migrende diyet fatma yılmaz diyetisyen beslenme

Migren ve beslenme tedavisi

Migren, başın belirli bir bölümünde meydana gelen ve kusmayla birlikte ışığa hassasiyetin meydana geldiği baş ağrısıdır.

Migren tedavisinde ilaç kullanmanın yanı sıra yaşam düzenine de dikkat etmek gerekmektedir. Bu nedenden dolayı migren hastaları uyku düzenlerine dikkat etmeli ve hayatlarındaki stresi azaltma yoluna gitmelidir. Düzenli olarak spor yapmaları da tavsiye edilmektedir. Bunun yanında beslenme düzenlerine de dikkat etmelidirler.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Migren tipleri

Aurasız migren

Migren hastalarının %85’inde görülür. 4 – 72 saat süresince atak devam eder. Mide bulantısı ve fotofobi eşlik eder.

Auralı migren

Mide bulantısı ve fotofobi eşlik eder. Nörolojik semptomlarla birlikte görülür.

Oftalmoplejik migren

Retinal migren

Sınıflandıralamayan migren

[irp]

Migren tanısı

  • 4 – 72 saat süreyle kalıcı ağrı olması
  • Tek taraflı olan baş ağrısı
  • Zonklama şeklinde baş ağrısı
  • Bulantı – kusma
  • Fotofobi ve fonofobi
  • Kronik migren için 15 günden fazla ağrının devam etmesi
  • Baş ağrısı nedeni olarak başka hastalık bulunmaması

migren, baş ağrısı

Migrende diyetisyen denetiminde tıbbi beslenme tedavisi

Bazı besinlerdeki bileşenler baş ağrısına sebep olabilmektedir. Bu bileşenlerden bazıları şunlardır: tiramin, feniletilamin, seratonin, vazoaktif aminler, alkol, flavonoid, kafein, bakır… Bunun dışında yiyeceklere sonradan eklenen şeyler de ağrıyı tetiklemektedir. Bunlar ise; monosodyum glutamat, gıda boyaları, gıda aroma vericileri, meyan kökü ekstresi, aspartam gibi…

[irp]

Açlık ve migren

Açlık durumu beyni doğudan etkileyen bir durumdur. Beyin glikozsuz kaldığı zaman damarlarda vazodilasyon olur ve migrenle ilişkilendirilir. Migrenli bireylerde açlık durumunda atağın geçirilme ihtimali %60 artar. Öğün atlamak, uzun süre aç kalmak hipoglisemiye neden olur bu da migreni tetikler. Gece geç uyuyup sabah geç kalkan bireylerde de bu durum görülebilir ve atak oluşabilir. Bu nedenle en az 3 ana öğün tüketilmeli ve uzun süreli açlık durumundan kaçınılmalıdır. Açlık hissedilmeye başlamadan ara öğünle pekiştirilmelidir.

migren nedir, migrene ne iyi gelir, migren tedavisi, migrende diyet

Migreni tetikleyen besinler

Migrenli bireylerin bazı besinlere karşı hassasiyeti vardır. Fermente ürünler (peynir, kefir, turşu, sirke gibi), alkol ürünleri (özellikle kırmızı şarap), mayalı ürünler, kafein, yulaf unu, çikolata, kakao, hızlı bir şekilde soğuk içeceklerin tüketilmesi (dondurma ve maden suları gibi) bakırdan zengin olarak nitendirdiğimiz iç organ etleri, sakatatlar olarak sayabiliriz. Diyetteki yağ migrenli hastalar için önemlidir. Diyette çoklu doymamış yağ asitleri eklenmelidir.

