)

İyi antioksidan: “Hünnap”

Eylül ayında olgunlaşan ve ekim ayının sonuna kadar rafları süsleyen, ülkemizde Marmara Bölgesi, Güney ve Batı Anadolu bölgelerinde yetişen hünnabı daha yakından tanıyalım.

hünnap

Hünnap cehrigiller familyasına aittir. Zeytin büyüklüğünde ve çoğunlukla iğde ile karıştırılan bir meyvedir. Hünnabın üzerinde kahverengi tonlarında tüketilebilen ince bir kabuk bulunur. Çin’de çok fazla tüketilen hünnabın tüketimi ülkemizde yaygın değildir ve ülkemizde innabi, ünnap ve çiğde adı ile bilinir.

Hünnap

 

Hünnabın yararları

  • A ve C vitamininden zengin olduğu için bağışıklık sistemini güçlendirir.
  • İçeriğindeki niasinden (B3 vitamini) dolayı kan dolaşımını düzenler ve aynı zamanda sinir sistemi için faydalıdır.
  • İyi bir antioksidan olan hünnap karaciğer hastalıklarından kansere birçok hastalığa iyi gelir. Kansere iyi gelmesinin sebebi serbest radikallere karşı açtığı savaş ve kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemesidir.
  • Lif içeriği yüksek olduğu için kabızlığa iyi gelir ve sindirim sistemini düzenler.
  • Kalsiyum ve magnezyum içeriğinden dolayı kemik sağlığı için faydalıdır.
  • Düşük kaloriye sahip olmasına rağmen kişiye enerji verir ve zinde kalmasına yardımcı olur. Bu özelliğinden dolayı sporcular tarafından tüketilebilir.
  • Potasyum içeriğinden dolayı kalp damar hastalıklarına iyi gelir.

Hünnap kurutulmuş olarak tüm yıl tüketilebilir ve kurutulmuş hali aktarlarda bulunabilir. Taze hali ise mevsimi geldiğinde manavlarda, pazarda ve büyük marketlerde bulunabilir.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
mürdüm eriği

4 maddede “mürdüm eriği”

Sağlıklı beslenmek için her zaman mevsiminde sebze ve meyve tüketmeliyiz. Ağustos ayında tezgahların üzerini süsleyen mürdüm eriği eylül ayında da yerini korumaktadır. O zaman mevsimi geçmeden mürdüm eriğinin faydalarından bahsedebiliriz.

mürdüm eriği

1. Dört maddede mürdüm eriği: “Her yerde yetişebilir”

Mürdüm eriği ülkemizde Doğu Anadolu’nun yüksek dağları ve Güneydoğu Anadolu’nun kurak kısımları hariç her yerde yetiştirilebilir.

mürdüm eriği

2. Dört maddede mürdüm eriği: “Demir emilimine etkisi”

Mürdüm eriği demir emilimi için gerekli olan C vitamini, A vitaminin, riboflavin (B2 vitamini) ve potasyuma sahiptir.

mürdüm eriği

3. Dört maddede mürdüm eriği: “Sağlığa katkıları”

  • Kuvvetli bir antioksidan olan mürdüm eriği idrar söktürücüdür.
  • Adet düzensizliği çeken kadınlar kullanabilir.
  • Düzenli tüketilmesi halinde kötü kolestrolü düşürmeye yardımcıdır.
  • Metabolizmayı hızlandırarak toksinlerin vücuttan atılmasını hızlandırır.
  • Bağışıklık sisteminin güçlendirir.
  • Kabızlığa karşı kullanılabilir.
  • Kalp sağlığını korur.
  • Kan şekerini dengede tutar.
  • İçeriğindeki yüksek lif sayesinde sindirimini düzenlemeye yardımcıdır.

diyetisyen, beslenme uzmanı, beslenme ve diyet uzmanı, beslenme ve diyetetik, gerçek diyetisyenler sitesi

4. Dört maddede mürdüm eriği: “Beslenme önerileri”

Kış aylarına yaklaşırken evlerde hummalı bir kış hazırlığı var. Bu kadar çok faydası varken mürdüm eriğini kurutarak ya da marmelat halinde de tüketebiliriz. Elbette marmelat haline getirirken şeker kullanmayıp meyvenin kendi özünde olan şekeri yeterli görüyoruz ve bu şekilde tüketiyoruz.