[irp]

Beslenme önerileri

  • Uzun süre aç kalınmamalı. Öğünler arası 2-3 saat olmalı.
  • Yüksek miktarda karbonhidrat içeren öğünlerden kaçınılmalıdır. Çünkü şeker birden yükselip birden düşebilir.
  • Diyette posa miktarının artırılası önerilmektedir.(sebze ve meyve)
  • Hipogliseminin önlenmesi için kompleks karbonhidrat ve proteinler tüketilmelidir.
  • Mümkün olduğu sürece hazır, işlenmiş gıdaların tüketiminden kaçınılmalıdır.
  • Peynir, bira şarap fermente et (sucuk gibi), deniz ürünleri, kafein, çikolata, kakao, fermente süt ürünleri dondurma, soğuk ürünler tüketirken dikkatli olunmalıdır.
  • Bazı migren atakları Magnezyum minerali eksikliğine bağlı oluşabilir. Bu nedenle magnezyum içeren besinler tüketilmeli ve kan Mg seviyesi kontrol edilmelidir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

DİYETİSYEN FATMA YILMAZ GERÇEK DİYETİSYENLER KRİLL YAĞI

Antarktika’dan gelen sağlık: “Krill yağı”

Krill, karidese benzeyen Antartika’da yayılım gösteren bir deniz canlısıdır.

Krillin yapısında bol miktarda omega 3 barındırır. Aynı zamanda antioksidan içeriği de yüksektir.  Peki neden krill yağındaki omega 3, balıktan elde edilen omega 3’ten farklıdır?

KRİLL YAĞI krill oil

Çünkü krill oildeki yağ asitleri fosfolipitler halinde depolanırken balıkta trigliserit halinde depolanmaktadır. Trigliserit yerine fosfolipit olarak depolanmasının farkı şudur: Fosfolipitler lipidlerin yararlılığını artırır ve DHA ve EPA emilimini kolaylaştırır.  EPA ve DHA’nın faydalarını kısaca sayacak olursak:

  • Beyin gelişimi açısından ve bilişsel davranışlar için elzemdir.
  • Sağlıklı hücre membranı oluşumuna yardımcı olur.
  • Kan damarlarının yapısının korunması ve kalp sağlığı için koruyucu etki gösterir.

KRİLL YAĞI krill oil

Krill yağının sağlığa yararları

  • Kan yağlarından LDL’nin düşmesini, HDL’nin yükselmesini sağlar. Ayrıca trigliserit düzeyinin düşmesine yardımcıdır.
  • Beynimizi yaşlanmaya karşı korur.
  • Bilişsel fonksiyonları güçlendirir.
  • Kolestrol düşürücü etkisinden dolayı kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucudur.
  • Eklem iltihaplarını azaltır.
  • Yapısındaki antioksidanlarla birçok hastalığa ve oksidatif strese karşı koruyucudur.
  • Depresyon, halsizlik ve bazı psikolojik hastalıklara karşı olumlu etkiler göstermektedir.
  • Cilt kırışıklıklarına karşı olumlu etkisinin yanı sıra cilt kanserine karşı koruyucudur.
  • Karaciğer yağlanmasına karşı koruyucudur.
  • Kandaki CRP düzeyini düşürücü etkisi vardır ve bu nedenle antiinflamatuardır.

KRİLL YAĞI krill oil

Krill yağında bulunan “astaksantin”in sağlığa yararları

  • Güçlü bir antioksidandır.
  • UV ışınlarına karşı koruyucudur.
  • Cilt kanserine karşı koruyucudur.
  • Antiinflamatuar etki gösterir hastalıklara karşı.
  • Diyabete karşı koruyucudur.
  • Kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucudur.
  • Hastalıklara karşı oluşan immün yanıtı artırır.
  • Beyin ve sinir sistemini serbest radikallere karşı korur.

KRİLL YAĞI krill oil

Krill yağının hiç zararı yok mu?

Krill Antartika’da yaşadığı için bünyesinde cıva birikimi söz konusu değildir. Bu nedenle tüketimi normal balık yağına göre daha güvenilirdir. Fakat deniz ürünlerine alerjisi olan kişiler dikkat etmelidirler. Ayrıca kanın pıhtılaşmasını geciktirici etkisi vardır diğer omega 3 içeren yağlarda olduğu gibi. Bu nedenle ameliyat öncesi ve bazı cerrahi işlemlerde dikkat edilmesi gerekmektedir.

KRİLL YAĞI krill oil

Krill yağının kullanım önerisi ne kadardır?

Bazı bilim adamlarına göre kullanım süresi 3 ay olmalıdır ve günlük alım dozu 500 mg – 3000 mg arasında olmalıdır.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

diyabet obezite flavonoidler fatma yılmaz diyetisyen

Flavonoidlerin “Diabetes mellitus” ve “Obezite”ye etkileri

Besinlerle aldığımız biyo-aktif bileşikler sindirim sisteminde bazı enzimleri inhibe etme, termojenezi artırma, adipoz farklılığını önleme, lipit metabolimasını artırma, iştahı azaltma gibi etkilerle ağırlık kontrolünde etkili olup obeziteye karşı yaklaşım olarak geliştirilmektedir.

şişmanlık ve obezite

Bazı besinlerin obeziteyle olan ilişkileri

  • Pankreatik lipaz aktivitesinin inhibisyonu:  Kitosan, levan, mate çayı, oolong çayı, yasemin çayı, yeşil çay
  • Termojenezi artırma: Turunç, soya fasulyesi
  • Adiposit farklılığı önleme: Zerdeçal, kırmızı biber, muz yaprağı, sarımsak, keten tohumu, siyah soya
  • Lipit metabolizmasını artırma: Bitki çayları, tarçın
  • İştahı azaltma: Çam fıstığı, nar yaprağı, gingseng

mate çayı zayıflatır mı, mate kilo verdirir mi

Polifenoller lipit ve nişasta sindiriminde yer alan lipaz, proteaz ve glikosidaz gibi enzimleri inhibe ederek besinlerin emilimi azalttığı yapılan çalışmalarda bildirilmiştir. Bu durum da enerji alımı ve kan glikozunun kontrolü üzerine olumlu etkiler göstermektedir.

Flavonlar, flavonoller, tanen ve kalkon gibi birçok polifenol bileşeni pankreatik lipaz üzerine inhibisyon etkisi gösterir. Meyve, sebze ve özellikle kırmızı şarap ve çay gibi besinler tripsin, amilaz, lipaz gibi sindirim enzimlerine inhibitör etki göstererek lipit emilimini azaltarak plazma trigliserit düzeyinin azalmasına yardımcı olurlar. Elmada bulunan klorojenik asit, kateşin, epikateşin, rutin ve prosiyanidinler pankreatik lipaz aktivitesini inhibe ettiği bildirilmiştir.

fitokimyasallar

Çay polifenollerinden kateşin, epigallokateşin, epigallokateşin gallat ve epikateşin; alfa amilaz, pepsin, tripsin, ve lipaz üzerine inhibitör etki göstermektedir. Üzüm çekirdeği ekstratı da fitokimyasallar açısından zengin olup pankreatik lipaz ve lipoprotein lipaz üzerine inhibitör etki ederek yağ emilimini azaltır ve adipoz dokuda birikmesini azaltır.

Böğürtlen içerdiği antosiyanin ve ellagitanin gibi bileşenlerle postprandiyal hiperglisemi üzerine azaltıcı etki göstermektedir. Aynı zamanda pankreatik lipaz üzerine de inhibisyon etkisi gözlenmiştir. Saponinler birçok sebzenin kök ve rizomlarında bulunan bir fitokimyasaldır. Bu fitokimyasallar pankreatik lipazı inhibe ederek obezite ve bununla ilişkili hastalıkların tedavisinde etkilidir.

ginseng, cinsenk, cinsellik hapı
Ginseng ve kapsülü

Gingseng yapraklarının saponinlerce zengin taraflarından elde edilen maddeler in vitro çalışmalarda pankreatik lipaz üzerine inhibe edici etki göstermiştir. Japon atkestanesi ve Avrupa atkestanesi çekirdeklerinde yer alan triterpenler antidiyabetik ve anti obezite etkisi gösterir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

flavonoidler, fatma yılmaz

Flavonoidlerin “kardiyovasküler hastalıklar ve kan lipidleri”ne etkileri

Ateroskleroz için risk faktörleri arasında hiperlipidemi ve oksidatif stres başta gelir.