Anemi olan ve kan şurubu kullananlar ilaçlarından sonra kuru erik yiyerek ilacın emilimini artırabilirler.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
diyetisyen gözde bulat yeşil çay

Yeşil çayın sağlığa katkıları

Çay; Çin, Japonya ve Hindistan gibi Asya ülkelerinde yetişen bir bitki türüdür.

Yaz – kış yaprağını dökmez. Dünya’da ve ülkemizde çok tüketilir. En çok tüketilen üç türü ise yeşil çay, siyah çay ve oolong çaydır.

Yeşil çay, çay bitkisinin yapraklarının kıvırma ile birlikte hemen bir ısıl uygulamaya maruz bırakılarak kurutulması ile oluşur. Kısaca çay bitkisinin fermente olmamış halidir. Oolong çay, çay bitkisinin yarı fermente olmuş haliyken siyah çay ise çay bitkisinin fermente olmuş halidir.

yeşil çay

Yapılan son çalışmalarla yeşil çayın yeşil çay, siyah çay ve oolong çayne ve kalp damar hastalıkları, iltihabi ve nörodejeneratif hastalıkları önleyici ve tedavi edici olduğu bildirilmiştir. Yeşil çayın antioksidan, antiinflamatuar, antimutajenik,antikanserojenik, antianjiyogenik, apoptotik, obezite önleyici, hipolipidemik, antiarterosklerotit, antidiyabetik, antibakteriyel antiviral ve yaşlanmayı geçiktirici etkileri vardır.

yeşil çay, yeşil çay kalorisi, yeşil çay zararlı mı, yeşil çay yararlı mı, doğadan yeşil çay, yeşil çay faydaları, tiroid için yeşil çay

Yeşil çayın kanser önleyici etkileri yapısındaki kateşinlerdendir. Bu etkiler ise şunlardır:

  • kanser hücrelerinin çoğalmasını engeller
  • kanser hücre döngüsünü durdurur
  • etken reseptörleri baskılar
  • sitokinlerin salınımını azaltır
  • mitotik uyarılmaları baskılar
  • mutojeniyi ve genetoksisiteyi önler
  • detoksifikasyon enzimlerini etkileştirir
  • serbest radikalleri temizler
  • kanser hücrelerinin apoptosisini hızlandırır ve anjiojenesini engeller
  • kanser yayılımını engelleyerek kanser ilerlemesini önler.

yeşil çay, yeşil çay kalorisi, yeşil çay zararlı mı, yeşil çay yararlı mı, doğadan yeşil çay, yeşil çay faydaları, tiroid için yeşil çay

Yeşil çay düzenli tüketildiğinde kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır. insanlara nakledilen dokunun bağışıklık sistemince reddedilmesini önler. Diş çürüğü, tartar, ağız kokusunu antibakteriyel özelliği ile önler.

Çayın yapısındaki kateşinlerin kanseri önleme özelliği dışında sindirim sisteminde demirle çözünmeyen kompleksler oluşturarak demirin emilimini önleme gibi olumsuz bir özelliği vardır. Çaya süt veya askorbik asit (C vitamini) ekleyerek veya çayı yiyeceklerle birlikte değilde öğünlerden en az bir saat sonra tüketerek bu etkiye azaltabiliriz.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
malta eriği

Malta eriği

Malta eriği ülkemizde yaygın olarak yeni dünya ve muşmula olarak bilinmektedir. Malta eriğinin ana vatanı Çin’dir.