Polifenollerin de bu mekanizma üzerine etkinliği çalışmalarla bildirilmiştir. Çalışmalarda myokard infarktüsü ve iskemik kalp hastalığına neden olan trombozis oluşumuna bitkisel fenolik bileşiklerin etkili olduğu saptanmıştır.

Kersetin ise kapiller geçirgenliği artırarak ve platelet kümeleşmeyi engelleyerek kardiyovasküler hastalıklara karşı etkilidir.  Besinlerle kuarsetin, miristein, kaempferol ve luteolin alımının artmasıyla plazmada total kolestrol ve LDL-K seviyelerinin düştüğü ve koroner mortalitede azalma gözlenmiştir.

Çay, çikolata ve kırmız şarap polifenol açısından zengindir ve antioksidan özellik göstererek kanser ve koroner kalp hastalıkları üzerine etkilidir. Yeşil çay, anjiyogenezisi engeller ve kolestrolü düşürür. Gastrointestinal sistemde lipidleri absorbe ederek kardiyovasküler hastalıklar üzerine etkilidir. Siyah çay ise koroner arter hastalıklarında endotel disfonksiyonunu önler.

kırmızı üzüm

Kırmızı üzümün kabuğunda antioksidan özellikte polifenoller yer almaktadır. Şarap içmek istemeyen bireyler üzüm suyu içtiğinde de aynı etkiyi elde ettikleri çalışmalarla ispatlanmıştır. Üzüm suyu tüketildiğinde trombosit agregasyonu da azalmaktadır. Kırmızı şarapta, beyaz şaraba göre 20 – 50 kat daha fazla polifenol bulunmaktadır. Bu polifenol bileşikleri LDL-K oksidasyonunu önlemektedir. Soya, kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi ve serum kolestrolünün düşürülmesi üzerine etkilidir.

Bir çalışmada çay tüketimi arttıkça serum kolestrol düzeyinde azalma olduğu ve sistolik kan basıncıyla arasında negatif korelasyon olduğu olduğu belirtilmiştir.

Nar suyunda bulunan delfinidin, siyanidin, pelargonidin gibi antosiyaninlerle pinikalin, ellagatin ve allagik asit yüksek antioksidan kapasite içerir ve bileşimindeki bu maddelerden damar hasarını engeller.

Cevizin kardiyovasaküler hastalıklara olan olumlu etkisi ise içeriğindeki protosiyanidinlerden kaynaklanmaktadır.

ceviz diyet kalori

Hipertansiyonla flovonoid ilişkisi arasında yapılan sayısız çalışmada olumlu etki gösterdiği ispatlanmıştır. Hipertansiyonun majör riski olan inmeye (stroke) karşı sebze, meyve ve çay tüketiminin koruyucu etki sağladığı ifade edilmiştir.

Flavonoid içeriği yüksek besinler tüketen bireylerin hipertansiyon oranının düştüğü görülmüştür. Yapılan bir çalışmada günde 120 ml yeşil veya oolong çayını en az bir yıl boyunca tüketen bireylerde hipertansiyon riski önemli düzeylerde azaldığı bildirilmiştir.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

Flavonoidlerin kanser üzerine etkileri

Meyve ve sebze tüketmeyen bireylerde, tüketen bireylere göre kanser görülme riski iki kat daha fazladır…

Flavonoidlerin sağlığa etkileri – I

Özellikle akciğer, özefagus, ağız boşluğu, pankreas, mide, kolon, rektum, mesane ve larinks kanserine karşı koruyucu etkisi bulunmaktadır. Bu hastalıkları önlemek için günde 5 porsiyon renkli sebze ve meyve tüketilmelidir.

Domateste bulunan likopen, A vitamini benzeri madde olup prostat, meme, sindirim sistemi, mesane, deri ve serviks kanserine karşı etkilidir ve bu etkisini antioksidan özelliğiyle yapmaktadır. Brokoli, karnabahar ve lahana gibi besinler de kansere karşı etkilidir. Bu etkiyi içerdikleri glukozinatlarla göstermektedir.

gmo, GDO, Genetiği değiştirilmiş organizma (1)

İndol, izosiyonat ve sulforan gibi fitokimyasallar ise DNA hasarını önleyen ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini arttıran yapılardır. Sarımsak ise yıllardır tıbbi amaçlı kullanılmaktadır. Etkisini yapısındaki allisin, allik sülfitler gibi organosülfür bileşikleri ile sağlamaktadır. Soğanda da bulunan allik sülfitler immün sistemi güçlendirir, karsinojen maddelerin atımını sağlar, tümör hücrelerinin oluşumunu baskılayan enzim sistemlerini uyarır.

bağışıklık sistemi immün sistem hiv aids
Flavonoidlerin büyük bir kısmı glutatyon-S-transferaz (GST) aktive ederek mutajenik etkiye sahip ksenobiyotikleri detoksifiye eder.  Östrojen gibi davranan bitkisel kimyasallara fitoöstrojen denilir ve bu fitoöstrojenler hormon bağımlı meme, hipospadias, testis ve prostat kanserleri üzerine etkilidir. Fitoöstrojen kaynağı olarak en başta soya ve ürünleri gelir ve etkisini fitosteroller, saponinler, fenolik asit, fitik asit, izoflavonlar, genistein ve diadzein gibi yapılarla gösterir.  Siyah çay tüketiminin kanser üzerine etkisi üzerine de araştırılmalar yürütülmektedir.

Antioksidant,B6 vitamini,bağışıklık hüreleri,bağışıklık sistemi,besin çeşitliliği,Çinko,folik asit,yeşil yapraklı sebzeler, Diyetisyen Sibel Mumcu, Diyetisyen Sibel Mumcu kimdir, Diyetisyen Sibel Mumcu yazıları, Diyetisyen Sibel Mumcu bağışıklık sistemi, gıda hattı, gıda gündemi, bağışıklığı yükselten besinler, bağışıklığa iyi gelen gıdalar,

İn vitro çalışmalarda çayın yapısında bulunan epigallokateşin-3-gallo (EGCG) ve theaflavin kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını engeller ankanserlerik insan çalışmalarında bu koruyuculuk henüz netleşmemiştir. Yeşil çay tüketimiyle ilgili yapılan çalışmalarda boğaz, prostat ve göğüs kanserlerine karşı koruyucu etki gösterdiği belirtilmiştir.

Ağız  kanserleri

Yeşil Çay 6 ay uygulamadan sonra lezyonlarda %37.9 kısmi azalma…

Yemek Borusu kanserleri

Yeşil ve siyah çay etkisiz…

Mide kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay Günde 7 finkanserlerin veya daha fazla yeşil çay tüketenlerde kanser riskinde %31’e varan azalma…

fitokimyasallar yazı dizisi

Pankreas kanserleri

Yeşil Çay 200 g/ay’a kadar tüketen erkeklerde kanser riskinde % 12, kadınlarda %53; 200 g/ay’dan fazla tüketen erkeklerde % 43, kadınlarda % 47 azalma…

Kolerektal kanserler

Siyah Çay Günde 2 veya daha fazla finkanserlerin çay tüketenlerde kolon kanser riskinde % 4, rektum kanseri riskinde % 44, kolorektumda % 21 azalma…

Deri kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, çay+UV ışın uygulanan grupta su+UV ışın verilen gruba göre % 30–42 daha az karetoakantoma ve % 26-33’den daha az squamus deri tümörü…