Ülkemizde ise yaygın olarak Akdeniz Bölgesi’nde yetiştirilmekle birlikte Ege ve Karadeniz Bölgeleri’nde de yetiştirilmektedir. Malta eriğinin en önemli özelliği erkenci meyve oluşudur. Çünkü ülkemiz coğrafik olarak ilkbahar da meyve yönünden fakirdir. Malta eriği, can eriği ve çağla ile aynı zamanda çıkmaktadır. Sulu, tatlı, hafif asidik ve güzel aromalıdır.

100 g malta eriğinin besin değeri

KALORİ (KCAL) 47
TOPLAM YAĞ 0.2 g
KOLESTEROL 0 mg
SODYUM 1 mg
POTASYUM 266 mg
KARBONHİDRAT 12 g
DİYET LİFİ 1.7 g
PROTEİN 0.4 g
A VİTAMİNİ 1.528 mg
KALSİYUM 16 mg
B6 VİTAMİNİ 0.1 mg
MAGNEZYUM 13 mg
C VİTAMİNİ 1 mg
DEMİR 0.3 mg

• Eti ve kabuğunun rengi, meyvenin A vitamini kaynağı karoten yönünden zengin olduğunu gösterir.
• B ve C vitaminleri; fosfor, potasyum ve kalsiyum gibi mineral maddeler ve şeker yönünden de zengindir.
• Malta eriği lif ve pektin yönünden zengin olması nedeni ile sindirim sisteminin dostudur.
• Antioksidan etkilere sahip flavonoidler sayesinde hücre hasarını önler.
• Kalp hastalıklarına karşı etkin bir koruma sağlar.
• Sakinleştirici etkisi vardır, vücudun susuzluğunu giderir, kusmayı durdurur.
• Göz ve cilt sağlığı için çok faydası olan bir meyvedir.
• Malta eriğinin bitki çayı şeklinde demlenen yaprakları iyi bir ishal kesicidir.
• Diyet yapanlarında beslenme programlarına dahil edebileceği malta eriği, yüksek lif oranı ile kilo verme sürecine destek veren meyvelerdendir.

Sağlığımız için sebze ve meyveleri mevsiminde taze olarak tüketmeliyiz. O zaman mayıs ayının ilk günlerini yaşadığımız ve malta eriğinin pazar tezgahlarını süslediği şu günler de malta eriğini ara öğün olarak tüketebiliriz. Yanında bir kase yoğurt ya da 1 ince dilim ekmek ve 1 orta dilim beyaz peynirle harika bir ara öğün olur…

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
gözde bulat tiroid beslenme tedavisi

3 Tiroid rahatsızlığı ve beslenme tedavileri

Ülkemizde sık görülen hastalıklardan biri de troid hastalıklardır.

Tiroid, tiroide bezi boyunca kahverengi kırmızı renkte ve yaklaşık 25-30 gr ağırlığında bir organdır. Endokrin bezlerinin en büyüğüdür ve sağ-sol loba sahiptir.

Tiroid bezinden;

  • Vücudun metabolizmasını artıran T4 (tiroksin) ve T3 (triyodotironin)
  • Kalsiyum metabolizmasında rol oynayan kalsitonin salgılanır.

Tiroid bezinin çalışması ve tiroid hormonunun sentezi için iyot önemlidir. Tiroid salgısı TSH tarafından kontrol edilir. TSH’ın salgılanması ise TRH tarafından kontrol edilir. Vücudun metabolizmasında rol oynayan T4 dolaşımda fazla bulunmaz ve etkisini T3’e çevirerek gösterir. Tiroid hormonları vücut dokularının metabolik aktivitesini ve bazal metabolizma hızını artırır.