Akciğer kanserleri

Siyah Çay Farelerle yapılan çalışmada, 4-tilnitrozamin–1(3-piridil)1-bütanon uygulanan grupta su+4–metilnitrozamin–1–(3–piridil)–1–bütanon uygulanan gruba göre tümör oluşumunda % 24 azalma, mevcut tümör boyutlarında % 38 küçülme…

Prostat kanserleri

Yeşil ve Siyah Çay 2 finkanserlerin/gün’den çok çay tüketenlerde kanser riskinde % 30 azalma
Mesane Yeşil Çay Kadınlarda kanser riskinde % 50 azalma…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

fitokimyasallar

Flavonoidlerin sağlığa etkileri – I

Meyve ve sebzeler, lezzetin yanında bitkisel kimyasalları içermekte ve bunlar hastalıklara karşı koruyucu etki göstermektedir. Bu koruyucu etkiyi sağlayan aktif bileşiklere fitokimyasal denilmektedir.

Fitokimyasallar:

  • kanserler,
  • koroner kalp hastalıkları,
  • diyabet,
  • yüksek kan basıncı,
  • inflamatuar, viral, parazitik hastalıklar ve
  • psikolojik hastalıklar gibi çeşitli hastalıklar üzerine yararlı etkiler gösterir.

fitokimyasallar

Kronik hastalıkların oluşmasına bazı serbest oksijen radikali neden olmaktadır. Bu nedenle de fitokimyasalların önemi artmaktadır.

Oksidatif stresin:

  • protein,
  • DNA ve
  • lipitler üzerine zararlı etkisi olmasından dolayı kalp hastalıkları ve kanser oluşma riski artar.

fitokimyasallar

Eğer DNA hasarı onarılmazsa mutasyonlara, zincir ve kromozom kırılmalarına neden olur. Kopan parçalar değişik yerlere yerleşir. Bu hasarı önlemek veya en aza indirmek için yeterli miktarlarda antioksidan tüketilmelidir. Bu antioksidanları yapay şekilde veya ilaç olarak almak yerine doğal olarak tüketilmelidir.

Diğer fonksiyonel bileşiklerle birlikte alınması sinerjistik etki ile etkinliğini daha fazla göstermektedir.

fitokimyasallar

Hastalıkların önlenmesi ve tedavi sürecinde bitkilerde bulunan:

  • karotenoidler,
  • antioksidan vitaminler,
  • fenolik bileşikler,
  • terpenoidler,
  • indoller etkilidir.

fitokimyasallar yazı dizisi

Yeni çalışmalarda:

  • çay kateşinleri,
  • domates likopeni,
  • yeşil yapraklı sebzelerden lutein ve
  • zeaksantin gibi fitokimyasalların da hastalıklar üzerine yararlı etkileri olduğu bildirilmiştir.
Her hafta flavonoidlerin bir hastalık üzerine etkisini inceleyeceğiz. Takipte kalın…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

fatma yılmaz fonksiyonel besin

6 madde ile: “Fonksiyonel besinler”

Gıda sektöründe yeni eğilim olarak besin değeri daha yüksek, daha sağlıklı ve hastalıklar üzerine etkili bazı besin gruplarına yönelim başlamıştır.

Bu özellikleri barındıran gruplara fonksiyonel besinler denmektedir. Bu besinler besleyici özelliklerinin yanında fiziksel ve zihinsel aktivite, hastalıklar üzerine etki, fizyolojik işlevler üzerine de etkilidir.

1. Bilinçli veya bilinçsiz bir tüketim söz konusu

Fonksiyonel besinler aslında günlük tükettiğimiz besinler arasında yer almaktadır. Fonksiyonel özellik taşıyan bitkiler son yıllarda bireyler üzerinde kullanılmıştır. Bu ürünler hem ekonomik hem de kolay ulaşılabilir ve doğal olması nedeniyle bilinçli veya bilinçsiz bir tüketim söz konusudur.
Fonksiyonel besinlerle ilgili ilk çalışmalar Japonya’da 1984 yılında başlamıştır. Lifli besinler ilk ticari fonksiyonel besinler olarak piyasaya sürülmüştür. 1988’de Japonya’da Fibre-mini adında yumuşak bir içecek olarak ilk fonksiyonel ürün üretilmiştir. Bu ürün mide-bağırsak düzenleyici olarak satışa sürülmüştür.

2. Bir besinin fonksiyonel olarak değerlendirilebilmesi

Bir besinin fonksiyonel olarak değerlendirilebilmesi için bazı özelliklere sahip olmalıdır. Bunlar; sağlığın devam ettirilmesi ve iyileştirici özelliğinin olması aynı zamanda diyete katkı sağlamalı, nutrisiyonel ve tıbbi temellere dayanmalı ve bu hususlarda tespit edilebilir olmalı, bileşenleri güvenilir olmalı, fiziko-kimyasal özellikleri iyi bilinmeli ve kantitatif-kalitatif yollarla tespit edilebilir olmalı, besinlerle karıştırıldığında zararlı bir etki oluşmamalı, bireyin normal beslenme düzeninde yer alan besinlerden olmalı, bu besinler ve bileşenleri ilaç gibi kullanılmamalıdır.

3. Antioksidan kapasite

Günümüzde antimikrobiyal, antidiyabetik, antiinflamatuar, antikanser ve antioksidan özellikleri ile dikkat çeken bu besinler birçok araştırmaya konu olmuştur ve hayvanlar üzerinde birçok çalışma yapılmıştır.

Yapılan çalışmalar daha çok serbest radikallerin sebep olduğu etkiler, sentetik ve doğal antioksidanlar üzerine yoğunlaşmıştır.

Bu çalışmalar sonucunda bitkilerin bu yararlı etkilerinin antioksidan kapasiteye sahip fenolik yapıdaki bileşiklerden kaynaklandığı belirtilmiştir. Fenolik bileşikler ise bitkilerin meyve, tohum, çiçek, yaprak, dal ve gövdelerinde yer alan sekonder metabolit olarak işlev gören bileşiklerdir.

4. Fenolik bileşikler

Yaklaşık 4000 bitkisel kökenli fenolik bileşik tanımlanmıştır. Bu fenolik bileşikler insan sağlığı üzerine etkisi yanında bitkinin kendisinde de büyüme, gelişme, pestlere karşı korunma, renk ve tat özelliklerine etki etmektedir.

Fenolik bileşikler, fenolik asitler ve flavonoidler olarak ikiye ayrılır. Fenolik bileşiklerden bazıları meyve sebzelerde lezzet oluşumunda görev alır. Acı-buruk tat oluşumunda etkilidir. Bazıları da renk oluşumunda yer almaktadır. Meyve ve sebze işleme aşamasında ise enzimatik olaylar meydana getirmektedirler. Örneğin esmerleşme gibi renk değişiklikleri.

5. Biyoflavanoidler

Fenolik bileşiklere beslenmeye olan önemli katkılarından dolayı biyoflavonoid adı verilmiştir. Bazı kaynaklarda ise P faktörü (perneabilite faktörü) veya P vitamini olarak adlandırılmaktadır.

Bu bileşenler birçok hastalık üzerine etkilidir. Bunlardan bazıları; obezite, kalp ve damar hastalıkları, osteoporoz, kanser, nörodejeneratif hastalıklardır. Bu fenolik bileşenlere olan ilgi topluma göre farklılık göstermektedir. Çeşitli epidemiyoloji çalışma sonuçlarına göre sebze ve meyvelerden zengin beslenmenin birçok hastalığa karşı koruyucu etkisi vardır. Bu etki flavonoidlerle birlikte vitamin ve karetinoidlerle birlikte sağlanmaktadır. Flavonoidler sağlığa olumlu etki etmektedir fakat besinlerle alımı yapılırken ne kadar miktarda tüketildiğini saptamak zordur. Ayrıca bu durumla ilgili yapılan çalışma sayısı da çok azdır.