tiroit, tiroid, tiroid bezi, levotiron, eutirox, hipotiroidi, guatr, graves

¹ Hipertiroidi

Tiroid hormonu çok fazla çalışır ve buna bağlı olarak metabolizma hızında bir artış vardır. Bu yüzden O2 tüketimi artar. İştah ve besin alımında bir artış vardır ancak metabolizma hızı artığı için kilo kaybı vardır. Mide ve barsak kanalında hareketlilik vardır bu yüzden sıklıkla ishal gözlenir. Tiroid hormonu vücudun metabolizma hızını düzenlediği için hipertiroidide de bu hız daha fazla arttığından bir çok enzim ve koenzimin vitamin gereksiniminde bir artış gözlenmektedir. Sinirlilik, nabız basıncında artış, ıslak-nemli-pembe cilt, göz bebeğinde büyüme, sıcağa dayanıksızlık gözlenir.

Hipertiroidide kilo kaybı gözlendiği için kişilere yüksek enerjili bol proteinli bir diyet uygulanır ve kişinin ideal vücut ağırlığına gelmesi sağlanır. Enzim ve koenzim kullanımındaki artıştan dolayı vitamin mineral takviyesi yapılabilir. Uzun süren ishaller için ishal diyeti uygulanmalıdır ( yoğurt, haşlanmış patates, pirinç lapası).

tiroid nodül, tiroit nodülü, guatr, boğaz, hipotiroidi, tsh, t3, t4, metabolizma

² Hipotiroidi

Tiroid hormonu yetersiz salgılanır. Fötal dönemde yetersiz salgılanırsa fiziksel ve mental gerilik oluşur. Eğer tiroide büyüme gözlenir ise guatır oluşur. (Hipertiroidi de guatr gözlenebilir.) Gode bırakmayan ödem oluşur. Kan glikoz, kolesterol, trigiliserit, fosfolipit seviyesi yükselir. Ateroskleroz gelişebilir. Saçlar kalın ve serttir, çabuk dökülür. Tırnaklar çabuk kırılır. Fiziksel ve mental aktivite yavaştır. Kas tonusu düşer bu yüzden güçsüzlük oluşur. Laringeal ödemden dolayı ses kalınlaşır. Kalp vurumları zayıf, frekansı ve debisi düşüktür. Aşırı uyku hali vardır. Soğuğa dayanıksızlardır. Terleme ve bazal metabolizma hızı düşüktür. Çeşitli psikolojik rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Mide boşalmasında gecikme, barsak hareketlerinde yavaşlama ve kabızlık gözlenir. Kişiler iştahı az olsa bile kilo alımı vardır. Kadınlarda adet düzensizlikleri gözlenir.

Hipotroidide düşük kalorili ve bol posalı bir diyet verilerek hem kilo kaybı sağlanmalı hem de kabızlığın önlenmesi sağlanmalıdır. Ayrıca kan glikozu ve kolesterol değerlerinin referans değerlere ulaşması sağlanmalıdır. Eğer bunlara çözüm bulunamaz ise kalp damar hastalıkları oluşabilir. Vücuttaki ödemin atılmasına yönelik önerilerde bulunulmalıdır.

tiroid nodül, tiroit nodülü, guatr, boğaz, hipotiroidi, tsh, t3, t4, metabolizma

³ Hashimoto tiroidi

Otoimmün bir rahatsızlıktır. Vücut tiroid bezini yabancı olarak algılar ve ona savaş açar. Bu yüzde tiroglobulin antikorları yüksek bulunur. Bu antikorlar hastalığı yapan veya oluşturan protein yapıdaki maddelerdir. Bunların düzeyini azaltacak bir ilaç henüz yoktur. Aşırı iyot alımı ya da genetik faktörlerden dolayı oluştuğu düşünülmektedir. Tedavisinde hipotiroidide uygulanan tedavi uygulanır.

diyetisyen gözde bulat- gerçek diyetisyenlerDyt. Gözde BULAT

  • Beslenme Uzmanı
  • Profesyonel Yazar
  • Polatlı
diyetisyen gözde bulat kurum diyetisyenliği

5 maddede: “Kurum diyetisyenliği”

Diyetisyenlerin birçok çalışma alanı vardır. Bunlardan biri de kurum diyetisyenliğidir.