6. Besin takviye pazarı

Ülkemizde bireyler diyetle yeterli miktarlarda alamadıklarını düşündükleri bu bileşenleri ekstrelerle desteklenmiş ek besinler olarak takviye etmeye çalışmaktadır. Bu durum da yeni bir pazar ortaya çıkarmıştır. Dahasını diyetisyeninize danışabilirsiniz.

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz

diyetisyen fatma yılmaz süt

Hangi sütü kullanmalıyız? Kutu süt mü yoksa sokak sütü mü?

Süt memeli hayvanların kendi nesillerini besleyip büyütmek için salgıladığı sıvıdır. İlk 6 ay her canlı kendi annesinin sütü almalı ve 6 aydan sonra başka canlıların sütünü kullanmaya başlamalıdır.

Ülkemizde süt için kullanılan hayvanların başında inek gelir. Daha sonra bu sırayı manda, koyun ve keçi izler.

Süt, C vitamini ve demir minerali dışında bütün besin ögelerini içerir. Bu nedenle süt ve süt grubu besinler günlük beslenme düzenimizde yer almalıdır.

Süt kurallarına göre tüketilirse yararlıdır. Peki nedir bu kurallar…

Süt sağılırken insandan, hayvandan, ahırdan ve ortamdaki her türlü mikroorganizmadan dolayı kirlenebilir. Toplama ve taşınması sırasında da bu durum gerçekleşebilir. Bu nedenle sütün sağımından toplama ve taşıma aşamasına kadar titizlikle sağlık zincirinin uygulanması gerekir. Köy yerinde insanlar sütü sağıp hemen işler veya kaynatır. Bu nedenle kirlenme ve bulaş oluşma ihtimali aza iner fakat kentlerde yaşayan insanlar için durum böyle değildir. Kentlerde sütün kapımıza gelene kadar hangi ortamlarda kaldığını ve ne tür işlemlerden geçtiğini bilemeyiz. Bu nedenle sokak sütünü kaynağını bilmediğimiz yerden almamalıyız.

Hazır sütler ne gibi işlemlerden geçer ve besin değeri kaybolur mu?

Fabrikalar kaynağını bilmediği sütleri almaz. Bu nedenle süt belirli bir noktadan toplanır. Toplanan bu sütler sıcaklık derecesi uygun araçlarla fabrikaya taşınır. Taşınan sütler günlük süt olacaksa yani sadece pastörize edilecekse 80 derecede 15 sn beklenir ve içerisindeki zararlı mikroorganizmalar ölür ve bu sütün saklanma günü 1 veya 2 gündür. Sonrasında bozulma meydana gelir. UHT yani uzun ömürlü sütler ise 135-150°C’de  2-4 saniyede ısıtılarak bütün mikroorganizmalardan temizlenir. Pastörize sütle UHT sütün farkı ise pastörizede sadece zararlı mikroorganizmalar temizlenirken, UHT sütte tüm mikroorganizmalar ve onların sporları da temizlenir. Tek farkı budur. Besin değeri açısından farkları yoktur.

Sokak sütleri kaynatıldığında B vitaminlerinin %80’i kaybolur bu nedenle uzun ömürlü veya pastörize süt tercih etmek daha doğru olacaktır. UHT  ve pastörize sütler herhangi bir katkı maddesi içermez ve vitamin mineral kaybı yaşanmaz.

Temizlik ve güvenilirlik açısından da sokak sütleri için her zaman kafanızda bir soru işareti olsun, dahası için diyetisyeninize başvurun, sağlıklı günler…

Gerçek Diyetisyenler Sitesi Uzman Yazarı - Diyetisyen fatma yılmaz