1⃣Kurum diyetisyenliği nedir?

Önce Kurum Diyetisyenliği kavramını açıklayalım. Toplu beslenme hizmetleri veren kurumlarda görev yapan diyetisyenlerdir. Genelde çok bilenen ve tercih edilen bir alan değildir. Bu yüzden başka meslek dallarından insanların sık sık bu alanda çalıştığı görülmektedir. Bu çalışma alanı da diğer alanlar kadar önemlidir. Çünkü mutfaklar hazırlanan yemeklerin hazırlanma esnasında yapılacak en küçük hata kitleleri önemli ölçüde etkilemektedir.

2⃣Neler gerekli?

Öncelikte çalıştığımız yer yani mutfak uygun koşullara sahip olmalıdır. Buharlı kazanlar, yer ocakları, islim tavalar, kazanlar ve daha nice malzemeler istenilen kalite de olmalıdır. Mutfağın dışarıya açılan kapıları hijyene uygun olmalıdır.

3⃣ Personel

Sonrasında kalifiye personel çok önemlidir. Çünkü personel ne kadar tecrübeli ise ortaya çıkan iş o derece iyi olur. Personelin verilen eğitime açık olması da diğer önemli bir konudur. Çünkü belli bir kitleye yemek hizmeti yapıldığı için en önemli konu hijyendir ve personele sık sık hijyen eğitimi verilmelidir. Verilen bu eğitim personele olumlu bir şekilde yansıyor ise bu başarıya ulaşıldığının bir göstergesidir. Mesala personel çalışırken bone, kolluk, maske, eldiven kullanıyor ise bu eğitimin ilk adımın başarısıdır.

Personel yeşil saplı bıçakları sebze doğramada, sarı saplı bıçakları tavuk doğramada, kırmızı saplı bıçakları et doğramada kullanıyor ise bu da eğitimin diğer başarılarıdır.

Diğer bir yandan ise temizlik görevlileri zeminin kuru kalmasını sağlıyor ise bunlar önemli başarılardır. Sonraki aşama da ise hizmet verilen grubun özelliğine göre bir menü yazmak gelir.

4⃣Menü planı

Menü yazmak diyetisyen ile şef aşçının koordine çalışması ile ortaya çıkar. Menü de dikkat edilecek ile konu bira önce de belirttiğim gibi hizmet verilen grubun özelliğidir. Demek istediği yaşlıya, işçiye, çocuğa farklı özellikte menü hazırlanır. Hazırlanan menü de 1., 2., 3. kap yemekler birbirine uygun bir şekilde belirlenmelidir.

  • 1. kap dediğimiz grubu et, balık, tavuk, yumurta gurubunu oluşturur.
  • 2. kap dediğimiz grubu çorbalar, pilavlar, makarnalar, zeytinyağlı yemekler oluşturur.
  • 3. kap ise meyveler, salatalar, yoğurt, ayran, cacık türü yiyecekler oluşturur.

5⃣Şartnameler

Hazırlanan menünün kalitesini hizmet verilen grubun olumlu sonuçları gösterir. Yemeklerin dökülmemesi en önemli göstergedir. Bu çalışma alanının diğer bir işi de uygun kalite de malzemenin depoya girmesini sağlamaktır. Bunun için uygun teknik şartnameler hazırlanır. Sonrasında buna uygun et, tavuk, balık, sebze, meyve alınmalıdır. Eğer uygun kalite de değil ise ürünlerin depoya girmesine kesinlikle müdahale edilmemelidir. Depodan giren-çıkan ürünler için depo sorumlusu ile uyumlu bir çalışma içinde olunmalıdır.

Sağlıklı bir menü ve sağlıklı bir hizmet için bu alana çok fazla diyetisyen ihtiyacı vardır.